HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Görünmeyen Dünya - 2

Görünmeyen Dünya - 2

Harun Yahya
14491
18 Mart, 2017
Görünmeyen Dünya
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Görünmeyen Dünya 2

 

Gözler: İnsan Vücudunun Dış Dünyaya Açılan Pencereleri, En Güçlü Algı Aracımız

 

Etrafımızdaki ve çevremizdeki her şeyi büyük oranda görmediğimiz sayesinde tanıyoruz ve tanımlayabiliyoruz. Ama gördüklerimiz aslında gerçek dünyanın tamamı değil. Her an, her saniye gerçekleşen ve göremediğimiz çok fazla detay var. Bu programda size gördüklerimizden değil, çok küçük ölçeklerde gerçekleşen, çok hızlı olan ya da çok yavaş olan göremediğimiz olağanüstü olaylardan bahsedeceğiz. Görünmeyen Dünya başlıyor.

 

GÖRÜNMEYEN DÜNYA

 

Evrende nereye bakarsak kesintisiz, mükemmel bir düzene şahit oluruz. Ancak göremediğimiz yerlerde de matematiksel oranlar, hayati fonksiyonlarımızı birinci derecene etkileyen ince dengeler, mücevhere benzeyen canlılar, sanat eserlerinden çok daha etkileyici desenler var. Son dönemde teknoloji ve bilim daha gelişti. Görünmeyenler görünür olmaya başladı. Ve keşfedilen her yeni bilgi, yaratılışın gerçekliğini, muhteşem ve sonsuz bir aklın varlığını, Allah'ın büyüklüğünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Bugün sizlere dünyanın en yaşlı canlısından ve bu canlıların milyarlarca yıldır değişmediğinden, mikro dünyanın sayısal mucizelerinden, bilmediğimiz renklerin varlığından ve görünmeyen dünyanın hayret veren birçok özelliğinden bahsedeceğiz. Görünmeyen dünyaya hoş geldiniz.

 

Mikrodünyaya Hoş Geldiniz

 

Gözümüzle göremediğimiz halde varlığını en iyi bildiğiniz canlılardan biri kuşkusuz bakterilerdir. Yeryüzünde aklınıza gelebilecek her ortamda bakteriler mevcuttur. Her yer deyip geçmeyelim, her yerin neyi ifade ettiği üzerinde biraz duralım.

Bakteriler başka hiçbir canlının hayatta kalamadığı zorlu ortamlarda rahatlıkla yaşamlarını sürdürebilirler. En yüksek dağın tepesinden okyanusun kilometrelerce altındaki derinliklerine, buzullardan asitli sıcak su kaynaklarına, topraktan insan derisine hatta radyoaktif atıklara kadar pek çok alanda yaşayabilen bakteri türleri bulabilirsiniz. Her şartta yaşayabilme özelliklerinden ötürü bakteriler dünyanın en fazla sayıdaki canlılarıdır.

Bakterilerin en dikkat çekici yerleşim alanlarından biri ise vücudumuz. Bakterilerin vücudumuzun sabit sakinleri olduğu bilinen bir gerçek. Programımızın ilk bölümünde de bahsettiğimiz gibi bakterilerin içimizde apayrı bir dünyaları var ve büyük oranda bize fayda sağlayarak hayatta kalmamıza vesile oluyorlar.

Bize zarar veren bakteri türlerine gelirsek. Onlara karşı ise vücudumuzda çok özel bir sistem yaratılmış. Bağışıklık sistemimiz, bizi korumak için düşmanlarına karşı plan yapıyor, bazen hemen, bazen zaman içinde düşmanlar etkisiz hale getiriliyor. Savunma sistemiyle savaşçıları, bizi savunmak için etkili silahlar kullanmak zorunda. Çünkü karşı tarafta da bildiğimiz teknolojilerin çok üstünde organize olabilme yeteneğine sahip mikrovarlıklar bulunuyor.

Bakteriler aynı zamanda dünyanın en yaşlı canlıları. 3,5 milyar yıl öncesine dayanan kayıtları bunu ispatlıyor. Yani geçmişleri dinozorlardan bile daha eskiye dayanıyor. Bu konuyu daha detaylı öğrenmek için hep birlikte izleyelim.

 

Mikrodünyadan Bilim Haberleri

Dünyanın en eski canlıları

 

2013 yılında Avustralya'da kum taşları içerisinde fosilleşmiş bir ekosistem ortaya çıkarıldı. Araştırmacı Nora Knopf ve ekibinin yaptığı çalışmada bundan 3.48 milyar yıl önce şimdiki gibi özelliklere sahip siyanobakterilerin varlığı ispatlandı. Günümüzdeki akrabalarıyla aynı özelliklere sahip olan bu bakteriler dünyanın bilinen en yaşlı sakinleri.

Bakteriler de tüm canlılar gibi kendilerine evler inşa ederler. Evleri genellikle taş ve tortuların içerisine ipliksi katmanlar halinde yerleşmeleri sonucu oluşur. Bu evler genelde yuvarlak, bazen suyun altında bazen de üstünde bulunan kaya parçalarına benzerler. Bu yapılara stromatolit adı verilir. Stromatolitler genellikle kalsiyum ve karbonattan zengin bölgelerde oluşurlar. Siyanobakteriler, diğer adıyla mavi yeşil algler, oksijen olmayan ortamda fotosentez yaparak yaşayabilen canlılardır. İnsanlar ya da hayvanlar güneş enerjisini besine çeviremez. Ama Siyanobakteriler aynı bitkilerde olduğu gibi güneş enerjisinden besin üretirler ve bu sırada atmosfere oksijen bırakırlar. Atmosferdeki oksijenin yarısından fazlasını mavi yeşil algler üretir. Fakat bu işlem hiç kolay değildir.

Fotosentez her basamağında çok sayıda enzimin görev aldığı, çok hassas dengelere bağlı bir dizi reaksiyonla meydana gelir. Dünyanın çeşitli yerlerindeki stromatolitleri inceleyen Knopf ve ekibinin keşfettiği en eski stromatolitin içerisinde de 3.48 milyar yaşındaki siyanobakteriler bulunuyordu. Ve günümüzdeki akrabalarıyla neredeyse aynı özelliklere sahip olduklarını keşfettiler.

Fotosentez işleminin detayları, Siyanobakterilerin karmaşık yapıları ve aradan geçen milyarlarca yıl göz önüne alındığında değişiklik olmamış olması ve fosilleşmiş bakterilerin bugünkü akrabalarına neredeyse birebir benzemesi evrimin gerçekleşmediğini çok açık şekilde ortaya koyuyor.

Fosil kayıtlarına baktığımızda bakterilerde hiçbir değişim olmadığını görüyoruz. Peki bu ne anlama gelir? Evrim teorisi, canlıların bugün gördüğümüz hallerinin çok sayıda değişim sonrasında ortaya çıktığını, yani canlıların günümüze dek değişerek geldiğini iddia eder. Dolayısıyla Darwinistlerin iddiaları doğru olsa, canlılık tarihinin tek somut kaydı ve kanıtı olan fosillerin bize bu değişimi mutlaka göstermesi gerekir. Eğer evrim yaşandıysa, canlıların, örneğin bir atın bugünkü haline kavuşana kadar geçtiği aşamaları fosil kayıtlarında görebilmeliyiz. Fosil kayıtlarında değişim yoksa evrim diye bir süreç de yaşanmamış demektir.

Peki fosillere baktığımızda ne görürüz? Bugüne kadar elde edilmiş 600 milyondan fazla fosil vardır. Ve 600 milyon fosilin hiçbirinde herhangi bir değişim yani evrime delil görülmemektedir. Fosiller canlıların on milyonlarca yıl geçse de hiç değişmeden varlığını devam ettirdiğini yani evrim geçirmediğini ispatlamıştır. İşte Darwinistlerin iddialarını yıkan fosil örneklerinden biri de on değil yüz değil milyar yıllık bakteri fosilleridir. Bilinen en eski bakteri fosili 3.48 milyar yıl yaşındadır. Ve 3.48 milyar yıl geri gittiğimizde fosil bakterilerle günümüz bakterileri tıpa tıp aynıdır. Üstelik, evrimcilerin kendilerince ilkel olarak nitelendirdiği bakteriler ilkel olmaktan oldukça uzaktır. Bakteriler adeta kimya laboratuvarı gibi çalışır bilim adamlarının ileri teknolojiye sahip laboratuvarlarda yapabileceğinden çok daha kompleks reaksiyonlar gerçekleştirirler. Ve bunu milyarlarca yıldır, yaratıldıkları ilk günden beri aynı profesyonellikte yapmaya devam ederler. Görünmez dünyanın en yaşlı canlılarını inceleyen bilim insanları ilkel nitelendirmesiyle yanıldıklarını çoktan anladılar. Bulunan her yeni bulgu bakterilerdeki kompleks yapıyı gün ışığına çıkarıyor. Tüm bunlar da bakterilerin ilk var oldukları andan itibaren bugünkü özelliklerine yaratıldıklarını kanıtlıyor.

 

Bakteriler Hakkında Bilinmeyen 5 İlginç Bilgi

 

Arizona'da Biodesign Enstitüsü araştırmacıları kirli suyu temiz suya çevirmek için bakterileri kullanıyorlar. Oksitleşen bölgelerde yaşayan ve buradaki hidrojeni ayrıştırarak zararsız hale getiren bakteri türleri bu temizleme işlemi için kullanılmaktadır. Petrol sızıntılarının temizlenmesinde de bakteriler yardımcı bir seçenektir. Bakteriler kamçıları sayesinde çok hızlı hareket edebilir. Hızları saatte 0.00017 kilometreye kadar çıkabilir. Bu sayı düşük bir hız olarak düşünmeyin. Burada çok küçük olan canlı organizmalardan bahsediyoruz. Aynı miktardaki hızı 1.80 boyundaki bir insana uyarlayacak olursak saniyede 100 metre koşmak anlamına gelir.

Dünya atmosferindeki oksijenin neredeyse yarısının bakteriler tarafından üretildiği düşünülmektedir. Bakteriler de insanlar gibi farklı topluluklar halinde yaşarlar. Her bir bakteri topluluğunun kendine has dilleri, kendilerine has sosyal yaşamları vardır. Çoğalma hızları da şaşırtıcı derecede yüksektir. Yaklaşık 5 saat içerisinde tek bir bakteriden 1 milyondan fazla bakteri oluşabilir.

Gümüş, yüzyıllardır antimikrobiyel madde olarak kullanılır. Bunun sebebi bakterilerin gümüş parçacıklarını hücrelerine almaları ve bu parçacıkların onlar için zehir etkisi oluşturmasıdır.

Üstelik bakteriler, antibiyotiklere karşı direnç geliştirebilir ancak gümüşe karşı direnç kazanamazlar. Bakterilerin aldıkları gümüş fazla olunca onu dışarı salmaya başlarlar ve bu da çevrelerindeki diğer bakterilerin de gümüşe maruz kalıp ölmesine sebep olur.

 

Sayılarla Mikrodünya

 

Astronomi çok büyük sayılarla ve hacimlerle ilgilenen bir bilim dalı olarak bilinir. Mikro varlıkların gözle görünmeyen dünyası da bir o kadar büyük sayılarla ve insanı hayrete düşüren boyutlara sahiptir. Gördüğümüz dünyanın içerisinde hesap makinelerine sığmayan rakamlarla ölçülen görünmez bir dünya daha var. Bu sayıların neler olduğunu merak ediyor musunuz? İşte herkesi hayrete düşüren rakamlar.

Dünyada yaklaşık 10 üzeri 31 kadar virüs bulunuyor ve bu virüslerin her birini uç uca eklersek dünyadan 100 milyon ışık yılı uzaklığa ulaşıyorlar. 100 milyon ışık yılı ne kadar büyük derseniz içerisine 200 trilyon yıldız sığıyor. Sadece bizim galaksimizde 200 milyar yıldız olduğunu düşünürsek burada binlerce galaksi bulunuyor. Sadece bu kadar da değil. Okyanuslarda bulunan bakteriler evrende bulunan yıldızlardan 100 milyon kat fazla. Bir çay kaşığının içerisine 1 çarpı 10 üzeri 9 mikroorganizma sığıyor. Bu sayı Afrika'da yaşayan insanların neredeyse toplamına eşit.

Yeryüzünde bilinen en büyük mantar kitlesi Amerika'nın Oregon bölgesinde 9.7 km2'lik bir alanı kaplıyor.

Sadece dünyada değil, kendi vücudumuzda da çok sayıda mikroorganizma bulunuyor. Vücudumuz 100 trilyon hücreden oluşuyor. Bunun 10 katı kadar bakteri de vücudumuzun çeşitli yerlerinde yaşıyor. İçimizdeki evrende yaşayan bu canlıların çoğu aslında zarar vermek için değil, bizim hayatta kalmamıza vesile olmak için orada bulunuyorlar.

Yetişkin bir kişinin ağzının içinde, dilinde, diş köklerinde ve akciğerlerinde 700 farklı bakteri türü bulunur. Mide çok güçlü asit içermesine rağmen içerisinde 25 farklı bakteri türü hayatta kalabilir. Deride 1000, üreme sisteminde 60, sindirim kanalındaysa 500 ile 1000 arası farklı bakteri türü bulunabilir. Ellerimizde de milyonlarca bakteri taşırız.

İnsanlar doğduğunda vücudunda hiç mikrop bulunmaz ve savunma sistemleri de gelişmemiştir. İnsanı koruyan ilk savunma silahları anne sütünden alınır. Ancak burada bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Savunmasız bebeğe anne sütünden sadece faydalı bakterilerin geçmesi gerekir. Allah öyle bir sistem yaratmıştır ki anne sütünden zararlı bakteriler süzülerek sadece yararlı bakteriler bebeğe ulaşır. Anne sütüyle savunma silahları olmayan bebeğe annenin vücuduna üretilen antikorlar da aktarılır. Böylece bebeğin hayatta kalmasını sağlayan ilk savunma hattı Allah'ın rahmetiyle oluşur. Yaşam için çok değerli olan ve dostumuz olan bakteriler her an tehlikeli hale geçebileceği için onlara karşı vücut her an tetiktedir ve onları kontrol altında tutar.

Şimdi izleyeceğimiz elektron mikroskobuyla çekilmiş görüntülerde bir akyuvarın vücut içindeki bakterileri yakalamaya çalışmasına tanık olacağız. Son derece etkileyici değil mi? Akyuvar düşmanını biliyor ve hedefine kilitlenmiş. Adeta görüyor gibi şuurlu ve görevini eksiksiz yerine getiriyor. Tüm bunlar Rabbimizin içimizde göremediğimiz her yerde ne kadar olağanüstü sistemler yarattığının birer delili.

 

Bir Damla Su

 

Su, yaşamın temel kaynağı ve aynı zamanda dünyanın %70'ini, vücudumuzun %60'ını oluşturuyor. Üç farklı halini hepimiz biliyoruz. Gaz halde atmosferin içinde, donduğunda buz halinde, sıvı olarak denizlerde bulunuyor. Yağmur, kar, dolu, sis, çiğ hepsi suyun farklı hallerinden meydana geliyor. Gökkuşağı ise havadaki su damlacıklarının güneş ışığında kırılmasıyla oluşuyor. Renksiz, kokusuz, tatsız olan su kimyasal yapısıyla olduğu kadar sanatsal özellikleriyle de bildiğimiz tüm bileşiklerden farklı.

Kar tanelerinin hepsinin birbirinden farklı olduğunu, altın oranlı ve muhteşem göründüğünü pek çok kişi biliyor. Peki tek bir su damlasının kururken mükemmel bir desen oluşturduğunu biliyor musunuz?

Georgia Teknoloji Enstitüsü Elektronik ve Nanoteknoloji Bölümü Araştırma Mühendisi Devin Brown, elektron ışığını ile silikon bir çipin üzerindeki desenleri incelerken, tevafuk olarak görüş alanına giren çok küçük bir su damlasını fark etti. Çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük bu damlanın içerisindeki desenler ise hayret vericiydi. Brown, ışık mikroskobunda bu damlacığın fotoğrafını çekti. Mikrofotoğraf yarışmasında ödül alan bu fotoğrafa Mavi Ayçiçeği adını verdi. Çünkü su damlasını oluşturan desenler ayçiçeğindeki altın oran görüntüsünü veriyordu. Hayatımız için vazgeçilmez olan suyun mikroskop altındaki hayranlık uyandırıcı güzellikteki görüntüsü de yaratılışındaki sanatı tekrar gözler önüne seriyor.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: “Görmedin mi? Allah gökten su indirdi. Böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah lütfedicidir. Her şeyden haberdardır." (Hac Suresi, 63)

KISA KISA

 

Mor sümbüller, kırmızı güller, sarı papatyalar, pembe laleler. Bir bahçeye girdiğimizde çok sayıda çiçekle ve farklı renklerle karşılaşırız. New Scientist Dergisi’nde yayınlanan bir makaleye göre arılar aynı bahçeye girdiğinde bambaşka bir manzarayla karşılaşıyorlar. Çünkü arılar bizim göremediğimiz ultraviyole ışığı ek bir renk olarak algılıyorlar. İnsanlar 3 farklı renge duyarlı göz hücresine sahiptir. Mavi, kırmızı ve yeşil renkleri görürüz. Diğer tüm renkleri ise bu 3 rengin farklı yoğunlukta bir araya gelmesi sonucunda algılarız. Arılar ise çiçeklerdeki nektar miktarlarını, nektarın çiçeğin neresinde yoğunlukta bulunduğunu ve hangi çiçeğin daha önce başka bir arı tarafından ziyaret edildiğini tek bakışta anlarlar. Çünkü çiçekler ultraviyole ışık altında farklı bir görüntü sergiler arılarda bu görüntüyü algılayabilecek gözlerle yaratılmıştır. İnsan için zevk ve huzur veren bahçeler arılar için rızık kaynağıdır. Ve Allah her varlığa ihtiyacı olan özelliklerle tam da yaşamını sürdürebileceği şekilde yaratmıştır. Hep birlikte arıların nasıl bir görüşe sahip olduğunu izleyelim.

Arılar ve kelebekler bu görüş yetenekleri sayesinde besin kaynaklarına çok rahat ulaşırlar. Gözlerin mor ötesi ışınlarına karşı duyarlıdır. Bazı çiçeklerin pigmentleri öyle bir şekilde dizilmiştir ki çiçeğin taç yapraklarında insan gözünün göremeyeceği ama mor ötesi ışınları görebilen canlıların görebilecekleri parlak şekiller ortaya çıkar. Bu şekiller arıyı nektar kaynağına yönlendiren birer işarettir. Çiçek başları, örneğin sarı bir çiçek başı parlak renkte gözükür. İhtiyaç duydukları besin kaynağı adeta birileri tarafından kendileri için ışıklandırılmış ve işaretlenmiş gibidir. Bu işaretler havaalanındaki ışıklar gibi böceğin güvenle ve kolayca hedefine ulaşmasını sağlar. Tüm bu mor ötesi görüntüler size görünmezdir. Siz sadece bir arıyı bitki özü üzerinde beslenirken görürsünüz. Oysa arı, Allah'ın yaratma sanatıyla dünyayı bambaşka algılar.

 

Mikrodünyadan Bilim Haberleri

Nanorobotlar

 

Günümüzde pek çok hastalığın tedavisi vücudun tamamını etkileyerek gerçekleştirilebiliyor. Kanserden gribe kadar pek çok hastalıkta kullanılan ilaçlar sadece hedefi değil tüm vücut hücrelerini etkiliyor. Keşfedilen yeni nanorobotlarla yakın gelecekte tedavi yöntemleri sadece hastalığa ya da zararlı yetkine karşı kullanılabilecek. Bu robotların iyi ve doğru çalışmasındaki en büyük zorluk olarak vücut sıvıları içerisinde hareketleri düşünülüyordu. Çünkü bu sıvılar onların hareketi için oldukça yavaş kalıyordu. İsviçreli bilim adamlarının yayınladığı bir makaleye göre yeni nano yüzücülerle bu sorun çözülüyor. Manyetik özelliğe sahip bu robotlar hastalığın olduğu bölgeye enjekte edildikten sonra manyetik bir alan uygulanarak hareket etmeleri ve gitmeleri gereken yere ulaşmaları sağlanabiliyor. Bu robotların özellikle kanser tedavisindeki yan etki risklerini en aza indirmesi umuluyor.

Bir görünmeyen dünya programımızın daha sonuna geldik. Bu programda dünyanın en yaşlı canlısının günümüzde yaşayan akrabalarıyla aynı özelliklere sahip olduğundan bahsettik. Manyetik etkiyle hareket eden nanorobotları izledik. Hem evrende hem de kendi vücudumuzda var olan mikro canlıların dünyasına yolculuk yaptık ve Allah'ın bir damla suda yaratmış olduğu muhteşem sanata şahit olduk. Varlıklardaki mükemmel detaylar, bu detaylardaki sanat ve mucizeler yaratılışın apaçık delilleridir. Göremediğimiz dünyadaki zenginlikler denge ve düzen üzerinde derin düşünmek, üstün akıl sahibi yüce Rabbimizin yaratışına şahit olmamızı sağlar. Önümüzdeki programda görünmeyen dünyaya tekrar yolculuk yapacağız ve yepyeni konularla karşınızda olacağız inşaAllah. Şimdilik hoşça kalın.

 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
youtube
Bakteri
Elektron Mikroskobu
Gözyaşı
Mikro Dünya
Yusufçuk
Yıldırım
kamera
Şimşek