Ya Olmasaydı? 8 - Assos Antik Kenti
ÖMER TUZGU: Asos Antik Kenti. Boğaz'ın iki yanına kurulmuş benzersiz coğrafyası, binlerce yıllık tarihi zenginliği, şehitlerimizin varlığıyla değerine değer katılan Çanakkale'deyiz bu hafta.
Çiftçilik, hayvancılık, enerji üretimi ve turizmle ülkemize değer katan bu şehrimiz tarihi zenginliğiyle de göz dolduruyor. Dünya arkeoloji literatürünün önemli mekanları Çanakkale il sınırının içinde.
Ya olmasaydı ekibi sizi bu hafta Ayvacık'a bağlı Behramkale'deki Asos Antik kentine götürüyor. Asoslular hem güvenliğe hem ihtişamı önem verdiklerinden, şehri 238 metre yükseklikteki bir bazalt tepesi üzerine kurmuşlar. Asos antik kenti boğaz üzerine kurulu olduğu için stratejik önemi de büyük. Asoslular şehrin yüksekliği yer yer 20 metreye kadar ulaşan 8 kule ve 12 değişik kapının yer aldığı yaklaşık 4 kilometre uzunluğundaki surlarla koruma altına almışlar. Arkeolojik bulgulara göre tarihi M.Ö. 4000'lere kadar uzanan bu muhteşem şehirde kimler hükümran oldu, hangi günlü şahsiyetler yaşadı, hangi savaşlar yaşandı ve bir gün burası neden aniden terk edildi?
Merhaba sevgili izleyiciler. Bu hafta Asos antik kentindeyiz. Tarihten günümüze kalan eserleriyle eşsiz gün batımı manzarasıyla ülkemizin muhteşem güzelliklerinden bir yer burası. Bu harika mekandaki gezimize başlamadan önce size kısaca bilgi vereceğim.
Burası Yunanların, Makedonların, Perslerin hakim olduğu dönemde yerleşim yeri olarak kullanılmış. Ve Ortaçağ'a gelindiğinde artık bu görkemli merkez terk edilmiş. Burası aynı zamanda bölgedeki tek büyük limana sahip kent olduğu için bir zamanlar zenginliğin de sembolüymüş. Şu an geriye kalanlardan bile zamanında buranın nasıl ihtişamlı, şaşalı bir yer olduğunu anlamak mümkün. O halde sözü daha fazla uzatmayalım. Bir zamanlar sanatın, zenginliğin, ticaretin doruk noktasının yaşandığı bu antik kenti keşfe çıkalım.
Asos, M.Ö. 6. yüzyılda kurulmuş bir kent. Denizden 236 metre yükseklikte volkanik bir tepe üzerinde bulunuyor. Denize doğru teraslar gibi inşa edilmiş olan kent, Osmanlılar döneminde aksi yönde gelişerek bugünkü Behramkale köyü oluşmuş. Asos antik kenti bir zamanlar filozofların, bilim insanlarının, öğrencilerin, siyaset bilimcilerin, yöneticilerin ve sanatçıların yetiştiği şaşalı bir merkezdi. Amfi tiyatro, agora, taş mezarlar, surlar, liman, Gymnasium ve sarnıçlar burada yaşayan insanların kültürlü, sanattan, bilimden, güzelliklerden zevk alan insanlar olduğunu gösteriyor.
Aristo, M.Ö. 347'de ziyaret ettiği Asos'ta birkaç yıl kalarak burada kurduğu okulda dersler vermiş. Biliyor musunuz? Kuran'da tarihin eski dönemlerinde yaşamış kavimlerin oldukça gösterişli, şaşalı bir hayat yaşadıkları, giyim-kuşama, güzelliğe, gösterişli yapılara önem verdikleri, hatta bu konularda çok daha üstün oldukları anlatılır.
Meryem Suresi 74. Ayet şu şekilde, şeytanın Allah'a sığınırım: “Onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık. Onlar mal, giyim kuşam ve tefriş bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.” (Meryem suresi, 74)
Evet, sadece geriye kalanlara bakarak bile burada yaşayan insanların iyi birer zevk sahibi olduklarını anlamak mümkün. Bir düşünün, bir de buradaki tüm yapılar o gün olduğu gibi şu an var olsalardı herhalde şaşkınlık ve aynı zamanda hayranlıktan kendimizi alamazdık. Şimdi o dönemin yaşam tarzını, insanların sosyal ilişkilerini biraz daha net kafanızla canlandırabilmeniz için bazı görüntüler hazırladık. İzleyelim.
Bundan binlerce yıl sonra üzerinde Çince yazılar bulunan bir eseri toprak altından çıkaran bir arkeolog sadece bu bilgiye dayanarak Çinlilerin garip işaretlerle anlaşan geri kalmış bir tür olduğunu öne sürse bu oldukça saçma bir iddia olur öyle değil mi? Veya şöyle düşünün; Rodin'in düşünen adam heykeli. Bu heykelin on binlerce yıl sonra geleceğin arkeologları tarafından bulunduğunu farz edelim. Eğer araştırmacıların söz konusu toplumun inançları ve yaşayışı hakkında bir takım önyargıları varsa ve ellerinde yeterli tarihi belge yoksa bu heykeli çok farklı şekillerde yorumlayabilirler. O toplumda yaşamış insanların düşünen bir adama taptıklarını düşünebilir veya bu heykelin mitolojideki sözde bir tanrıya ait olduğunu iddia edebilirler. Ama bugün biz biliyoruz ki düşünen adam heykeli sadece sanatsal amaçlarla yapılmış bir eserdir. Demek ki günümüzden on binlerce yıl sonra yaşayan bir araştırmacının elindeki veriler yetersizse ve bir de o döneme ait önyargıları varsa doğruya ulaşması neredeyse imkansızdır. Çünkü bu araştırmacı heykeli sahip olduğu önyargıya göre değerlendirecek ve zihninde buna göre bir senaryo oluşturacaktır. Bu nedenle elde edilen verilerin önyargısız ve tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirilmesi son derece önemli.
Bugün elimizde toplumların evrimleştiğine ya da geçmiş toplulukların ilkel olduğuna dair hiçbir kanıt yok. Öne sürülenler sadece varsayımlardan ibaret ya da evrimi savunan tarihçilerin taraflı yorumlarına dayanıyor. Örneğin bir mağaranın duvarlarına çizilmiş hayvan figürleri hemen ilk çağ adamının çizdiği ilkel resimler olarak tanımlanır. Oysa bu resimler dönemin sanatçılarının sanat anlayışlarını da ifade ediyor olabilirler. Çağının koşullarına göre son derece modern kıyafetler içinde bir sanatçı yalnızca sanatsal gayelerle bu şekilleri resmetmiş olabilir. Nitekim pek çok bilim insanı söz konusu mağara resimlerinin ilkel bir zihnin ürünü olmasının imkansızlığını vurguluyor.
Burası Asos'taki amfi tiyatro. Antik çağlarda insanların toplanma, tartışma ve eğlenme mekanları olarak kullandıkları bu amfi tiyatrolar sanata, kültüre verilen önemi gösteriyor. Kentin en güzel noktasını inşa edilen bu mekanın manzarası da muhteşem. Birazdan göreceksiniz, geçmiş dönemlerde yaşayan insanlar gerçekten zevkliymiş. Arkeolojik kalıntıları incelediğimizde şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşıyoruz. Bu insanlar hiç de sanıldığı gibi yeni yeni gelişmeye çalışan sanattan bilimden bir haber insanlar değil.
Düşünsenize bugün en büyük şehirlerde sanat ve kültür çalışmaları için böyle ihtişamlı bir merkez neredeyse yok. Daha da eskiye gidersek örneğin Çatalhöyük ya da Göbekli Tepe. Dönemin insanları sanatçı. Duvarlara bugün bile hala bozulmadan kalan boyalarla resimler çizmişler. Keten bitkisinden çok çok ince dokunmuş kumaşlar üretmişler. Süs eşyalarının envai çeşidini yapmışlar. Aslına bakarsanız onlar da aynı bizler gibi sanattan, giyim-kuşamdan, yiyeceklerden zevk almışlar. Bulundukları ortamın şartlarına uygun şekilde imkanlarını en iyi şekilde kullanmışlar. Aradan geçen binlerce yıla rağmen güzelliklerinden hiçbir şey kaybetmeyen takdire şayan eserler yapmışlar. Şimdi önceki çağlarda duvar süslemelerinde kullanılan boyalar nasıl elde ediliyordu kısa filmimizi izleyelim ardından devam edeceğiz.
Güney Afrika sahillerindeki Blombos mağaraları. Bundan 100 milyon yıl önce yapılmış toprak boya kapları, boncuklar ve çeşitli süs malzemeleri. Bu bulgular bilim dünyasında şok yarattı. Daily Telegraph haberi “Taş Devri Adamı O Kadar Saf Değilmiş” başlığıyla verdi. Tarih boyunca insanın sözde ilkelden gelişmişe doğru bir süreç yaşadığı iddiası bu bilimsel bulguyla yalanlandı.
Orta Fransa'da bulunan Lascaux Mağaraları. Duvar resimlerinde tarih öncesine ait gece gökyüzü haritası keşfedildi. 16.500 yıllık geçmişi olduğu düşünülen bu harita günümüzde yaz üçgeni olarak bilinen üç parlak yıldızı gösteriyor. Lascaux çizimleri arasında ayrıca Pleiades yıldız kümesinin de haritası bulundu.
Darwinistlerin iddialarına göre bu resimleri yapanlar sözde ağaçlardan henüz inmiş, zihinsel gelişimlerini henüz tamamlamaya başlamış varlıklar. Oysa karşımızda üstün bir estetik anlayışa, gelişmiş sanat tekniğine ve kapsamlı bilimsel bilgiye sahip insanların ürettiği eserler var.
Sanatın her dalı gibi müzik de sadece insana has. Bundan yaklaşık 100 bin yıl önce yaşayan insanların müziğe olan ilgisi söz konusu kişilerin günümüz insanlarıyla hemen hemen aynı zevklere sahip olduğunun bir başka göstergesi. Bilinen en eski müzik aleti Libya'da bulundu. 70 bin ila 80 bin yıllık olduğu tahmin edilen kuş kemiğinden yapılmış olan bu flüt bundan on binlerce yıl önce yaşayan insanların da bizler gibi sanattan zevk aldıklarını gösteriyor.
Evet, şimdi hazırsanız sizi harika bir manzaraya götürüyorum.
Evet, şimdi sizi Asos'un muhteşem manzarasıyla bir süreliğine baş başa bırakıyorum.
Sanat tarihinin ilk örnekleri olarak kabul edilen mağara resimleri, geçmiş çağlarda yaşayan insanların çok üstün bir sanat anlayışına sahip olduğunu gösteriyor. Dönemin sanat galerileri olarak kullanılan bu mağara resimlerindeki gölgelendirmeler, perspektif, kabartmalarda ustaca yansıtılan derinlik hissi, oymalarda güneş ışığının çarpmasıyla meydana gelen sanatsal incelikler, insanın ilkelden gelişmişe doğru bir gelişim gösterdiği tezini tümden yalanlıyor. Çünkü evrimci tarih anlayışına göre böyle mükemmel tekniklerin çok daha ileri dönemlerde ortaya çıkması gerekiyor. Fransız pirenelerindeki New Mağarası eski dönemde yaşayan insanların yaptıkları birbirinden etkileyici resimlerle dolu. Resimler üzerinde yapılan karbon testleri bu eserlerin yaklaşık 14.000 yıl önce yapıldıklarını gösteriyor. Bizon, at, geyik, dağ keçisi ve daha pek çok figürün yer aldığı bu sanat çalışmalarında en önemli unsurlardan biri de kullanılan boyama tekniği. Yapılan araştırmalarda boya yapımında kullanılan pigment ve mineral dolgu maddelerinin özenle seçilerek özel bir karışım oluşturmak üzere 5-10 mikrona dek inceltildiği görüldü. Siyah boya elde etmek için kullanılan malzeme odun kömürü ve manganez dioksitti. Ancak esere zenginlik katan dolgu maddeleriydi ve bu nedenle çok kullanılmıştı. Dolgu maddeleri renklere canlılık verdiği gibi boyayı kalınlaştırmaya da yarıyordu. Dönemin ressamları dolgu maddesi olarak talk, barit, potasyum, feldspat ve biyotit ağırlıklı feldspat-potasyum kullanmış. Araştırmacılar bu dolgu maddelerini kendileri de denemiş ve çok etkili olduğunu görmüşlerdir. Mağara resimlerinde kullanılan boyalar kimya eğitimi almış bir üniversite öğrencisinin dahi elde etmesinin oldukça zor olduğu karışımlar. Çok kompleks formüllü bu boya karışımlarını kimya mühendisleri ancak laboratuvarlarda elde edebilirken bu bilgiye sahip olan insanları ise sözde yeni gelişmiş olarak nitelemek akla hiç uygun değil. Örneğin bu resimde sanatçı üç boyutlu bir görüntü oluşturmuş. 3 boyutlu görüntü oluşturmak ancak çok iyi sanat ve resim eğitimi almış kişilerin yapabileceği bir tekniktir. Pek çok kişi bu detaylı sanatı eğitimine alsa dahi uygulayamaz.
Tic de Duber mağazasındaki bizon kabartmaları. Bu. New Mağarasındaki resimlerden biri. Yapılan çalışmalara göre bu resim yaklaşık 11 bin yıl öncesine ait. Resmin bölgede yaşayan atlarla olan benzerliği resmi yapan kişinin yeteneğini göstermesi açısından dikkat çekici. Bu resimleri yapanların gelişmiş bir sanat anlayışına sahip kişiler olduğu net olarak görülüyor.
Dönemi insanlarının sadece kimya konusunda değil hayvan anatomisi konusunda da bilgili oldukları kesin. Çünkü omurgalı hayvanların dişlerindeki kolajen ve kalsiyum tozlarından oluşan maddeleri boya yapımında kullanmışlar.
Arkamdaki maket buradaki kalıntıların bir zamanlar nasıl bir görüntü olduğunu gösteren bir minyatür.
Evet, burada bu kalıntılar arasında bulunmak insana çok farklı duygular yaşatıyor. Bir zamanlar cıvıl cıvıl, hayat dolu, zenginliğin, güzelliğin, modernliğin doruk noktasında yaşandığı bu mekanda şu anda harabe sütunlar, yer mozaikleri ve taş mezarlar var. O dönemde yaşayan insanların da idealleri, aileleri, hırsları, evleri ve malları vardı. Ama şu an onlardan geriye kalan gördüğünüz sadece bu taş kalıntılar. Bize onların bıraktıkları bu miras aslında çok önemli. Önemli çünkü insan ne kadar zengin de olsa, güzel de olsa, geniş bir ailesi, evleri, sayısız mülkü de olsa hepsi gördüğünüz gibi sonlu. Ölümle birlikte hepsi geride kalıyor. İşte bu antik kalıntıların günümüze kadar korunması, korunarak gelmesi bizim düşünce ufkumuzu açıyor. Bize ölümü, dünya hayatının geçici olduğunu, malın, mülkün, güzelliğin, ihtişamın sonlu olduğunu anlatıyor. Bize de düşen, bu tarihi mirasa sahip çıkmak ve bunlar üzerinde düşünmek. Çünkü Allah Kuran'da bu tarihi kalıntılardan ders almamızı öğütler.
Taha Suresi 128. ayette şöyle bildirilir. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: “Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız onları doğruya yöneltmedi mi? Oysa bugün kendileri, onların kaldıkları yerlerde, tarihi kalıntıları üzerinde gezinip duruyorlar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır.” (Taha Suresi, 128)
Evet, bu haftada süremiz doldu. Unutmayın, Ya Olmasaydı’nın önceki bölümleri ekranda gördüğünüz Facebook ve Twitter adreslerinde mevcut. Haftaya görüşmek üzere, hoşça kalın.