İlkel insanlar tarihin hiç bir döneminde yaşamamıştır
İLKEL İNSANLAR TARİHİN HİÇ BİR DÖNEMİNDE YAŞAMAMIŞTIR
Asos, M.Ö. 6. Yüzyılda kurulmuş bir kent. Denizden 236 metre yükseklikte volkanik bir tepe üzerinde bulunuyor. Denize doğru inşa edilmiş olan kent, Osmanlılar döneminde aksi yönde gelişerek bugünkü Behramkale köyü oluşmuş. Asos antik kenti bir zamanlar filozofların, bilim insanlarının, öğrencilerin, siyaset bilimcilerin, yöneticilerin ve sanatçıların yetiştiği şaşalı bir merkezdi.
Amfi tiyatro, agora, taş mezarlar, surlar, liman, cimnezyum ve sarnıçlar burada yaşayan insanların kültürlü, sanattan, bilimden, güzelliklerden zevk alan insanlar olduğunu gösteriyor. Aristo, M.Ö. 347'de ziyaret ettiği Asos'ta birkaç yıl kalarak burada kurduğu okulda dersler vermiş.
Biliyor musunuz? Kuran'da tarihin eski dönemlerinde yaşamış kavimlerin oldukça gösterişli, şaşalı bir hayat yaşadıkları, giyim kuşama, güzelliğe, gösterişli yapılara önem verdikleri, hatta bu konularda çok daha üstün oldukları anlatılır. Meryem Suresi 74. Ayet şu şekilde:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık. Onlar mal, giyim-kuşam ve tefriş bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.” (Meryem Suresi, 74)
Evet, sadece geriye kalanlara bakarak bile burada yaşayan insanların iyi birer zevk sahibi olduklarını anlamak mümkün. Bir düşünün, bir de buradaki tüm yapılar o gün olduğu gibi şu an varolsalardı herhalde şaşkınlık ve aynı zamanda hayranlıktan kendimizi alamazdık. Şimdi o dönemin yaşam tarzını, insanların sosyal ilişkilerini biraz daha net kafanızda canlandırabilmeniz için bazı görüntüler hazırladık. İzleyelim.
Bundan binlerce yıl sonra üzerinde Çince yazılar bulunan bir eseri toprak altından çıkaran bir arkeolog sadece bu bilgiye dayanarak, Çinlilerin garip işaretlerle anlaşan geri kalmış bir tür olduğunu öne sürse, bu oldukça saçma bir iddia olur öyle değil mi? Veya şöyle düşünün; Rodin'in düşünen adam heykeli. Bu heykelin on binlerce yıl sonra geleceğin arkeologları tarafından bulunduğunu farz edelim. Eğer araştırmacıların söz konusu toplumun inançları ve yaşayışı hakkında bir takım önyargıları varsa ve ellerinde yeterli tarihi belge yoksa bu heykeli çok farklı şekillerde yorumlayabilirler. O toplumda yaşamış insanların düşünen bir adama taptıklarını düşünebilir veya bu heykelin mitolojideki sözde bir tanrıya ait olduğunu iddia edebilirler. Ama bugün biz biliyoruz ki düşünen adam heykeli sadece sanatsal amaçlarla yapılmış bir eserdir.
Demek ki günümüzden on binlerce yıl sonra yaşayan bir araştırmacının elindeki veriler yetersiz ise ve bir de o döneme ait önyargıları varsa doğruya ulaşması neredeyse imkansızdır. Çünkü bu araştırmacı heykeli sahip olduğu önyargıya göre değerlendirecek ve zihninde buna göre bir senaryo oluşturacaktır. Bu nedenle elde edilen verilerin önyargısız ve tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirilmesi son derece önemli.
Bugün elimizde toplumların evrimleştiğine ya da geçmiş toplulukların ilkel olduğuna dair hiçbir kanıt yok. Öne sürülenler sadece varsayımlardan ibaret ya da evrimi savunan tarihçilerin taraflı yorumlarına dayanıyor.
Örneğin bir mağaranın duvarlarına çizilmiş hayvan figürleri hemen ilk çağ adamının çizdiği ilkel resimler olarak tanımlanır. Oysa bu resimler dönemin sanatçılarının sanat anlayışlarını da ifade ediyor olabilirler. Çağının koşullarına göre son derece modern kıyafetler içinde bir sanatçı yalnızca sanatsal gayelerle bu şekilleri resmetmiş olabilir. Nitekim pek çok bilim insanı söz konusu mağara resimlerinin ilkel bir zihnin ürünü olmasının imkansızlığını vurguluyor.
