Kuran Darwinizmi Yalanlıyor
Darwinizm cehalet ortamında gelişir. Evrimin en önemli kanıtı olarak gösterilen ara fosil olmadığı halde varmış telkini yapar. Sahte deliller sunar. Bulunan bütün fosiller yaratılışı ispat ettiği halde bunun tam aksini savunur. Tesadüfler sonucu oluşma ihtimali sıfır olan proteinlerin tesadüfen oluştuğunu iddia eder. Tesadüfen oluşmaları imkânsız olan bu proteinlerden, yine tesadüfler sonucunda sanatçılar, bilim adamları, profesörler meydana geleceğine herkesi inandırmaya çalışır. Hatta bu profesörlerin, kendilerinin nasıl tesadüfen meydana geldiklerini üniversiteler kurarak araştırdığına inandırmaya çalışır. Darwinizm, bir canlı hücre kromozomunda dev bir kütüphaneden daha fazla bilgi kodlamış olmasını, kör tesadüflerin mucizesi olarak görür. Görmeyen, duymayan, hissetmeyen şuursuz atomların, gören, duyan, hisseden, düşünen şuurlu insanlar haline gelmesinin tesadüflerin sözde ilahi gücünden olduğunu iddia eder. Tesadüf, Darwinizmin mucizeler meydana getiren ilahıdır. Ve Darwinizm, son iki yüzyılın en büyük kitle aldatmacasıdır.
Evrim teorisi, yüce Allah'ın varlığını ve yaratılış gerçeğini cahilce inkar eden, tüm canlılığın başıboş tesadüfler sonucunda ortaya çıktığı iddiasını taşıyan din karşıtı bir ideolojidir. 20. yüzyılda ortaya çıkan bilimsel gerçekler, bu teorinin tüm dayanaklarını çökertmiştir. Teorinin geçersizliği, günümüzde ilkokul seviyesindeki bilgilerle dahi kolaylıkla anlaşılmaktadır. Sadece biyoloji derslerinde öğretilen hücrenin kompleks yapısı hakkındaki bilgiler bile tesadüf mantığı üzerine kurulu evrimci iddiaların saçmalığını göstermeye yeterlidir.
Tüm bu açık gerçeklere rağmen Müslümanlar arasında materyalist telkin ve propagandaların etkisine kapılarak bu bilim ve din dışı teoriyi destekleyen kimselere rastlanabilmektedir. Bu telkinlere kapılan bazı Müslümanlar da evrim teorisini bilimsel bir gerçek sanmakta ve bu teori ile Allah'a iman arasında bir orta yol bulma arayışına girmektedirler. Söz konusu kişiler, Darwinizmin canlılığın kökeni hakkındaki senaryosunu aynen kabul ederler. Ancak bu senaryonun Allah'ın kontrolünde olduğunu savunarak evrim teorisi ile İslam dini arasında sözde bir uzlaşma sağlamaya çalışırlar. Ne var ki Allah'ı ve yaratılışı inkar temeli üzerine kurulmuş olan bu teoriyi dine uygun hale getirme yönündeki bir çabanın Kuran'a göre hiçbir akılcı yönü yoktur.
Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim'de göklerdeki, yerdeki ve ikisi arasındaki tüm varlıkları, sonsuz bir ilim ve kudret sahibi olan Allah'ın yoktan var ettiği yani her şeyi yarattığı bildirilmektedir. Kuran'da canlıların ve kainatın yaratılışıyla ilgili pek çok ayet vardır. Ancak bu ayetlerin hiçbirinde canlıların birbirinden türediklerine ve aralarında evrimsel bir bağı sahip olduklarına dair bir bilgi yoktur. Şüphesiz ki her şeye kudreti yeten Allah, isteseydi canlıları evrimleştirerek de yaratabilirdi ve bunu ayetlerle açıklardı. Fakat Kuran'da bizlere bunun tam tersinin olduğu haber verilmektedir. Allah, “Ol” demiştir ve her şey yoktan var olmuştur.
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca ol der, o da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 117)
Kuran Darwinizmi Yalanlıyor isimli filmimizin birinci bölümünde, evrim iddiasının Kuran ayetleri tarafından nasıl yalanlandığını ve evrimin Kuran'ın özüne ve ruhuna ne derece aykırı bir teori olduğunu delillerle göreceğiz.
ALLAH YOKTAN VAR EDENDİR
Kimi Müslümanlar canlılığın ortaya çıkışını açıklarken, bilimsel açıdan hiçbir geçerliliği olmayan evrimci izahlara sığınırlar. Mutasyon, doğal seleksiyon, sudan karaya geçiş, karadan havaya geçiş gibi gerçek dışı ve akıl dışı açıklamalarla canlıların varoluşunu açıklamaya çalışırlar. Oysa Allah dilediğini, dilediği şekilde ve zamanda örneksiz olarak yaratan, yoktan var edendir. Her türlü eksiklikten uzak olan, hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır. Allah'ın yaratmak için hiçbir sebebe, aracıya, kanuna ya da aşamaya ihtiyacı yoktur. Evrendeki tüm sebepleri ve kanunları Allah yaratmıştır ve Yüce Rabbimiz bu sebep ve kanunların hepsinden münezzehtir. Bu nedenle, dünyada her şeyin belli sebeplere, doğa kanunlarına bağlı olması kimseyi yanıltmamalıdır. Göklerin ve yerin Rabbi olan Allah, dilediği takdirde bu sebepleri ortadan kaldırabilir. Bu, Allah için son derece kolaydır. Kuran'da bu gerçek birçok âyetle haber verilmiş ve Allah'ın yaratması hakkında şunlar bildirilmiştir:
“O'nu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, O'na yalnızca ol demekten ibarettir. O da hemen oluverir.” (Nahl Suresi, 40)
“Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin olmasına hükmetti mi, O'na yalnızca ol der, O da hemen oluverir.” (Mümin Suresi, 68)
Bir örnek vermek gerekirse, Allah'ın bir akciğeri zaman içinde evrimle ya da başka bir mekanizmayla meydana getirmeye ihtiyacı yoktur. Allah dilerse, insanları akciğere ihtiyaç duymaksızın, havadan oksijen solumalarına gerek olmadan hayatta kalacakları şekilde de yaratabilir. Bu yüzden insanın Allah'ın büyüklüğünü, gücünü düşünürken de kendi duygularının ve aklının sınırlarıyla düşünmesi çok büyük bir yanılgı olur. Allah gökleri, yeri ve ikisi arasındaki her şeyi, tüm canlıları yalnızca dilemiş ve yaratmıştır. Kuran'da Allah'ın evreni ve canlıları mükemmel bir şekilde yarattığı pek çok ayette bildirilmektedir. Evrimsel yaratılışı savunanların aksine, Allah önce eksik organlı, kusurlu yaratıklar yaratıp, onları zaman içinde maymuna dönüştürüp, maymunları da çeşitli ara geçiş formlarından evrimleştirerek insanı biçimlendirmemiştir. Bunun tam aksine, Kuran'da Allah'ın insanı en güzel biçimde yarattığı bildirilmektedir:
“Doğrusu biz insanı en güzel biçimde surette yarattık.” (Tin Suresi, 4)
“Size düzenli bir biçim suret verdi. Suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş onadır." (Tegabun Suresi, 3)
MELEKLER VE CİNLER EVRİMLE YARATILMAMIŞTIR
Evrimsel yaratılış iddiasıyla ortaya çıkan çevrelerin göz ardı ettikleri önemli bir konu da Allah'ın benzersiz yaratma şekilleridir. Allah, melekler, cinler ve şeytan gibi insandan ve hayvandan çok farklı yaratılışa sahip canlılar da var etmiştir. Kuran'da bildirildiğine göre bu varlıkların hiçbiri uzun bir süreç sonucunda aşama aşama evrimleşerek meydana gelmemişlerdir. Hepsi Allah'ın dilemesiyle bir anda sebeplerden bağımsız olarak yoktan yaratılmışlardır. Çünkü Allah yaratmada hiçbir sürece aşamaya ihtiyaç duymayandır. Kimi evrimciler insanın yaratılışı hakkındaki Darwinist yanılgılara bilinçsizce sarılırken, meleklerin, cinlerin ya da şeytanın yaratılışları hakkında hiçbir açıklamada bulunmamaktadırlar.
Ayetlerde meleklerin yaratılışı şu şekilde tarif edilir:
“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır. O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.” (Fatır Suresi, 1)
Ayette geçen ifadeden de anlaşıldığı üzere, melekler görünüm itibariyle insanlardan çok farklıdırlar. Nitekim Allah ayette, şeytandan Allah'a sığınırım: “O yaratmada dilediğini artırır” ifadesiyle de farklı yaratılış şekillerine dikkat çekmiştir. Melekler, Nahl Suresi’nin 49 ve 50. ayetlerinde bildirildiği üzere, Allah'ın emrinde olan varlıklardır ve insandan önce yaratılmışlardır. Allah, ilk insan olan Hz. Âdem (as)’ı yaratacağı zaman bunu meleklere bildirmiş ve onlara Hz. Âdem (as)’a secde etmelerini emretmiştir. Kuran'da ayrıca ölüm meleklerinden Cebril (as)’dan ve Mikail (as)’dan da bahsedilmektedir.
“Melekleri onların yüzlerine ve arkalarına vurarak, yakıcı azabı tadın diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin.” (Enfal Suresi, 50)
“Her kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cibril'e ve Mikâil'e düşmansa artık şüphesiz Allah da kâfirlerin düşmanıdır.” (Bakara Suresi, 98)
Allah Kuran'da Hz. İbrahim (as)’a, Hz. Lut (as)'a ve Hz. Meryem'e de melekleri gönderdiğini bildirmektedir. Hz.İbrahim (as)’a Hud Suresi 73. ayette bildirdiği üzere Hz.İshak (as) ve Hz. Yakub (as)’ı müjdeleyen melekler “selam” sözüyle eve girmişlerdir. Aynı melekler, Şuara Suresi’nin 160. ayetinde bildirildiği üzere Hz. Lut (as)'a kavminin helak olacağını haber vermişlerdir. Meryem Suresi’ndeki ayetlerde ise Allah'ın Hz. Meryem'e Cibril (as)’ı gönderdiği ve Cibril (as)’ın Hz. Meryem'e “ben yalnızca Rabbimden gelen bir elçiyim” dediği bildirilmektedir.
Bu elçiler Allah'ın dilemesiyle Hz. İbrahim (as)’ın, Hz. Lut (as)’ın ve Hz. Meryem'in yanında var edilmişlerdir. Allah'ın dilemesiyle dilediği yerde ve dilediği surette bir anda yaratılmışlardır. Allah bu ayetlerde herhangi bir süreçten ya da evrimleşme aşamalarından bahsetmemektedir.
Bu örnekler Allah'ın sonsuz yaratma gücünü, sebeplerden ve aşamalardan bağımsız olarak yoktan var edişini bir kez daha ortaya koymaktadır.
İşte insanların yaratılışı da aynı melekler gibi bir anda ve Allah'ın “Ol” demesiyle gerçekleşmiştir. Bazı Müslümanların evrim teorisinin köhne aldatmacalarına yer verdikleri yazılarında bu gibi mucizevi yaratılışlarla ilgili herhangi bir açıklamaya rastlanmamaktadır.
Cinler evrimleşmemiş, Allah'ın dilemesiyle ateşten yaratılmışlardır. Melekler gibi cinler de insanlardan farklı bir yaratılışa sahiptirler. Allah insanın balçıktan, cinlerin ise ateşten yaratıldığını şöyle haber verir:
“İnsanı ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı. Canı, (cinni) da yalın dumansız bir ateşten yarattı.” (Rahman Suresi, 14-15)
Allah, Kuran'da insanların ve cinlerin yaratılış amaçlarını da bildirmektedir:
“Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56)
Açıkça görüldüğü gibi, insanlar ve cinler farklı varlıklardır. Yaratılış amaçları ise aynıdır. Yalnızca Allah'a ibadet etmek. Kuran'da özellikle de Cin Suresi'nde cinler hakkında çok detaylı bilgiler verilmektedir. Allah'a iman etmeleri, Allah'tan korkmaları, Kuran'a teslim olmaları, Kuran'ı dinlemeleri… Neml Suresi’ndeki ayetlerde bildirilen Hz. Süleyman Kıssasında ise cinlerin madde nakli, hızlı hareket etme gibi farklı yeteneklere sahip oldukları haber verilmektedir. Hud Suresi’nin 119. ayetinde bildirildiği üzere cinler de yaptıklarının karşılığını ahiret gününde eksiksizce alacaklardır. Hud Suresi, 119.
Aynı melekler gibi cinler de insandan önce yaratılmışlardır. Allah, Hz. Adem (as)’ı yarattığı zaman meleklere ve iblise ona secde etmelerini emreder, ardından da iblisin cinlerden olduğunu şöyle açıklar:
“Hani meleklere ‘Adem'e secde edin’ demiştik. İblisin dışında diğerleri secde etmişlerdi. O cinlerdendi. Böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. ‘Bu durumda beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. Bu, zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.’" (Kehf Suresi, 50)
Allah cinleri dumansız bir ateşten yaratmıştır. Ayetlerde herhangi bir evrim sürecinden, tesadüflerden ya da evrimleştiren herhangi bir mekanizmadan bahsedilmemektedir. Çünkü cinler için de evrimle yaratılış diye bir şey söz konusu değildir. Onlar da Allah'ın dilemesiyle bir anda var olmuşlardır. Herhangi bir süreç geçirmeden, mutasyona ya da doğal seleksiyona uğramadan bir anda yaratılmışlardır.
Allah için yaratmak çok kolaydır. Sonsuz güç sahibi olan Rabbimizin yaratmak için hiçbir sebebe ihtiyacı yoktur. Melekler, cinler, şeytanlar, vildanlar, gılmanlar, cennet köşkleri, cennet bahçeleri, cennetteki hayvanlar, cennet sofraları hiçbiri evrimle yaratılmamıştır. Rabbimiz hiçbir sebep olmadan yoktan var edendir. Cinleri ve melekleri nasıl farklı şekillerde ve yoktan var ettiyse, insanı da evrime gerek olmadan ayrı bir varlık olarak yoktan var etmiştir.
Peygamberlerin gösterdiği mucizeler de evrim olmadığının bir delilidir. Kuran ayetlerinde Rabbimizin birçok peygambere çeşitli mucizelerle lütufta bulunduğu haber verilmektedir. Ayetlerde bildirildiğine göre Hz. İsa (as) çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıp onun içine üfürdüğünde kuş Allah'ın dilemesiyle hayat bulmuş, canlanmıştır. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
“Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm. O da hemencecik Allah'ın izniyle kuş oluverir.” (Al-i İmran Suresi, 49)
Allah bilinen sebeplere bağlı olmaksızın bir canlı oluşturmuş, ona can vermiştir. Hiçbir evrim süreci yaşanmadan, aradan zaman geçmeden, ara aşamalar olmadan, çamurdan canlı bir varlık oluşturmaktadır. Bu, Allah'ın bir mucizesi ve evrime inanan Müslümanların açıklayamadıkları önemli bir gerçektir. Allah bir canlıyı var etmek için aşamalara ihtiyaç duymayandır. Buna çok benzer bir başka örnek ise, Hz. İbrahim (as) ile ilgilidir. Ayetlerde Allah'ın cansız varlıklara mucizevi şekilde can verdiği bildirilmektedir.
“Hani İbrahim: ‘Rabbim bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster’ demişti. Allah ona: ‘İnanmıyor musun?’ deyince, ‘hayır inandım, ancak kalbimin tatmin olması için’ dedi. ‘Öyleyse dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.’” (Bakara Suresi, 260)
Kuran-ı Kerim'de bildirilen mucizeler yukarıda bahsedilenlerle sınırlı değildir. Allah, Kuran'da Hz. Musa (as)’ın elinde bulunan asayı yere bıraktığında, Allah'ın mucizesiyle asanın canlı bir yılana dönüştüğünü haber vermektedir. Musa (as) asayı yerden aldığında o yılan tekrar asa olmakta, tekrar yere attığında ise tekrar yılana dönüşmektedir. Bu, yaratılışın sürekliliğini gösteren apaçık bir delildir. Allah, istediği şeyi yoktan var edebileceği gibi vardan da yok edebilme kudretine sahiptir. Nitekim Kuran'ın ilgili ayetlerinde şöyle bildirilmektedir:
“Böylece onu attı. Bir de ne görsün? O hemen hızla koşan kocaman bir yılan oluvermiş. Dedi ki: ‘Onu al ve korkma. Biz onu ilk durumuna çevireceğiz. Sağ elindekini atıver. Onların yaptıklarını yutacaktır. Çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulmaz.’” (Taha Suresi, 69)
“‘Asanı bırak.’ Bıraktı ve onun çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. ‘Ey Musa! Korkma! Şüphesiz benim. Benim yanımda gönderilen elçiler korkmaz.’” (Neml Suresi, 10)
Ağaçtan yapılma bir asa, Hz. Musa (as)’ın elindeyken canı olmayan kuru bir odun parçasıdır. Ancak asayı yere fırlattığında, Allah'ın sadece “Ol” demesiyle o kuru odun parçası, hayati fonksiyonlara sahip hareket edebilen bir canlıya dönüşebilmektedir. Bu mucizeye şahit olanların büyük çoğunluğu da yaratılışın mükemmelliğini görerek Allah'a iman etmişlerdir.
Bu ayetlerde bildirilen mucizelerin her biri Allah'ın dilemesiyle bir anda yaratılmıştır. Hz. İbrahim (as)’ın canlandırdığı kuş da, Hz. İsa (as)’ın çamurdan oluşturduğu kuş da, Hz. Musa (as)’ın asasının dönüştüğü yılan da bir anda var olmuştur. Herhangi bir evrim sürecinden geçmemiş, sonsuz güç sahibi olan Rabbimizin dilemesiyle canlanmışlardır.
HZ. SÜLEYMAN KISSASINDAKİ KUŞ İLE KARINCALAR EVRİMİN OLMADIĞINA DELİLDİR
Kuran'da Allah'ın mucizevi yaratışıyla ilgili örneklerden bir diğeri ise Hz. Süleyman Kıssasındadır. Ayetlerde bildirildiği üzere Hz. Süleyman (as), dişi karıncaların kendisi hakkında söylediklerini duymakta ve anlamaktadır.
“Nihayet karınca vadisine geldiklerinde bir dişi karınca dedi ki, ‘Ey karınca topluluğu! Kendi yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları farkında olmaksızın sizi kırıp geçmesin.’ Süleyman bu sözü üzerine tebessüm edip güldü.” (Neml Suresi, 18-19)
Görüldüğü gibi ayette bir karıncanın diğer karıncalara hitap ettiği, bu hitabın ise Hz. Süleyman (as) tarafından duyulduğu haber verilmektedir. Şuursuz tesadüflerle ortaya çıktığı iddia edilen bir hayvanın, kendi toplumuna hitap etmesini sağlayacak özel bir haberleşme sistemine sahip olması, üstelik onları akla ve mantığa davet etmek gibi bilinçli davranışlarda bulunması elbette söz konusu olamaz. Ancak sonsuz güç ve kudret sahibi olan Rabbimiz, bu karıncayı insanların alışkan oldukları tüm sebeplerin dışında, mucizevi bir yaratılışla var etmiştir.
Hz. Süleyman Kıssasında haber verilen bir diğer örnekte ise, hüdhüd isimli kuşun konuşmasıdır.
“Derken uzun zaman geçmeden hüt hüt geldi ve dedi ki, 'Senin kuşatamadığın, öğrenemediğin şeyi ben kuşattım ve sana Saba’dan kesin bir haber getirdim.’'' (Neml Suresi, 22)
Ayetlerde hüdhüd isimli kuşun şuurlu bir şekilde konuştuğu, akılcı yorumlarda bulunduğu, Hz. Süleyman (as)'a istihbarat sağladığı bildirilmektedir. Konuşmalarından da anlaşıldığına göre hüdhüd iman sahibi bir kuştur. Allah'ı tespih etmektedir.
“Ki onlar göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye yapmaktadırlar. O Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Büyük arşın Rabbidir.” (Neml Suresi, 25-26)
Evrimciler insanlardaki konuşma yeteneğinin uzun süreçler sonucunda meydana geldiğini iddia ederler. Hayvanların konuşamama nedenini de evrimleşme sürecinin tamamlanmaması olarak açıklarlar. Onlara göre bir kuşun ya da bir karıncanın ayetlerde bildirildiği gibi şuurlu, akıllı ve imanlı bir şekilde konuşmaması gerekir.
Peki bu karınca ve kuş nasıl bir evrim süreci geçirmiştir ki düzgün bir suretle konuşabilmektedir? Hüdhüdün Allah'ı tespih etmesi, istihbarat bilgilerini ayırt edebilmesi, yorumlarda bulunabilmesi, hangi evrimsel mantıkla açıklanabilir? Tabii ki bu mucize Allah'ın “Ol” demesiyle gerçekleşmiştir.
Allah'ın yaratmasıyla varlık bulan bir canlı, Allah'ın dilediği takdirde yine onun dilediği kadar şuurla hareket edebilir ve böyle bir varlıkla iletişim kurmak da Allah'ın izniyle mümkün olabilir. Bu karıncanın konuşması da, hüdhüd yorumları da herhangi bir evrim süreciyle olmamıştır. Allah'ın varlığına ve gücüne iman ettiğini söyleyen kimi evrimcilerin, ayetlerdeki bu gibi işaretler üzerinde mutlaka düşünmesi gerekmektedir. Çünkü bu yaratılış gerçekleri, evrimcilerin iddialarını açıkça geçersiz kılmaktadır.
KURAN'DAKİ YENİDEN DİRİLİŞ ÖRNEKLERİ EVRİM İDDİALARINI GEÇERSİZ KILAR
Yaratmada, diriltmede tamamen Allah'ın takdirindedir ve Allah'ın aynı yaratmada olduğu gibi diriltmede de bir sebebe, araca ya da herhangi bir sürece ihtiyacı yoktur. Bunun Kuran'da pek çok örneği vardır. Kuran'da bildirildiğine göre, insan ölüp toprağa karıştıktan sonra ahiret gününde yeni bir yaratılışla diriltilecektir. Bu durum ayetlerde de açıklanmıştır:
“Bu, şüphesiz onların ayetlerimizi inkâr etmelerine ve ‘biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?’ demelerine karşılık cezalarıdır…”
“Görmüyorlar mı? Gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerlerini yaratmaya gücü yeter.” (İsra Suresi, 98-99)
Görüldüğü gibi inkâr edenler, insanların ölüp toprak olduktan sonra yeniden yaratılacaklarına inanmamaktadırlar. Bu örnek, evrim teorisinin içinde bulunduğu durumu da özetlemektedir.
Çünkü kıyamet gününde insanların bedenlerini yoktan var edecek olan Rabbimiz, ilk insan olan Hz. Adem (as)’ı da yoktan var etmiştir. Ölümlerinin ardından kemik haline gelmiş insanlar, herhangi bir evrim süreci olmaksızın diriltileceklerdir. Hz. Adem (as) da Allah'ın dilemesiyle herhangi bir evrimleşme olmaksızın yoktan yaratılmıştır. İnsanın ahiret günündeki yeniden yaratılışı da ayette şöyle haber verilmektedir:
“Allah, ‘Andolsun sizi ilk defa yarattığımız gibi bugün de teker teker yapayalnız ve yalın bir tarzda bize geldiniz ve size lütfettiklerimizi arkanızda bıraktınız.’" (En’am Suresi, 94)
Ayette dikkat edilmesi gereken bir nokta da insanların ahiretteki yaratılışlarının ilk yaratılışları gibi olduğunun belirtilmesidir. Ölüp toprak haline gelen insan ahirette yeniden bir yaratmayla yoktan yaratılacaktır ve insan halinde olacaktır. Dolayısıyla insanın ilk yaratılışı da buna benzemektedir ve aşama aşama değil bir anda mucizevi şekilde gerçekleşmiştir.
Kuran'da yeniden dirilişle ilgili verilen bir diğer örnek ise öldükten sonra dirilmeye inanmayan bir kişinin durumudur. Ayetlerde bildirildiği üzere Allah bu kişiyi ve eşeğini yüzyıl ölü bırakmış sonra ikisini de diriltmiştir. Kuran'da bu olay şöyle bildirilir:
“Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini görmedin mi? Demişti ki: Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş? Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti ve ona dedi ki: ‘Ne kadar kaldın?’ O: ‘Bir gün veya bir günden az kaldım’ dedi. Allah ona: ‘Hayır, yüz yıl kaldın. Böyleyken, yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Eşeğine de bir bak. Seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak. Nasıl bir araya getiriyoruz? Sonra da onlara et giydiriyoruz." dedi. O kendisine bunlar apaçık belli olduktan sonra dedi ki: ‘Biliyorum ki gerçekten Allah her şeye güç yetirendir.’” (Bakara Suresi, 259)
Yukarıdaki ayette bildirilen bu örnek, yüce Rabbimizin yaratma ve öldürme konusunda hiçbir sebebe ihtiyacı olmadığını açıkça gösteren delillerden sadece bir tanesidir.
CENNET VE CEHENNEMDE YOKTAN VAR EDİLMİŞTİR
Bu, evrimi savunan bazı Müslümanların ifadelerinden, onların da aynı Darwinistler gibi sebeplere değer verdikleri anlaşılmaktadır. Oysa bu çok büyük bir yanılgıdır. Daha önce de vurguladığımız gibi Allah tüm sebeplerden münezzehtir. Bir şeyi yaratmak için sadece “Ol” demesi yeterlidir.
Örneğin Allah cennet ve cehennemi de sebeplerden bağımsız olarak yaratmıştır. Kainatın, dünyamızın ve dünya hayatındaki canlılığın oluşumunu evrimsel süreçle açıklamaya çalışanların cevaplaması gereken sorulardan biri de cennet ve cehennemin nasıl yaratıldığıdır. Allah, cennetteki tüm detayları, yüksek köşkleri, güzel konakları, yüksek kurulmuş tahtları, yiyecekleri, meyveleri, sebzeleri ve sonsuz nimetleri herhangi bir evrim süreci olmadan bir anda yoktan yaratmıştır.
Rabbimiz cennette insanın dışında birçok varlığın bulunacağını ayetlerde bildirmiştir. Örneğin Rabbimiz Rad Suresi 23. ayetinde bildirilen ve müminleri cennette karşılayacak olan melekleri de bir anda yaratmıştır. Vakıa Suresi 22. ve 23. ayetlerde bildirilen cennet hurileri de, İnsan Suresi 19. ayette bildirilmiş olan ebedi kılınmış civanlarda Allah'ın “Ol” emriyle cennette hiçbir evrim süreci olmadan yaratılmışlardır. Vakıa suresi 22. ve 23. ayetlerde bildirilen cennet hurileri de, İnsan suresi 19. ayette bildirilmiş olan ebedi kılınmış civanlarda Allah'ın “Ol” emriyle cennette hiçbir evrim süreci olmadan yaratılmışlardır. Cennet hurilerinin ve civanların nasıl yaratıldıkları da evrimi savunan Müslümanların cevaplamaları gereken bir diğer sorudur. Rabbimiz cehennemi de içindeki her detayla birlikte yoktan var etmiştir. Zümer Suresi 71. ayette bildirildiği üzere, ölümlerinin ardından dirilecek insanlar, cehennem kapısına geldiklerinde bekçilerle karşılaşacaklardır.
Bu bekçiler de hiçbir evrim geçirmeden, Allah'ın dilemesiyle özel bir yaratılışla bir anda var edilmişlerdir. Ne cehennem bekçileri ne de cehennem hayatı için bir evrim söz konusu değildir. İşte insanın yaratılışı da böyledir. Hz. Adem (as) da balçıktan bir anda yaratılmıştır. İnsanın yaratılışında hiçbir evrim süreci yaşanmamış, insan doğal seleksiyona ya da mutasyona uğramamıştır. Hicr Suresi 15. ayette bildirilen “çamur” ifadesi de insanların bu yaratılış mucizesini daha kolay anlamaları için var edilmiştir. Çünkü Allah'ın yaratmak için çamura ya da başka bir maddeye ihtiyacı yoktur. Cennetteki hurileri, civanları, cehennemdeki bekçileri sebepsiz olarak var eden Rabbimiz, insanı da sonsuz kudretiyle yoktan var etmiştir.
Rabbimiz, yaratmak için hiçbir sebebe ihtiyaç duymayandır. Rabbimizin kuşu çamurdan yaparken, çamura ihtiyacı yoktur. Ancak bu sadece bir vesile olsun diye bu şekildedir. Hz. Musa (as)’ın asasından yılan oluştururken de Rabbimizin asaya ihtiyacı yoktur. Eğer asa olmasaydı, yılan da olmazdı şeklinde düşünmek çok büyük bir aldanış olur. Bunlar sadece birer sebeptir. İnsanların daha kolay anlamalarını, bir mantık kurabilmelerini sağlamak için bildirilen birer sebeptir. Allah, melekleri, cinleri ve şeytanı yoktan var ettiği gibi, ilk insan olan Hz. Âdem (as)’ı da “Ol” demesiyle bir anda yoktan var etmiştir. Hicr Suresi’nde şöyle bildirilir:
“Hani Rabbin meleklere demişti, ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek yere kapanın.” (Hicr Suresi, 28-29)
Ancak film boyunca da çeşitli örneklerle açıkladığımız gibi Allah dilediğini dilediği şekilde yoktan var edendir. Kimi Müslümanların da bu gerçeklere gözlerini kapatmamaları gerekmektedir. Allah Kuran'da insanı yoktan var ettiğini bildirmiştir. Herhangi bir evrim sürecinden bahsetmemiştir. Allah'ın insanı yaratmak için herhangi bir sürece, evrimsel mekanizmaya ihtiyacı yoktur. Allah tüm bu eksikliklerden uzaktır.
SONUÇ
Filmimizin birinci bölümünde Kuran'da evrim gibi bir kavrama kesinlikle yer olmadığını, ayetlerdeki delilleriyle cevap verdik. Tesadüf ve rastlantıları ilah edinen evrim teorisinin Allah'tan başka ilah olmadığını ve Allah'ın yegane yaratıcı olduğu gerçeğini bildiren İslam diniyle hiçbir şekilde bağdaşmadığını gördük. Filmimizin ikinci bölümünde ise evrimci Müslümanları yanılgıya düşüren nedenleri, Kuran ayetlerinden evrime delil getirmeye çalışanların hatalarını ve Darwinizmi tehlike olarak görmemenin doğuracağı vahim sonuçları inceleyeceğiz.
Kimi Müslümanlar bugüne kadar evrim teorisini kabul etmiş hatta savunmuş olabilir? Bilimsel gelişmeleri takip etmeyen, evrim teorisinin geçersizliğini anlatan yayınları okumayan bir insanın evrimci propagandaların etkisinde kalarak bu teoriyi bilimsel bir gerçek zannetmesi doğaldır. Ancak İslam ahlakının gerektirdiği, insanın hatasını fark ettiği anda hemen doğru yola yönelmesidir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
“Ve çirkin bir hayâsızlık işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları kötü şeylerde bile bile ısrar etmeyenlerdir.” (Al-i İmran Suresi, 135)
“Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Maide Suresi, 39)