Ya Olmasaydı? 1 - Laleler
ÖMER TUZGU: Merhaba. Her hafta farklı bir mekanda sizinle hayatımızın içinden detayları konuşacağız. Her gün gördüğümüz çiçekleri, dokunduğumuz hayvanları, işittiğimiz sesleri bambaşka bir açıdan ele alacağız. Doğa, bilim, sanat, tarih, kısacası hayatımıza güzellik katan her şey bu programda. Ya olmasaydı diyerek doğadaki bilimin, sanatın, tarihin hayatımıza nasıl renk kattığını konuşacağız. Ve başlıyoruz.
Göztepe Parkı'ndayız. Neden burayı tercih ettik? Çünkü şu an burada lale festivali var. Her taraf renk renk lalelerle bezenmiş durumda ve insanlar da havanın güzelliğini fırsat vererek buraya akın etmişler.
Şimdi size laleler hakkında kısaca bilgi vereceğim. Lalelerin ana vatanı Orta Asya. Şu an Müslüman Uygurların yaşadığı Pamir dağlarından Türk göçleri sırasında Anadolu'ya geldiği düşünülüyor. Fakat bu muhteşem bitkinin yolculuğu Anadolu'da sona ermiyor. İlk defa Kanuni Sultan Süleyman tarafından 16. yüzyılda laleler Hollanda kralına gönderilir. Hollandalılar laleleri çok severler ve bu sayede bütün Avrupa'ya yayılır. Ülkemizde de gördüğünüz gibi baharın ilk günlerinden itibaren muhteşem güzellikleriyle renkleriyle laleler sokakları süslüyor. Şimdi bu muhteşem parkta gezelim ve insanlar laleler hakkında neler biliyorlar öğrenelim.
--Lale'nin ana vatanı neresidir?
-Bilmiyorum.
--Hollanda değil. Arkadaşı oradan cevap veriyor. Hollanda'ya bizden yayılıyor aslında. Orta Asya'dan, şu an Müslüman Uygurların yaşadığı Pamir dağlarından Türk göçü sırasında Anadolu'ya geliyor. Anadolu'dan da Kanuni Sultan Süleyman Hollanda kralına ilk defa Lale gönderiyor ve bu şekilde tüm Avrupa'ya yayılıyor Lale'ler.
--Kaç çeşit lale olduğunu biliyor musunuz?
-50'nin üstünde olduğundan eminim ama tam kesin bilmiyorum.
--Tam sayı 82.
-Yaklaşmış gibiyim.
--Evet, 82 çeşit lale var. Peki, yeryüzünde kaç çeşit bitki var bunu biliyor musunuz toplam?
-Lale 82 olduğuna göre o daha fazladır. 1000'in üstünde mi?
--Yaklaşık 500.000'in üzerinde. Teşekkür ederim, çok sağ olun.
-Biz teşekkür ederiz.
--Lale'nin büyüyüp gelişmesi için neye ihtiyacı var?
-Suya ve güneşe ihtiyacı var.
--Evet. Lale gökyüzünden ne kadar fazla su yağsa da, yağmur yağsa da bu dengeyi çok iyi ayarlıyor. İhtiyacından fazla suyu topraktan almıyor. Yani fazlasını almış olsa hücreleri çürüyecek ve ölecek. Ama böyle olmuyor. Toprakta ne kadar fazla su olsa da, toprak çamurlaşsa da sadece ihtiyacı olana kadarını alıyor ve bu şekilde hayatını devam ettirebiliyor. Bitkilerin birçoğu böyle zaten. Teşekkür ederim, sağ olun.
--İsminiz?
-Sanda.
--Size bir soru soracağım. Laleler rengarenkler. Kapkara topraktan çıkmalarına rağmen nasıl bu kadar renkli oluyorlar? Bunu hiç düşündünüz mü? Nereden geliyor bu renk? Nereden alıyorlar?
-Bunu düşündüm ama cevabı bulamadım. Kesinlikle büyük bir sır.
--Muhteşem bir şey değil mi?
-Doğru.
--Laleler ve diğer tüm çiçekler de soğanlarında Kodlanmış olan pigmentlerden bu renkleri alıyorlar.
Evet, Allah sadece bir soğandan böyle bir güzellik sunuyor. Şimdi kameramızı çevirip şöyle genişçe bir bakalım. Börek cümbüşü muhteşem değil mi?
Evet, çiçekler olmasaydı dünyanın ekolojik dengesinde müthiş bir uyumsuzluk olurdu. Fakat tüm bu dengeler bir yana eğer her baharda bu güzellik bize sunulmasaydı hayatımızda büyük bir eksiklik olurdu. Çünkü doğadaki bu yaratılış mucizesini görmek insana müthiş bir coşku, enerji ve dinamizm veriyor.
Şimdi sizi bu lale bahçesinden Hollanda'daki dünyanın en büyük lale tarlalarına götüreceğiz. İzleyelim, biz yine buradayız.
Evet, soğanlı bitkiler her yıl tüm güzelliklerini soğanın içinde saklayıp ilkbaharda böyle muhteşem bir tabloyla karşımıza çıkıyorlar. Şimdi bakalım buranın ziyaretçileri soğanlı bitkiler hakkında neler biliyor?
İnsanlar banklara oturmadan önce genellikle kontrol ederler. Kirli mi, temiz mi diye bir bakarlar. Ama çiçeklerde böyle olmuyor. İnsan çiçeği koklamak için onu temizlemeye ihtiyaç duymuyor. Doğrudan alıp burnuna götürüp koklayabilirsin. Ben şu an dokunuyorum, elimde en ufak bir toz zerresi dahi yok. Tamamen tertemizler. Bilim insanları da çiçeklerin bu özelliklerini taklit ederek nanoteknolojiyle kendisini temizleyen kumaşlar, yüzeyler gibi teknolojik buluşlar gerçekleştiriyorlar.
Doğada çiçekler neden her zaman tertemizdirler? Bu sorunun cevabını 90'lı yılların başında Almanya'nın Bonn Üniversitesi'nde görevli bilim insanı Wilhelm Barthlott geniş kapsamlı olarak araştırır. Barthlott özellikle Nilüfer çiçekleri üzerine yoğunlaşır. Çünkü göllerde su birikintilerinde yaşayan nilüfer çiçekleri üzerlerinde ne toz ne de çamur tutuyor. Nilüfer çiçeğinin yaprakları mikroskop altında incelendiğinde özel bir yüzey tasarımına sahip olunduğu görüldü. Nilüfer yaprakları 5-10 mikrometre yüksekliğinde ve birbirinden 10-15 mikrometre mesafede olan çok küçük tümseklere sahip. Her ne kadar yaprak çıplak gözle bakıldığında düz bir yüzeye sahip gibi görünse de aslında 0.1 mikrometre genişliğinde tepelerden oluşan engebeli bir yüzey var. Bu tepeler de balmumuyla kaplı. İşte bu engebeli yüzey sayesinde su damlacıkları yüzeyle tam bir temas sağlayamıyor ve kendi ağırlıklarıyla aşağı doğru akıyorlar. Bu yaprağın yaratılışındaki nanoteknoloji bugün birçok keşfe ilham kaynağı oldu. Nanoteknoloji daha küçük, daha hızlı ve daha dayanıklılığı araştıran bize en küçük boyutların dünyasını açar. Nano, herhangi bir fiziki büyüklüğün milyarda biri demektir. Bir nanometre içine yan yana ancak 2 ila 3 atom sığdırılabilir. Bir saç teli çapının yaklaşık 100 bin nanometre olduğu düşünüldüğünde ne kadar küçük bir ölçekten bahsedildiği rahatça anlaşılıyor.
Peki yapraklardaki bu teknoloji hangi alanlarda kullanılıyor?
Temizlik sektöründen cam imalatına, boya sanayiinden tekstil sektörüne kadar pek çok alanda nilüfer çiçeğinden ilham alınarak geliştirilen ürünlere rastlamak mümkün. Örneğin 2002 yılının en iyi buluşları arasında yer alan leke tutmayan pantolon kumaşı. Kumaş, nanoteknoloji ve özel bir kimyasal işlem sayesinde 3 cm'in %1'i uzunluğunda milyonlarca lifle donatıldı. Böylece kumaş leke tutmaz hale getirildi.
Bir Alman şirketi de binaların dış cephe boyamalarında kullanılmak üzere doğadaki bu yaratılışı taklit ederek kirlenmeyen boya üretti. Barthlott’un araştırmaları doğrultusunda üretilen bu boya kirlenmiyor ve 10 sene garantili olarak satılıyor. Şirket Lotus Effect yani nilüfer etkisi adıyla bu boyanın patentini de aldı.
Teknoloji geliştikçe çoğu zaman farkına varılmayan, ancak Allah'ın bize sunduğu güzelliklerinde farkına varıyoruz. Çiçeklerin kirlenmemesine o kadar alışmışız ki, çoğu insan bunun nedenini düşünmemiştir bile. Oysa onların kir, çamur, leke tutmamaları tesadüf değil. Allah bizlere bir güzellik olarak onları kir tutmayacak bir donanımla yaratmış ve onlarla her baharda dünyamızı cennet güzelliğiyle süslüyor.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Sözler isimli eserinde baharın güzelliğini şu anlamlı sözlerle tasvir eder: “Bütün yeryüzünü bir sofray-ı nimet eden ve bahar mevsimini bir çiçek destesi yapan ve o sofranın yanına koyan ve üstüne serpen bir cevad-ı kerim.”
--Lalelerin soğanlı bitkileri olduğunu biliyor muydunuz?
-Biliyorum.
--Laleler köklerindeki soğanda ihtiyaç duydukları bütün besinleri depoluyorlar.
-Evet.
--Şimdi bununla ilgili bir videomuz var. Soğanlı bitkilerin özellikleri nelerdir, bunu izleyelim sonra devam edeceğiz.
LALELERİN ÖZELLİKLERİ
Çiçek soğanı bitkilerde kökün toprak altındaki kısmıdır. Soğanlı bitkilerin yaprakları ve çiçekleri kuruduktan sonra bitki toprak altındaki soğanında besin depolayarak bir sonraki bahara kadar canlı kalır. Bu muhteşem bir yaratılış. Aslında soğanlı bitkiler kış uykusuna yatan hayvanlar gibi kışı yarı ölü olarak geçirir, ilkbahar geldiğinde yeniden uyanıp filizlenirler. Bitkinin ihtiyaç duyduğu tüm besinler işte bu soğanda kış boyunca muhafaza olur.
Sonbaharda dikilen soğanlar ilkbaharda çiçek açarlar. Olgunlaşma dönemleri sonunda oluşturdukları yavru soğanlar da ertesi yılki üretimde kullanılır. İşte lalelerin böyle bir yaşam döngüsü var.
Soğanlı bitkilerin üretimine gelince, genellikle soğanlarının yanlarında üreyen yavru soğanlarla çoğaltılırlar. Yavru soğanlar ana soğandaki tüm genetik bilgiye sahiptirler. Örneğin bir lale soğanı sarı rengin genetik konuda sahipse yavru soğan da filizlendiğinde sarıçiçek açar. İşte hayatımızda çok önemli yeri olan bitkiler 500 binden fazla çeşidiyle Allah'ın bize sunduğu sınırsız bir hazine. Soluduğumuz tertemiz havanın, hayatta kalmak için ihtiyacımız olan besinlerin, kullandığımız enerjinin kaynağı hep bitkiler. Çarpıcı güzellikteki manzaraların, etkileyici kokuların ve göz alıcı renklerin kaynağı da yine Allah'ın yarattığı bu güzel bitkiler.
--Laleler bütün gün güneşin altındalar, sıcağa maruz kalıyorlar. Mesela biz güneşin altında kalsak, sıcağa maruz kalsak bir süre cildimiz kurur, kızarır değil mi? Ama laleler de böyle olmuyor. Bütün gün güneşe maruz kalmalarına rağmen hiçbir zarar görmüyorlar. Sizce bunun sebebi ne olabilir?
-Bence bitkilerin yapısından gelen özel bir koruma tabakası olmuş olabilir.
--Evet, aynen öyle. Üzerinde cuticle adı verilen mumsu bir tabaka var. Bu onları güneşin zararlı ışınlarından koruyor.
-Güneş kremi sürmüş gibi değil mi?
--Evet, yine böyle de diyebiliriz. Teşekkür ederim, çok sağ olun.
Allah'ın yarattığı bu güzel capcanlı laleleri bir arada görmek harika. Şimdi sırada canlı olmayan laleler var. Kağıttan yapılmış laleler. Origami sanatçıları kağıdı kullanarak o kadar güzel laleler yapıyorlar ki izlerken şaşıracaksınız.
Osmanlılar'da Lale Figürü Lale Orta Asya'dan Anadolu'ya Türklerle birlikte gelir. Anadolu'da ilk olarak Selçuklu Devleti'nin başkenti Konya'daki eserlerde lale motiflerine sıkça rastlandı. Selçuklu döneminden itibaren ise Türkler için bambaşka bir yer tutuyor lale.
Osmanlılar devrinde özellikle İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet'in emriyle bahçeler yeniden düzenlenip lalelerle süslenir. Kanuni devrine gelindiğinde bu kez lale türleri geliştirilip çoğaltılır. 17. yüzyıla geldiğimizde lale yetiştirilmesine ciddi önem verildiğini görüyoruz. İşte bu yüzden 1718'den 1730'a kadar olan 12 yıllık devir lale devri olarak anılıyor. Bu devirde 840 çeşit lale yetiştirildi ve hepsine ayrı ayrı isimler verildi.
İstanbul'daki lalelerin güzelliği dönemin Fransız devlet adamı ve şair Lamartine'nin de dikkatini çekiyor, hatıralarında Topkapı Sarayı'ndaki lalelerin güzelliğinden, Türklerin doğa sevgisinden ve sanat zevklerinden övgüyle bahsediyordu.
Peki neden başka çiçekler değil de lale Osmanlı eserlerinde bu kadar çok kullanıldı?
Aslında bu Osmanlılarda Allah'a, İslam'a duyulan sevginin bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Arapça lale kelimesi Allah kelimesinde geçen aynı harflerden oluşur. Ayrıca lale, hilal ve Allah kelimelerinin ebced değerinin aynı olmasından dolayı kültürümüzde laleye apayrı bir değer verilmiş sevgi duyulmuş. Arapçada her harfin bir sayısal değeri vardır. Harflerin sayısal değerleri toplandığında ortaya çıkan rakama ebced değeri deniyor.
Hilal, lale ve Allah ismi Arapçada ebced hesabına göre 66 değerindedir. Bunun yanı sıra lale, Arap harfleriyle yazılır ve tersinden okunursa Osmanlı Devleti'nin arması olan hilal yani ay kelimesi ortaya çıkıyor.
İşte tüm bunlar lale motifinin süsleme sanatında, mimarlıkta, çeşitli cami, türbe ve çeşmelinin yapımında sıkça kullanılmasını sağlamış. İyi ki de Osmanlılar döneminde laleye önem verilmiş. Çünkü Allah'ın yarattığı bu muhteşem güzellik bu vesileyle her baharda bahçeleri, parkları süslemeye devam ediyor.
Ve bu hafta süremizin sonuna geldik. Laleler muhteşemler. Ve şimdi Allah'ın yarattığı bu muhteşem sanatı görmenin tam zamanı. Çünkü lalelerin ömrü pek uzun değil. Belediye çalışanları bu bitkileri yetiştirmek için çok emek harcıyorlar. Su nakli, gübreleme ve bakım. Böyle bir güzelliğe vesile oldukları için, aracı oldukları için çok teşekkür ediyoruz. Ama asıl teşekkür etmemiz gereken, böylesine gürbüz, capcanlı, dipdiri ve rengarenk laleleri kapkara topraktan çıkartan Rabbimiz.
Eğer Allah gökyüzünden tatlı suyu indirmiş olmasaydı, güneşi tam kararında bir ölçüyle yeryüzünü ısıtması için galaksimizde yaratmış olmasaydı bu güzelliklerin hiçbiri olmazdı.
Unutmayın, ekranın altında gördüğünüz A9TV Facebook ve Twitter hesaplarından Görmek istediğiniz mekanlar ve merak ettiğiniz konular hakkında bize ulaşabilirsiniz. Haftaya yepyeni konular, yepyeni mekanlar ve sürpriz konuklarla tekrar buluşmak üzere. Şimdilik hoşça kalın.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500