"Endülüs'ten günümüze İslam'ın Avrupa'da muhteşem yükselişi" belgeselinden


ENDÜLÜS: İSLAM'IN AVRUPA'DAKİ İLK MERKEZİ

Ortaçağ'da İspanya'da Vizigot Krallığı hüküm sürüyordu. Devlet, taht kavgaları, iç çekişmeler, toplumsal ve dini çatışmalar sebebiyle neredeyse gücünü yitirmiş durumdaydı. Halk, dini ayrımcılık, baskı ve zulüm altında eziliyordu.

711 Yılında Müslümanların Endülüs'ü fethetmesiyle birlikte Avrupa için yepyeni bir dönem başladı. Kısa sürede başlarındaki Vizigot idaresinden memnun olmayan halkların da yardımıyla Malaga, Elvira ve Kurtuba ele geçirildi. Böylece bölge kısa sürede Emevilerin hakimiyeti altına girmiş oldu.

Endülüs 800 yıl boyunca İslam ülkesi olarak kalacak ve Avrupa'ya İslam'ı tanıtacaktı. Bölgeye İslam'ın yerleşmesiyle birlikte dini ayrımcılık kalktı. Yahudi, Hristiyan ve Müslüman toplulukları tarihte eşine az rastlanır bir dini ahenk içinde yaşamaya başladılar. Endülüs Müslümanlarının tarihe örnek teşkil eden bu davranışları, kendilerine Kuran'ı rehber edinmelerinden kaynaklanıyordu. Böylece Kuran ahlakının gerektirdiği hoşgörü, adalet ve merhamet topluma hakim oldu.

Endülüs Devleti'nin Avrupa üzerindeki etkisini inceleyen pek çok tarihçi, bu devletin Avrupa medeniyetinin gelişiminde en önemli faktörlerden biri olduğu konusunda hemfikirdir.

Ünlü İspanyol tarihçi Blasco Ibanez, Müslümanların İspanya'da inşa ettiği medeniyeti şu sözlerle dile getirmektedir:

“İspanya'da yenilenme kuzeyden değil, Müslüman fatihler vasıtasıyla güneyden geldi. Bu gelişme, bir fetih olmanın çok daha ötesinde bir medeniyet hamlesiydi. Bu sayede İspanya'da 8. ve 15. Yüzyıllar arasında bütün Orta Çağ boyunca Avrupa'nın bilinen en zengin ve en parlak medeniyeti doğup-gelişti. Bu dönemde kuzeydeki halklar din savaşları yüzünden parçalanmakta ve kana susamış, vahşi, (barbar) sürüler halinde hareket etmekteyken Endülüs toplumu 30 milyonu aşmakta, o dönem için çok büyük olan bu nüfus yapısı içinde her ırk ve din grubu ahenk içinde hareket etmekte ve toplum çok canlı bir nabız atışı sergilemekteydi.” (Blasco Ibanez, A la Sombre de la Catedral, Madrid f-y, s. 22-23)

Endülüs, çok kısa süre içinde İslam medeniyetinin en seçkin sanat ve fikir eserlerinin verildiği bir bölge haline geldi. Avrupa'da. Orta Çağ ve Engizisyon karanlığını dağıtan ışığın kaynağı Endülüs oldu.

İbni Mace, İbni Cabir, Muhiddin İbni Arabi, İmam-ı Kurtubi, Şatıbi gibi büyük bilgim ve filozoflar burada yetişti. Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden bu Müslüman bilim adamları medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtladılar. Daha sonraki yıllarda bu alimlerin eserleri Latince başta olmak üzere başka dillere çevrildi. O dönemde birçok insan salgın hastalıklar içindeyken, İslam alimlerinin tıp alanındaki eserlerinin tercümeleriyle Avrupalılar modern tedavi yöntemlerini öğrendiler.

Endülüslü Müslüman coğrafyacı ve seyyahların kaleme aldığı eserlerin tercüme edilmesi sayesinde Avrupalılar, Orta Doğu ve Uzak Doğu hakkındaki coğrafi bilgilere ulaştılar. Daha sonra birçok üniversitede bu alimlerin kitapları yıllarca ders kitabı olarak okutuldu. Kordoba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta Avrupa'dan öğrencilerin eğitim görmek üzere geldiği okullarıyla Avrupa'nın en modern şehri olarak bilinmekteydi. Burası bir ilim ve kültür merkezi olmuştu. Yalnızca Kordoba kütüphanesinde 600 bin cilt kitap toplanmıştı. Olağanüstü mimarisi, bakımlı ve ışıklı sokakları, görkemli saraylarıyla bu şehir göz kamaştırıyordu. Kordoba'ya gelen Avrupalı Hristiyanlar şehirde gördükleri büyük ihtişam, kültür ve sanat karşısında şaşkınlığa kapılıyorlardı. Boston Üniversitesi'nde görevli tarihçi Sheila Blair, Kordoba'nın ihtişamını şu sözlerle tarif etmektedir:

“9. Ve 10. Yüzyılda Kordoba kenti, Avrupa'da en büyük kentlerden biri ve en çekiciydi. Şehre gelen insanların tasvirleri var elimizde. Bütün bu çiçekler, bu açık caddeler, bu muhteşem ışıklandırma.. Kuzey şehirleri ise karanlıktı. Sadece Kordoba’da temiz içme suyu vardı. İnsanlar büyük evlerde yaşıyordu. Paris’te ise insanlar nehir kenarlarındaki küçük kulübelerde yaşamaktaydı.”

Müslümanlar İspanya'da kaldıkları süre içinde büyük bir kültür hazinesi oluşturdular. 800 Yıl içinde sadece Kordoba'da 80 bin saray ve konak, 600 cami, 80 okul ve 600 han inşa ettiler. Ancak bunlardan günümüze sayılı birkaç eser ulaştı.

Kordoba'nın ihtişamından günümüze kalan çok az eserden biri, bugün kentin merkezinde yer alan Katolik Katedralidir. Bir diğer ismiyle Kordoba Camii. Çünkü bu katedral gerçekte bir camiyken sonradan kiliseye çevrilmiştir. Toplam 23 bin metrekarelik alanda yer alan ve avlusunda portakal ağaçları olan camiye kentin Hristiyanların kontrolüne geçmesinden sonra aslı bozulmadan çeşitli ilaveler yapılmış ve o zamandan sonra katedral olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu yapı, mimarisinde yer alan üstün sanat anlayışıyla bugün halen dünyanın dört bir yanından gelen insanları kendine hayran bırakmakta ve İslam sanatındaki görkemi ve estetiği gözler önüne sermektedir.

Endülüs'ün en görkemli yapılarından biri de İslam sanatının ve estetiğinin harikulade örneklerini barındıran El-Hamra Sarayı’dır. Sarayın her detayında İslam'ın insanlara kazandırdığı yüksek ruhun ince zevki okunur. Dünyanın dört bir yanından getirilen çiçeklerle süslü bahçesi, süs havuzları, işlemeleriyle İslam sanatının en ihtişamlı eserlerinden biridir. Birçok işlemede ayetler ve Allah'ın isimleri, ayrıca “Allah'tan başka galip yoktur” sözü yazılıdır.

Müslümanların o dönemde böylesine hayranlık uyandıran eserler inşa etmelerinin ilham kaynağı ise, Kuran’da yer alan cennet tasvirleri olmuştur. Çünkü Kuran’da bildirilen cennet tasvirleri, olabilecek en yüksek kaliteyi, ince bir zevki ve göz kamaştırıcı bir ihtişamı tarif etmektedir. Örneğin içinde bulunan kimseye ferahlık ve genişlik hissi veren yüksek tavanlı yerlere, yüksek merdivenlere, alabildiğine uzanan yeşilliklere, yüksek sütunlara, altından ırmaklar akan yerlere, ürünlerle bezenmiş bahçeler ve meyveliklere birçok Kuran ayetinde dikkat çekilmektedir.

Ayetlerde cennetteki evlerin ve köşklerin hep bu tarz mekanlarda yer aldıkları bildirilmektedir.

“Ancak Rab'lerinden korkup-sakınanlarsa, onlara yüksek köşkler vardır. Onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. Bu, Allah'ın vaadidir. Allah, vaadinden dönmez.” (Zümer Suresi, 20)

İşte Kuran'daki bu anlayışı kalplerine yerleştiren Müslümanlar, tarih boyunca eşsiz eserler ortaya koymuş, yönettikleri ülkelerde dünyanın en seçkin, ihtişamlı ve modern mekanları olmuştu. Endülüs Devleti de bu örneklerden biri olarak tarihe ismini yazdırmıştır. 1492. Yılında Müslümanların elinde kalan son toprak olan Granada'nın kaybedilmesiyle Endülüs Devleti tamamen sona ermiştir. Ancak Avrupa bu defa da Balkanlar üzerinden gelen Müslümanlarla tanışmıştır.