"Faşizmin kanlı tarihi 2" belgeselinden
Neo-Naziler ve ırkçı partiler
1970'Li yıllarda korkutucu bir akım baş gösterdi. Dazlak Hareketi adı verilen bu akımın özelliği, sokak çetelerinin göçmenlere, yabancılara ve fakir mahallelerde yaşayanlara karşı düzenlediği saldırılardı.
İlerleyen yıllarda, Dazlakların bir çoğu ırkçılığı benimsediler ve Nazi taraftarları olarak ırkçı faşist eylemlere başladılar. Bugün sayıları 70.000'i bulan Neo-Naziler, 33 ülkede ve 6 kıtada aktif durumdadır. Nazi özentisi olan ve yaşları 13 ile 25 arasında değişen bu gençler, çoğunlukla uyuşturucu müptelalarından, işsiz-güçsüz sokak serserilerinden oluşmaktadır.
Giysilerinin üzerine taktıkları Nazi sembolleri, tıraşlanmış dazlak kafaları ve dövmeleriyle hemen tanınmaktadırlar. Bu dövmelerinde ise genellikle diğer ırklara olan düşmanlıklarını dışa vurmaktadırlar. Sloganlarında, konuşmalarında ve şarkılarında Hitler'i yüceltmekte ve kendilerini onun hayalini gerçekleştirmeye adadıklarını ifade etmektedirler.
Aryan ırk tarafından yönetilen bir dünya. Şiddet, kin, nefret, yıldırma, korkutma, tehdit, yakıp yıkma, zarar verme başlıca özellikleri arasında sayılabilir. Bunları en fazla yerine getirense aralarında en kahraman ilave edilmektedir. Neonaziler, Avrupa'daki ırkçı hareketin radikal temsilcileridir. Deyim yerinde ise, faşist baltanın sivri ucudurlar. Ama bir de bu baltanın kökleri vardır. Ve bunlar Neonazilerden daha geniş bir toplumsal ve siyasi tabanı temsil etmektedir.
Neonazilerin faaliyetleri, aslında Avrupa'da giderek güçlenen ırkçı eğilimlerin bir yansımasıdır. Avrupa insanının büyük bir bölümünün aslında kendi ırkının üstünlüğüne inanan gizli bir ırkçılık yaşıyor olması, Neonazilere gizliden gizliye destek sağlamaktadır. 1997 Yılında yapılan araştırmalara göre Avrupa genelinde ırkçı potansiyelin %33 civarında olduğu saptanmıştır. Özellikle Belçika, Fransa ve Avusturya'da bu oranın daha da yüksek olduğu görülmektedir. Kendini tamamen ırkçı veya fazlasıyla ırkçı olarak tanımlayan insanların oranı, Belçika'da %55, Fransa'da %48, Avusturya'da ise %42 civarındadır. Almanya'da ise ırkçıların oranı %34'e varmaktadır.
Günümüzde faşist örgütlenme dendiğinde çoğu kimsenin aklına ilk olarak Alman Neonazileri gelmektedir. Ancak gerçekte günümüzün faşist örgütlenmeleri içinde daha pek çok organizasyon vardır. Amerika Birleşik Devletleri'nde pek çok aktif faşist grup bulunmaktadır ve bunlar teorik düzeyde Alman Neonazilerine göre daha önemli bir konumdadırlar. Bu gruplar genellikle Beyaz Üstünlüğü sloganını kullanmaktadırlar. Ve en önemlisi, bunu ekonomik sıkıntıların getirdiği bir yabancı düşmanlığı olarak değil, felsefi ve bilimsel bir doktrin olarak öne sürmektedirler. Beyaz Üstünlüğü şemsiyesi altında, Ku Klux Klan, Amerikan Nazi Partisi, Aryan Ulusu Hareketi ve Ulusal İttifak gibi çeşitli faşist örgütler yer almaktadır. İnternet üzerinden yoğun bir propaganda faaliyeti yürüten bu grupların amacı, ırkçılığı bir dünya görüşü, bir doktrin olarak savunmak ve kitlelere aşılamaktır. 19. Yüzyılda putperest kültürün yeniden uyanmasıyla ve Darwin'in evrim teorisiyle doğan faşist ırkçılık, 21. Yüzyılda yine aynı temellere dayanarak gelişmeye devam etmektedir.
Filmlerimiz boyunca açıkça gördüğümüz gibi faşizm insanlığa büyük felaketler getirmiş bir ideolojidir. Milyonlarca insanın ırkları nedeniyle öldürülmesine, işkenceye uğratılmasına ve 2. Dünya Savaşı gibi bir trajedinin yaşanmasına sebep olmuştur. Ortaya çıktığı her yerde bir korku toplumu meydana getirerek tüm insani değerleri yok etmeye girişmiştir.
Günümüzde özellikle Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde yaygın bir rejim olarak, Batı dünyasında ise giderek güçlenen ırkçı eğilimlerle ve Neo-Nazi örgütlerle karşımıza çıkmaktadır.
Öte yandan faşist kültür, pek çok ülkede sokaklara yayılmakta, şiddetten ve kan dökmekten hoşlanan barbar kitleler meydana getirmektedir. Bu nedenle tüm dünya çapında faşizme karşı fikri bir mücadele gerekmektedir. Faşizmin ortadan kaldırılması için asıl olarak putperestlik, Darwinist çatışma kavramı ve Darwinist ırkçılık gibi hurafelerin fikri anlamda yok edilmesi zorunludur. Bunun için ise insanlara sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, hoşgörü, adalet gibi temel ahlaki kavramların öğretilmesi ve aşılanması gereklidir. Bu kavramların kaynağı ise Kuran'dır.
Faşizm insanlara karşı savaşı, şiddeti, kan dökmeyi, ırkçılığı telkin ederken Allah'ın bizler için belirlediği Kuran ahlakı barış ve huzur dolu bir dünyanın temellerini tesis etmektedir. Bu ahlakla yoğrulan bir toplum ne faşizme ne de onun kızıl versiyonu olan komünizme geçit vermez.
Türkiye bu konuda güzel bir örnektir. Faşist ve komünist ideolojileri ülkemize ihraç etmek için yürütülen çabalar kalıcı bir sonuç vermemiş ve Türkiye her iki totaliter ideolojiden de uzak kalmıştır. Bunun en büyük nedeni İslam'ın Türk toplumuna kazandırmış olduğu temel ahlaki değerlerdir. Aslında Türkiye hem bu değerlerin temsilcisi hem de Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı olarak tüm dünyada faşizmin önünü kesecek bir model oluşturabilir.
Faşist vahşetle dolu olan coğrafyalara bir zamanlar Osmanlı'nın yaptığı gibi barış ve huzuru yeniden getirmek ancak dini değerlere inanan, bu değerlerden aldığı ilhamla politika yapan bir ülke tarafından başarılabilir. Umulur ki bu gerçekleşecek ve Allah'ın “yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?” ayetiyle işaret ettiği liderler dünyadaki faşist bozgunculuğu 21. Yüzyılda bertaraf edeceklerdir.