Tarihin en kritik döneminden geçiyoruz.
Savaşlar, büyük toplumsal sarsıntılar, felaketler, ahlaki çözülmeler, korku ve belirsizlik.
Dünyanın dört bir yanında meydana gelen hadiseler artık yalnızca tek tek olaylar olarak değil, peş peşe gelen büyük bir değişimin parçaları olarak karşımıza çıkıyor.
Peki, bütün bunlar birbirinden bağımsız gelişmeler mi? Yoksa insanlık çok daha büyük bir dönüşümün içinden mi geçiyor?
İslami kaynaklarda kıyametten önce yaşanacak bu son dönem, âhir zaman olarak isimlendirilir. Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v), bundan yaklaşık 1400 yıl önce bu dönemde ortaya çıkacak fitneleri, savaşları, toplumsal değişimleri ve büyük alametleri ümmetine haber vermiştir.
Bu haberlerin amacı insanları tehlikelere karşı uyarmak, gafletten uyandırmak ve yaşadıkları zamanı doğru değerlendirmeye çağırmaktır.
Peki, Peygamber Efendimiz âhir zaman hakkında neler haber verdi? Bu alametlerden hangileri gerçekleşti? Ve biz, insanlık tarihinin hangi noktasında bulunuyoruz?
ÂHİR ZAMAN ALAMETLERİ
BÖLÜM - 1
Rivayetlerde bildirildiğine göre kıyamete yakın öyle bir zaman gelecek ki insanların dış görünüşleri güzel, fakat iç dünyaları bozulmuş olacak.
İbadetler Allah rızası için değil, gösteriş için yapılacak. İslam'ın adı, Kur'an'ın ise yalnızca yazısı kalacak. Kur'an çok okunacak fakat okunanlar kalplere ve hayata yansımayacak.
Camiler çoğalacak, süslenecek ve saflar kalabalıklaşacak. Fakat içleri hidayetten, kalpler samimiyetten uzaklaşacak.
Dini gerçekten anlayan âlimler azalacak. Buna karşılık dini dünya menfaati için kullananlar çoğalacak. Yöneticiler zalim, âlimler tamahkâr, ibadet edenler riyakâr, tüccarlar ise faizci olacak.
Emanet zayi edilecek ve işler ehil olmayanlara verilecek. Doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar doğrulanacak. Güvenilir insanlar hain sayılacak, hainlere ise güvenilecek.
Hak gizlenecek, batıl açıkça savunulacak. İyilik kötü, kötülük ise iyilik gibi gösterilecek. İyiliği emredenler dışlanacak. Kötülükler karşısında sessiz kalanlar toplumun en makbul insanları kabul edilecek.
Helal ile haram arasındaki ayrım önemini kaybedecek. İnsan, kazancının nereden geldiğini sorgulamayacak. Faiz öylesine yayılacak ki ondan uzak durmak isteyenler bile onun etkisinden kurtulamayacak.
Zekât ağır bir borç, sadaka maddi bir kayıp, kamu malını ele geçirmek ise kazanç gibi görülecek. Servet belirli insanların elinde toplanacak. Zenginler mallarına sımsıkı sarılırken yoksullar hor görülecek.
İnsanların değeri ahlaklarıyla değil, sahip oldukları para ve makamla ölçülecek. Dünya sevgisi kalpleri kaplayacak. İnsanlar zenginlik ve iktidar uğruna birbirleriyle mücadele edecek.
Yapı işinde ehliyet ve tecrübesi bulunmayanlar, yüksek binalar yapmakta birbirleriyle yarışacak ve bununla övüneceklerdir.
Akrabalık bağları zayıflayacak. Anne ve babaya itaatsizlik artarken menfaat arkadaşlıkları güçlenecek.
Zina ve fuhuş açıkça işlenecek. Daha önce bilinmeyen hastalıklar ortaya çıkacak. Boşanmalar, aile içindeki huzursuzluklar ve toplumsal güvensizlik çoğalacak.
Müslümanlar çok olacak. Fakat selin sürüklediği çerçöp gibi etkisiz hâle gelecekler. Dünya sevgisi ve ölüm korkusu kalplerini zayıflatacak.
Yabancı kavimler, sofraya çağrılan insanlar gibi birbirlerini Müslümanların üzerine çağıracak.
Fitneler ve cinayetler artacak. Öldüren neden öldürdüğünü, ölen ise neden öldürüldüğünü bilemeyecek. Her yeni gün bir öncekinden daha ağır hâle gelecek. İnsanlar, yaşadıkları belalar sebebiyle ölümü arzulayacak.
Dininin gereğini yaşamaya çalışan kişi, avucunda kor ateş tutuyormuş gibi büyük zorluk çekecek. Mümin, inancını gizlemek zorunda kalacak.
Yağmurlar mevsimlerinin dışında yağacak. Gökten su indiği hâlde toprak ürün vermeyecek. Kıtlık ve geçim sıkıntısı yayılacak.
Ve her yeni hadise, kendisinden öncekini tamamlayarak âhir zamanın büyük tablosunu adım adım daha da görünür hâle getirecek.
Tarihî hadiseleri ve ortaya çıkan dikkat çekici benzerlikleri birlikte incelemek için yola çıkıyoruz. Ancak başlamadan önce önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor.
Rivayetlerde bildirilen bazı alametler, işarî anlamlarıyla tarihin farklı dönemlerinde benzer şekillerde ortaya çıkmış olabilir. Geçmişte de yıldızlar kaydı, büyük depremler yaşandı, savaşlar çıktı, salgınlar yayıldı ve şehirler ateşler içinde kaldı.
Bu nedenle tarihteki tek bir olayı, yalnızca dış görünüşündeki benzerlikten hareketle kesin bir alamet olarak nitelendirmek doğru olmayabilir.
Fakat içinde bulunduğumuz dönemi önceki çağlardan ayırdığı düşünülen çok önemli bir özellik var: Olayların tek tek değil, birbiri ardınca yaşanması.
Kıyamet alametleri bir ipe dizilmiş tespih taneleri gibidir. İp bir kere koptu mu hepsi peş peşe zuhur eder.
(Kütüb-i Sitte C.14 S.326)
Bir ip düşünün; üzerine tek tek boncuklar dizilmiş. İp sağlamken hepsi yerinde durur. Fakat bağ çözüldüğünde boncuklar peş peşe dökülmeye başlar.
İşte âhir zaman alametleri de bu çarpıcı benzetmeyle tarif ediliyor.
Asıl soru şudur: İp kopmuş olabilir mi?
Şimdi, Peygamber Efendimizin boncuklar benzetmesiyle haber verdiği bu alametleri; rivayetleri, tarihî kayıtları ve görüntüleriyle yakından inceleyelim.
15 KASIM 1979 - INDEPENDENTA FACİASI
“Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına büyük bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak. Yeryüzünün duyup anlayabileceği bir dille nida edilecek.”
(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 166)
Hadiste Peygamberimizin (s.a.v) bildirdiği bu büyük patlama ve ardından ortaya çıkan büyük ateş; 1979 yılında, yani Hicrî takvimle 1400 yılında Kadıköy açıklarında meydana gelen, Independenta adlı petrol yüklü tankerin infilakını haber vermektedir.
İstanbul henüz uykudayken Haydarpaşa açıklarında yaklaşık 95 bin ton ham petrol taşıyan Romanya bandıralı Independenta tankeri, Yunan bandıralı Evriali adlı yük gemisiyle çarpıştı.
Bu çarpışma neticesinde petrol tutuşmuş ve denizde günlerce süren büyük bir ateş ortaya çıkmıştır.
İstanbul'da meydana gelen bu büyük olayın, Hazreti Mehdi Aleyhisselam'ın İstanbul'a geliş vakti olduğunu Peygamberimiz (s.a.v) bizlere şu hadisiyle müjdelemiştir:
“Gökyüzünde doğu cihetinden, geceyi aydınlatan büyük bir ateş gördüğünüz vakit, işte o an, Hz. Mehdi (as)'ın geliş vaktidir.”
(Mer'iy b. Yusuf b. Ebi Bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar)
Bu olay ile Hazreti Mehdi (a.s)'ın İstanbul'a gelişi, bir müjde olarak herkesin duyacağı şekilde bütün dünyaya ilan edilmiştir.
20 KASIM 1979 - KÂBE BASKINI
“Onun (Hz. Mehdi (as)'ın) çıkacağı yıl, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler... Hep birlikte Beyt-i Şerif'i tavaf edecekler, sonra Mina'ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak.”
(Kıyamet Alametleri, s. 168-169)
Takvimler 20 Kasım 1979'u gösteriyordu. Hicrî takvime göre o gün 1 Muharrem 1400'dü. Yani yeni Hicrî yüzyılın ilk günüydü.
Sabah namazı sırasında silahlı bir grup Mescid-i Haram'ı ele geçirdi. Kâbe'nin kapıları kapatıldı. Minarelere silahlı kişiler yerleştirildi ve içeride bulunan binlerce insan mahsur kaldı.
İslam dünyasının kalbinde başlayan kuşatma iki hafta sürdü. Çatışmalarda kanlar döküldü. Yüzlerce insan hayatını kaybetti veya yaralandı.
Rivayette geçen “onun çıkacağı yıl” ifadesinden, Hazreti Mehdi'nin faaliyete başlayacağı yılın 1979 olduğunu anlıyoruz.
27 ARALIK 1979 - AFGANİSTAN'IN İŞGALİ
“Talikan'a (Afganistan'a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala'nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır...”
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)
Hadiste Afganistan'ın Hazreti Mehdi (a.s) zamanında işgal edileceğine işaret edilmektedir. Rusların Afganistan'ı işgal ettiği 1979 yılı, Hicrî 14. yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir.
Ayrıca hadislerde Hazreti Mehdi (a.s)'ın yüzyıl başlarında çıkacağı haber verilmiştir. Hazreti Mehdi (a.s)'la ilgili diğer pek çok alametin de Hicrî 14. yüzyılın başlarına denk gelmesi, bu tarihlerin âhir zamanda İslam'ı dünyaya hâkim kılmaya vesile olacak o kutlu şahsın çıkışı hakkında önemli bir işaret taşıdığını göstermektedir.
Günümüzde Afganistan'ın, toplam değeri bir ila 3 trilyon dolar arasında değişen, henüz işlenmemiş devasa lityum, bakır, demir ve nadir toprak elementi rezervlerine sahip olduğunu biliyoruz.
Peygamber Efendimiz, “altın ve gümüş olmayan hazineler” ifadesiyle 1400 yıl önce, yakın döneme kadar hiç bilinmeyen bu gerçeğe dikkat çekmiştir.
22 EYLÜL 1980 – İRAN-İRAK SAVAŞI
“Faris yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler: "Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır... Bir gün, onlara ve bir gün de sizlere verilsin, ve karşılıklı sözler tutulsun..." Onlar Mutıka çıkacaklar,Müslümanlar oradan aşağı yazıya inecekler... Müşrikler öbür yandaki (Rakabe) denilen bir simsiyah olan nehrin kenarında duracaklar... Aralarında savaş olacak: Her iki ordudan, Allah, zaferi kaldıracak...”
(Kıyamet Alametleri, El Berzenci, s. 179)
Rivayette Farslarla Araplar arasında yaşanacak büyük bir anlaşmazlıktan ve iki tarafın da kesin bir zafer elde edemeyeceği uzun bir savaştan söz edilmektedir.
22 Eylül 1980 tarihinde Fars çoğunluklu İran ile Arap çoğunluklu Irak arasında savaş başladı. Etnik ve siyasi gerilimlerin yanında sınır anlaşmazlıkları ve bölgesel hâkimiyet mücadelesiyle büyüyen savaş yaklaşık sekiz yıl sürdü.
Yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Şehirler, petrol tesisleri ve ekonomik kaynaklar ağır zarar gördü. Ancak bütün bu kayıplara rağmen taraflardan hiçbiri kesin bir üstünlük sağlayamadı.
Savaş, belirleyici bir zafer kazanılamadan ateşkesle sona erdi ve iki ülke arasındaki sınırlar büyük ölçüde savaş öncesindeki hâline döndü.
Böylece rivayette bildirilen Farslarla Araplar arasındaki mücadele ve her iki ordudan da zaferin kaldırılması haberi, İran-Irak Savaşı'yla açık biçimde gerçekleşmiş oldu.
TEMMUZ 1981, TEMMUZ 1982 – İKİ YIL ÜST ÜSTE RAMAZANDA GÜNEŞ VE AY TUTULMASI
Hz. Mehdi için 2 alamet vardır ki... Bunun birincisi, Ramazan'ın birinci gecesi Ay'ın ikincisi de ortasında Güneş'in tutulmasıdır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)
Ramazan'ın birinci gecesi Ay, ortasında Güneş tutulacaktı. (Kıyamet Alametleri, s. 199)
Hz. Mehdi'nin çıkmasından önce bir Ramazan içinde Güneş iki defa tutulacaktır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 440)
Hz. Mehdi'nin gelişi Razaman ayında Ay'ın iki kere tutulmasına sebep olacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 200)
Âhir zamanda, Hazreti Mehdi döneminde, Ramazan ayında gerçekleşecek olan Güneş ve Ay tutulmalarıyla ilgili rivayetleri incelediğimizde birbirine benzer ancak farklı ifadelerle karşılaşırız.
Rivayetlerde dikkat çeken en önemli nokta, Ramazan ayının ortasında hem Güneş tutulmasının olması hem de bir ay içinde hem Ay'ın hem de Güneş'in tutulmasının bilimsel olarak imkânsız görünmesidir.
Bu, doğa yasalarına göre gerçekleşmesi beklenmeyen sıra dışı bir durumdur. Oysa diğer âhir zaman alametlerinin çoğu, doğal sebeplerle izah edilebilecek niteliktedir.
Astronomik açıdan bakıldığında Ay tutulması, yalnızca Dünya Güneş ile Ay'ın tam arasına girdiğinde yaşanır. Bu durum astronomide dolunay evresidir ve Hicrî takvimde ayın ortasına denk gelir. Yani Ay tutulması, kural olarak yalnızca ayın ortasında gerçekleşebilir.
Güneş tutulması ise yalnızca Ay, Güneş ile Dünya'nın arasına girdiğinde yaşanır. Bu konum ise yeni ay evresidir ve Hicrî takvimde ayın en sonunda gerçekleşir. Dolayısıyla Güneş tutulması da yalnızca ayın sonunda meydana gelebilir.
Konuyla ilgili hadislere baktığımızda aynı olayın farklı ravilerden farklı ifadelerle aktarıldığını görürüz. Tüm rivayetleri ortak noktada birleştirdiğimizde, aslında ilk olarak Ramazan ayının ortasında Ay'ın tutulacağından, sonunda ise Güneş'in tutulacağından bahsedildiği ve bu olayın üst üste iki yıl tekrarlanacağına dikkat çekildiği anlaşılmaktadır.
Nitekim İmam Bâkır Aleyhisselam bu hadisi anlatırken yanındakilerden biri, “Güneş ayın sonunda, Ay ise ortasında tutulur.” diye hatırlatma yapmıştır.
Yezid bin Halil el-Esedi'den rivayet edildiğine göre, şöyle dedi: "Ebu Cafer Muhammed bin Ali'nin (a.s.) yanında idim. Mehdi'den (a.s.) önce olacak iki alametten bahsetti. (Böyle bir olay)Allah Teala Adem'i (a.s.) yeryüzüne indirdiğinden beri olmamıştır. Bu, Ramazan ayının ortasında güneşin tutulması ve ayın sonunda ayın tutulmasıdır."Bir adam ona dedi ki: "Ey Resulullah'ın oğlu! Hayır, güneş ayın sonunda, ay ise ortasında tutulur."Ebu Cafer dedi ki: "Söylediğini biliyorum. Ancak onlar Adem a.s indiğinden beri olmayan iki alamettir."
(Akdü'd-Dürer fi Ahbari'l-Müntazar (Mescid Cemkaran baskısı) s.98-99)
Tüm bu tespitlerle birebir örtüşecek şekilde, 1981 yılında, yani Hicrî 1401 Ramazan ayının 15. günü Ay, 29. günü ise Güneş tutulmuştur.
Ardından ikinci olarak 1982 yılında, yani Hicrî 1402 Ramazan ayının 14. günü Ay, 28. günü ise Güneş tekrar tutulmuştur.
Bu olayların Hazreti Mehdi'nin diğer çıkış alametleriyle aynı dönemde meydana gelmesi ve Hicrî 14. yüzyılın başlarında üst üste iki yıl bu düzende tekrarlanması, rivayetlerin işaret ettiği tablonun bu astronomik olaylar olma ihtimalini oldukça kuvvetlendirmektedir.
Diğer şekillerde hadisin gerçekleşmesi ise Güneş'in batıdan doğması gibi, artık iman etmenin kişiye faydasının olmayacağı bir durum oluşturabilir.
11 MAYIS 1983 - IRAS–ARAKI–ALCOCK KUYRUKLU YILDIZI'NIN ÇIKIŞI
Kâ'b: Bu (Hz. Mehdi döneminde çıkacağı beklenen kuyruklu yıldız), doğudan doğacak ve yeryüzü halkı için dolunay gecesindeki ay gibi parlayacak bir yıldızdır.
(Nuaym bin Hammad'ın Kitabü'l Fiten H.592)
Peygamber Efendimizden bize ulaşan bu hadiste, Hazreti Mehdi'nin çıkışı zamanında gökyüzünde, doğudan, dolunay gibi gözükecek olan kuyruklu bir yıldızın doğacağına dikkat çekilmiştir.
Takvimler 11 Mayıs 1983'ü gösterdiğinde IRAS–Araki–Alcock adı verilen kuyruklu yıldız, Dünya'nın son derece yakınından geçti.
Dünya ile kuyruklu yıldız arasındaki mesafe yaklaşık 4.670.000 kilometreye kadar düştü. Bu, Dünya ile Ay arasındaki uzaklığın yaklaşık 12 katıydı.
IRAS–Araki–Alcock kuyruklu yıldızı, 20. yüzyılda Dünya'ya en fazla yaklaşan kuyruklu yıldız olarak astronomi tarihine geçti.
En yakın geçiş sırasında kuyruklu yıldız; belirgin bir kuyruğu olmayan, çıplak gözle üç ila dört kadir büyüklüğünde parlayan, dolunay büyüklüğünde dairesel bir bulut olarak göründü.
Alışılmış kuyruklu yıldız görüntülerinden farklı olarak uzun ve belirgin bir kuyruğa sahip değildi. Kuyruğu, kızılötesi olarak çekilen fotoğraflarda fark edilebiliyordu.
Öyle hızlı hareket ediyordu ki yıldızların önündeki ilerleyişi kısa süre içerisinde fark edilebiliyordu. Birkaç saat içinde gökyüzünde geniş bir mesafe katetti.
Kuzeydoğuda ortaya çıkan bu kuyruklu yıldız, kuzey göğünden geçerek güneybatı yönünde ilerledi.
Peygamber Efendimizin haber verdiği gibi 1983 yılında, yani Hicrî 1403'te gökyüzünde doğudan doğan ve Ay gibi parlayan bir yıldız ortaya çıkmıştır.
İmam Muhammed Bakır (as.) bir hadiste şöyle buyuruyorlar: “Onlar elinde olan şeyleri eğer kaybedecek olurlarsa, imtihan dönemi çatacak, perdeler bir kenara itilecek, Allah Teala’nın vaadi yaklaşacak ve (kuyruklu) yıldız dünyanın doğusundan aynı bir parlak ay gibi, Bedir gecesinin yuvarlak ayı gibi belirecektir.”
(Beşaret ül-İslam S: 63 ve Biharu’l Envar C: 51 S: 11 Hadis 6, Hz. Mehdi’nin Evrensel Kıyamı, sayfa 170)
Bu rivayette de Müslümanların ellerindeki sevgi, birlik ve kardeşlik gibi yüce değerleri kaybetmelerinin ardından gökyüzünde dolunay gibi parlayarak belirecek bir kuyruklu yıldıza dikkat çekilmektedir.
Gökte beliren bu işaretin; özel bir imtihan döneminin, Hazreti Mehdi'nin zuhur vaktinin ve Allah'ın vaadi olan kıyametin yaklaştığının habercisi olduğu vurgulanmaktadır.
Nitekim Halley'den kısa bir süre önce ortaya çıkan ve gökyüzünde adeta bir dolunay ihtişamıyla parlayan IRAS–Araki–Alcock kuyruklu yıldızı, hadislerdeki bu eşsiz tasvirle birebir örtüşmektedir.

20 KASIM 1985 - WINDOWS 1.0: YENİ BİR ÇAĞ
Ebu Abdullah (a.s.) dedi ki: "Yakında 313 kişi mescidinize gelecek. Mekke halkı bu kişilerin babaları ve atalarıyla bir bağının olmadığını bilecektir. Her birinin üzerinde binlerce kelimenin çözülebileceği bir kelimenin yazılı olduğu bir kılıcı olacaktır. Tabareke ve Teâlâ olan Allah bir rüzgar gönderir ve her vadide şöyle seslenir: 'İşte bu Mehdi'dir; Davud ve Süleyman'ın (a.s.) hükmüyle hükmeder ve bunun için bir şahit istemez.'"
(Kemâlü'd-Dîn ve Temâmü'n-Ni'me, c. 2, s. 671., Besâ'irü'd-Derecât, s. 311., Bihârü'l-Envâr, c. 52, s. 286.)
Hadiste Hazreti Mehdi'nin çevresinde toplanacak 313 yardımcının taşıyacağı dikkat çekici kılıçlardan söz edilmektedir. Şöyle ki bu kılıçlardaki bir kelimenin, bin kelimenin kapısını açabildiği belirtiliyor.
Buradan da bahsi geçen vasıtaların bildiğimiz anlamda bir kılıç olmadığını, âhir zamanda mücadelenin esas aracı olacak farklı bir vasıtaya işaret edildiğini anlıyoruz.
Rivayetteki müteşabih tasvir; büyük miktarda bilgiyi hafızasında taşıyan, tek bir komutla binlerce veriyi işleyen ve sayısız sonuca ulaşabilen bilgisayarları hatırlatmaktadır.
Anlatımdaki kılıcın savaşta kullanılan çelik bir silah olmadığı açıktır. Geçmiş zamanlarda kılıç nasıl bir mücadele aracıysa günümüzde de bilgisayarlar; bilgiyi taşıyan, sorunları çözen, insanlar arasında iletişim kuran ve dünyanın en uzak noktalarına ulaşabilen en etkili mücadele araçlarıdır.
Nitekim hadiste dikkat çekildiği gibi Hazreti Mehdi Aleyhisselam, tebliğini her vadide, yani her yerde, bu teknolojinin yardımıyla gerçekleştirecektir.
Başka bir rivayette, Hazreti Mehdi'nin yanında yardımcılarının isimlerinin, şehirlerinin, özelliklerinin ve lakaplarının kayıtlı olduğu mühürlü bir kitaptan söz edilir.
“…Onun (Hz. Mehdi’nin) yanında mühürlü bir kitap vardır ki, içinde destekçilerinin sayısı, isimleri, şehirleri, ırkları, özellikleri ve lakaplarıyla birlikte yazılıdır. Hepsi Mehdi'nin (a.s.) komutası altında olacaktır.”
(Şeyh Saduk, Uyûnü Ahbâri’r-Rızâ, c. 1, s. 59.Allâme Meclisî, Bihârü’l-Envâr, c. 52, s. 310.)
İsimleri, şehirleri ve ayrıntılı kişisel bilgileri bir arada barındıran bu kitap tasviri, günümüzün düzenli dijital kayıt dosyalarını ve veri tabanlarını hatırlatmaktadır.
Takvimler 20 Kasım 1985'i gösterdiğinde Microsoft, Windows 1.0'ın perakende satışa sunulan sürümünü yayımladı.
MS-DOS üzerinde çalışan bu grafik ortam, kişisel bilgisayarların kullanımında önemli bir değişimin habercisiydi. Yazılı komutların yanına pencereler, simgeler ve menüler ekleniyor; kullanıcılar fare yardımıyla programlar arasında daha kolay hareket edebiliyordu.
Bu yıl, kişisel bilgisayarların daha görsel ve anlaşılır hâle gelmesinde önemli eşiklerden biri olarak tarihe geçti.
Zaman içerisinde bilgisayarlar yalnızca hesap yapan makineler olmaktan çıktı. Milyonlarca kelimeyi, kitabı, ismi ve görüntüyü hafızasında taşıyan, tek bir aramayla binlerce bilgiye ulaşılmasını sağlayan araçlara dönüştü.
Rivayette bahsedilen bir kelime ile bin kelimenin açılması ve mühürlü kitapta insanların ayrıntılı bilgilerinin kayıtlı bulunması, bu teknolojik dönüşümle çarpıcı bir benzerlik göstermektedir.
Bu tasvirler, Hazreti Mehdi ve talebelerinin bilgisayar teknolojisinden geniş ölçüde yararlanacaklarına ve ilmî-fikrî mücadelelerini bu araçlarla dünya çapında sürdüreceklerine işaret etmektedir.
11 NİSSAN 1986 - HALLEY KUYRUKLU YILDIZI
"Mehdi'nin çıkışından evvel, (her tarafı) aydınlatan kuyruklu bir yıldız doğacaktır."(Kıyamet Alametleri, s. 200)
"O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görünecektir." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 53)
Hadis-i şeriflerde Hazreti Mehdi'nin çıkış alametlerinden biri olarak doğudan ışık veren, her tarafı aydınlatan ve doğudan batıya doğru hareket eden bir kuyruklu yıldızın doğacağı müjdelenmiştir.
Nitekim 1986 yılında, yani Hicrî 1406'da Halley kuyruklu yıldızı dünyamızın yakınından geçerek hadislerdeki tasvirlere birebir uyan bir seyir izlemiştir.
Yıldızın doğudan batıya olan geçiş yönü ve gökyüzündeki muazzam parlaklığı, asırlar öncesinden haber verilen rivayetleri doğrular niteliktedir.
Bu kuyruklu yıldız, kendisinden önce ortaya çıkan IRAS–Araki–Alcock kuyruklu yıldızından 13,5 kat daha uzak bir mesafeden geçmesine rağmen gökyüzünde onunla benzer bir parlaklıkta görünmüştür.
Bu durum, Halley'in kendi ışığının söz konusu kuyruklu yıldızınkinden yüzlerce kat daha güçlü olduğunu göstermektedir.
"Şark tarafından bir kuyruklu yıldız doğup aydınlık verecektir. Onun her günkü irtifi (geçiş yönü) meşrıktan mağribedir (doğudan batıya doğrudur). "(Mektubat-ı Rabbani, 2/258)
Belirtildiği gibi doğudan batıya doğru hareket tasviri, Halley'in 1986 yılındaki geçişinde açıkça gözlemlenmiştir.
Her gün aynı saatte bakıldığında Halley, bir önceki günkü konumuna göre batıya doğru kaymış olarak görünüyordu.
Bu seyrin gökyüzünde birbirini destekleyen iki temel astronomik nedeni vardı.
Birinci neden, Dünya'nın hareketinden kaynaklanan doğal kaymadır. Aynı saatte bakıldığında yıldızlar her gün yaklaşık dört dakika erken doğdukları için gökyüzünde bir derece batıya kaymış görünürler.
Dünya'nın Güneş etrafındaki dönüşünden kaynaklanan bu durum, kuyruklu yıldız da dâhil olmak üzere gökyüzündeki her şeyi etkiler.
İkinci ve asıl çarpıcı neden ise Halley'in uzaydaki kendi özgün hareketidir. Aynı hadislerde haber verildiği gibi, geçiş boyunca bu kuyruklu yıldız arka plandaki yıldızlara göre sürekli batıya doğru ilerlemiştir.
Bunun bilimsel sebebi, yörüngesinin ters yönlü, yani retrograd olmasıdır. Başka bir deyişle Halley, Güneş sistemindeki gezegenlerin tam tersi yönünde dolanır.
Dünya'nın dönüşü ile Halley'in ters yörüngesi birleştiğinde yıldızın gökyüzündeki kayma hızı, sıradan bir yıldızınkinden çok daha yüksek olmuştur.
Özellikle Dünya'ya en yakın konuma geldiği 11 Nisan 1986 civarında Halley, tek başına günde birkaç derece yol almış ve bu sayede günden güne gökyüzündeki yerini çok belirgin bir biçimde değiştirerek kendisini asırlar öncesinden müjdeleyen rivayetleri tasdik etmiştir.
Birbiri ardınca gerçekleşen savaşlar, toplumsal sarsıntılar, gökyüzü hadiseleri ve büyük teknolojik değişimler, âhir zamanın giderek belirginleşen tablosunu gözler önüne sermektedir.
Hadislerde asırlar önce haber verilen bu olaylar, yalnızca geleceğe dair bilgiler değildir. İnsanları gafletten uyandıran, yaşadıkları dönemi düşünmeye ve yaklaşan büyük değişime hazırlanmaya çağıran önemli uyarılardır.
Fakat bütün işaretlere rağmen insanların çoğu, kendilerine ulaşan haberlerden yüz çevirmeye devam etmektedir.
Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek
nice haberler geldi. (Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.
(Kamer Suresi, 4-5)