Yaşam ve Sağlık – 34. Bölüm – Dr. Metin Güler, Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı
PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Beyin cerrahı Dr. Oktar Babuna ile hazırladığımız Yaşam ve Sağlık programımızın bu haftaki konuğu yine bir beyin cerrahı. Beyin ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Dr. Metin Güler bizlerle birlikte. Hoş geldiniz Metin Bey.
METİN GÜLER: Hoş bulduk, merhaba.
PINAR AKKAŞ: Öncelikle günümüzde beyin ve sinir hastalıkları çok daha önem kazanmakta, gelişen teknoloji, modern tıp bunun önemini çok daha fazla artırmakta. Bize kısaca beyin ve sinir cerrahisi hangi alanlarda özellikle etkilidir? Kısaca bundan bahsedebilir misiniz?
METİN GÜLER: Tabii. Beyin ve sinir cerrahisi tabii son 20-25 yılın teknolojik imkanlarıyla en çok yarar görmüş branşlardan biridir. Çünkü beyin ve sinir cerrahisi bölümü yıllar önce ilk kurulduğu zamanlarda bu kadar teknolojik imkanlar yok iken daha sonra teknolojik imkanların ortaya çıkmasıyla atılım yapmıştır. Şu anda tüm teknolojiyi kullanan branşlar içinde etkili birimlerden bir tanesi. Bir çok yöntemi şu anda hem ameliyatlarda olsun hem de tanı metotlarında olsun kullanıyoruz.
OKTAR BABUNA: Hatta en ileri teknoloji nöroşirurjidir. Mesela ben New York Üniversitesinde çalışmıştım 90’lı yıllarda, Partick Kelly dünyada navigasyonu ilk başlatan kişiydi. O zaman şimdiki sistemler yoktu. Bir boruyla beynin içine girip, arkada uzay istasyonu gibi odası vardı ameliyathanede ikinci bir oda. Orada TRD kontrüksiyonlar yapılıyordu ilk defa MR’la. Onlarla navigasyon, üç boyutlu enstrüman takılıyordu, onunla beyine girilerek ameliyat yapılıyordu, herkes seyretmeye geliyorsu ameliyatı. Şimdi tabii navigasyon sistemi çok gelişti ve yayıldı. Nöroşirurji başı çekiyor bu konuda.
PINAR AKKAŞ: Hem teşhis hem tedavide önemli sonuç alınabilen bölümlerdin bir tanesi, değil mi?
METİN GÜLER: Nöroşirurji bundan en çok yararlanan birim oldu. İlk zamanlar nöroşirurji diye bir birim yokken, genel cerrahinin kurduğu bir birimken daha sonra yıllar içinde 50’li yıllardan sonra bu iş yayılmaya başladı. Gazi Yaşargil Hoca’nın bunda çok büyük etkisi var. En büyük atılım, Gazi Hoca’nın beyin ve sinir cerrahisi ameliyatlarına katmasıyla teknolojik anlamda beyin ve sinir cerrahisi ameliyatları çok değer kazanmaya başladı. Ölümler azaldı, ameliyatlar çok daha başarılı hale geldi. Daha sonra da bilgisayar sitemlerinin çıkması, yazılımlar vs. ortaya çıkmasıyla, MR sistemlerinin ve tomografi sistemlerinin kurulması, tanının güzel anlaşılabilmesi, yöntemlerin daha hızlı bir şekilde ortaya dökülmesi, arkasından da çeşitli cihazlarla bunu bir işlemle birleştirip de ameliyatlara ortak hale getirilmesiyle beyin cerrahisi açıkçası çığır açtı. Ve daha da ilerleyeceğini düşünüyorum.
OKTAR BABUNA: Bunun sebebi beynin çok olağanüstü bir yapısı var. Müthiş bir yaratılış mucizesi. Omurga da aynı şekilde, omurilik. İsterseniz omurgadan bahsedelim. İnsanın bütün ağırlığını taşıyor. Şimdi omurga olmasa ne olur? İnsan yaşayamaz, ayakta duramaz. Hiçbir organı çalışmaz, kendi üstünde çökeceği ve et yığını haline geleceği için. Halbuki Allah bunu bölüm bölüm yaratmış, arada yastıkçıklar var, hem rotasyon hareketi yapabiliyor hem öne arkaya hareket yapabiliyor, yanlara eğilip kalkabiliyor.
METİN GÜLER: Beyin ilginç bir organ. Beynin kendisi bir kapalı kutunun içinde ve bir zarın içinde. O zarın içinde diyelim ki kafatasının içinde bir zar var, zarın içinde beyin dokusu var ve beyin dokusu kendisi omurilik olarak ta bizim 3 tane kemiğimizle beraber belimize kadar iniyor. İnerken de o zar onu kuşatarak iniyor. Ve beynin kendisi su üretiyor her gün, sarnıçları var, o suyla beraber beynin dokusu o zarın içinde, omurilik de o suyun içinde korunuyor. Allah bizi yaratmış ve bir şeylerle de önlemini almış. Olmasa ne olurdu? En ufak bir darbede, bir çocuğumuzu sevdiğimizde vs. beyin dokusuna hemen bir darbe geldiğinde felç kalırdık en basit. Yaşam olmazdı en azından. Onun için de korunarak gidiyor. Hatta biz insanların belinden su alıyoruz, aldığımız su aslında hep böyle tehlikeli gibi gösterilir. İşte şu olur bu olur diye. Hiç ilgisi yoktur. İşte o su beynin incelediğimiz suyudur. O suyun iki tane amacı vardır; bir tanesi beyin ve omurilik sisteminde bir tampon görevi yapmasıdır. İkincisi de, beynin beslenmesini sağlayan bir sitemdir beyin omurilik sıvısı. Omurgaya geçmeden yeri gelmişken anlatayım. O sıvının beyin içinde artması hidrosefali dediğimiz hastalığı gösterir. Çocuklarda kafatası büyümediği için kocaman kafalar olur. Ya da kafatası büyükse beyin dokusu baskı yapacağından kişide değişik sorunlara yol açar. Hidrosefal, dediğimiz beyinde su toplanması hadisesi budur.
Şimdi geçelim omurgaya. Omurilik aşağıya inerken 33 tane omur kemiği üst üste dizilmiş haldedir ve aralarında bir kıkırdak doku vardır. O kıkırdak doku yani bir neci conta vardır aralarında. Biz o contaya disk diyoruz tıbbi terim olarak. Amaç şu; 33 tane kemik diziliyor, aralarında birer tane conta var ve o kemiğin içinde de özel bir kemik var. Tabii omurilik siniri o delikli bütün omur kemikleri üst üste geldiği için sobanın borusu gibi sistem, o boru gibi kanal oluşturuyor. Beynimizin devamı olan omurilik ana siniri o soba burusunun içinden geçerek belimize kadar iniyor. İnerken de o kıkırdak dokularda bizim hoplamamız, zıplamamız, sportif faaliyetlerde vs. eğilmemizde, doğrulmamızda bir nevi tampon görevi yani arabanın süspansiyon görevi, amortisör görevini yaparak bizi koruyor. İstediğimiz hareketi istediğimiz rotasyonda, öne-arkaya eğilme, dönme hareketlerinde her türlü hareketi bize sağlıyor. Belimizde ya da sırtımızda bu hareketler 4 eksen üzerindedir, öne eğilme ve yanlara doğru rotasyon hareketi ama bu boyunda 6 eksen üzerinde oluyor vs. o biraz ayrıntı tabii. Burada bizim omurga üzerinde konuşurken, omuriliğin kendisi aşağı inerken 33 tane kemik seviyesi sayısı kadar da 33 çift sinir ayrılıyor omuriliğim kendisinden. Bu sinirlerden ilk 8 tanesi bizim boyun omuriliğimizden ayrılarak 8 tane sinir sağdan, 8 tane sinir soldan bizim kollarımıza gidiyor. 12 tanesi sırtımızdan ayrılıyor, onun farklı görevleri var, gövdemize gidiyor. 5 tanesi belimizden ayrılarak sağ ve sol olmak üzere 5 ayrı dal olarak bizim bacaklarımıza gidiyor. Geri kalan 5 tanesi var, kuyruksokumu dediğimiz bölgeden çıkıyor ve genital organımıza ve genital bölgemize gidiyor vs. Şimdi sinir ne demek damar ne demek? Bu hep yanlış anlaşılıyor. İnsanlar diyor ki, damarım sinir üzerine bindi, sinirim damar üzerine bindi. Böyle bir şey yok tabii ki. Damar ne demek? İnsan vücudundaki damar bir hortum gibi bir sistem. Damarı kestiğiniz zaman kan akar, su akar. Ama siniri kestiğiniz zaman yani omuriliğin kendisini ya da ondan ayrılıp dağılan sinirleri anlattığımız zaman, sinir dediğimiz bir elektrik kablosudur. Beyin bir elektrik üretir, o elektrik gider en uç noktaya ayak parmaklarımıza kadar sinirler vasıtasıyla gider ve geri döner. Bu bir etki ve tepki ya da bir gitme-gelme hareketi şeklinde bize bir yanıt olarak yansır beynimize. Beyin bunu milisaniyelerde değerlendirir ve biz tepkide bulunuruz. Nasıl? Örneğin; elimizi sıcak bir yere dokundurduğumuz zaman o sinir hücreleriyle bu elektriksel önce kolumuzdan omuriliğimize oradan beynimize, beynimizde bu değerlendirilir elin yanıyor denir, geri döner ve biz refleks olarak elimizi çekeriz, gibi. Anlatmak istediğim bu. Ama damar farklı bir şey. Damarın içinden kan geçen, bizim beslenmemizi vs. sağlayan bir organ, bir doku. Onu kestiğiniz aman onun bir şeyi yok. Damar ve sinir ayrımını yapmamız lazım. Şimdi tekrar sinir sistemine dönersek, sinir çok hassas bir yapı tabii. Sinir bir çok şeyden etkilenebilecek bir yapı. En ufak bir basınçtan, bir sıkışmadan, travmadan vs. etkilenecek bir doku, hassas bir soku. Örneğin; insanın beyni ya da hayvanın beyni, beyni aldığımız zaman yumuşacık krem niteliğinde bir dokudur. Hani bir film vardı, kafatasınızı açtığınızda aslında ağrıyan beynin dokusu değildir, cilttir, kafatasıdır. Siz bunu ağrısı bir şekilde açtınız zaman filmdeki gibi beyni alıp kaşıklayabilirsiniz. Beyin salatası için pişirdiğinizde sıcaklığı yediği zaman sertleşir. Normal beynin kendisi ya da omurilik sistemi, omurilik sinirleri yumuşacık sümüksü bir dokudur. İşte biz bu dokuyu konuşuyoruz şu anda. Bu dokunun fonksiyonlarını omurga olarak konuşacağız. Bu omurilik dokusu belli yerlerde belli bölgelerde boyun olsun, sırt olsun, bel olsun bazen kesintiye uğrayabiliyor. Fıtık dediğimiz hadise bunlardan bir tanesi. Veya omurganın kemiğinden ya da doksundan kaynaklanan bir tümör olabilir, onu sıkıştıran bir nesne olabilir veya travma geçirmişizdir bir trafik kazası, merdivenden düşme olabilir. Biz bunları aslından konuşmamız lazım.
OKTAR BABUNA: Sık sağlık sorunlarından bir tanesi mesela bel ağrıları. Baş ağrıları bir numaradır, ondan sonra bel-boyun ağrıları gelir. Herkesin hayatında en az bir kere olur, değil mi?
METİN GÜLER: Çok popüler bir cümledir o ‘herkes hayatında bir kere bel ağrısı ya da boyun ağrısı çeker.’ Hakikaten doğru bir cümledir bu. Nedir bel ağrısı ya da boyun ağrısı? Niye olur?
PINAR AKKAŞ: Her bel ya da boyun ağrısı fıtık anlamına gelmez, o farklı bir konu.
METİN GÜLER: Çünkü bizim o omurgamızı aşağı inen kemik ve içinden geçen sinir dokuyu çevreleyen bir kas dokusu vardır. o kas dokusuyla beraber biz bir bütünüz zaten. Tabii onun içinde kirişler, tendonlar vs. bir çok şeyler var, bir dünya doku var orada. Şimdi bel ve boyun ağrıları olarak konuşacak olursak, bir insan bel ve boyun ağrısı çekerken illa fıtık değil bu. Bir çok nedenden kaynaklanır dedik. Bunlardan bşr tanesi en çok sık görülen ve günlük hayatta bizi en çok etkileyeni kasların etkilendiği bir bel ağrısı ya da boyun ağrısı kaynaklı ağrılardır. Çünkü insan kasları günlük hayatta bir çok nedenden dolayı etkilemiş vaziyetteyiz. Örneğin burada bulunduğumuz ortamda bile klimaların bulunması, mesleki olarak. Mesela hastalarıma anlatırım, niye böyle bir şey olabilir diye? Kişini yaptığı yanlış hareketler, kişinin mesleği, yaşam tarzı, gün içinde yaptığı yanlış davranışlar, çok oturan meslekler, çok ayakta duran meslekler, rüzgar, cereyan, klimaya maruz kalması, iklim farklılıkları ya da günlük hayattaki basit travmalardan dolayı bizim hepimizin bir taraftan boynumuzun belimizin kasları etkilenir bundan. Normalde bizim omurgamızın kemiklerinin dizilimi şöyle c şeklindedir, boynumuz c şeklindedir, sırtımız ters c şeklindedir, belimiz tekrar c şeklindedir. Yani yandan görecek olursak yandan yılankavi bir vaziyettedir. Bizim o c olan boynumuz ya da c olan belimizin kemiklerin yapısı dizilimi yıllar içinde yaptığımız bu yanlışlardan dolayı veya mesleğimizden dolayı tutulur. Hatta belimiz, boynumuz, sırtımız ağrır önemsemeyiz ya da önemseriz doktora gideriz ilaç yazılır içeriz geçer geçmez derken o yıllar içindeki birikimler bel ya da boyun kaslarının çekmesi neticesinde bizim belimizdeki o kavis zaman içinde dümdüz hale geçer. Dümdüz olunca işte sorunlar o zaman başlar, en büyük etken budur. Çünkü kaslar kasılmış vaziyettedir. Boyun ya da bel kasları zaten böyledir. Belli bir yaştan sonra ister istemez bu hale gelir. İşte en ufak bir kaçakta nedir? O kas zaten kasılıyken o gün diyelim ki banyo yaptık sokağa çıktık saçımızı kurutmadık. Ya da bir vapur seyahati yaptık kaslar tutuldu, ters bir hareket yaptık vs. o hareketlerden o kas biraz daha kasılınca bize bel ağrısı ya da boyun ağrısı olarak yansıyor. Ve o zaman da işte belimiz ağrıyor diye doktora müracaat ediyoruz, ilaçlar veriliyor. Şimdi teknolojik imkanlar kullanılıyor en azından bir MR alınıyor orada ne olduğu belli oluyor. Ayrıntı olarak söylemek istediğim şu; bel ile boyun arasındaki fark olarak söylüyorum, bir insanın beli düzleşirse sadece bel ve kalça ağrısı yapar. Ama bir insanın boynu düzleşirse bu çok önemli, boyun düzleşirse boyun ağrısı, baş ağrısı, baş dönmesi, omuz ağrısı, sırt ağrısı ve kulak çınlaması olur. Çok ilginç. Çünkü boyundaki bizim ana şahdamarlarımız önden geçer ama arkadan küçük şahdamarlarımız geçer. Ve bunlar bizim beyinciğimizi yani bizim uzayda dengede tutan organa kan taşır. O küçük şah damarları bizim o kemiklerimizin içinden geçer, onların kulakçıklarının içinden geçer. Allah bunu böyle ayarlamış. Boyun düzleştiği zaman içinden geçen o kan damarı daralır gerildiği için. Gerildiğinde daraldığı zaman yataktan ilk kalktığınızda yada sandalyeden ilk kaktığınızda böyle hafif bir sendelersiniz başınız döner. Çünkü beyinciğe az kan gider. Tamamen mantığı kullanıyoruz şu anda. Az kan gidince beyincik kendini şaşırır bir baş dönmesi yaşar ama vücut o kadar mükemmel bir yapıdır ki, o kadar mükemmel bir organizasyondur ki hemen başka sistemler devreye girer o açığı kapatır, adapte eder ve başınızın dönmesi gider, siz yürürsünüz işinize devam edersiniz. Mesela baş dönmesi ve baş ağrısı bunlardan biri. Niye baş ağrır boyun düzleşmesinde? Çünkü bizim boyun kaslarımız belden farklıdır. Belin iki tarafında bel kasları vardır ama boyun kasları bizim şakaklarımızdan başlar. Binlerce kas huzmesi böyle şakaklarımızdan başlayarak arkadan kemiklerin arasından giderek omuzlarımıza yapışır. Bir grup da yine kemik arasından yine beldeki gibi sırtımıza belimize kadar iner. Ben bunu espri olarak hep söylerim; bizim o kaslarımız antrikottur, pastırmadır en değerli ettir aslında. Biz neden bu en değerli etimizi dikkat edip korumuyoruz bu hallere düşürüyoruz diye. İşte o kaslar gerdiği için biz baş ağrısını çekeriz, baş dönmesini çekeriz. Çünkü normalde cansız bir varlık olsak, vitrindeki bir manken olsak o kaslar o kadar çeker ki kafamızın böyle durması lazım. Ama biz canlı bir varlığız, düz duruyoruz. Düz durunca o gerilmiş kasları daha çok gerince işte bu gerilim tipi baş ağrısıdır. Bize yansıyor bu, biraz omuzlarımız tutulduğunda bazen nöroloğa başvuruyorsunuz 6 tane madde illa baş ağrısı ya da baş dönmesi olmak zorunda değil ki. Başın ağrıyor diye gidiyorsun o hemen beyin MR’ı istiyor, hiçbir şey bulamıyor, migren diyor vs. değişik tedavi yöntemleri deniyor. Oysa basit, boyun düzleşmesi.
PINAR AKKAŞ: Boyun fıtığı netleşti, MR’la teşhis konuldu, o aşamada ne yapmak gerekiyor?
METİN GÜLER: Şimdi tabii o aşamaya gelmeden önce ufak bir şey söylemek istiyorum; şimdi beldeki bu düzleşmeler yıllarca devam ederse ve biz bunu ihmal edersek yıllar içinde o yapı bozulduğu için, Yüce Allah bunu c gibi böyle ayarlamış ki yük az binsin diye. Nereye? O kıkırdaklara, aradaki contalara az yük binerse biz o contaları uzun yıllar sağlam bir şekilde kullanabiliriz. Aldığımız bir makine gibi düşünün kendinizi, o makineyi eğer siz yanlış kullanırsanız hasarlarsınız o makineyi, oradaki bazı parçalar aha erken bozulur. Şimdi böyle c gibi olması gereken yapı, biz onu kendimiz düz hale getirdik, eğer o yapıya direk basınç gelirse kıkırdak dokulara daha çok yük bineceği için o aradaki kıkırdak dokular zaman içinde kalitesini bozar. Ne demek o kıkırdak dokular? Kıkırdak dokular kauçuk gibidir. Sağlam bir kauçuk dokuyu alın kapının önüne koyun, üstünden kar geçsin, rüzgar geçsin, güneş geçsin. Bir süre sonra o kauçuğu alın lime lime olmuştur, o esnekliği kalitesi bozulur, yıpranır. Aynı şey bizim conta dediğimiz kıkırdak diskle için geçerli. Bunda eğer çok yük binerse bu kıkırdak doku çık su içeren vizköz yapıda yani yoğun bir kauçuk kıvamında çok güzel yapılardır. Bunlar esneklik sağlar. İşte bunun içindeki lifler yapılar zaman içinde bozulunca ve önce kalitesini bozar, o conta ezildikçe arkada sinire gitmesi gereken yerde özel bir kumaş özel bir perde vardır, yıllar içinde conta ezile ezile gide o perdeye dokunur, aslında normalde de dokunur vurur, perden,in arkasında da omurilik siniri geçiyor, bir gün gelir o perdeyi yırtar o conta arkadan içinden çıkıp gider taşar ve sinire baslı yapmaya başlar. Biraz önceki bahsettim o sümük gibi sinir kaba bir doku tarafından, kaba dediğimiz de conta aslında yumuşak bir doku sert değil, onu ezmeye başlar.
OKTAR BABUNA: Aslında o kadar dayanıklı bir doku ki o bütün hayat boyu o yükü taşıyor. Doğada hiç bir yapay madde, ister çelik kullansınlar iter metal ister kauçuk o görevi yapamaz. Müthiş bir şey bu.
METİN GÜLER: Çok doğru Hocam, çünkü üstüne öyle bir basınç ayarlanmıştır ki ama onun hepsi bir bütün olarak ayarlanmıştır, korkunç bir ağırlığı taşıyacak nitelikte. Bir de sporcuları düşünün neler yapıyorlar. 33 tane o zavallı conta sayesinde bir ömür geçiriyoruz. Onlara yük bine bine bozulduğu için gidip o perdeyi yırtıp sinire gidip de siniri ezmeye başladı mı bunun adı fıtıktır. Boyunda olursa boyun fıtığı, belde olursa bel fıtığı. Ya omurilik sinirini direk ezer ya da ondan ayrılan sinirleri ezmeye başlar. Şimdi boyunda ezerse, oradaki kablolar kollara gittiği için hangi siniri ezerse, boyunda 7 tane aralık var, hangi tarafı ezerse sağ ya da sol işte bizim o kolumuz o sinir kolumuza gittiği için ağrı, uyuşma, karıncalanma hatta bir dönemden sonra artık güç kaybı yani sinirin artık görevini yapamaması haline döner. Bu belde ise aynı şey bacağımızda ve ayağımızda olur. Ve sonunda ayağımızın o sinir o gücünü yapamaz hale gelir. Ne demek bu? Her sinirin farklı bir görevi var, aynı arabaya giden kablolar gibi. Biri kolumuzu çektiriyor, biri açtırıyor, biri parmaklarımızı ya da ayağımızı bir bastırıyor gibi, hangi sinir hangisiyle ilgiliyse onu bozmaya başlar. İşte o zaman bir beyin cerrahı olarak konuşuyorum, o zaman bu ameliyatlık hastadır. Yani eğer biz bir hastada güç kaybı tespit ettiysek ya da güç kaybı yok ama güç kaybına gidişat var gibi geliyorsa, az kalmıştır, bazı refleksler var o reflekslerin kaybından biz anlarız, ya da her türlü tedaviye rağmen ilaç, fizik vs. o hasta bir huzur bulmadıysa en son aşamada o zaman mecbur kalıp ameliyat yapıyoruz.
OKTAR BABUNA: Yüzde kaçını ameliyatlar oluşturuyor?
METİN GÜLER: Yaklaşık yüzde 1’idir. Yüzde 99’u bel fıtığı ve boyun fıtıkları ameliyatlık değildir, altını çiziyorum.
PINAR AKKAŞ: Ama halk arasında öyle bilinmez. Mesela el fıtığı olunca hemen bir sonraki aşama ameliyat olarak bilinir. Boyun fıtığı için de geçerli. Ama bel özellikle kısa süreli bir fizik tedavi hemen akabinde de geçmiyorsa ameliyat diye biliniyor. Şu an yüzde 1’lik oran çok az.
METİN GÜLER: Yüzde 1’liğin içinde de seçiyoruz aslında, seçmemiz gerekiyor. Yüzde 1’lik olanlar bel fıtığı adını koyduğumuz, ciddi anlamda bel fıtığınız var artık sizin. Yüzde 1’in içindeki de hepsi ameliyatlık değildir. Güç kaybı ya da güç kaybına gidişat, her türlü tedaviye rağmen ağrının geçmemesi, yaşam konforunun bozulması bir türlü gelmemesi koşullarında ameliyat ediyoruz.
PINAR AKKAŞ: Peki ameliyatın başarısı nedir? Yüzde 1’lik ameliyatların kaçı yaklaşık başarıyla sonuçlanıyor?
METİN GÜLER: Bu kişiye göre değişen bir kavram. Neden? Yönteme göre de değişen. Ben şunu söylemeye çalışıyorum; yapılan yöntemlere değişiyor. Eskiden bu ameliyatlar yapıldığı zaman biraz daha kaba yapılıyordu eski yöntemlerle. Açılıyordu, kemik kırılıyordu, kemik alınıyordu vs. oradaki fıtık parçası alınınca hasta rahatlıyordu sinire baskı kalktığı için. Fakat kemiği kırıp aldıkları için bazı hekimler için diyorum, o zaman bunlar pek hoş olmuyordu. Neden? Yapılan bir işi bozuyorsunuz. 33 tane kemik dizilmiş, 33 tane tuğla var, siz inşaatın arasından bir tuğlayı alırsanız ne olur, inşaatı bozarsınız. O dönemdeki ameliyatlar için söylüyorum, kemiği doktor kırdığı zaman yapı bozuluyordu, bozunca da hasta diyordu ki.. Bakın, bel fıtığı demek bacağa ya da kola vuran ağrı demek. Ameliyattan sonra baskı kalktığı için sinirin üzerindeki, ağrı gidiyordu. Ama hasta diyordu ki; hocam, tamam bacağımdaki ağrı gitti ama benim belim korkunç ağrıyor. Ben şimdi hiç yürüyemiyorum, işime gidemiyorum. Çünkü omurga çöküyordu çökünce yapı bozuluyordu. Yapı bozulunca milletin feryat figan ettiği ameliyatlar onlardı. Şimdi onlar değişti mikro cerrahi denilen yöntem çıktı. Yani en az zarar veren yöntem, gerçek mikro cerrahiden bahsediyorum. Ben kendi usulümü anlatayım. Ne yapıyoruz; bir kere o kadar büyük açmıyoruz, küçücük incecik bir kesi, o kesinin içinde asla kemik kırma diye bir şey yok. Elimizde saniyede 40 bin devir dönen bir cihaz var, ben onunla kemiği incecik tıraşlıyorum, küçük bir delik açıyorum kemiğin üzerinden. Dev bir mikroskop var ameliyathanede, o mikroskopla o küçücük deliğin içinden diskleri temizliyorum, kuyumcu gibi temizliyorum. Şimdi bunun avantajı ne? Bir, kemiği kırmıyorsun, bütünlüğü bozmamış oluyorsun. Bu ne anlama geliyor? Hasta 4 saat sonra kalkıp yürüyebilir anlamına geliyor. Bu büyük konfor çünkü. İkincisi, yara küçük olduğu için kanama ihtimalini azaltıyorsunuz. Eskiden tüpler konulurdu, kanı toplayan şeyler onlara gerek kalmıyor. Hastam 4 sat sonra kalkıyor yemeğini yedikten sonra yürüyor, ertesi sabah evine yürüyerek gidiyor. Güzel olan ve beni en çok mutlu eden şu, hiçbir şeyle maddi parayla ölçülemez; düşük ayak felçle geliyor, daha sedyede hasta ameliyattan yeni uyandı düzeldi. Bundan daha güzel bir duygu olabilir mi? Çünkü felç giriyor ve düzelmiş olarak çıkıyor. Güzel olan kısım bu. İşte bunun için mikro cerrahide erken sonuç alabiliyorsunuz. Onun için sistem farklı ve herkese göre değişiyor.
OKTAR BABUNA: Büyük çalışmalarda, ameliyat olanlarla olmayanlar, tabii vakıayı eğer iyi seçmezseniz 4 sene içerisinde ameliyat olanla olmayan birbirini yakalıyordu. Şimdi tabii mikro cerrahi ve doğru endikasyonla yapıldığında bunun böyle olmaması lazım. Dediğiniz gibi düşük ayakla geliyor, dayanılmaz ağrıları var, hiçbir şeye cevap vermiyor, his kaybı, reflekslerinde kayıp hatta bir de acil durumlar var onlar zaten hemen mutlaka yapılması gerekiyor. Bunun böyle olmaması gerekiyor herhalde, değil mi? O zaman 4 sene içinde birbirini yakalamaz ameliyat olanların olmayanlara göre başarılı olması gerekiyor.
METİN GÜLER: Şimdi olay şu; biraz önce bir perdeden bahsettik, dedik ki disk kıkırdak perdeyi yırtıyor, yırttıktan sonra orada sinsi bir şekilde bekliyor. Bir gün hasta diyor ki, bir hapşırdım o anda oldu diyor. Ya da valiz taşıdım o anda oldu diyor. Ya da bir şeyi yukarı kaldırdım öyle oldu. İşte o gün o yırtık perdenin arasından o parça tak diye çıkınca olay ortaya çıkıyor. Yani ameliyatlık ciddi fıtık haline dönüşmüş oluyor.
Hocamın sorduğu soruya dönersem, eğer yırtılmamışsa bu perde o zaman hastanın ameliyat olmasına gerek yok. Neden? O zaman da fıtık aslında. Bu perde o kadar esnek bir perde ki, bu kıkırdak doku bu perdeyi esnetiyor, sinire doğru da ittiriyor ama perde hala yırtık değil ve sinire de basıyor bu vaziyette, bastığı için yine ağrısı oluyor ama perde yırtık değil. işte biz bu durumdaki hastaları kurtarabiliriz.
PINAR AKKAŞ: O aşamada ne yapmak gerekiyor, o perdeye taşmadan önce?
METİN GÜLER: Bu niye böyle oldu? Çünkü o disk oradan çıkmış buraya bastırıyor. Şimdi, böyle kavisli olması gereken yer yıllar içinde düz olmuş, düz olunca kasların gerilmesinden dolayı bir bel ağrısı var. Bu düzlük bizim kalçamızda ve popomuza inen bir ağrı yapar. Ama fıtığın ağrısı bacaklara yansıyan ya da boyundaysa kollara yansıyan bir ağrıdır. Eğer kolda bacakta bir ağrı varsa işin içinde fıtık var demektir. Eğer biz o gerilen çeken kasları gevşetebilirsek, bel ya da boyun eski kavisine dönerse -ihtimalleri konuşuyorum- o zaman bir kere o kasların gerilmesinden dolayı kalçada ya da popo kısmındaki bacağın üst kısmındaki ağrılar beldeki ağrılar gider. Aynı zamanda kafayı çıkarmış ama perdeyi yırtmamış olan fıtık da kavis sağlanırsa içeri kaçabilir. İçeri kaçarsa o fıtık da sinirden uzaklaştığı için, sinire basmadığı için bu sefer bacaklara vuran ağrı da uyuşma da gider. İşte bu aşamadaki hastalara -fark olmuyor dedi hocam çok doğru- eğer siz bu aşamadaki hastaları yakalarsanız ve bu hastaya güzel kaliteli bir fizik tedavi verirseniz, fizik tedavi yetmez, fizik tedavi çok nankör bir branştır bunu hep söylerim. Fizik tedaviyi yaparsınız hasa der ki; hocam ben gittim işte bana şunları yaptılar. Tabii fizik tedavinin de kalite farkı var. Mecburen SSK, SGK’nın olduğu yerlerde fizik tedavide basit işler yapılmak zorunda çünkü çok hasta var zaman yok. İşte sıcak uygulama yapıyorlar bir alet bağlıyorlar böylelikle kasları biraz gevşetmeye çalışıyorlar. Bir de yoğun fizik tedavi var, işin içine manuel terapilerin girdiği gerçekten iyi fizik tedaviler var. Onlar kombine bir şekilde uygulanırsa hasta bundan fayda görüyor, kaslar gevşiyor. Yıllarca bozulan şey tabii ki günde 1 saat 15 gün fizik tedavi görmekle eski haline gelmeyecek, böyle bir şey yok tabii. Ama en azından ne kadar dönebilirse o kardır. En azından ne kadar kas gevşerse ağrı gider, ne kadar o kıkırdak doku sinirden uzaklaşırsa bacağa vuran ağrı gider. İşte bu fizik tedavi 20 gün ya da bir ay sizi rahatlatır ama üstüne bir şey yapmazsanız, aynı işe aynı tempoya aynı yaşam tarzına bir daha gireceğimiz için aynı şeyler bir daha olacak. Diyeceğiz ki; biz fizik tedavi görmüştük ne oldu? O fizik tedavi gitti buhar oldu.
PINAR AKKAŞ: Bir aylık fizik tedavi de iyi bir ihtimalle söylüyorsunuz, değil mi?
METİN GÜLER: Bir ay değil 15 gün ama bir ay en fazla sizi iyileştirebilir demek istiyorum, bir ay huzur verir, bir aydan sonra o gider. İşte onun gitmemesi için üstüne bir şey yapmamız lazım. Omurga için söylüyorum; iki spor var, bir yüzme, iki plates. Bu iki sporu yaparsak üstüne o zaman bizim fizik tedaviden aldığımız kazancı en azından o vaziyette tutmuş oluruz.
PINAR AKKAŞ: Yüzme imkanı olmayan ya da diğer imkanı olmayanlar ne yapacaklar?
METİN GÜLER: Ben yaşlı teyzeleri bile artık yüzmeye gönderiyorum. İstanbul için konuşuyorum, yüzme imkanları çok fazla. Diyorum teyzeye, gayen yüzme değil yüzme bilmiyorsun, amaç o suya girip suyun direncine karşı hareket yapmak. Hiçbir şey yapmasan gir havuzun içinde ayaklarını suyun içinde çırp. Bunu yapamadığı takdirde, imkanı olmadığında kaplıca alternatif yöntem, plates yapabilir ya da egzersizler. Egzersizleri fizik tedavi doktorları veriyor.
Fizik tedaviyi orada geçtik, fizik tedaviyle beraber beldeki boyundaki bu kasları gevşetmek için başka yöntemler de var. Fizik, her türlü sıcak, sıcak su torbası belinize boynunuza koyabilirsiniz. Sıcak bir kaplıca tedavisi, bazı ilaçlar. İlaçlar da işe yarar fakat kökünden hiçbir şey halletmez. Biz omurgamızın dinamiğini konuşacak olursak. Şimdi hastalıklar var yüksek tansiyon, kalp hastalığı, şeker hastalığı vs ya da bir enfeksiyon kaptık bu ilaçla düzelen bir hastalıktır. Ama biz mekaniği bozduğumuzda mekanik olan bir hadise hastalık değildir, mekaniği bozduğumuz için o hale gelmiştir. İnsan vücudu çok ilginç bir yapıdır. Biz bir cihazsak, bir makineysek eğer çok değerli bir makineyiz tabii, ağrı olduğu zaman vücut bizi uyarıyordur alarm çalıyordur, diyordur ki şurada sorun var diyordur. Bizi uyarıyor aslında, ya doktora gir ya kendin önlemini al diyor. İşte o ağrı bizim alarmımız. Eğer biz ağrı kesici ilaçlar verip de alarmı kapatırsak hırsız içeride soymaya devam eder, mantık bu. Biz ilaçları alalım bel fıtığım var, boyun fıtığım var alalım bunu içelim ama tekrar olacaktır aynı şey. Çünkü ilaç onu tedavi etmez. Sadece geçici olarak rahatlık sağlar, konforunu sağlar, işine gitmesini sağlar. Onlarla beraber bir bütün halinde değerlendirmemiz lazım. Nedir onlar? Fizik, kaplıca, ilaç birlikteliği arkasından dirence karşı egzersizler. Özellikle yüzme ve plates bunların en mantıklı ve hızlı getirisi olanlardır. Olamıyorsa fizik tedavinin verdiği normal hareketler.
OKTAR BABUNA: Peki ameliyatın dışında başka yöntemler de var, onlardan yarar görüyor musunuz?
METİN GÜLER: Evet, değişik yöntemler var. Nükleo açıkçası ben eski yöntem olarak onları pek yararlı görmüyorum.
OKTAR BABUNA: Ne olduğundan da kısaca bahseder misiniz?
METİN GÜLER: Çeşitli kimyasal yöntemler, çıkmış olan o fıtık parçasını eritme yöntemi. Kimyasal madde içeriye zerkediliyor kıkırdak dokuya, o çıkmış bombeleşmiş sinire basan fıtık parçası eritiliyor. Bir yöntem var nükleolizis diye, bu yeni bir yöntem. Biz bunu hastanede kullandık. Nedir bu yöntem? Bundan biraz hastalar fayda sağladı ama firmanın bize verdiği gibi yüzde 80 başarı dediler ama biz yüzde 40 başarı oranı görmediğimiz için bu yöntemi bıraktık açıkçası. Onda da iyi vakıayı yakalamak lazım. Yine patlamamış bir fıtık ama çürümüş bir conta özetle. Conta çok bozulmuş ama perdeyi yırtmadığı için patlamamış. Onu da özel bir yöntem, iğneyle diskin içine giriyoruz. Bunu bir kayısı gibi düşünün, olgun bir kayısıyı güneşe koyuyorsunuz, kayısı güneşte kurudukça buharlaşıyor, buharlaştığı için suyunu kaybediyor gittikçe küçülüyor ve çekiliyor. Bu nükleolizis denilen yöntem de budur. İçeriye iğneyle giriyorsunuz, iğnede özel bir yöntem var, bir akım veriyorsunuz ayağınızda bu akım istediğiniz kadar verebiliyorsunuz. O diskin içindeki suyu vaporize ediyor yani buharlaştırıyor. Diskin içindeki su buharlaşınca, aynı kayısıdaki örnekteki gibi küçülüyor ve geriye çekiliyor. Geriye çekilince sinirden uzaklaştığı için kişini bacağında ya da koluna vuran ağrı ortadan kalkıyor. Bu yöntem hala devam ediyor. Fakat bunda vakıayı iyi seçmek gerekiyor. Bunun da maalesef kötü amaçla kullananları olduğu için herkese uygulandığı için o zaman tabii ameliyat gibi bazılarında faydalı olmuyor.
Bir de traksiyon çekme yöntemleri var. Toplumumuz çok meraklı böyle şeylere, çok riskli olabilir. Aslında bunu fizik tedaviciler de kullanıyor. Çekmeyle iki kemiği ayrıştırıp aradaki diskin esnek dokunun sinirden uzaklaşmasını sağlıyorlar. Fakat bunu bilinçsizce yaptıkları zaman perde yırtıksa diski ortaya bile çıkarabiliyorlar. Nitekim öyle hastalarım oldu.
OKTAR BABUNA: Peki kortizon enjeksiyonu yapılabiliyor, ona ne diyorsunuz?
METİN GÜLER: Yapılıyor, ona ben karşı hekimlerden biriyim. Çünkü kortizon sonuçta tehlikeli bir ilaç. Bu dönemde bu modern dünyada kortizon en son alternatif yöntem olmalıdır. Niye olmalıdır?
PINAR AKKAŞ: Ameliyattan sonra da mı en son alternatif? Ameliyat aşamasına gelmesini kortizon yöntemi fayda sağlayacaksa?
METİN GÜLER: Bence ameliyat aşamasına gelmeden kortizon yapılmamalı. Şöyle, kime kortizon tedavisi yapılabilir onu konuşabiliriz. Hasta çok yaşlı, ameliyatlık bir hasta ama akut ameliyatlık değil kronik ameliyatlık müzmin, yıllardır bek fıtığı var son haddine gelmiş, çok canını yakıyor, hayat kalitesini ve konforunu bozuyor zevk almıyor yaşamaktan. Çünkü bir yere kadar yürüyemiyor, çarşıya pazara gidemiyor. Bacağı ağrıdığı için gidemiyor işte o kişilerde o yöntem olabilir. Ameliyat yapmak istiyorsunuz ya yaşı ileri seviyede 80-90 yaşlarında ya da ameliyatı kaldıramayacak durumdaki bir genç insan olabilir. Kalp rahatsızlığı, ciddi bir hastalığı vardır ameliyatı risktir. Bir insanın ameliyatında bir riskin olmaması lazım ki ona bir hayat kalitesi sunasınız. İşte o kişilerde ağrı yöntemleri yani ağrı bölümleri vardır. ayrı bir branş artık Türkiye’de de gelişti. Ağrı kliniklerine giderek oraya yönelik ilaç zerki yapılır. Neredeyse, belinde, boynunda fıtıktan dolayıysa sinirin olduğu bölgeye. Bunlar neler olabilir? Lokal anestezik dediğimiz uyuşturucu ilaçlar olabilir o bölgeyi uyuşturan, yanlış anlaşılmasın. Yada kortizon zerki ya da bunların bütünü birlikteliği olabilir. Ve içine ağrı kesici ilaçlar konulabilir bunlar yapılır, bu bir yöntemdir. Bazı hastalarımıza bunu öneriyorum. Kime öneriyorum? Ameliyat olamayacak durumdaki kişilere bunu öneriyorum.
PINAR AKKAŞ: Ne mahsurları var?
METİN GÜLER: Kortizonu bilinçsizce yüklüyorlar, hasta bu sefer çok obez hale geliyor kilo alıyor. Kortizon hormon sonuçta, hormon dengesi bozuluyor. Hormon dengesi bozulunca tansiyon yükseliyor, şekeri azıyor vs. sistematik bozukluklar ortaya çıkabiliyor. Ben bunu tabii ince bir ya da iki küçük enjeksiyondan bahsetmiyorum, yıllarca bu enjeksiyonu yaptıran insanlar var ondan bahsediyorum. Lokal olanlardan bahsetmiyorum, uzun vadede yapılanlardan bahsediyorum. Sadece o bölgeye geçici olarak yapılırsa olur.
OKTAR BABUNA: Osteopatik manuel yöntemler de var, onlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Zararı var mı?
METİN GÜLER: Hayır zarar yok. Bence onlar güzel değerli yöntemler. Türkiye’de onlar gelişmeye başladı. Bunlar değişik tedavi yöntemleri artık. Manuel terapiyle beraber uygulanması gereken yöntemler. Plates de bunlardan doğan bir yöntem aslında, plates bu yüzden değerli. Bele, boyuna ya da tutulan o kaslara çok iyi geldiğini biliyorum ve öneriyorum.
OKTAR BABUNA: Fizik tedavi çok önemli doğru. İnsanlarda hep şu yanlış inanış oluyor; beli ağrıyan beyin cerrahına gidiyor. Halbuki öyle olmaz. Önce fizik tedaviciye gidecek, değerlendirecek. Yüzde 90’ın üstündeki bölümü hiç beyin cerrahına gelmiyor zaten, gerek bile yok aslında.
METİN GÜLER: Bir de fizik tedavi çok gelişti yıllar içinde. Bize fizik tedavi klasik üniversitelerdeki fizik tedavi gibi düşünüyoruz. Yatırılıyor hasta, sıcak lamba vs. öyle değil artık fizik tedavi. Fizik tedavi de çağa ayak uyduran branşlardan bir tanesi artık. Özellikle hareket dinamizm yönünden çağa ayak uyduruyor. Çünkü spor bilinci geliştikçe, insan omurgası keşfedildikçe, farklı yöntemlerle bağları, kasları gevşetme yöntemleri otaya çıktı.
OKTAR BABUNA: Peki, disk büyük oranda ameliyatla çıkarılıyor. Eğer ona bağlı olarak, diyelim çökme oldu, sonradan ağrılar ortaya çıktı, bir ara yapay disk vs. gibi şeyler yapılıyordu. Onları kullanıyor musunuz?
METİN GÜLER: Kullanıyoruz. Şöyle; beldeki disklerde, beldeki ve boyundaki oran farklı biliyorsunuz. Boyundaki kemiklerimiz küçüktür ama boyunun içinden geçen omurilik siniri büyüktür. Omurilik yukarıdan aşağıya indikçe sıçanın kuyruğu gibi incelir. Beldeki kemikler büyüktür ama içinden geçen omurilik küçüktür. Şunu anlatmaya çalışıyorum; bel ameliyatlarında siniri ezen patlamış fıtıkla beraber içindeki bütün o kıkırdak dokuyu mümkün olduğunca temizliyoruz. Neden? Çünkü o kıkırdak doku öldüğü için, orada da perde kapı açıldığı için bir daha doğabilir. İşte nüks dediğimiz tekrarlayabilir fıtık. Bu olmasın diye onun içini temizliyoruz. Buna rağmen kitap bilgisinde 100 hastanın 4’ünde nüksedebilir. Artık tabii çağımızda bu yöntemlerle azaldı ama yine de kitap bilgisidir bu ayrı bir bilgi olarak veriyorum. Biz bel fıtığındaki ameliyatlarda o diskleri contaları çıkardıktan sonra oraya bir şey koymuyoruz. Bir dönem Fransızlar oraya yapay disk koydular, dünyada tutmadı o. Çünkü anlamsız oldu, şöyle; belin kemikleri uçları üst üste gelip destek oluyor, yıllar sonra hatta aylar içerisinde bağ dokusu içini doldurabiliyor. Ama boyunda bu maalesef bu böyle değil. boyunun kemikleri küçük olduğu için ve dümdüz kare gibi olduğu için, üç boyutlu görüntüde uçlar birbirine değmediği için, aradaki kıkırdak dokuyu tümden -görerek kazıyabiliyorsunuz boyun fıtığı ameliyatlarında- orası boşaldığı için maalesef boyun çöke. Hele boyun fıtığı olduğu zaman bir insanda iki mesafe de olabilir iki yerde, iki yeri aldığınız zaman çökünce kişinin estetiği bozulur. Yapı ve estetik bozulmasın diye araya bakalitten yapılmış bazı şeyler koyuyoruz özel aparatlar. Bir de yapay diskler var bazen boyun ondan koyuyoruz. Yapay diskler aynı diskin kendisi gibi yumuşak esnek bir madde. Ve o boyundaki esnemeyi sağlıyor, bu iki maddeyi boyun için kullanıyoruz ama bel için kullanmıyoruz.
OKTAR BABUNA: O da şunu gösteriyor; Allah’ın yarattığı doğal diskin yerine hiç bir şekilde yenisini koyamıyorsunuz. Her türlü teknoloji var, her tülü madde var ne isterseniz kullanabilirsiniz ama olmuyor. Mükemmel bir yapı var, maşaAllah.
METİN GÜLER: Aynen öyle. Her haliyle, her dokusuyla, her ince ayrıntısıyla, gözün görmediği en ince noktada inanılmaz mucize yaşamlar dönüyor.
PINAR AKKAŞ: Boyun fıtığının belirtileri nelerdir?
METİN GÜLER: Belirtileri şöyle; eğer boyun fıtığında, beyinden dağılan sinirler kollarımıza gittiği için bulunduğu yer ve seviye itibariyle yukarıdan aşağıya doğru konuşacak olursak, yukarıdaki fıtıklar daha çok boynun ve ensemizin arkasında ve omuzlarımıza vuran ciddi ağrı, bazen ufak tefek uyuşmalar. Aşağı fıtıklarda da kollara ve ellere vuran uyuşma, keçelenme ve bazı fonksiyonların bozulması. Diyelim ki C5-6 seviyesindeki bir fıtık C6 siniri dediğimiz sinire denk gelir. C6 siniri bizim pazu kasımızı çalıştıran den bir sinirdir. Buna emir gitmediği için bu kas çalışamaz, çalışamayınca şu kasılma hareketini yapamayız. Ya da C7 siniri dediğimiz sinir triceps kası arkadaki kas bu ittirmeyi engeller yapamaz. Yani hedef organımız vardır, sinir gider o hedef kasını organını çalıştırır. Şimdi sinir bir elektrik kablosudur. Elektrik kablosunun görevi nedir? Elektrik taşımak. İşte bunlardan biri motor hareket dediğimiz elektrik taşıması. Yani gidip bir kası çalıştırmak. Kas nedir? Bildiğimiz ettir. Binlerce kas dediğimiz şu yapı böyle iğciklerden oluşmuştur. Özet olarak milyonlarca iğcik iç içe geçen iğciktir bir kas. Şimdi bir kas kasıldığı zaman iç içe geçer o kasın yoğunluğu artar ama kasın boyu kısalır. Bir kas gevşediği zaman iğcikler dışarı çıkar tam çıkmaz kasın boyu uzar ama yoğunluğu azalır. Kas kasılır gevşer, kasılır gevşer. Şu anda dilim çalışıyor kas böyle, kalbim çalışıyor kas böyle, kolum çalışıyor kas böyledir. İşte bu kası otomatik kapıya benzetirsek bu otomatik kapının motorunu çalıştıran elektriği getiren sinirdir. Sinir getirir elektriği verir kapı da otomatik olarak çalışır. Eğer kasın kendisinde bir problem varsa yani otomatik kapı paslanmışsa, kullanmadığınız için paslanmış mekanizma bozulmuştur ama elektrik geliyordur. Fakat motor hareket veriyordur, çalışamıyorsa işte o kas krampı dediğimiz hadise budur. Eğer elektrik gelmiyorsa işte o fıtıktan dolayı olur. Yani sinire baskı olduğu için elektriğin gelmesini azaltır kapı gıcır gıcır mekanizması mükemmeldir ama ona elektrik gelmiyordur, boyun fıtığındaki C7 sinirini etkiliyordur. C7 siniri bu kasa elektrik getirendir, yoldaki elektrik kablosu bozulmuştur kopmuştur vs. hasarlanmıştır ama buradaki kapı canavar gibi ama çalışamıyordur. Farkı anlatmaya çalışıyorum. Yani sinirden, fıtıktan dolayıysa elektrik kablosunda arıza vardır ama kasın kendisinde varsa, denize gittiniz ayağınıza kramp girdi kas kasıldı açılamadı işte, çeşitli nedenlerden dolayı mekanizma bozuldu. Biraz beklersiniz çözülür kramp kapı açılır, kalsiyuma ihtiyacı vardır, kalsiyum alır düzelir. Özetle bu.
OKTAR BABUNA: Hakikaten güzel açıkladınız. Anlatımlarınız maşaAllah dört dörtlük, herkesin anlayabileceği gibi.
PINAR AKKAŞ: Omurga anatomisini bize çok iyi anlattınız. Verdiğiniz örneklerle de iyice kafamızda şekillendi.
METİN GÜLER: İnşaAllah bir faydam dokunmuştur. Çünkü basite indirgemeye çalışıyorum ki öbür türlü tıbbi bir şekilde anlatırsak anlaşılması zor olabilir, anlamak zorunda da değil. ben de başka bir mesleği anlamam.
OKTAR BABUNA: Peki, o zaman tavsiyelerinizi alalım. Bunların olmaması için, bir fıtık yaşamamak, bir ameliyat yaşamamak için nasıl bir hayat tarzı, neler yapmak gerekir?
METİN GÜLER: Neler yapmak gerekir? Artık hepimiz bu çağda oturarak çalışıyoruz, bilgisayarların başındayız. Bir kere oturmamıza çok dikkat etmemiz lazım.bir kere arkamızda boşluk bırakmadan oturmamız lazım. Şimdi yeni arabalarda görmüşsünüzdür, yanda bir şey var ayarlanır. Çünkü az önce bahsettik, boynun çukuru vardır, belin çukuru vardır. yani iki tane çukurumuz vardır, biri belin çukuru, biri boynun çukurudur. İşte belimizin bu çukurunu korumamız lazım. Bu çukuru korumamız için sandalyelerde arkada bir kavis vardır, o çukuru dolduran bir kavistir. Bu ne demek? Biz o çukuru dolduracağız demektir. Eğer biz bir sandalyede uçta oturursak arakamız boş çalışırsak her zaman bu kasa yük bindirdiğiniz için sürekli o kası yormuş olacağız. Kapı olayı. Yani kas çok yorulacak bir gün gelecek iflas edecek kramp girecek. Kramp girmesi ağrı girmesidir aslında bir nevi. Ama biz bunu çalıma hayatında otururken desteklersek o zaman o kasa bindirdiğiniz yükün hiç olmazsa yüzde 50’sini duruşumuzda halletmiş olacağız. Bazı meslekler için ayakta durmak da bunun gibi. Eğer bir insan çok oturan bir meslek sahibiyse bankacı, muhasebeci, şoför, terzi gibi 1 saat oturuyorsa benim önerim kalkıp bir 10 dakika dolaşmasıdır. Ya da çok ayakta duran bir meslekse tezgahtar veya polis gibi vs. bir 10 dakika oturmasıdır. Önerim bu, işinin tersini yapmasıdır. Çünkü neden? Hep bankacı örneğini veriyorum, en şanssız meslek gruplarından bir tanesi. Nedeni şu; yıllarca günde 8 saat 20 yıl boyunca aynı pozisyonda oturarak çalışıyorlar. Ve aynı pozisyonda aynı hareketleri yaparak çalışıyorlar, hep aynı kaslar çalışıyor, çalışan kaslar çok yoruluyor ama belinin sırtının kasları hiç çalışmıyor. Eğer o kişi hayatında birazcık spor yoksa, yürüyüş, yüzme basit sporlar yoksa o kaslar örümcek bağlıyor. Yani o aldığınız gıcır gıcır kapı yıllar içinde kullanılmadığı için paslanıyor. Şimdi siz o kapıya elektriği gönderseniz de kapı aksayacaktır, sırt kası böyledir. Bir insanın beli ağrıyabilir, boynu ağrıyabilir fıtık olabilir, sırt ne oluyor? Boyun böyle C’dir ama bel ters C’dir, sırtı çekemiyor kaslar düzleştiremiyor. Ama o kasın etlerin içinde mekanizmanın içinde kasın kendisinin kullanılmamasına bağlı, örümcek tutmasına bağlı kireçlenmeler ortaya çıkıyor. Biz buna fibromiyalji diyoruz, halk arasındaki kulunç. Korkunç ağrı yapar, hayat kalitenizi bozar ama tehlikeli bir şey değildir sadece konforunu bozar insanın. Niye? İşte o kasa çalışmadığı içindir bu. Eğer bir dinamizm sağlarsa o kaslara hareket sağlarsa, en basitinden bir esneme hareketi ya da yüzme hareketi ya da yürüyüş, o zaman işle değişebilir.
OKTAR BABUNA: tabii kilo vermek de önemli. Kilo da bel ağrısı, boyun ağrısı yapabilir. Çok uzun süre oturmak, hareketsizlik, spor yapmak gerekiyor. Ve yerden bir şey alırken dikkat etmek. Kağıt bile alırken çömelerek al.
METİN GÜLER: Çok önemli bir konuya temas ettiniz. Bir hastaya dedim ki, bakın nasıl kalkacaksınız, sabah uyandığımız zaman doğrulur kalkarız birinci yanlışımız. İkinci yanlışımız eğilerek yerden bir şey almamız. Bu ikisi çok büyük yanlışlardır. Neden? Çünkü iki harekette de iki kemik arasındaki o contayı bir taraftan ezeriz, arkaya gitmesi gereken yere sinirin, perdenin olduğu yerde de kemikleri eğdiğimiz için açarız. Biz fıtığa ortaya git fıtık ol deriz. Oysa sabah kalktığımızda yatakta yan dönüp kalkarsak, eğilmeden çömelerek bir şey alırsak bu riski ortadan kaldırmış oluruz özetle.
PINAR AKKAŞ: Çok teşekkür ederiz.
METİN GÜLER: Ben de çok teşekkür ederim.
PINAR AKKAŞ: Sizinle bir daha program yaparsak beyin tümörleri, beyin hastalıklarını konuşabiliriz. Çok sağolun teşekkürler.
Bir programımızın daha sonuna geldik. Çok değerli bir konuğumuzu ağırladık, Dr. Metin Güler. Haftaya yeni bir konuğumuzla beraber buluşmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.
http://a9.com.tr/izle/189415/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---34-Bolum---Dr-Metin-Guler-Beyin-ve-Sinir-Cerrahi-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500