"Beyin mucizesi" belgeselinden
Beynin ötesindeki bilinç
Duyu organlarımız aracılığıyla bize ulaşan bilgiler, bir dizi işlem sonucunda elektrik sinyallerine dönüşür ve bu sinyaller beynimizin ilgili noktalarında yorumlanır. Biz bu yorumlar sonucunda bir kişiyi görürüz, bir çiçeği koklar veya rüzgarda sallanan yaprakların hışırtısını duyarız. Yani gerçekte ne tatlar, ne sesler, ne de görüntüler vardır. Beynimizde bulabileceğiniz tek şey elektrik sinyalleridir.
Doğduğumuz andan itibaren çevremizde renkli bir dünya görür, rengarenk bir ortamla karşılaşırız. Oysa evrende tek bir renk dahi yoktur. Renkler beynimizin içinde oluşur. Dışarıda sadece farklı dalga boylarına sahip elektromanyetik dalgalar vardır. Yani algıladığımız dünya bizim içimizdedir.
Maddenin gerçeği nasıldır? Bunu hiçbir zaman bilemeyiz. Gerçeği de bizim gördüğümüz gibi mi? Yani bir yaprağın yeşili dışarıda da böyle mi?
Peki, ya bir hayat boyu kapkaranlık, sessiz kafatasının içinde kendisine gösterilen görüntüleri izleyen, düşünen, sonuç çıkaran, karar veren bilinç sahibi varlık kimdir? Bilinci meydana getiren varlığın, şuursuz atomların oluşturduğu su, yağ, protein gibi maddelerden meydana gelen beyin olmayacağı açıktır. Beynin ötesinde çok daha farklı bir varlık olmalıdır. Bu varlık her şeyi o kadar gerçekçi yaşar ki hiç kimse duyduğu sesin aslıyla muhatap olmadığını fark edemez. Bu varlık Allah'ın benzersiz bir ilimle yarattığı ruhtur. Beyin, ruha ait özelliklerin ortaya çıkışında sadece bir aracıdır. Bu gerçeği reddeden materyalistler ruhu beynin bir fonksiyonu gibi göstermeye çalışırlar.
Oysaki son yüzyıldır beyin konusunda yapılan araştırmalar söz konusu materyalist iddiayı çıkmaza sokmuştur. İnsan bilinci beyne indirgenememek de beynin fonksiyonlarıyla açıklanamamaktadır. Bu nedenle materyalistler insan bilincini açıklamak gerektiğinde çaresiz kalırlar. Bunlardan biri olan Wilder Penfield, yıllarca süren çalışmalarından sonra ruhun varlığının inkar edilemeyecek bir gerçek olduğu sonucuna varmıştır. Penfield'ın sözleri şöyledir:
“Aklı sadece beyin fonksiyonu olarak yıllarca açıklamaya çalıştıktan sonra, bir kişinin varlığımızın iki önemli unsurdan meydana geldiğini savunan fikri benimsemesinin daha mantıklı olduğu sonucuna vardım. Aklı, beynin içindeki sinirsel işlemler bazında açıklamanın imkansız olacağı kesin gözüktüğü için, varlığımızın iki önemli unsuru, madde ve ruh açısından açıklanması gerektiğini anladım.”
Bilim adamlarının ulaştığı bu gerçek, Allah'ın insanlara Kuran'da 1400 yıl önce bildirdiği bir gerçeğin ifadesinden başka bir şey değildir. Allah insanı bedeniyle yarattığını ve sonra da ona ruh üflediğini şöyle haber vermiştir:
“Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden, basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu düzeltip biçime soktu ve ona ruhundan üfledi.” (Secde Suresi, 7-9)