"Evrenin yaratılışı" belgeselinden.
Big Bang ve Yaratılış
Bu sorunun cevabı bir yaratıcının varlığını göstermektedir. Ömrünün büyük kısmını ateist olarak geçiren, ancak ilerleyen yaşlarda Allah'ın varlığına inandığını açıklayan felsefeci Anthony Flew bu konuda şunları söyler:
“İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım. Big Bang modeli bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir düşünceyi ispat etmiştir. Evrenin bir başlangıcı olduğu düşüncesini.”
Kendini ateist olmak için körü körüne şartlandırmayan pek çok bilim insanı, evrenin yaratılışında sonsuz güç sahibi bir yaratıcının varlığını kabul etmiş durumdadır. Bu yaratıcı hem maddeyi hem zamanı yaratmış olan yani her ikisinden de münezzeh olmalıdır. Ünlü Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross bu gerçeği şöyle açıklar:
“Eğer zaman ve madde patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren nedenin evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu, bize yaratıcının evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir.”
Evet. Maddeyi ve zamanı tüm bu kavramlardan münezzeh olan sonsuz güç sahibi bir yaratıcı var etmiştir. O yaratıcı göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'tır.
Gerçekte Big Bang'in, materyalistler açısından oluşturduğu sorun, Anthony Flew'un itiraf ettiğinden çok daha büyüktür. Çünkü Big Bang, evrenin yalnızca yoktan var edildiğini değil, aynı zamanda çok düzenli ve kontrollü bir biçimde var edildiğini göstermektedir. Büyük patlama, evrenin tüm maddesini ve enerjisini barındıran noktanın patlaması ve büyük bir hızla yayılmasıyla gerçekleşmiştir. Ancak korkunç bir hızla her tarafa dağılan maddeden galaksiler, yıldızlar, güneş, dünya ve tüm gök cisimlerini içine alan çok büyük bir denge çıkmıştır. Dahası insanların fizik kuralları olarak adlandırdığı evrenin her yerinde aynı olan kanunlar oluşmuştur. Büyük patlamayla ortaya çıkan bu fizik kuralları aradan geçen 15 milyar yıllık zamanda hiç değişikliğe uğramamıştır. Üstelik bu kurallar öyle ince hesaplar üzerine kuruludurlar ki, bugünkü değerlerinden milimetrik sapmalar bile tüm evrendeki yapıyı ve düzeni ortadan kaldırabilecek hassasiyettedir. Tüm bunlar, büyük patlamanın ardından büyük bir düzen ortaya çıktığını göstermektedir.
Oysa patlamalar düzen oluşturmaz. Gözlemlediğimiz tüm patlamalar, var olan düzeni bozar, parçalar ve yok eder. Ne tür patlama incelenirse incelensin, etkilerinin hep yıkıcı olduğu görülür. Eğer bir patlamanın ardından karşımıza çok detaylı bir tasarım çıkarsa, o durumda bu patlamanın ardında doğaüstü bir müdahale olduğunu, patlamayla birlikte dağılan tüm parçacıkların gerçekte çok kontrollü bir biçimde hareket ettirildikleri sonucuna varırız.
Big Bang teorisine uzun yıllar karşı çıkan ama sonuçta teoriyi kabul etmek durumunda kalan Sir Fred Hoyle, bu gerçeği şöyle ifade eder:
“Big Bang teorisi, evrenin tek ve büyük bir patlamayla başladığını kabul eder. Ama bildiğimiz gibi patlamalar maddeyi dağıtır ve düzensizleştirir. Oysa Big Bang, çok gizemli bir biçimde bunun tam aksi bir etki meydana getirmiştir. Maddeyi birbiriyle birleşecek ve galaksileri oluşturacak hale getirmiştir.”
Kuşkusuz eğer patlamayla birlikte ortaya çok büyük bir düzen çıkmışsa, o zaman bu patlamanın her anının üstün bir aklın sanatı, yani Allah'ın eseri olduğunun kabul edilmesi gereklidir.
Big Bang'in ardından evrende oluşan bu olağanüstü düzenin bir başka yönü ise, yaşamaya elverişli bir gezegenin meydana gelmesidir. Yaşama imkân tanıyacak bir gezegenin oluşabilmesi için gerçekleşmesi gereken şartlar o kadar fazladır ki tüm bunların rastlantısal olarak gerçekleştiğini düşünmek imkânsızdır.
Ünlü teorik fizik profesörü Paul Davies, evrenin genişleme hızı üzerinde yaptığı hesaplamalar sonucunda bu hızın akıl almaz derecede hassas bir değere sahip olduğunu belirlemiştir. Davies şöyle demektedir:
“Hesaplamalar, evrenin genişleme hızının çok kritik bir noktada seyrettiğini göstermektedir. Eğer evren biraz daha yavaş genişlese, çekim gücü nedeniyle içine çökecek, biraz daha hızlı genişlese, kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti. Bu nedenle, Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur.”
Ünlü fizikçi profesör Stephen Hawking de, Zamanın Kısa Tarihi isimli kitabında evrendeki dengelerin aslında kavrayabildiğimizden çok daha ince hesaplar ve dengeler üzerine kurulduğunu belirtmektedir. Hawking, evrenin genişleme hızıyla ilgili şunları söyler:
“Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Big Bang'den sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı, evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi.”
Paul Davies de bu müthiş incelikteki denge ve hesaplardan varılması gereken kaçınılmaz sonucu şöyle açıklar:
“Çok küçük sayısal değişikliklere hassas olan evrenin, şu andaki yapısını çok dikkatli bir bilincin ortaya çıkardığına karşı çıkmak çok zordur. Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayısal ayarlar, kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir delildir.”
Aynı gerçek karşısında Amerikalı astronomi profesörü George Greenstein'de The Symbiotic Universe adlı kitabında şöyle yazar:
“Kanıtları inceledikçe ısrarla önemli bir gerçekle karşı karşıya geliriz. Evrenin oluşumunda bir doğaüstü akıl devreye girmiş olmalıdır.”