"Evrenin yaratılışı" belgeselinden.
Bilim, Big Bang'i Desteklemeye Devam Ediyor
Bilim insanlarının Big Bang teorisiyle ilgili elde ettiği bulgular, 90'lı yılların sonlarında yapılan çalışmalarla daha da pekişti. 1998 yılında uzaya gönderilen Boomerang isimli gözlem balonu, 2000 yılında ilk verilerini ulaştırdı. Antartika üzerinde 37.000 metre yükseklikten seyreden balon, Big Bang teorisinin temel dayanaklarından olan kozmik fon radyasyonuyla ilgili çarpıcı bilgiler veriyordu. Bu bilgileri analiz eden Chicago Üniversitesi'nden Michael Turner şunları söylemiştir:
“Big Bang teorisi ve Einstein'ın genel izafiyet kuramı çok büyük bir testten başarıyla geçti.”
2001 yılında uzaya fırlatılan WMAP uydusu da 2003 yılında geçtiği verilerde boomerang balonundan elde edilen bilgilerle örtüşen çok önemli detayları görüntüledi. Bilim çevrelerince 2000'li yılların ilk en önemli bilim olayı olarak görülen WMAP'nin doğruladığı bazı bilgiler şunlardır:
“Evren 13.7 milyar yaşındadır. Bunda hata payı %1 dolayındadır. Uzayın yaşı bundan önce 15-20 milyar olarak tahmin ediliyordu. İlk yıldızlar, Big Bang'den 200 milyon yıl sonra parlamaya başlamıştır. Bu, bilim adamlarını şaşırtan çok erken bir tarihtir. Evrenin oluşumunda %4 atom yani sıradan madde, %23 bilinmeyen kara madde, %73 bilinmeyen kara enerji meydana getirmektedir. Bu yeni ölçümler bir tür antiçekim görevi üstlenen kara enerjinin yapısı hakkında da önemli bilgiler edinilmesini sağlayacaktır.”
İngiliz, Avustralyalı ve Amerikalı bilim adamlarından meydana gelen iki ayrı çalışma grubu ise, yıllar süren araştırmalarında toplamda yaklaşık 266 bin galaksiyi üç boyutlu olarak konumlandırıp haritalandırdılar. Galaksi dağılımı hakkında topladıkları verileri, evrenin her yerinde yayılan kozmik fon radyasyonu verileriyle karşılaştıran bilim adamları, galaksilerin kökenine dair önemli bulgular elde ettiler. Çalışmaları yorumlayan araştırmacılar, galaksilerin Big Bang'den 350 bin yıl sonra oluşan, maddenin nisbi olarak kümelendiği bölgelerde oluştuğunu ve yerçekimi kuvvetinin etkisiyle şekillendikleri sonucuna vardılar. Söz konusu bulgular, Big Bang teorisine yeni bir kanıt daha sunmuş oldu.
Söz konusu çalışmalarda elde edilen bulgular, Big Bang teorisini daha da güçlendirdi. Dr. Cannon bu desteği şu sözlerle vurguladı:
“Araştırma, evrenin kökeni konusunda Big Bang teorisine ciddi destek sağladı. Uzun zamandır evreni açıklamada en iyi teorinin Big Bang olduğunu, evrenin son derece küçük bir noktada devasa bir patlamayla başladığını ve patlamadan bu yana sürekli olarak genişlediğini biliyorduk. Şu anda çok daha güvenle söyleyebiliriz ki bu temel fikir doğru ve buna göre her şey kolaylıkla yerli yerine oturuyor.”
Kısacası evrendeki muhteşem sistemi incelediğimizde, evrenin varoluşu ve işleyişinin tesadüfi nedenlerle açıklanamayacak kadar karmaşık bir düzen ve hassas dengelere dayandığı gerçeğiyle karşılaşırız. Açıkça anlaşılacağı gibi bu hassas denge ve düzenin muazzam bir patlamanın sonrasında kendi kendine ve tesadüfen gerçekleşmesi kesinlikle imkânsızdır. Big Bang gibi bir patlamanın ardından böyle bir düzenin meydana gelmesi ancak doğaüstü bir yaratılış sonucunda gerçekleşebilir. Evrendeki bu eşsiz plan ve düzen, maddeyi yoktan bar eden ve onun her anını kontrolü ve hakimiyeti altında bulunduran, sonsuz bir bilgi, güç ve akıl sahibi bir yaratıcının varlığını göstermektedir. O yaratıcı, tüm âlemlerin Rabbi olan Allah'tır.