"Galaksilerden kuarklara yolculuk" belgeselinden.
10 üzeri 8 metre, 100 bin kilometre. Dünyamız evrenin yörüngesinde saniyede 30 kilometrelik bir hızla yol alıyor. 100 bin kilometre uzaklıktan oldukça küçük görünüyor. Hatta henüz hiçbir şey görünmüyor. Sadece yuvarlak ve renkli bir görüntü var. Yaşamımız için elverişli tüm koşulların bir arada bulunduğu dünyaya, yüz milyon kilometre uzaktayken nefes alabilmek, su içebilmek, gün ışığından faydalanabilmek ve bizim için faydalı besinlerden yiyebilmek imkânsız. Üstelik atmosfer dışındaki uzay boşluğunda bir kitap veya dergiyi okumanız da mümkün değildir. Bunun nedeni güneşten ışık gelmemesi midir? Hayır. Güneşten ışık gelir ancak uzayda molekül ve atom türü zerreler mevcut değildir. Bu nedenle uzay boşluğunda güneş ışınlarının çarparak kendilerini gösterebilecekleri bir madde veya cisim bulunmamaktadır. Maddeye çarpan ışık, havai fişek gibi saçılarak ısı ve ışık halinde etrafa yayılır. Dolayısıyla ikisinden birinin bulunmadığı yerde aydınlık elde edemeyiz.
10 üzeri 7 metre, 10.000 kilometre. Çok soğuk ve zifiri karanlık içinde hızla yol alan, bizim için yaratılmış, aydınlık, kapalı ve dış etkenlerden korunan bir mekan içindeyiz. dünyaya nereden bakarsak bakalım harika bir tasarım olduğunu görürüz. Rüzgârların yağmur yüklü bulutları karalara taşımasından, ayın dünyamızı geceleri bir kandil gibi aydınlatmasına ve dünyamızın güneş etrafında harikulade bir hızla saatte ortalama 110 bin kilometre dönüşüne kadar.
Her şey kusursuz bir denge içinde yaratılmıştır. Bu denge ve sistemler aralarındaki bağlantılar dikkate alınarak incelendiğinde hepsinin insanoğlunun hizmetine sunulduğu açıkça görülmektedir.
10 üzeri 6 metre 1000 kilometre. Artık güneş sistemindeki canlı yaşamına en uygun koşullarla yaratılmış dünyadayız. Bizim için yaratılmış bu dev uzay gemisinde eksikliğini hissettiğimiz hiçbir şey yok. Hiçbir ihtiyacımız için dünyanın dışında bir kaynak aramamıza ihtiyaç yok. Işık, su, hava ve bizim için faydalı olan besin kaynakları var ve bunlar hiç tükenmemekte. Sıcaklık olması gerektiği gibi, yüzyıllar boyunca dinamik bir denge içinde tutulmuş ortalama bir sıcaklık değeri var.
Güneş'e daha uzak mesafedeki Mars'ta dondurucu soğuk, Güneş'e daha yakın mesafedeki Venüs'te ise kurşunu bile eritecek derecede yakıcı bir sıcaklık vardır. Güneş enerjisinin fazla değil, yüzde 10 bile daha az gelmesi, yeryüzündeki ortalama sıcaklığın düşmesine, dolayısıyla yeryüzünün metrelerce kalınlıkta buzul tabakasıyla kaplanmasına yol açardı. Enerjideki az bir artışsa, bütün canlıların kavrularak ölmelerine neden olurdu.