"Galaksilerden kuarklara yolculuk" belgeselinden.
10 üzeri 19 metre 1000 ışık yılı. Samanyolu galaksisi içinde yol alıyoruz. Henüz güneş bile görünmüyor. Belirli belirsiz yıldız kümeleri ufak noktalar gibi görünüyor. Big Bang'den sonra evrende sadece hidrojen ve helyum atomları ortaya çıkmıştır. Astronomlar bu atomlardan oluşan dev bulutların özel olarak ayarlanmış koşulların etkisiyle sıkışarak güneş benzeri yıldızları oluşturduklarını öne sürerler. Ancak bu gerçekleşmiş olsa bile evren yine iki tür elementten oluşan ölü bir gaz yığını olmaya devam edecektir. Bir başka işlemin bu iki gazı daha ağır elementlere çevirmesi gerekmektedir. İşte bu ağır elementlerin üretim merkezleri kırmızı devlerdir. Yani güneşten ortalama 50 kat daha büyük olan devasa yıldızlar. Kırmızı devler, güneş tipi normal yıldızlardan çok daha sıcaktırlar ve bu nedenle de normal yıldızların yapamadığı bir şey yaparlar. Helyum atomlarını karbon atomlarına dönüştürürler. Ama bu dönüşüm pek öyle basit bir şekilde gerçekleşmez. Amerikalı astronom Greenstein'ın ifadesiyle bu yıldızların derinliklerinde çok olağanüstü bir işlem gerçekleşmektedir.
10 üzeri 18 metre 100 ışık yılı. 10 üzeri 17 metre 10 ışık yılı. Süpernova deyimi astronomlar tarafından bir yıldızın patlayarak dağılmasını isimlendirmek için kullanılır. Dev bir yıldız, korkunç bir patlamayla yok edilmekte ve içindeki madde büyük bir hızla dört bir yana dağılmaktadır. Bu patlamalarla maddenin evrende bir noktadan başka noktalara taşınması gerçekleştirilir. Patlama sonucunda dağılan yıldız kalıntıları, kainatın başka köşelerinde birikerek yeni yıldızların, yıldız sistemlerinin yani gezegenlerin, astroitlerin inşasına malzeme teşkil eder. Güneşin, güneş sistemi içindeki gezegenlerin ve bu arada elbette bizim dünyamızın da bünyelerindeki doğal elementlere bakıldığında çok eski zamanlarda gerçekleşmiş bir süpernova patlamasının sonucunda yaratılmış oldukları ortaya çıkmaktadır. Asteroid ve gök taşlarının ana malzemesi demirdir. Uzay bu soğumuş saf demirle doludur. Dünyamızın çekimiyle atmosfere giren ve yeryüzüne düşen göktaşları incelendiğinde bunların büyük oranda demirden oluştukları görülür. Michael Denton, Nature's Destiny, Doğa'nın Kaderi adlı kitabında şöyle yazar:
“Süpernovalar ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesafeler çok kritik bir konudur. Galaksimizde yıldızların birbirlerine ortalama uzaklıkları 55 milyon kilometredir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova tarafından dağıtılan madde o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer evren yaşam için uygun bir mekan olacaksa, süpernova patlamaları çok belirgin bir oranda gerçekleşmeli ve bu patlamalarla diğer tüm yıldızlar arasındaki uzaklık çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır. Süpernovaların oranları ve yıldızların mesafeleri aslında evrenin sahip olduğu büyük düzenin çok küçük iki ayrıntısıdır. Evreni biraz daha detaylı olarak incelediğimizde ise karşılaştığımız düzen olağanüstüdür.”