"Yaşam kaynağı bir yıldız: Güneş" belgeselinden
Güneşteki Hassas Ölçü
Uyarı! Bu filmde verilen sayıların hiçbiri tesadüfen yan yana gelmiş rakamlar değildir. Her bir sayı, dünya üzerinde yaşayan her bir canlı için hayati bir anlama sahiptir.
Samanyolu galaksisindeki bilinen 200 milyar yıldızdan birisi, Güneş. Bilim adamları bu yıldızın 4,5 milyar yaşında olduğunu düşünüyorlar. Oysa onun hikayesi çok daha eskilere dayanıyor. Bundan yaklaşık 14 milyar yıl öncesine. Daha henüz hiçbir şeyin ama hiçbir şeyin olmadığı bir zamana. O an meydana gelen büyük patlama daha henüz gerçekleşmeden önce o ve diğer tüm yıldızların kaderi, hangi atomları kaynak olarak kullanıp nasıl enerji yayacakları, hangi aşamalardan sonra ölecekleri belirlenmişti. Güneşin kaderi ise bir yönüyle diğerlerinden ayrılmıştı. O, yakınındaki mavi bir gezegen için yaşam kaynağı olmak üzere yaratılmıştı.
Allah evrenin kaderini henüz bu olayların hiçbiri gerçekleşmeden takdir etmiş ve yaratmıştı. Güneş, Samanyolu galaksisi merkezinden 26.000 ışık yılı uzaklıkta, saatte 792.000 km hızla hareket eder. Galaktik merkez çevresinde bir dönüşünü yaklaşık 225-250 milyon yılda bir tamamlar.
Etrafına devamlı olarak ısı ve ışık yayan bu yıldızın çapı dünyanın çapının 109 katı, hacmi dünyanın hacminin 1.3 milyon katı, ağırlığı ise dünyanın tam 333 bin katıdır. Gezegenimizin yanında devasa boyutlarda olan güneşin yoğunluğu ise dünyanın yoğunluğunun ancak dörtte biri kadardır.
Çok sıcak ve yanmakta olan bazı gazlardan oluşan güneşte zaman zaman büyük patlamalar olur. Bu patlamalar o kadar şiddetlidir ki boyu dünyamızın büyüklüğünün kırk elli katı olan alevlerin fışkırmasına neden olurlar. Ateşten bir topa benzeyen güneşin yüzey sıcaklığı 6000, çekirdeğin sıcaklığı ise 12 milyon santigrat derecedir.
Bu özelliğiyle güneş, dev bir enerji üretim merkezidir. Öyle ki güneşin 3 günde yaymış olduğu enerji, yeryüzündeki tüm petrol, ağaç, doğalgaz ve benzeri yakıta eşdeğerdir. Buna karşın güneşten üretilen enerjinin ancak 2 milyonda biri, üretilen ısının ise 2 binde biri yeryüzüne ulaşır.
Peki neden tamamı yerine sadece bu kadarı yeryüzüne ulaşır?
Bu miktar, yeryüzünde yaşamın var olması için yaratılmış özel ölçülerden sadece bir tanesidir. Güneşten bize ulaşan belli bir miktar enerji sayesinde gecelerimiz aydınlanmakta, yeryüzü ısınmakta ve canlılar besin bulabilmektedir.
Güneş dünyamızdan tam 150 milyon kilometre mesafede yer alır. Eğer mümkün olsaydı, güneşe ancak uzay mekiğiyle 5000 yıl sürecek bir yolculuktan sonra varabilirdik. Oysa güneşten gelen ışınlar bu mesafeyi sadece 8,5 dakikada kat ederek gezegenimize ulaşır. Gerek güneşin dünyamıza uzaklığı, gerekse güneşin büyüklüğü ve güneşteki reaksiyonların gücü hep çok ince hesaplara bağlıdır. Bizim de yaşamımız bu çok ince hesaplarla belirlenmiştir.
Tüm bu değerlerdeki çok ufak bir değişiklik bile dünya üzerindeki yaşamın yok olmasına sebep olacaktır. Güneşin hem kendi ekseninde, hem de bir doğrultuya göre hareketi, dünyanın ise kendi ekseninde, güneşin etrafında, güneşe bağlı olarak, aydan etkilenerek birçok farklı hareketi vardır. Bu çok hızlı hareketlerin tümünde dünyamız, güneş sistemiyle ve galaksisiyle her bir öncekinden farklı olan bir konumda bulunur.
Burada önemli olan nokta şudur. Bu hareketler esnasında Güneş ve Dünya'mızın birbirlerine olan konumu hiç etkilenmez ve böylece Dünya üzerindeki yaşam da hiçbir tehlikeye maruz kalmadan devam eder.
Görüldüğü gibi Güneş'in yapısı da rastlantısal amaçsız bir yapı değildir. Aksine, Allah'ın, “Güneş ve Ay belli bir hesap iledir” ifadesiyle, Kuran'da bizlere bildirmiş olduğu gibi, Allah bu yıldızı insanın yaşamı için özel bir şekilde yaratmıştır.
Buraya kadar bahsettiğimiz değerler, sadece dünyadaki yaşamı değil, tüm evreni etkileyecek derecede hassas ölçülerle yaratılmışlardır. Güneşten yayılan ışığın hızı bunlardan sadece bir tanesidir.
Işığın hızı saniyede 300.000 km'dir. Bu, Einstein'ın ünlü E=mc2 formülünde C ile gösterdiği bir sabitedir. Bu formülde E, yıldızlardaki termonükleer reaksiyonlarda madde enerjiye dönüştürüldüğü zaman ortaya çıkan enerjiyi simgeler. Eğer ışık küçük bir ölçekte şimdikinden daha hızlı olsaydı, yıldızlardaki termonükleer reaksiyonlarda şu andakine göre on binlerce kat daha fazla enerji üretilecekti.
Bu durumda da yıldızların çekirdeğindeki enerji çok daha çabuk tüketilecekti ve evrenimiz milyonlarca yıl önce karanlığa gömülmüş olacaktı.
Peki ya ışık küçük bir ölçekte şimdikinden daha yavaş olsaydı?
Bu durumda evrenin başlangıçtaki genişlemesi çok daha yavaş olacak ve evren çekim gücünün etkisinden kurtulamayarak içine çökecekti. Yani her iki durumda da bugün içinde yaşadığımız evrenin var olması imkansız olacaktı.
Bu kusursuz denge bir kez daha ispatlamaktadır ki, evren rastgele ortaya çıkmamış, belirli bir amaca yönelik olarak düzenlenmiştir.
Astrofizikçi William Press'in Nature dergisindeki bir makalesinde yazdığı gibi, “evrende akıllı yaşamın gelişmesini destekleyen büyük bir tasarım bulunmaktadır.”