Güzellik Dini İslam - 10. Bölüm - İslam samimiyetle yaşanır
DAMLA PAMİR: Merhaba değerli izleyenlerimiz. Güzellik Dini İslam programımıza hoş geldiniz. Ben Damla Pamir.
EMRE ACAR: Ve ben Emrah Acar. Allah'ın izniyle yeniden sizlerleyiz. Kuran'dan ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in hadislerinden öğrendiğimiz İslam'ı ve Kuran ahlakını anlattığımız programımızda bu hafta samimiyetten, samimi olarak İslam'ı yaşamaktan, İslam'ın şekilcilik dini olmamasından, dinin samimi olarak kalpte yaşanmasıyla takva olabileceğinden bahsedeceğiz. Ayrıca samimi dindar Müslüman ile gerçekte dindar olmayan, kendi uydurdukları hurafelerle dolu dini yaşayan bağnazlar ve kalplerine hastalık olanlar arasında karşılaştırmalar yapacağız.
DAMLA PAMİR: Samimiyet, Allah'a derin, içli ve kalpten bağlı olmaktır. Samimi insan, Allah'a, ahirete, peygamberlere, cennet ve cehenneme, meleklere kesin olarak inanan insandır. Samimi mümin için hayat rehberi Kuran, yolu ise Peygamber Efendimiz (sav)'in davet ettiği Allah'ın hayat veren yoludur. Samimi insan, Allah korkusu ve Allah'a olan derin sevgisi nedeniyle doğruyu yanlıştan da rahatlıkla ayırt eden, Kuran'a göre doğru olanı mutlaka uygulayan, Allah'a yakınlık ve sevgi konusunda sınır tanımadan dinin tüm gereklerini en doğru ve en kesin biçimde uygulayan insandır. Dolayısıyla samimiyet, Allah korkusuyla, Allah'a yakınlık ve sevgiyle ortaya çıkar ve Kuran'a tam uygundur.
EMRE ACAR: Samimi mümin, hurafelere göre değil, Kuran ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetlerine göre yaşar. Samimiyet ancak Allah'a kayıtsız şartsız iman ile yaşanabilir. Dinin hükümlerini uygulamaksızın yalnızca samimiyim demek aslında samimiyetsiz bir düşüncedir. Bir insanın kendi dinini samimi görmesi değil, onu Allah'ın samimi olarak kabul etmesi esastır. Allah Kuran'da ahireti inkar içinde olduğu halde kendisini samimi gören ve cenneti hak ettiğini düşünen bahçe sahibinin durumunu şöyle örnek verir. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: “Kendi nefsinin zalimi olarak böylece bağına girdi ve bunun sonsuza kadar kuruyup yok olacağını sanmıyorum dedi. Kıyamet saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım.” (Kehf Suresi, 35-36)
DAMLA PAMİR: Rabbimiz inkarından dolayı bir musibet olarak bağı afetlerle kuşatılıp yok olan bu kişinin yaşadıklarını şöyle haber vermiştir, şeytandan Allah'a sığınırım: “Allah'ın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu. Kendi kendine de yardım edemedi. İşte burada, bu durumda velayet, yardımcılık, dostluk, hak olan Allah'a aittir. O sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır.” (Kehf Suresi, 43-44)
Allah, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilendir. Allah'a karşı samimiyetsiz kişiler, Allah'ı gereği gibi takdir edemeyen ve bu büyük gerçeği kavrayamayan insanlardır. Gizlinin gizlisini bilen Rabbimiz, elbette kişinin kalbindeki samimiyeti de en iyi bilendir.
EMRE ACAR: Allah, bir Kuran ayetinde şöyle buyurur, şeytandan Allah'a sığınırım: “Rabbiniz sizin içinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz salih olursanız, şüphesiz O da kendisine yönelip dönenleri bağışlayıcıdır." (İsra Suresi, 25)
Kuran'ın pek çok ayetinde Allah'a iman ettiklerini söyleyen, ancak Allah'ın büyüklüğünü, gücünü ve kudretini gereği gibi takdir edemeyen, yalnızca Allah'ın rızasını kazanmayı gözetmeyen, Allah'a karşı gönülden saygı ve korkuyu yaşamayan, yani samimiyetten uzak insanların varlığı bildirilir. Şeytandan Allah'a sığınırım: “De ki: Eğer biliyorsanız söyleyin. Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir? Allah'ındır diyecekler. De ki: Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? De ki: Yedi göğün Rabbi ve büyük arşın Rabbi kimdir? Allah'ındır diyecekler. De ki: Yine de sakınmayacak mısınız? De ki: Eğer biliyorsanız söyleyin. Her şeyin melekutu, mülk ve yönetimi kimin elindedir? Ki o koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor. Allah'ındır diyecekler. De ki: Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz? Hayır, biz onlara hakkı getirdik. Ancak onlar gerçekten yalancıdırlar.” (Müminin Suresi, 84-90)
DAMLA PAMİR: Samimiyet, Bir insanın asla kendisini yeterli göreceği bir konu değildir. Çünkü samimi olmanın bir sınırı yoktur. Ayetlerden de anlaşıldığı üzere samimiyetin de şekilleri ve dereceleri vardır. Bir insan samimiyetine dair onlarca delil öne sürse ancak dinin temelleri konusunda samimiyetsiz davransa bu kişinin samimiyeti şüpheli olur. Bu nedenle gerçek samimiyeti elde etmek için peygamberlerin hayatlarına bakmak gerekir. Tüm peygamberlerin hayatları zorlu bir imtihan ortamında geçmiştir. Ancak onlar samimi davranışlarıyla hem Allah'ın rızasını kazanmış hem de çağlar boyunca tüm Müslümanlara örnek olmuşlardır.
EMRE ACAR: Hz. Musa (as) ve kardeşi Hz. Harun (as) ile birlikte Allah'a duyduğu samimi güven ve teslimiyetin göstergelerinden biri olarak dönemin en zalim diktatörü olan Firavun'a gitmiş ve onu hak dine davet etmiştir. Hz. Musa (as)'ın ölümü göze alarak cahilce kendisini yeryüzünün sahibi olarak nitelendiren Firavun'a gidip, “her şeyin sahibi, her şeyin yaratıcısı olan Allah'tır” diyerek tebliğ yapması, samimi imanın nasıl olması gerektiği konusunda bizler için mükemmel bir örnektir.
DAMLA PAMİR: Allah'ın dininde samimiyet esastır. Her Müslümanın yapması gereken Allah'a bağlılığını ve imanda samimiyetini arttırmak olmalıdır. Allah Kuran'da samimi kullarının kurtuluşa ereceğini bildirir. Samimi iman ise akıl ve kalbin tasdiki ile olur. Eğer bir insan sırf alışkanlıklar nedeniyle veya çevresinden tepki görmemek için bazı ibadetleri isteksizce yerine getiriyorsa, takva görünmeye çalışıyorsa bununla yalnız kendisini kandırmış olur. Çünkü Allah, Kuran'da isteksizce yapılan bu ibadetlerin kabul görmeyeceğiyle ilgili olarak insanları şöyle uyarır, şeytandan Allah'a sığınırım: “İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.” (Tevbe Suresi, 54)
EMRE ACAR: Bağnazlar Kuran'a uygun olarak yaşam ve ahlak modelini bilirler ama din konusunda samimi olmadıkları için dinde yeri olmayan hurafeleri, batıl inançları din olarak gösterirler. Dinin gereklerini yaşamak yerine kendilerince geliştirdikleri bir din anlayışını ve Kuran'da yeri olmayan yaşam şeklini tercih ederler. Dini kendi istek ve arzularına, çıkarlarına göre değiştirmeye, özünden saptırmaya çalışırlar. -haşa- Kuran'ı yeterli görmezler, hatta ayetleri görmezden gelirler. Kuran hükümlerinde kendince ilave ve değişiklikler yaparak Kuran'da olmayan konuları dine dahil etmeye çalışırlar. Allah'ın indirmediği hükümler öne sürerler ve hurafelerine uymayan hükümleri de reddederler. Hatırlarsanız Allah'ın helal kıldığı nimetleri nasıl haram kılmaya çalıştıklarını önceki bölümlerimizde detaylı olarak anlatmıştık. Kısacası bağnazlar, Kuran'da yeri olmayan, sonradan dine eklendiği belli olan batıl inanışları, asılsız rivayetleri, -haşa- Kuran'dan daha değerli görürler. Oysa Kuran haktır. Allah, hak olan Kuran'a uymamızı emreder. Kuran'da, şeytandan Allah'a sığınırım: “İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?” (Casiye Suresi, 6)
Ancak bağnazlar kendi hurafelerine tabi olur. Kendi oluşturdukları asılsız sözlere, sahte dinlerine iman ederler. Kuran'ın anlattığı İslam'da bağnazların anlattıkları ve insanlara gösterdikleri bir yaşam ve ahlak anlayışı yoktur. Dolayısıyla Müslümanlar Kuran'da haber verilen İslam'ın dışında bir anlayışı kabul etmezler.
DAMLA PAMİR: Bağnazlar samimiyetsizdirler. Allah'ın rızasını değil, insanlar ne der acaba diyerek toplumun rızasını gözetirler. Oysa bir işi ve bundan alınacak sonucu asıl değerli kılan Allah'ın o kişiden razı olmasıdır. Bir kimse Allah'ın rızasını gözeterek hareket etmediği takdirde dünyanın en önemli işini yapıyor olsa da Allah katında bunun değeri olmayabilir. Allah'ın rızasına uygun hareket etmediği sürece bu kişinin çevresindeki herkes tarafından takdir edilmesi veya iyi işler yapan biri olarak tanınması yaptıklarının boşa gitmesini engelleyemez.
EMRE ACAR: Allah'ın kendilerine iyi işler yapmakta sanan kim insanların ahiretteki durumunu Kuran'da şöyle bildirmiştir, şeytandan Allah'a sığınırım: “Onların dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar.” (Kehf Suresi, 104)
Samimiyet ancak vicdanlı düşünerek ve Allah'ın her an kendisini izlediğinin bilincinde hareket ederek ortaya çıkar. İnsanların düşünce ve isteklerine göre yaşamak, belli bir şekilcilik içine girmek kişiyi samimiyetten uzaklaştırır. Allah'ı unutup da insanların rızasına yönelik olarak yapılan tüm hareketler samimiyeti zedeler. Allah her birimizi zaten her an görür, düşündüklerimizi de bilir. Dolayısıyla kişinin düşündükleriyle uyguladıkları bir olduğunda samimi olarak dini yaşıyor demektir.
DAMLA PAMİR: Samimiyeti ancak Kuran'a göre hareket ederek kazanabiliriz. İnsanın gerçek bir samimiyetle bağlanması gereken yalnızca Allah'tır. Bir insan Allah'ı razı etmek için yapması gereken bazı şeyleri bilmiyor olabilir. Ama Allah, samimi olarak kendisine yönelmek isteyen kullarına mutlaka doğruyu gösterecek, onları hidayete ulaştıracaktır. Önemli olan kişinin samimi bir kalple Rabbimize bağlanmasıdır. Allah kendisine teslim olanların asla zarara uğramayacaklarını şöyle bir örnekle müjdelemiştir, şeytandan Allah'a sığınırım: “Kim ihsanda bulunan biri olarak yüzünü kendine Allah'a teslim ederse artık gerçekten o kopmayan bir kulba yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a varır.” (Lokman Suresi, 22)
EMRE ACAR: ''Din güzel ahlaktır'' buyurur Peygamberimiz (sav). Şekilcilikle din gerçek anlamda yaşanamaz. Yapılan ibadet insanı çirkin davranışlardan, Allah'ın sınırlarına yaklaşmaktan alıkoymalıdır ki Allah katında makbul olsun. Allah “dini kolaylaştırdım” buyururken ve Peygamberimiz (sav) de “kolaylaştırın” demişken bağnaz dini zorlaştırmaya çalışır. Kendince din ne kadar zor yaşanırsa o kadar takva sahibi olunacağını iddia eder ve kendisini de en takva kişi olarak gösterir. Kuran ahlakının mümine kazandırdığı derinlik, akılcılık, modernlik bağnaz zihniyetin din olarak göstermeye çalıştığı modelin tam aksidir. Bağnazlar için kıyafet, sakal, bayanların giyim şekli takvalarının tek göstergelidir. Oysa bir kişinin sakal bırakması ya da sakalının boyuna dikkat etmesi, başörtüsünün olup olmaması ya da başörtüsünün şeklinin önemi insanın imanın derecesini göstermez. Bunlar şekilcilik ya da çevre baskısıyla değil, ancak samimiyetle yapıldığında, kalpte samimi olarak Kuran ahlakı yaşandığında Allah katında değerli olabilir.
DAMLA PAMİR: Bağnaz, İslami yaşamın bir lokma bir hırka anlayışıyla yaşanabileceğini iddia eder. Bu anlayışa göre Müslüman zengin değil, yoksul olmalı, elindekilerle yetinmeli, Allah'ın yarattığı nimetlerden ve güzelliklerden uzak durup pasif bir yaşam sürmelidir ki takva olabilsin. Oysa Kuran'a göre müminler, pasif değil, aksine çok cesur, çalışkan, gayretli, fedakardırlar. Müslümanlar, insanlara doğruyu göstermek, çirkinden uzak tutmak, dini tebliğ etmek, İslam ahlakını dünyaya yaymakla sorumludurlar. Takvanın da, samimiyetin de gereği budur. Var olan her güzellik, her nimet ise dünyada da, ahirette de onları takdir edebilen müminler içindir. Kuran'da şöyle bildirilir, şeytandan Allah'a sığınırım: “Bunlar dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet günü ise yalnızca onlarındır.” (Araf Suresi, 32) ayet gereği ahirette de yalnızca müminlere verilecektir. Samimi mümin ise merhametli ve nezaketlidir. Her şeye Allah aşkıyla bakar, Allah'ın tecellileri olan çocukları, kuşları sever, canlıları sever, insanları sever. Kalp kırmaz, saygılıdır, bağırıp çağırmaz, ters konuşmaz, güzel sözlü ve şakacıdır. Eleştirilerinde kırıcı değil, yapıcı ve nezihtir.
EMRE ACAR: Bağnaz takva olduğunu iddia eder ancak Allah aşkından söz etmez. Mümin ise Allah'ı aşkla, muhabbetle anlatır. Resulullah (sav)’e Allah rızası için olan aşkını Allah'ın tecellilerine yarattığı güzellikleri olan sevgiyi anlatır. Bağnaz kişiler ise aşkı, sevgiyi, şefkat ve merhameti anlatmazlar. Çünkü sevgileri de samimi değildir. Daha doğrusu bağnazlar sevgisizdir. Bu durumları bağnazların içlerine güzelliğe düşmanlık duyulmasını, nefret ve öfke hislerini de beraberinde getirir.
DAMLA PAMİR: Bağnazlar Allah'ı gerçek anlamda sevmez ve Allah'a güvenmezler. Onlara göre Allah -haşa- acı çektirmek ister. Peygamberimiz (sav) zulümden kurtarır. Hurafe kaynaklı hikayeleri genellikle bu yöndedir. Oysa Kuran'da açık bir şekilde, şeytandan Allah'a sığınırım: “Allah kullar için zulüm istemez” buyurulur.
EMRE ACAR: Bağnaz kendisini herkesten üstün görür. Mütevazı görünmeye çalışsa da aslında içi enaniyet doludur. En doğruyu kendinin yaptığını, en takva kişinin kendi olduğunu düşünür, kendisi gibi yaşamayanları eksik ve yanlış görür. Zaten Kuran'ı da ancak kendini yeterli gördüğü için yeterli görmez. Bağnaz kendi aklını müthiş beğendiği için yeri geldiğinde Peygamberimiz (sav)’in hadislerini de yeterli görmez. Bağnazların ruh olarak Kuran ile Peygamberimiz (sav)’in güzel ahlakıyla hiçbir bağlantıları yoktur. Kalplerine hastalık vardır. Kendi oluşturdukları dinlerine tabidirler. Şirk içinde yaşarlar. Kendilerine ne kadar takva sahibi göstermeye çalışsalar da Allah katında müşriktirler. Kuran'ın güzelliklerine ve Peygamberimiz (sav)’in o güzel ahlakından hiç nasiplenmemişlerdir. Bağnaz sistemi ve dine verdiği zararı ortadan kaldırmak, ancak Kuran ahlakını yaygınlaştırmak ve gerçek Müslümanlığı ve Peygamberimiz (sav)'in örnek ahlakını tanıtmakla mümkündür.
DAMLA PAMİR: Bağnazlık telkin edildiği için üstün İslam ahlakının bir topluma getireceği güzellikler bazı çevreler tarafından gereği gibi fark edilmemektedir. Oysa bu yanlış düşüncenin aksine Yüce Rabbimizin Kuran'da bildirdiği ahlak, baskıdan ve zorlamadan uzak sevgiye, saygıya, merhamete, adalete dayalı üstün bir ahlaktır. Bu üstün erdemlerin yaşanmasıyla Allah'ın izniyle yakın bir zamanda demokrasi, kardeşlik, sevgi, dostluk, barış tarihte benzeri görülmemiş bir biçimde tüm dünyaya hakim olacak. Müslüman olsun ya da olmasın tüm insanlar imanın neşesini, sevincini, bereketini doya doya yaşayacaklardır. İnsanların gerçek İslam ahlakını tanımaları İslam ahlakının yeryüzüne yayılmasına vesile olacaktır.
EMRE ACAR: Birbirlerini sevgiyle kucaklayan, kaynaşan, kültürlerini güçlendiren, bilim ve sanattan yararlanan modern, aydın, bilgili, sevgi dolu, merhametli ve şefkatli Müslümanların sayısı arttığında ise bağnaz zihniyet de Allah'ın dilemesiyle tamamen etkisiz duruma gelecektir. Şeytandan Allah'ım sana sığınırım: “Hak geldi, batıl ise ne bir şey ortaya çıkarabilir ne geri getirebilir.” (Sebe Suresi, 49)
Ayetlerin işaretlerinden, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden ve büyük İslam alemlerinin sözlerinden açıkça görüldüğü üzere içinde yaşadığımız dönem ahir zamandır. Allah'ın varlığını ve birliğini en güzel ve en hikmetli şekilde anlamak, insanlara Kuran'daki ve Asr-I Saadet dönemindeki İslam'ı tanıtmak, yakın gelecekte kavuşacağımız aydınlık günler için çok önemli bir zemin hazırlamaktadır.
DAMLA PAMİR: İnşallah Güzellik Dini İslam programımızda hayırlara vesile olmuştur. Duamız insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini gördüğümüz günlerin bir an önce gelmesidir. Nurun tek sahibi olan Allah'ın bu müjdesi Kuran'da şöyle haber verilmiştir, şeytandan Allah'a sığınırım: “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde hemen Rabbini hamd ile tespih et ve ondan mağfiret dile. Çünkü o tövbeleri çok kabul edendir.” (Nasr Suresi 1-3)
EMRE ACAR: Sevgili izleyenlerimiz, Güzellik Dini İslam programımızın bu hafta son bölümünü gerçekleştirdik. İnşaAllah yeni programlarla sizlerle beraber olmaya devam edeceğiz. Allah hayırlı günler nasip etsin. Hoşça kalın.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500