Güzellik Dini İslam - 6. Bölüm - Bağnazlık Tehlikesi
DAMLA PAMİR: İyi günler değerli izleyenlerimiz. Ben Damla Pamir,
EMRE ACAR: Ve ben Emre Acar,
DAMLA PAMİR: Güzellik Dini İslam programımızda yeniden sizlerleyiz.
EMRE ACAR: Kuran ayetleri ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'in hadisleriyle İslam'ı ve Kuran ahlakını anlattığımız programımızda bu hafta bağnazlık tehlikesinden, İslam'da yeri olmayan hurafelerden ve bağnaz anlayışı meydana getirdiği tahribattan bahsedeceğiz.
DAMLA PAMİR: Genel tanımıyla bağnazlık, Allah'ın Kuran'da bildirdiği ve Peygamberimiz (sav)’in de yaşadığı İslam'dan çok farklı bir anlayışı din gibi göstermeye çalışan bir sistemdir. Bağnazlıkta Kuran ve sünnet değil, hurafeler ve bidatlar esastır. Bağnazlar Kuran'a aykırı olan uydurma sözleri hadis olarak kabul edip kendi türettikleri hurafelerden oluşan batıl bir dini yaşarlar. Kuran'da olmayana Kuran'da var deyip, helali haram kılıp yeni bidatler üretirler. Bağnazların din anlayışında neredeyse her şey yasaktır. Gülmek, mutlu olmak, eğitimli ve bakımlı olmak, temiz olmak, Allah'ın verdiği ve helal kıldığı nimetler bağnazlara göre haramdır ve yasaktır. Hakkın yerine batılı yerleştirdiklerinden yaşamlarına nefret, öfke, haset ve mutsuzluk hakimdir.
EMRE ACAR: Bağnazlar İslam adına ortaya çıktıklarını ve dini en doğru biçimde yaşadıklarını iddia ederler. Etrafındaki insanları da bu şekilde yaşamaya zorlarlar. Kendileri gibi yaşamayanların dinsiz olduklarını iddia ederler. Bu karanlık dinin hurafecileri sayıca az olsalar da etkileri kesin büyüktür. Dünyada pek çok insan ise İslam olarak sadece bu modeli görmektedir. Birçoğu da İslam adına bu hurafeleri uygulaması gerektiğini düşünmektedir. Bu insanlara gerçek İslam'ın kaynağı Kuran'ı anlamayacakları, bu nedenlere de okumamaları gerektiği telkin edilmiştir. Dolayısıyla İslam'ın özünü öğrenemezler, sadece bağnazların anlattığı hurafelerden haberi olur ve bunları din olarak kabul ederler.
DAMLA PAMİR: Peygamber Efendimiz (sav) ahir zamanı işaret ederek bağnazlığın bu özelliğine dikkat çekmiş ve çok önemli bir tehlike olduğunu şu şekilde haber vermiştir: “İlim, âlimlerin kaldırılması, vefat etmeleri, Allah'ın katına alınmaları ile ortadan kalkar. Ortalıkta hiçbir âlim kalmaz. Nihayet insanlar cahilleri rehber ve önder edinirler, meselelerini onlara sorarlar. Onlar ilme dayanmadan halka fetva verir, hem kendisi sapar hem de halkı saptırır.”
Bağnazlık aslında şeytanın insanları din ahlakının uzaklaştırmak için insanları terkin ettiği ve dünyada yerleştirdiği bir beladır. Bağnazlığı İslam zanneden birçok insan bu nedenle İslam dininden ve Müslümanlardan çekinmektedir. Oysa gerçek İslam dininde sevginin, dostluğun, kardeşliğin, yardımlaşmanın, affedici olmanın, kısaca güzel olan her ahlak özelliğinin yaşanması vardır.
EMRE ACAR: Bağnazların samimiyet ve dürüstlükten uzak olmaları en önemli özellikleridir. Şeytandan Allah'ım sana sığınırım: “Dillerinizin yalan yere nitelendirilmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.” (Nahl Suresi, 116)
Bu ayette bildirildiği gibi bağnazlar neredeyse her konuda yalını bir alışkanlık haline getirmişlerdir. Dini olduğundan daha zor göstermek için dinde olmayan konuları var gibi gösterirler veya dinde olan güzellikleri dinde yokmuş gibi tanıtırlar. Kendilerinin daha takva göstermek için helal olan şeyleri çevrelerine haram olarak anlatırlar. Bağnazlar neredeyse hiçbir canlı varlığa değer verme eğiliminde değildirler. Ruhlarında incelik, şefkat ve merhamet gibi güzel duygular körelmiştir. Kadınları sevmezler, onları akılsız, güvenilmez, aşağı ve değersiz görürler.
Hatırlarsanız önceki bölümlerimizde bu konuya detaylı olarak değinmiştik. Bağnaz hurafelerinde kadınların eve kapatılması, bakımsız ve kültürsüz olmasının gerektiği iddia edilir. Yine bu anlayışa göre kadın dinini de öğrenmemelidir. Kadının sadece kocasına hizmet etmekle sorumlu olduğu düşünülür. Bu garip mantığa göre kadın topluluk içinde bulunamaz, konuşamaz, gülemez, kültürlü, bilgili, modern ve bakımlı olamaz. Bağnazlara göre kadın ne yaparsa yapsın hiçbir şey onun dindar olması için yeterli değildir. Oysa Allah, Kuran'da insanlara kendi katında üstünlük örtüsünün cinsiyet değil, Allah korkusu, iman, güzel ahlak, ihlas ve takva olduğunu bildirmektedir. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: “Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler şeklinde kıldık. Şüphesiz Allah katında sizin en üstün, kerim olanınız, ırk ya da soyca değil, takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.'' (Hucurat Suresi, 13)
DAMLA PAMİR: Kuran'da kadın, sorumluluk olarak erkek ile eşit tutulmuştur. Kuran'da hitap, “mümin kadınlar ve mümin erkekler” şeklindedir. Kuran'daki kadının tanımı ve peygamberlerin kadına verdiği önem ve değer bağnazların dünyasındakinden tamamen farklıdır. Kuran'a göre kadının görevi, tüm iman edenler gibi Allah rızası için ilmi mücadelenin gereğini yapmak, Kuran ahlakını yaymak için çaba göstermektir.
EMRE ACAR: Bağnazlar hanımlarla bir arada oturmayı ve onlarla konuşmayı da yasaklamışlardır. Oysa Kuran'da hanımlarla bir arada oturmanın ve onlarla konuşmanın yasak olduğuna dair bir hüküm yoktur. Nitekim Kuran'da Hz. Musa (as)'ın, Hz. Süleyman (as)'ın, Hz. Yusuf (as)'ın hanımlarla görüştüğü aynı ortamlarda bulundukları, onlara tebliğ yaptıkları kıssalar anlatılır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in hanımlarla bir arada olduğuna dair de çok sayıda hadis ve rivayet vardır. Peygamberimiz (sav)'in Ukas Panayırında çeşitli kesimlerden çok sayıda kadına tebliğ yaptığı bilinmektedir.
DAMLA PAMİR: Peygamber Efendimiz (sav) kadınlar için “dünya bir metadır, dünya metanın en hayırlısı sâliha kadındır” buyurarak kadınlara verdiği önemi ve değeri göstermiştir. Ziynetler, güzel rızıklar, neşe, sevgi, sanat, dans, müzik, eğlence, mutluluk ve tüm güzellikler Allah tarafından helal kılınmasına rağmen hurafeci mantıkta bunların tümü yasaklanmıştır. Bu yasakların kaynağı nedir diye sorulduğunda bu kişiler ya gelenekler derler ya da uydurma hadisleri delil gösterirler ya da hiçbir bilgileri yoktur. Ancak hiçbir zaman Kuran'dan delil gösteremezler. Çünkü Kuran'da müziğin, dansın, eğlencenin haram olduğuna dair bir ayet yoktur.
EMRE ACAR: Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde dans eden sahabelerinden bahsedilir. Hatta Peygamberimiz (sav)’in eğlenen insanları teşvik eden sözleri de vardır. Müziğin ve dansın yasak olduğu bir dünya insan fıtratına uygun değildir. Örneğin her toplumun, yörenin büyük coşkuyla yaptıkları kendine has dansları, söyledikleri müzikleri vardır. Yüce Rabbimizin yasaklamadığı, insan ruhunun bu kadar hoşuna giden bir nimeti haram kılmaya kalkmak güzel dinimize hiçbir şekilde uygun değildir. Hz. Davud (as)'ın Tevrat'ta anlatılan kısası ise şöyledir: “Bu arada Davud'la bütün İsrail halkı da Rabbin önünde lir, çenk, tef, çıngırak ve ziller eşliğinde ezgiler okuyarak var güçleriyle bu olayı kutluyorlardı.” (Samuel 6 / 5)
DAMLA PAMİR: Allah, insan ruhunda güzelliğe karşı bir duyarlılık hissi yaratmıştır. Rabbimizi derin bir aşkla seven müminler de güzelliklerden ve estetikten son derecede zevk alırlar. Karşılaştıkları bütün güzellikleri yaratanın Allah olduğunu bildikleri için bu güzellikler karşısında heyecan duyarlar. Kendilerine bunların tümünü sunan Allah'ın gücünü ve sanatını gereği gibi takdir edebilmeye çalışırlar. Cennete karşı duydukları özlem de güzelliklerden zevk alma kabiliyetlerini Allah'ın izniyle arttırır. Müslüman her şeyin en güzeline layıktır. Allah, müminlerin bütün güzellikleri hak ettiklerini Kuran'da müjdelemektedir. Şeytandan Allah'a sığınırım: “Bunlar dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." (Araf Suresi, 32)
EMRE ACAR: Allah dünyada verdiği nimetlerle insanları sonsuz, güzellik yurdu olan cennete hazırlar. Dolayısıyla Müslümanlar her zaman bakımlı, temiz, şık olurlar. Cennetin bir tezahürü olarak dünya hayatında her anlarını cennet ortamına çevirmeye çalışırlar. Bunu gerek temizlikleri, gerek güzel ahlakları, gerekse de dış gönüllerindeki özenleriyle gösteriler. Çünkü güzellik, bakım, estetik, sanat zevki, muhteşem bir sanatla cenneti yaratan Allah'ın beğendiği özelliklerdendir.
DAMLA PAMİR: Hurafe dininde makyajın da haram olduğu iddia edilir. Fakat Kuran'da Müslüman kadınların makyaj yapması ve bakımlı olmasına haram olduğuna dair bir hüküm yoktur. Makyaj, bakımı ve güzel görünmenin helal yollarından biridir ve Allah'ın nimetidir. Peygamberimiz (sav) döneminde de hanımların makyaj yaptıkları hadislerde bildirilmiştir. O dönemde Müslüman hanımlar allık sürüyor, sürme çekiyor ve dudaklarının saçlarını boyuyorlar. Ellerini ve tırnaklarını da kına ile süslüyorlardı. Hatta Peygamberimiz (sav) başta olmak üzere diğer erkekler de gözlerine sürme çekerlerdi.
EMRE ACAR: Peygamberimiz (sav) saçın boyanmasını teşvik etmiştir. Zaten kendisi de saçlarını boyardı. Peygamberimiz (sav’in) en çok da sarı saçı beğendiği hadislerden anlaşılmaktadır. İbni Abbas (ra)’dan: “Peygamber (sav) yanında saçlarını kına ile boyamış bir adam geçti. ‘Bu ne kadar da güzel olmuş’ buyurdu. Daha sonra saçını kına ve keten, siyah saç boyası ile boyamış başka bir adam geçti. Onun için ‘bu ondan daha güzel olmuş’ buyurdu. Derken saçlarını sarı ile boyanmış başka bir adam geçti. Onun için de şöyle buyurdu: ‘Bu hepsinden daha güzeldir.’”
Kadınlar elbette güzel ve bakımlı olacak, tavırları çok asil olacaktır. Bu kalite anlamına gelir ki, kalite insanların saygı duymasına, hürmet göstermesine vesile olur. Bunun için çok güzel ve zengin olmak değil, Kuran'ın ruhundaki o temizliği, güzel ve tertipli görünme isteğini yaşamak gerekir. Müslüman zaten her zaman nurludur. Bu nurunu tamamlayacak şekilde bakımlı ve güzel görünerek kalitesini, görünüm olarak itibar ve saygısını artırır. Müslüman kadını bakımlı gören herkes saygın, kültürlü ve kendine güvenli bir insanı görmekten de elbette çok etkilenecektir. Dolayısıyla bu özellikleri Müslümanların üstünlükleri olacak, güzel ahlaklarının yanı sıra herkes onların görünümlerine ve yaşamlarının tamamına hakim olan kaliteye özeneceklerdir.
DAMLA PAMİR: Peygamberimiz (sav) ve sahabeler devrin en kaliteli, en modern görünümlü ve en temiz insanlarıydı. Peygamberimiz (sav) şu an yaşasa yine aynı modernlik ve kalite içinde olur, yaşadığımız dönemin en kaliteli insanı olur, bütün insanlar içinde seçkinliğiyle hemen fark edilirdi. Bir rivayette Peygamber Efendimiz (sav)'in altın işlemeli bir kaftan giydiği bildirilmiştir. “Üzerinde altın işlemeli bir kaftan olduğu halde çıktı ve dedi ki, ‘Ey mahreme, işte bunu sana sakladım.’'' Müslümanın dış görünümü de mükemmel bir tebliğdir. Görünümü ne kadar temiz, kaliteli, görgülü, modern olursa, ne kadar dışa dönük, neşeli, açık fikirli davranırsa İslam dininin tebliğini mükemmel yapmış olur. Elbette bu sadece tebliğ anlarına has bir hal değil, tüm hayatına hakim bir güzelliktir.
EMRE ACAR: İnsanlar kalitenin hakim olduğu barışçıl bir İslam anlayışının görüntüsünden etkilenirler ve böyle bir anlayışın parçası olmak isterler. Peygamberimiz (sav)’in müthiş kaliteli, neşeli, modern tavrı ve görünümü de her görene olağanüstü etkilemiştir. Peygamberimiz (sav) yabancı elçilerle görüştüğünde üzerinde daima Bizans cübbeleri gibi dönemin en kaliteli giysileri vardı. Yine Peygamberimiz (sav) tebliğe Hz. Dıhye (ra)’ı göndermiştir. Hz. Dıhye (ra) muhteşem yakışıklıydı ve tebliğe giderken üzerinde daima çok pahalı giysiler olurdu. Öyle ki hem görünümüyle hem de kalitesiyle Hz. Dıhye (ra) tebliğe gittiği bölgelerdeki halkı sokağa dökmüştü.
DAMLA PAMİR: Kuran'da Allah, şeytandan Allah'a sığınırım: “Ey Ademoğulları, her mescit yanında ziynetlerinizi takının” diyerek ziynetlerin ve güzel giyimin bir nimet olduğunu belirtmekte ve ibadet evleri olan mescitlerde süslü ve güzel olmayı emretmektedir.
EMRE ACAR: Gerçek İslam ve Müslümanlık Allah'ın Kuran'da bildirdiği, Peygamberimiz (sav)’in tefsir ettiği İslam'dır. Bu nedenle çok şefkatli, sevgi dolu, koruyucu, asil, sanata, estetiğe, güzelliğe, temizliğe, nezakete çok değer veren İslam anlayışının en ideal yaşam şekli olduğunun bilinmesi çok önemlidir.
DAMLA PAMİR: Yüce Rabbimizin Kuran'da bildirdiği ahlak, baskıdan ve zorlamadan uzak, sevgiye, saygıya, hoşgörüye, adalete dayalı üstün bir ahlaktır. Bu üstün erdemlerin yaşanmasıyla, Allah'ın izniyle pek yakında demokrasi, kardeşlik, sevgi, dostluk, barış, tarihte eşi görülmemiş bir şekilde tüm dünyaya hakim olacak, insanlar imanın neşesini, sevincini, bereketini doya doya yaşayacaklardır.
EMRE ACAR: Değerli izleyenlerimiz, bugün de programımızın sonuna geldik. Haftaya yepyeni konularla sizlerin karşısında olacağız, inşaAllah. Allah hayırlı haftalar versin. Hoşça kalın.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500