"Müminlerin güzel ahlakı 2" belgeselinden.
Misafir Ağırlama
Kuran ahlakını benimsemiş bir mümin için misafir ağırlamak değerli bir ibadet ve güzel ahlak gösterilebilecek fırsatlardan biridir. Bu nedenle müminler çoğu cahiliye insanının aksine misafirlerini güzellikle karşılarlar. Cahiliye ahlakını benimsemiş toplumlarda misafir, çoğu kişi tarafından genellikle maddi ve manevi bir külfet olarak algılanır. Çünkü misafir ağırlama, Allah'ın rızasını kazanacak ya da güzel ahlak sergileyecek bir fırsat olarak değil, toplumsal bir gelenek ya da sosyal bir zorunluluk olarak değerlendirilir. Oysa Kuran'da dikkat çekilen noktalardan biri, misafire sunulacak olan manevi güzelliğe ilişkindir. Mümin ağırlayacağı kimselere öncelikle saygı, sevgi, huzur ve güler yüz sunar. Bunlar olmadan yalnızca yiyecek içecek ikramına dayalı bir ağırlama hoşnut edici olmaz. Kuran ahlakında güzel davranışlarda bulunma konusunda bir yarış söz konusudur. Müminin daha misafiri karşılarken verdiği selam da bunun bir örneğidir.
Misafir ağırlarken dikkat edilecek ikinci bir konu, misafirin rahat ettirilmesidir. Kuran'da bu noktada işaret edilen tavır ise, öncelikle misafirin muhtemel ihtiyaçlarının özenle düşünülmesi ve onun söylemesine veya hissettirmesine gerek kalmadan bu ihtiyaçların karşılanmasıdır. Bu tavrın en güzel örneklerinden biri, Hz. İbrahim (as)’ın konuklarının haber verildiği kıssada yer alır. Bu ayetlerde, Kuran'da işaret edilen misafir ağırlama adabının detaylarına şöyle dikkat çekilir:
“İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? Hani yanına girdiklerinde ‘selam’ demişlerdi. O da ‘selam’ demişti. haklarında bilgim olmayan yabancı bir topluluk. Hemen onlara sezdirmeden ailesine gidip çok geçmeden semiz bir buzağıyla geri geldi. Derken onlara yaklaştırıp ikram etti. ‘Yemez misiniz?’ dedi.” (Zariyat Suresi, 24-27)
Bu ayetlerde ilk dikkat çeken şey, misafire ikramın sezdirilmeden yapılmasının daha güzel olduğudur. Çünkü misafir olan kişi çoğu zaman nezaketinden dolayı karşı tarafa ihtiyaçlarını hissettirmez. Hatta çoğu zamanda ince düşünceli davranarak kendisine yapılacak olan ikramları engellemeye çalışır. Böyle bir kişiye bir ihtiyacı olup olmadığı sorulacak olsa büyük bir olasılıkla olmadığını söyleyecek ve teşekkürle karşılık verecektir. Kuran ahlakına uygun tavır, ikramın sezdirilmeden yapılması, kesinlikle konuğun kendisine sorulmadan her şeyin ince ince düşünülerek hazırlanıp sunulmasıdır.
Yine bu ayetlerde işaret edilen bir başka güzel tavır da söz konusu ikramın gecikmeden yapılmasına yöneliktir. Böyle bir tavır, her şeyden önceki kişinin, misafirin varlığından duyduğu memnuniyeti ifade eder. Çünkü ikramın ayette de bahsedildiği gibi hemen, çok geçmeden yapılmış olması, kişinin karşı tarafa hizmet etme ve misafiri ağırlama konusundaki tevazuunu ve şevkini ortaya koyar. Zariyat Suresi’ndeki bu ayetlerden çıkarılabilecek bir başka güzel tavır ise şöyledir:
Hz. İbrahim (as) evine gelen konukları tanımadığı halde yapabileceği ikramın en iyisini yapmaya çalışmış ve hemen giderek semiz bir buzağıyla geri dönmüştür. Hz. İbrahim (as)’ın misafirlerine sunduğu yiyecek türü ettir. Etin en lezzetlisi, en sağlıklısı ve en besleyicisi de semiz olanıdır. Öyleyse misafir ağırlarken malzemelerin en tazesi, en kalitelisi ve en lezzetlisi seçilerek özenli bir biçimde hazırlanmalıdır.