Okyanuslara baktığımızda uçsuz bucaksız bir su kütlesi görürüz. Fakat bu büyük dünyanın içinde, gözle göremediğimiz sayısız canlı sürekli çalışır. Bakteriler ve arkeler gibi bu mikroskobik canlılar, okyanusun karbon döngüsünde çok önemli bir görev üstlenir. 

Başka bir ifadeyle, atmosferdeki karbonun ne kadarının okyanusta tutulacağı ve ne kadarının yeniden atmosfere döneceği konusunda onların da önemli bir payı vardır.

Peki bu kadar küçük canlılar bunu nasıl yapıyor?

Denizde bulunan organik maddeler, bu mikroorganizmalar için bir çeşit besin kaynağıdır. Mikroorganizmalar bu maddeleri tüketirken karbonun bir kısmını yeniden atmosfere döndürebilir, bir kısmının ise okyanusta daha uzun süre kalmasına katkıda bulunabilir.

İşte bilim insanlarının asıl merak ettiği soru şuydu:

Okyanusun hangi bölgesinde hangi mikroorganizmalar bulunuyor ve bu canlıların farklı özellikleri karbonun okyanusta kalma süresini nasıl değiştiriyor?

Araştırmacılar bu soruyu yanıtlamak için Pasifik, Atlas ve Hint okyanuslarını kapsayan deniz seferlerinden elde edilen genetik verileri inceledi. Ardından bu verileri okyanusun işleyişini açıklayan bilgisayar modelleriyle birleştirdi. Çalışmada mikroorganizmalar, yaptıkları işe ve büyüme biçimlerine göre 21 farklı grupta değerlendirildi.

Araştırmada ortaya oldukça ilginç bir tablo çıktı.

Okyanusun yüzeyine yakın bölgelerde, besinlerin daha sınırlı olduğu ortamlara uyum sağlamış mikroorganizmalar öne çıkıyor. Bunlar çok hızlı büyümek yerine, ellerindeki sınırlı kaynakları verimli kullanmaya daha uygun canlılar.

Okyanusun daha derin bölgelerine inildikçe ise farklı özelliklere sahip mikroorganizmalar ortaya çıkıyor.

Bu canlılar hızlı büyüyen canlılar gibi görünmese de, uygun organik maddeler bulunduğunda onları kullanma konusunda oldukça başarılılar. Araştırmacılar bunlara “yavaş ama fırsatçı” mikroorganizmalar anlamına gelen “slow copiotrophs” adını veriyor.

Bu mikroorganizmalar yüzeye yakın bölgelerde çok fazla bulunamıyor; çünkü yüzeyde onları tüketen başka canlıların baskısı daha yüksek.

Derinlerde ise bu baskı azalıyor ve bu mikroorganizmalar yaşamlarını sürdürebiliyor.

Bunun sonucunda, bazı organik karbon bileşikleri yüzeyde hemen parçalanmak yerine okyanusun daha uzun süreli karbon depolama sisteminin bir parçası haline gelebiliyor. Araştırmacıların modelleri, bu canlıların nerede bulunduğunun ve birbirleriyle olan ekolojik ilişkilerinin, okyanusun yüzeyindeki çözünmüş organik karbon miktarını etkilediğini gösteriyor.

Mikroorganizmaların okyanustaki dağılımı karbonun ne kadar hızlı işleneceğini ve ne kadarının depolanacağını doğrudan belirliyor. 

Bu yüzden okyanusların karbon kapasitesini anlamak için sadece su sıcaklığına veya akıntılara bakmak yetmez; gözle görülmeyen bu canlıların ne yaptığını da bilmek gerekir.

Kısacası, iklim dengesini sadece devasa fiziksel süreçler yönetmiyor. Milyarlarca mikroskobik canlı, gezegenin iklim dengesini sessizce yönetiyor.

Gözle dahi göremediğimiz bu küçücük canlıların tüm gezegenin iklimini dengede tutması, tesadüflerin değil, sonsuz bir ilim ve kudretin eseridir.

Okyanusun derinliklerindeki her bir mikroorganizma, Allah’ın idaresiyle hareket eder ve O’nun belirlediği görevi kusursuzca yerine getirir.

Kur'an ayetinde Allah şöyle bildiriyor:

“Yeryüzünde hiç bir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır”.

(11. Hud 6)