Bir embriyoyu düşünün...
Ortada henüz ne bir beyin, ne bir kulak, ne de göz var. Başlangıçta birbirinin tıpa tıp aynısı olan hücreler, zamanla bambaşka görevler üstleniyor ve devasa bir vücudu inşa ediyor
Bilim dünyasının en büyük sırlarından biri şu: Aynı DNA'ya sahip bu hücreler, "ben beyin olacağım", "ben iç kulak olacağım" kararını nasıl veriyor?
Yetişkin bir insanın vücudunda yüzlerce farklı hücre tipi bulunur. Sinir hücreleri, kas hücreleri, kan hücreleri ve iç kulaktaki ses algılayan hücreler birbirinden tamamen farklı görevler üstlenir. Fakat bunların önemli bir kısmı, embriyonun erken dönemlerinde birbirine benzeyen hücre topluluklarından gelişir.
Peki bu hücreler kaderlerini nasıl belirliyor?
Bilim insanları bu sürece hücre farklılaşması adını veriyor.
Hücreler farklılaşırken genetik yapılarının tamamı değişmiyor; asıl değişen hangi genlerin çalışıp hangilerinin devre dışı kaldığı.
Yani aynı genetik bilgiye sahip hücreler, farklı gen programlarını çalıştırarak birbirinden tamamen farklı özellikler kazanabiliyor. Bu noktada gelişim sinyalleri, gen ifadesi ve hücreler arasındaki iletişim büyük önem taşıyor.
Bunu büyük bir şehir planlamasına benzetebiliriz. Başlangıçta büyük ve boş bir arazi vardır. Daha sonra bu arazinin bir bölümü hastane, bir bölümü okul, bir bölümü evler için ayrılır.
Embriyoda da benzer bir süreç işler: Başlangıçtaki hücreler, hücre topluluklarına ayrılır, farklılaşır ve sonunda beyin, iç kulak ve diğer organları oluşturur.
Ancak biyolojik sistem bunun çok daha karmaşık bir versiyonudur. Bir hücrenin hangi yola gireceği; aldığı moleküler sinyaller, komşu hücrelerle etkileşimi ve belirli genlerin ne zaman aktif hale geldiği gibi birçok faktör tarafından şekillendirilir.
Örneğin, iç kulağın gelişimi sırasında bazı hücreler, işitme ve denge sisteminin farklı bölümlerini oluşturacak şekilde özelleşir. İç kulakta bulunan tüy hücreleri bunun harika bir örneğidir. Bu hücreler, ses dalgalarının oluşturduğu mekanik hareketleri algılayarak bunları sinir sisteminin kullanabileceği elektriksel sinyallere dönüştürür. Yani kulak dediğimiz yapı, sadece sesi "duyan" pasif bir et parçası değil; mekanik titreşimlerin algılanması ve sinirsel sinyallere dönüştürülmesi gereken son derece hassas bir mühendislik harikasıdır.
Bilim insanları bu süreci anlaya bilmek için hücrelerin gelişimini adım-adım takip ede bilecek özel araştırma yöntemleri kullanıyor.
Bunun için hücrelere onları bir-birinden ayırt etmeyi sağlayan özel genetik işaretler veriliyor.
Bunu bir çeşit biolojik barkod gibi düşüne biliriz.
Bir binanın yapımını düşünün; Bina tamamlandığında yüzlerce hatta binlerce tuğla bir araya gelmiş durumda. Ancak hangi tuğlanın nereden geldiğini ve hangilerinin aynı gruptan olduğunu artık anlamak oldukça zor. Fakat her tuğlaya daha en başından bir kimlik verirsek, bina tamamlandığında o tuğlanın başlangıçta nereden geldiğini anlaya biliriz.
Hücrelerde kullanılan yöntem de buna benziyor.
Bir hücre bölündüğünde taşıdığı bu genetik işaretin izleri yeni oluşan hücrelerde de görüle biliyor.
Böylece, bilim insanları hücrelerin gelişimini adım adım takip ederek hangi hücrelerin ilerleyen süreçlerde vücudun hangi bölümlerini oluşturduğunu belirleye biliyor.
Örneğin, başlangıçta birbirine benzeyen hücrelerin bir kısmının beynin, bir kısmının kalbin, bir kısmının ise iç kulağın oluşumuna katkıda bulunduğunu görebiliyorlar.
Yani hücrelerin gelişim yolculuğunu geriye doğru izleyerek, vücudun farklı bölümlerinin hangi hücrelerden oluştuğunu ortaya çıkarabiliyorlar.
Fakat burada asıl dikkat çekici olan, bütün bu sürecin olağanüstü bir düzen içerisinde gerçekleşmesidir.
İnsan vücudu oluşurken milyonlarca hücre yalnızca çoğalmıyor.
Her biri, adeta kendisine verilen görevi yerine getiriyor.
Kimi sinir hücrelerine, kimi kas hücrelerine, kimi kan hücrelerine dönüşüyor.
Ve sonunda bütün bu farklı hücreler bir araya gelerek tek bir vücudu oluşturuyor.
Üstelik birbirinden tamamen farklı görevler üstlenen bu hücreler, birbiriyle sürekli iletişim halinde çalışıyor.
Peki kendi başına akla ve şuura sahip olmayan bu hücreler nasıl oluyor da böylesine kusursuz bir uyum içinde çalışıyor?
Bu son derece düzenli ve kusursuz biolojik sistem Allah’ın yaratışındaki hikmet ve kudreti üzerine düşünmek için de en büyük vesilelerden biridir.
Kurani Kerim insanın yaratılış aşamalarına dikkat çekerek şöyle buyurur:
“Andolsun, biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir”. (Muminun, 12-14)
Embriyodaki Kusursuz Hücre Düzeni
Makaleler
Makaleler
Makaleler
Makaleler
Makaleler
Makaleler