"Müminlerin güzel ahlakı 3" belgeselinden.
Peygamberlerin ve Salih Müminlerin Örnek Tevekkülü
İnkârcıların sözlü saldırıları, alay ve iftira gibi yöntemleri, hatta fiili saldırılar. Peygamberlerin ve yanlarındaki salih Müslümanların hayatlarını incelediğimizde, bu kutlu insanların yaşamlarının inkar edenlerle mücadele içerisinde geçtiğini görürüz. İşte bu noktada peygamberlerin ve onlara uyan müminlerin en dikkat çekici özelliklerinden biri karşımıza çıkar. Koşullar ne derece zorlu olursa olsun, karşılaştıkları olayların Allah'tan geldiğini bilmenin huzuru ve tevekkülü içindeki olgun tavırları. Allah'a olan derin imanlarından kaynaklanan bu üstün özellikleri her dönemde inkârcıların, peygamberlere ve salih müminlere rahatsızlık vermek, onları yıldırmak ve batıl dinlerine geri döndürmek için izledikleri taktikler olmuştur. Ama müminler bu çirkin saldırıların her zaman hayırlarına döneceğinden ve sonunda doğruluklarının ortaya çıkacağından emin bir şekilde davranmışlardır.
Kuran'da inananların aleyhinde gibi görünen yalan ve iftiraların onlar için aslında bir şer değil, aksine bir hayır olduğu vurgulanmıştır. Bir ayette Peygamberimiz (sav)’in döneminde yaşanan bir olay örnek verilerek bu durum şöyle açıklanmıştır:
“Doğrusu uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur. Siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan bir ceza vardır. Onlardan iftiranın büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır.” (Nur Suresi, 11)
İnkarcı topluluklar, tarih boyunca iman edenlerin Allah yolunda olmalarını, dini yaşamalarını ve tebliğ yapmalarını kendi batıl dinleri açısından bir tehlike olarak görmüşlerdir. Bu nedenle de çoğu zaman inananları yıpratmak için az önce bahsettiğimiz gibi alay ve iftira gibi yöntemlere başvurmuşlardır. Bunların yetersiz kaldığını gördüklerinde ise tehdit, hapsetme, işkence etme ve yurtlarından zorla çıkarma gibi çeşit çeşit yollar denemişlerdir.
Müminlerin bu insanlarla yaptıkları mücadelede zaman zaman gördükleri kötü muameleler, inkârcı topluluğun azgınlığının bir göstergesidir. Buna karşın müminler, karşılaştıkları bu tarz tepki ve uygulamaları her zaman hayır gözüyle değerlendirmişlerdir. Peygamber Efendimiz (sav) döneminde yaşanan bir olayın anlatıldığı bir kısadan bu konuda hikmetler çıkarabiliriz.
Söz konusu vakıada, inkar edenler tarafından her yönden kuşatılan müminlerin sınandıkları ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratıldıkları bildirilmiştir. Böylesine zorlu bir imtihan ortamında ise, münafıklar çeşitli bahanelerle kaçarak kendilerini belli etmişlerdir. İşte böyle bir zorluk ânı sayesinde mümin topluluğun içinde uzun zamandır gizlenen, kalplerinde hastalık bulunan kişilerle münafıklar ortaya çıkmıştır. Bu olayda, müminler karşılaştıkları zorlukta büyük hayırlar olduğunu görmüş, Allah'ın âyetlerini yaşadıkları için imanları güçlenmiş ve Allah'a olan bağlılıkları artmıştır.
“Mü'minler düşman birliklerini gördükleri zaman ise korkuya kapılmadan dediler ki: ‘Bu Allah'ın ve Resûlü'nün bize vaat ettiği şeydir. Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.’ Ve bu yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.” (Ahzap Suresi, 22)
Âlemlere bir rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), tüm diğer peygamberler gibi hayatı boyunca pek çok zorlukla karşılaşmıştır. Bu gibi durumlarda gösterdiği sabır ve tevekkülle Müslümanlara çok güzel bir örnek olmuştur.
Peygamberimiz (sav) Mekke'den çıktığında müşrikler onu öldürmek amacıyla takip etmişlerdi. Peygamber Efendimiz (sav) onlardan saklanmak için bir mağaraya sığınmıştı. Ancak müşrikler Resûlullah (sav)’in sığındığı mağaranın kapısına kadar geldiler. Böyle zorlu bir anda Peygamberimiz (sav) yanındaki mümin arkadaşına hüzne kapılmamasını söylemiş ve ona Allah'a tevekkül etmesi gerektiğini hatırlatmıştır.
“Siz ona yardım etmezseniz Allah ona yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak onu Mekke'den çıkarmışlardı. İkisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: ‘Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir.’..” (Tevbe Suresi, 40)
Hiç kuşku yok ki Peygamber Efendimiz (sav)'in hayatı tehlikedeyken korkuya ve hüzne kapılmamasının, endişe duymamasının tek sebebi Allah'a olan güveni ve O'nun kaderde yarattığı her olayın hayır ve güzellik dolu olduğunu bilmesidir.
Hz. Musa (as)'ın Firavun'la olan mücadelesi de müminlerin aleyhine gibi görünen bir durumun Allah'ın dilemesiyle nasıl bir anda tersine döndüğünü çok açık olarak gösterir. Firavun ve ordusu Mısır'dan kaçan Hz. Musa (as)'ı ve yanındaki inananları yakalamak için yola çıkmışlardır. Firavun tarafından fark edildikleri sırada inananların önüne deniz çıkmıştır. İşte bu noktada Hz. Musa (as)’ın sözleri son derece dikkat çekicidir. Hz. Musa (as), önünde deniz, arkasındaysa Firavun ordusu olduğu halde Allah'ın yardımının geleceğine güvenerek hareket etmiş ve bu şekilde üstün ahlakını ortaya koymuştur.
“Böylece Firavun ve ordusu Güneş'in doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları ‘gerçekten yakalandık’ dediler. Musa ‘hayır’ dedi. ‘Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir.’” (Şuara Suresi, 60-62)
Mü'minler için şer gibi görünen olayların hayra dönüşmesiyle ilgili Kuran'da verilen en güzel örneklerden biri de Hz. Yusuf (as)'ın yaşamıdır.
Yusuf Peygamber, küçük yaşta kendisini kuyuya atıp kaçan kardeşleri, evinde kaldığı vezirin karısı tarafından uğradığı iftira ve bu nedenle uzun süre zindanda kalması gibi birçok zorlukla imtihan olmuştur. Ancak o, karşılaştığı tüm olayların hikmetlerini, hayırlarını çözmeye, anlamaya gayret etmiştir. Hz. Yusuf (as), yaşamı boyunca gösterdiği sabır, tebekkül ve her şeyi hayra yormanın karşılığını hem dünyada hem de ahirette en güzel şekilde görmüştür. Allah birçok olayı sebep kılarak Hz. Yusuf (as)’a dünyada çok büyük bir mülk ve hükümdarlık vermiştir. Hz. Yusuf (as)’ın tüm bu yaşadığı olayları hayırla yorumlaması, Allah'a olan tevekkülü Kuran'da şöyle haber verilmektedir.
“Rabbim, Sen bana mülkten bir pay ve onu yönetme imkanını verdin. Sözlerin yorumundan bir bilgi öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat." (Yusuf Suresi, 101)
İbrahim Peygamber (as) da inkâr edenlerin kurdukları tuzak karşısındaki dirayetiyle, cesaretiyle ve tevekkülüyle müminlere örnektir. Hz. İbrahim (as)’a şiddetle ve baskıyla karşılık vermeyi kararlaştıran inkârcılar, onu ateşe atarak yakmak gibi büyük bir zalimliğe başvurmuşlardır. İlk bakışta, Hz. İbrahim (as)’ın çok sayıda inkârcılar tarafından yakılarak öldürüleceği zannedilmektedir. Fakat ölüm ancak Allah'ın dilemesiyle olduğu gibi, ateşte ancak Allah'ın dilemesiyle yakma özelliğine sahip olmaktadır. Her şeyi yaratan Allah, o an ateşe, Hz. İbrahim (as)’a karşı soğuk ve esenlik olmasını emretmiş, inkâr edenlerin tuzaklarını başlarına geçirmiştir.
“Biz de dedik ki: Ey ateş! İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol. Ona bir düzen kurmak istediler. Fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.” (Enbiya Suresi, 69-70)