Vücudumuzdaki Savunma Sistemi 1. Bölüm
Yaratılış Delilleri
Savaşın bütün şiddeti ve acımasızlığını gösteren filmden bir sahne.
Merhaba değerli izleyicilerimiz. Bugünkü programımızın konusu çok yakınımıza gerçekleşen büyük bir savaş. Bilindiği gibi ülkeler varlıklarını sürdürebilmeleri için savunma alanında büyük çabalar sarf ediyorlar. Bir ülke içten ve dıştan gelebilecek her türlü saldırı, savaş ve terör durumuna karşı daima hazırlıklı olmak zorunda. Bu yüzden de devlet bütçelerinin büyük bir bölümü savunma harcamalarına ayrılıyor. Ordular en ileri teknoloji ürünü uçaklar, gemiler, silahlarla donatılıyor. Askerlerin savaş gücünü canlı tutmak için ise sıkı eğitim programları ve tatbikatlar sık sık uygulanıyor. Hatta bununla da yetinilmiyor, ordular erken uyarı ve istihbarat sistemleriyle destekleniyor. Böylece her ülke kendi savunma kapasitesini en üst düzeyde tutmaya çalışıyor.
Evet değerli izleyicilerimiz, biz hiç farkında olmasak da bedenimizin içinde büyük bir savaş yaşanıyor. Üstelik bu savaşta tarafların kullandığı taktikler ve araçlar günümüz ordularını kıskandıracak cinsten. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, yediğimiz yemek, evimiz, işimiz, kısacası hayatımızı geçirdiğimiz her yer sağlığımızı tehdit eden unsurlarla dolu.
Şu an ekranda bu unsurlardan bazılarını izliyorsunuz. Savunma sisteminiz siz farkına bile varmadan çevrenizde bulunan bakteri, virüs gibi tehlikeli düşmanlarla mücadele ediyor. Vücudun savunma sistemi farklı görevdeki birçok asker ve subaydan oluşur. İçimizdeki ordu özel eğitilmiş, yüksek teknoloji kullanan, fiziksel ve kimyasal silahlarla çarpışan askerlerle dolu. İçinizde cereyan eden savaş, küçük yerel çatışmalar halinde sürebildiği gibi, tüm vücudun topyekün alarma geçtiği büyük çarpışmalar şeklinde de meydana gelebilir. Bu büyük çaptaki savaşları biz hastalık olarak isimlendiriyoruz.
Bu savaşın genel mantığı hemen hemen hiç değişmez. İlk aşamada vücuda sızan düşmanın kendisini gizleyerek karşı tarafı yanıltmaya çalışması var. Daha sonra savunma güçlerinin düşmanı deşifre amacıyla özel eğitimli keşif kolu göndermesi, düşmanın bunu tespiti ve düşmanı imha edecek uygun silahların üretilmesi aşaması gelir. Ardından sıcak temas, düşmanın yenilmesi, ateşkes, savaş alanının temizlenmesi ve yenilen düşmanın tekrar saldırma ihtimaline karşı düşman hakkındaki her türlü bilginin dosyalanması.
Düşmanın varlığı yaklaşık 250 yıl önce mikroskopun icadı ile keşfedildi. Ancak ona karşı mükemmel bir savaş veren savunma sistemindeki sırların çoğu bugün bile henüz tam bilinmiyor. Vücuttaki savunma sistemi içeriye bir yabancı girdiği andan itibaren otomatik olarak devreye giriyor ve amansız bir savaş başlıyor.
Sistemin işleyişine şöyle bir baktığımızda her aşamanın titiz bir plan dahilinde aşama aşama yürüdüğünü görürüz. Şimdi gelin bu ilginç savaşı biraz daha yakından inceleyelim.
Temizliğe ne kadar dikkat edersek edelim yaşadığımız yerleri birçok mikroorganizmayla paylaştığımız bir gerçek. Şu anda oturduğunuz odayı bir mikroskopla izleme imkanınız olsaydı, beraber yaşadığımız milyonlarca canlıyı rahatlıkla görebilirdiniz. Bu durumda insan kuşatılmış bir kale konumundadır. Etrafı sayısız düşmanla sarılmış bu kalenin korunması da eksiksiz ve planlı olmalıdır. İşte hepimiz ihtiyacımız olan bu mükemmel korumayla beraber yaratıldık. Bu sayede söz konusu düşmanlara karşı savunmasız değiliz.
Bedenimizi koruyan ilk savunma hattını derimiz oluşturur. Deri hücrelerinde bulunan keratin maddesi, bakteri ve mantarlar için aşılması çok zor bir engel oluşturur. Bu sayede derimizin üzerine gelen bir yabancı canlı bu hattı aşıp içeri giremez. Dahası keratin içeren dış deri sürekli dökülür ve alttan gelen deri ile tazelenir. Böylece derimiz arasına sıkışan istenmeyen misafirler, derinin bu içten dışa doğru yenilenme hareketi sayesinde ölü deri ile birlikte vücudumuzdan uzaklaştırılır. Düşmanın içeri girmesi sadece deri üzerinde açılan bir yara ile mümkün olur. Derimiz üzerinde bir çizik veya yara açıldığında vücudumuz için tehlike başlar. Çünkü virüs ve bakteriler buradan içeri kolaylıkla girerler.
Bir de vücudumuzun çeşitli bölgelerine yerleşen ancak hastalanmamıza neden olmayan bir takım mikroplar var. Bu mikroplar herhangi bir yabancı mikrobun vücuda girmesiyle birlikte kendi yaşam alanlarını yabancılara kaptırmamak için var güçleriyle savaşırlar. Bunlar vücudumuz için çalışan paralı askerler olarak da tanımlanabilir. Menfaat karşılığında bulundukları bölgeyi korumaya çalışırlar. Böylece vücudumuzdaki kompleks orduya bir de mikro destekçiler eklenmiş olur. Vücuda giren yabancı bir mikroorganizma nöbetçi savunma elemanlarını ve paralı asker gibi görev yapan bakterileri atlatırsa sıcak savaş başlar. Bu durumda vücudumuz düzenli ordusuyla bu yabancı orduya karşı mükemmel bir saldırı savunma savaşı verecektir. Şimdi bu savaşı aşama aşama izleyelim.
Başlıca düşmanlarımızdan olan virüslerin vücudumuza girmek için kullandıkları ana yollardan biri sorulduğumuz hava. Ancak burun mukozamızda bulunan özel bir salgı ve akciğerimizde bulunan hücre yutan savunma elemanlarımız ki bunlar fagositler olarak adlandırılıyor bu düşmanları karşılar ve çoğu kez tehlike büyümeden duruma el koyarlar. Bazı mikroplar da yiyecekler yoluyla bedene girmeye kalkışır. Bunların çok büyük bir bölümü mide asidi ve ince bağırsaktaki sindirim enzimleri tarafından saf dışı edilirler.
Gelin isterseniz vücudumuzdaki savaşın ayrıntılarına girmeden önce düşman kuvvetlerini tek tek tanıyalım.
Virüslerin yapılarını yakından incelediğimizde mükemmel bir yaratılışa sahip olduklarını görüyoruz. Filmimizde ayrıntılarıyla yapısını gördüğümüz virüs bilim dünyasında T4 adıyla biliniyor. Uzmanlık alanı ise bakteriler. Kuşkusuz virüsün yapısının çok sayıda parçadan oluştuğu gözünüze çarpmıştır. Her bir parça özel molekül gruplarından oluşuyor ve birbirine sıkı sıkıya bağlanabilecek bir dizilime sahiptirler. Tüm parçaların arasında birbirine tutturulmuş iki lego parçasındaki gibi bir uyum var. Eğer bu uyum olmasaydı parçalar birbirine tutunamayacaklardı. Mesela virüsü koruyan kapsül asla tam olarak var olamayacaktı. Bu durumda virüs hücredeki ilk gördüğü tehlike karşısında parçalanacak ve yok olacaktı. Şüphesiz virüsü bu kadar uyumlu parçalardan yaratan Rabbimiz olan Allah'tır.
Geometrik yapıları birbirinden çok farklı bir sürü virüs var. Ancak hepsinin ortak özelliği kendilerine oluşturan parçalar arasındaki kusursuz uyum. Virüs kabuğunu oluşturan moleküller virüse adeta bir mücevher görünümü veriyorlar. Her bir tür virüs kendine has geometrik tasarımıyla hayranlık uyandırıcı şekiller meydana getiriyor. Doğadaki bütün yapılarda olduğu gibi virüs inşasında da belli kurallar ve ölçüler söz konusudur. Virüslerin sahip olduğu bu tasarımın kuralları kübük simetriyle belirlenmiştir. Çeşitli bilim adamları bu mimari tasarımın kurallarını ve yapısını çözmek için uzun yıllar boyunca araştırmalar yapmışlardır. Bu geometri kuralları sonucu ortaya çıkan şekillere İkosahedron adı verilmektedir. Böyle örnek bir yapıda eşkenar üçgenden oluşmuş 20 ayrı yüzey oluşur. Şekilleriyle mimarlara ilham kaynağı olacak kadar eşsiz bir geometriye sahip olan virüsler Allah'ın sonsuz yaratma örneklerinden birisidir.
Virüslerin savaş taktikleri de en az şekilleri kadar hayranlık uyandırıcı. Gelin şimdi buna aşama aşama bakalım.
1- İlk aşamada virüs yanaştığı hücre ile bağlantı kurarak hücrelerin yüzeyine yapışıyor. Ekrandaki şemada bakteri hücresi üzerinde görülüyor virüs.
2- Daha sonra virüs yanaştığı hücrenin zarını eritecek özel bir enzimi temas noktasına boşaltıyor. Bu reaksiyonun sonunda hücre duvarında bir delik oluşuyor. Virüs kuyruğunu çekip-büzerek içindeki nükleik asidi, DNA veya RNA'yı hücrenin içine aşılıyor.
3- Üçüncü olarak da son aşamada ise hücre içine giren virüsün nükleik asidi hücredeki kontrolü ele alıyor. Hücrenin yaşamsal etkinlikleri duruyor. Virüsün nükleik asidi hücrenin kaynaklarını kullanarak kendi kopyalarını yapıyor.
Ve sonra da sıra çoğalmaya geliyor. Virüsün oluşan parçaları bir araya gelip birleşerek yeni virüsleri oluşturuyorlar. Yeterli sayıda yeni virüs oluşunca da hücre patlıyor ve tamamlanmış virüsler yeni ev sahibi hücreler bulmak üzere harekete geçiyorlar.
Virüsün yeni bir hücreye girmesinden üreme sonuna kadar olan süreç 20-25 dakika kadar. Her kopyalama sonucu bir ev sahibi hücreden 200-300 kadar yeni virüs çıkıyor. Gelin şimdi influenza isimli bir grip virüsünün vücudumuzdaki hücreleri nasıl ele geçirdiğini görelim.
Sizlere kısaca aşamalarını anlattım bu operasyon üzerinde şimdi biraz düşünelim. Virüslerin bu derece akılcı hareket etmeleri, böylesine etkili stratejileri düşünüp planlamalar yapmaları oldukça hayret verici. Virüsün hücreyi ele geçirmek amacıyla uyguladığı bu planı kendisi yapamayacağı çok açık. Peki virüsün bu akıl, eğitim, analiz ve tecrübe gerektiren davranışlarına nasıl bir açıklama getirebiliriz? Virüsün bu özelliklerin ardındaki sır kuşkusuz ki onları sahip oldukları yeteneklerle birlikte meydana getiren bir yaratıcının varlığında gizli. Öyle ki virüsün sahip olduğu özellikler tam olarak hücrenin içine çalışan bir sistemi kullanacak şekilde tasarlanmış. Virüsü yaratan gücün hücrenin çok karmaşık çalışma prensiplerinde bildiği çok açık. Bu güç virüsü içine yerleşeceği hücreyi ve tüm evreni yaratan Allah'a aittir. Virüsler küçücük yapılarıyla kendilerinden milyonlarca kat büyük olan insan bedenini hastalığa, bazen de ölüme dahi sürükleyebilir. Allah virüsleri insanlara acizliklerini hatırlatmak için özel bir varlık olarak yaratmıştır. Bir Kur'an ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır. Bunu görmektesiniz. Arzda da sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik. Böylelikle orada her güzel olan çiften bir bitki bitirdik. Bu Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde O'nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin. Hayır! Zulmedenler açıkça bir sapıklık içindedirler.” (Lokman Suresi, 10-11)
Bildiğiniz üzere askerler kışla adı verilen özel yerlerde tutularak buralarda savaş için özel eğitimler alıyorlar. Benzeri şekilde vücudumuzdaki ordunun da askerleri için özel yerlerde hazırlanma imkanı var. Her birlik amacına göre özel olarak donatılıyor. Tabii bir de bu birlikler için silah üreten fabrikalar var. Benzeri bir sistem içimizdeki ordu içinde kurulur. Savunma sistemimizde kullanılan hücrelerin fabrikası kemik iliği. Bu fabrikada birbirinden çok farklı ürünler üretiliyor. Burada üretilen bazı hücreler fagasitoz yapımında, bazı hücreler kanın pıhtılaşmasında, bazı hücreler ise maddelerin parçalanmasında rol oynuyor. Bu hücrelerin görevleri gibi yapıları da birbirlerinden farklı.
Örneğin timüs. Burada lenfosit hücrelerine bir nevi eğitim veriliyor. Yanlış duymadınız. Hücreler timüste eğitim alıyorlar. Eğitim ancak belli bir zekaya sahip varlıklara uygulanabilecek bir bilgi aktarımı. Ancak burada çok önemli bir nokta var. Burada eğitimi veren bir et parçası. Yani timüs, eğitimi alan da küçük bir hücre. Yani her ikisi de şuursuz varlıklar. Dahası bu eğitim sonucunda lenfosit hücreleri çok önemli bilgilerle donatılıyorlar. Vücuttaki hücrelerin özelliklerini öğreniyorlar. Bir anlamda vücuda ait hücrelerin kimliklerinin lenfosit hücrelerine öğretiliyor. Sonunda hücreler oldukça yüklü bir bilgi ile timüsten ayrılıyorlar. Böylece lenfositler vücutta görev yaparken kimliklerini öğrendikleri hücrelere saldırmıyorlar. Bunun dışında kalan her hücreye ve yabancı gördükleri her maddeye saldırıp onu yok ediyorlar.
Programımıza kısa bir ara veriyoruz, sonrasında tekrar görüşmek üzere.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500