Vücudumuzdaki Savunma Sistemi 2. Bölüm
Yaratılış Delilleri
Programımıza kaldığımız yerden Timüs bezinden devam ediyoruz. Timüs, uzun yıllar evrimci bilim adamları tarafından körelmiş bir organ olarak görülmüş ve evrimin sözde bir delili olarak kullanılmıştı. Oysa son yıllarda bu organın savunma sistemimizin bel kemiği olduğu anlaşıldı. Bu durumun anlaşılmasından sonra Timüs'un körelmiş bir organ olduğunu ileri süren evrimciler şimdi aynı organ için tam tersi bir teori ortaya atmışlardır. Timüs'ün önceleri olmadığını, yavaş yavaş evrim geçirerek meydana geldiğini ileri sürmüşlerdir. Halen de Timüs'ün birçok organdan daha uzun bir evrim sürecinin sonucunda oluştuğunu savunurlar. Ancak Timüs olmadan ya da tam anlamıyla gelişmeden T hücrelerinin düşmanlarını tanımayı öğrenmesi ve savunma sistemi görevini yerine getirmesi mümkün değil.
Savunma sistemi olmayan bir insanın ise yaşamını devam ettirmesi mümkün değil. Şu an sizin beni izliyor olmanız bile, Timüs'ün uzun bir evrim süreci içinde değil, ilk insandan beri kusursuz ve eksiksiz olarak yaratıldığının bir kanıtı. Timüs'ün böylesine kusursuz ve eksiksiz yaratan, üstün güç sahibi yaratımcımız olan Allah'tır.
Şimdi de isterseniz bir seferberlik merkezi olan dalağa bakalım. Dalağın, hücre ve fagositoz yapımı, alyuvar depolama ve bağışıklık yapımına katkıda bulunma gibi çok önemli olduğu bir sürü görevi vardır. Kuşsuz dalak da diğer tüm organlarımız gibi yalnızca bir et parçası. Ama bir et parçası beklenmeyecek bir performans ve akıl gösterisi sergiliyor. Hiçbir aksaklığa meydan vermeyecek şekilde tüm işleri organize ederken hiç dinlenmeden çalışıyor. Gerçekten de dalak, doğumundan itibaren insan için var gücüyle çalışır ve Allah dilediği sürece görevine sürekli devam eder.
Vücudumuzda bütün bedene yayılmış bir jandarma ve jandarma istihbarat teşkilatı da var. Üstelik bu sistemin içinde nöbetçi jandarmalar bulunduran, gerektiğinde yeni jandarmalar üretebilen karakollar da var. Sözünü ettiğimiz sistem Lenf sistemi. Jandarma karakolları da lenf benzeri. Sistemin jandarma yerleri ise Lenfosit adı verilen hücreler. Lenf sistemi başlı başına insanın emrine verilmiş bir mucize. Bu sistem, Lenf damarlarından, Lenf bezlerinden, Lenfosit hücrelerinden ve Lenf sıvısından oluşuyor. Lenf damarları bütün vücudumuza yayılmış durumda. Lenf bezleri ise damarların belli yerlerine yerleştirilmiş. Lenfosit hücreler, Lenf bezleri tarafından üretiliyor. Ve Lenf damarlarında devriye görevi yapıyorlar. Bu hücrelerin içinde yüzdüğü lenf sıvısı ise lenf damarlarında dolaşıyor.
Sistem şöyle çalışıyor. Bütün vücuda yayılmış olan lenf damarlarının içindeki lenf sıvısı kılcal lenf damarları içerisinde bulunan dokulara temas ediyor. Bu temas sonrasında tekrar lenf damarlarına dönen lenf sıvısı beraberinde bu dokulara ait bazı bilgileri de beraberinde getiriyor. Bu bilgiler lenf damarları boyunca bulunan en yakın lenf bezine ulaştırılıyor. Eğer dokularda bir düşman hareketi başlamışsa, bunun bilgisi de Lenf sıvısı aracılığıyla Lenf bezine getirilmiş oluyor. Düşmana ait bilgi incelendikten sonra eğer bir tehlike varsa o zaman alarm durumu veriliyor. Lenf bezlerinde hızlı bir şekilde Lemfosit ve diğer boğazlı bazı savaşçı hücrelerin üretimine başlanıyor. Üretim aşamasından sonra sıra yeni askerlerin savaşın olduğu cepheye sevk etmeye geliyor. Yeni askerler, lenf bezlerinden lenf sıvısı yardımıyla lenf damarlarına geçiyor. Lenf damarlarından da kan dolaşımına geçen askerler savaşın olduğu bölgeye doğru ulaşıyorlar. Bu yüzden enfeksiyon olan bölgedeki lenf bezleri öncelikle şişer. Bu, o bölgedeki lenfosit üretiminin hızla arttığını gösterir. Şimdi mevcut sistemi bir özetleyelim.
Bütün vücudu baştan aşağıya saran özel bir ulaşım sistemi. Vücudun birçok bölgesine yerleştirilmiş lenf bezi karakolları, düşman askerlerinin istihbaratının yapılması, bu istihbarat doğrultusunda asker üretiminin yapılması. Tek bir parçası bile eksik olsa işlemeyecek olan bu sistemin zaman içinde aşama aşama gelişerek var olması mümkün değil. Örneğin lenf bezleri ve lenfositleri olan ancak lenf damarları yaratılmamış bir sistem asla işe yaramayacaktır. Sistemin çalışması ancak bütün elemanların aynı anda yaratılmış olması ile mümkün.
Programımızın bundan sonraki kısmında ekranda zaman zaman çeşitli harflerin yer aldığı kısa filmler göreceksiniz. Her harf ve sembol, bedeninizi cereyan eden savaşları oradan bir karakteri canlandırıyor. Gelin şimdi onları kısaca tanıyalım.
Artık virüslerle mücadele eden savunma sistemimizin savaşını bölüm bölüm inceleyebiliriz. Bu savaş dört önemli bölümden oluşuyor.
İlk olarak düşmanın tespiti ve ilk müdahale var. Sonrasında savunma güçlerinin güçlendirilmesi ve saldırı silahlarının hazırlanması. Ve üçüncü olarak da saldırı ve çatışma anı. Ve son olarak da normal duruma dönüş.
Filmde gördüğünüz bu ucu çıkıntılı iri hücreler düşman birliklerini ilk karşılayan ve onları yutan makrofaj hücreleri. Bu hücreler düşmana sıcak temas sağlayıp göğüs göğse mücadele veriyorlar. Tıpkı düşman birlikleriyle süngü savaşı yapan ve ordunun en ön taraflarında savaşan piyade askerleri gibi. Dahası makrofajlar ordunun istihbarat birimi. Bir anlamda gizli servisi gibi de çalışıyorlar. Parçaladıkları düşmanın bir parçasını saklıyorlar. Bu parça düşmanın kimliğinin tanınmasını ve özelliklerinin tespit edilmesini sağlıyor. Makrofajlar ellerindeki bu parçayı diğer bir istihbarat birimi üyesi olan mesajcı T-hücrelerine ulaştırıyorlar.
Bir ülke savaşa gelince yurt çapında seferberlik ilan edilir. Bütün doğal kaynakları ve bütçe birinci planda savaş giderleri için harcanır. Ekonomi tamamen bu olağanüstü duruma göre baştan ayarlanır ve ülke topyekun bir hareket içine girer. Aynı şekilde vücudun savunma ordusunun bütün hatlarıyla katılacağı bir savaşta da mutlaka bir seferberlik ilan edilir. Nasıl mı?
Saldırıya geçen öncü birlikler yani makrofajlar eğer düşmanla baş edebileceklerinden daha fazla ise özel bir madde salgılıyorlar. Bu maddenin adı projen ve bu projen bir nevi alarm durumuna geçme çağrısı. Projen uzun bir yolu kat ederek beyne ulaşıyor ve beynin ateş yükseltici merkezini uyarıyor. Bu uyarının ardından beyin vücudu alarm durumunda geçiriyor ve insanın ateşi yükseliyor. Ateşi yükselen hasta doğal olarak dinlenme ihtiyacı hissediyor. Böylece savunma ordusunun ihtiyacı olan enerji başka alanlarda harcanmamış oluyor. Görüldüğü gibi ortada inanılmaz derecede karmaşık bir planlama ve tasarım var.
Vücuda giren yabancı mikroorganizma ile savunma sistemi arasındaki savaş, seferberlik ilanından yani sizin yatağa düşmenizden sonra da daha da karmaşıklaşıyor. Fagositler ve makrofajlardan oluşan öncü birlikler yetersiz kalmış, bütün vücut genel alarma geçmiş ve savaş tam anlamıyla kızışmıştır. İşte bu aşamada devreye T ve M hücreleri giriyor. Makrofajlar düşman hakkında elde ettikleri bilgiyi yardımcı T hücrelerine veriyorlar. Bu hücrelerde savaş alanına öldürücü T hücrelerini ve B hücrelerini çağırıyorlar. Bunlar savunma sisteminin en etkili savaşçıları. B hücreleri düşmanla ilgili bilgiyi alır almaz antikor adı verilen silahların üretimine başlıyor. Bu silahlar güdümlü bir füze gibi yalnızca hakkında bilgi verilen düşmanı vurmak üzere yapılıyor. Bu üretim o kadar mükemmel ki vücuda giren yabancı organizmanın 3 boyutlu yapısıyla üretilen silahın 3 boyutlu yapısı tam olarak birbirine uyuyor. Bu uyum tıpkı anahtarla kilit arasındaki uyuma benzer. Antikorlar düşman üzerine gidip kenetleniyorlar. Bu aşamadan sonra düşman paletleri, topu ve tüfeği ile çalışmayan tahrip olmuş bir tank gibi etkisiz hale getiriliyor. Daha sonra savunma sisteminin başka elemanları gelip etkisiz hale getirilmiş düşmanı tamamen ortadan kaldırıyorlar.
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var. Savunma sisteminin karşılaşacağı milyonlarca çeşit düşman var. Düşman, her kim olursa olsun, B hücreleri bu düşmana uygun silahlar üretebiliyor. Bu bizlere savunma sisteminin milyonlarca çeşit kilide uygun anahtarı doğuştan yapabilecek bilgi ve beceriye sahip olduğunu gösteriyor. Kaldı ki sistem daha da karmaşık. B hücreleri ürettikleri güdümlü silahlarda düşmanı tahrip ederken, öldürücü T hücreleri de düşmana karşı zorlu bir savaş veriyor. Kimi virüsler bu bir hücrenin içine girdiklerinde ben hücrenin ürettiği silahlardan gizlenebiliyorlar. Yani kendilerini savunma güçlerinden saklıyorlar. İşte öldürücü T hücreleri kamuflaj yapmış bu düşmanın gizlendiği hastalıklı hücreleri buluyor ve onları tahrip ediyor.
Değerli izleyicilerimiz! Buna da çok önemli bir noktaya dikkate çekmek istiyorum. Küçük bir hücrenin içine milyonlarca bilginin yerleştirilmesi insana gösterilen çok büyük bir mucize. Ancak bir o kadar önemlisi de hücrenin bu bilgileri insanın sağlığını korumak için kullanması. Aslında bir yaratıcının varlığının açık delili olan tüm bu akıl belirtilerini evrimci bilim adamları bile göz ardı edemiyor. Nitekim ülkemizde evrimin en önemli savunucularından biri olan Prof. Dr. Ali Demirsoy, “Kalıtım ve Evrim” adlı kitabında bu durumu şöyle itiraf etmiştir:
“Plazma hücreleri bu bilgiyi nasıl ve hangi formda elde ederek ona göre özgür şekillenmiş antikoru üretebilmektedir. Bugüne kadar bu sorunun kesin bir açıklaması yapılamamıştır.”
Bunun tek bir açıklaması var. Şuursuz hücrelerin milyonlarca çeşit antikor yapabilecek bir yeteneğe sahip olup, bu yeteneği başarılı bir biçimde kullanmaları, çok üstün bir güç sahibinin gerçekleştirdiği yaratılışın varlığını ispatlıyor.
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“O Allah ki yaratandır. En güzel bir biçimde kusursuzca var edendir. Şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde onların tümü onu tespih etmektedir. O Aziz Hakim'dir.” (Lokman Suresi, 10-11)
Öldürücü T hücrelerinin düşmanın gizlendiği hastalıklı hücreleri bulup tahrip etmesinden sonra devreye baskılayıcı T hücreleri giriyor. Bu hücreleri savunma ordusuna ateşkes emri verir. Öldürücü T ve B hücrelerin faaliyetlerinin durdurulmalarını sağlar. Böylece vücut gereksiz yere seferberlik haline devam ettirmemiş olur. Savaş bittikten sonra savaş için üretilen T ve B hücrelerinin çoğu ömürlerini tamamlıyor ve ölüyor. Ancak yapılan bu zorlu savaş unutulmuyor. Savaş öncesinde düşman tanınıp gerekli hazırlıklar yapılana kadar bir süre geçmişti. Ancak düşman bir daha gelirse vücut çok daha hazırlıklı olacak. Düşmanın özelliklerini tanıyan bir grup bellek hücresi bundan sonra savunma sisteminde sürekli görev yapacak. Olası bir saldırı tekrarında savunma sistemi bellek hücrelerindeki bilgi sayesinde düşman güçlenmeden tepki verme imkanına sahip olacak.
Bir kez kaba kulak ya da kızamık olduktan sonra bir daha olmamamız yani bağışıklık kazanmamız da işte savunma sisteminin bu hafızasından kaynaklanıyor. İncelediğimiz tüm bilgilerin ışığında hayatımızı borçlu olduğumuz bu mükemmel savunma sisteminin nasıl var olduğu sorusu üzerinde biraz durup düşünmemiz gerekir. Ortada kusursuz bir plan var. Gerekli olan her şey bu planın işlemesi için eksiksiz olarak bir anda makrofajlar, projen maddesi, beynin ateş yükseltme merkezi, vücudun ateş yükseltme mekanizmaları, B hücreleri, T hücreleri, lenf bezleri, lenf damarları, bellek hücreleri, silahlar. Peki ama bu mükemmel sistem nasıl ortaya çıktı? Canlılığın rastlantılarla ortaya çıktığını öne süren evrim teorisi elbette bu son derece kompleks sistemi nasıl ortaya çıktığını açıklayamaz.
Evrim teorisinin iddiası canlıların ve canlı sistemlerin küçük rastlantıların birbirine eklenmesi sayesinde aşama aşama oluştuğu şeklinde. Oysa savunma sisteminin aşama aşama oluşması asla söz konusu olamaz. Çünkü sistemi oluşturan faktörlerden tek biri olmasa ya da işlevini görmese sistem çalışamaz ve insan hayatını sürdüremez. Sistemin eksiksiz ve kusursuz bir biçimde bütün parçalarıyla tam olarak ortaya çıkması gerekiyor. Bu gerçekte rastlantı kavramını anlamsızlaştırıyor. Peki böylesine kusursuz bir planı yapan kimdir? Vücudun ısısının yükselmesinin gerektiğini, ancak böylece savunma ordusunun ihtiyacı olan enerjinin başka yerlere harcanmayacağını bilen kimdir? Makrofajlar mı? Makrofajlar sadece küçük birer hücre. Düşünme yetenekleri yok. Bunlar ancak kurulmuş bir üst sisteme itaat eden ve görevlerini yapan canlılar. İnsan mı? Hayır, insan kendi vücudunda böylesine mükemmel bir sistemin işlediğinden bile haberdar değil. Oysa farkında olmadığı bir sistem, onu mutlak bir ölümden koruyor. Açıktır ki, savunma sistemini var eden, tüm insan bedenini yaratan, üstün, bilgi ve güç sahibi bir yaratıcıdır. İşte o yaratıcı, insan vücudunu bir damla sudan yaratan Allah'tır.
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçlarsınız. Allah ise Ganîy, (hiçbir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır..” (Fatır Suresi, 15-17)
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500