HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yürüme ve Hareket Sistemi

Yürüme ve Hareket Sistemi

Harun Yahya
59945
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Yürüme ve Hareket Sistemi

 

Bir Mühendislik Harikası Yürüme ve Hareket Sistemi

 

İnsanın hayatta ilk öğrendiği şeylerden biri yürümektir. Yürümek bizim için her zaman çok basit bir işlem olmuştur. Yürümeye başlamadan önce hiçbir zaman kendimize, acaba adımımı hangi açıyla atmalıyım, şöyle basarsam dengemi kaybeder miyim, ayağımı çok kaldırırsam düşer miyim gibi sorular sormamışızdır. Ancak bizim rahatlıkla başardığımız yürüme hareketi gerçekte son derece kompleks bir sistemin işlemesi sonucunda gerçekleşir.

Konuyla ilgili binlerce kitap yazılmakta, hareket ve denge sistemindeki mucizevi yapının ortaya çıkması için yıllar süren araştırmalar yapılmaktadır. Tüm bu araştırmaların bizi götürdüğü sonuç ise aynıdır. Yürüme ve hareket kabiliyeti, insan vücudunda en ince detayına kadar özel olarak tasarlanmıştır. Yalnızca insanda değil, bütün canlılarda yürümek için yaratılmış olan sistemler, tüm özellikleriyle Allah'ın yaratma sanatındaki sonsuz kudretini bizlere göstermektedir. Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyurur:

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört ayağı üzerinde yürümektedir. Allah dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir.” (Nur Suresi, 45)

Önemli Açıklama! Akıllı Tasarım Yani Yaratılış

 

Film boyunca zaman zaman tasarım kelimesiyle karşılaşacaksınız. Bu kelime, Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği vurgulamak için kullanılmaktadır. Allah'ın tüm evrende kusursuz bir tasarım yaratmış olması, Rabbimizin önce plan yaptığı, daha sonra yarattığı anlamına gelmez. göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'ın yaratmak için herhangi bir tasarım yapmaya ihtiyacı yoktur. Allah'ın tasarlaması ve yaratması aynı anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın bir şeyin ya da bir işin olmasını dilediğinde onun olması için yalnızca “Ol” demesi yeterlidir. Ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Bir şeyi dilediği zaman onun emri yalnızca ol demesidir. O da hemen oluverir.” (Yasin Suresi, 82)

“Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse ona yalnızca ol der. O da hemen oluverir.”  (Bakara Suresi, 117)

Yürümenin Kompleks Yapısı

 

İçinde çok sayıda parça barındıran bir saat. Tüm parçalar birbiriyle mükemmel bir uyum içinde çalışıyor. Eğer bu parçalardan bir tek eksik olsaydı ya da yanlış kullanılsaydı, bu saat çalışmazdı. İnsan vücudu da tıpkı bu saat gibidir.

Her sistem, her bir organ, en ince ayrıntısına kadar birbirini tamamlayacak şekilde işler. Sağlıklı doğan her bebek, yaşaması için gerekli olan ve tüm ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayacak sistemlerle birlikte doğar. Bu sistemlerin her biri son derece karmaşık yapılara sahiptir. İnsanın yürüyüşü ve hareket sistemi de bu kompleks yapı içindeki mucizelerden biridir. Tek bir adım atma işleminde dahi kemikler ve iskelet yapısından omurgaya, ayaklardan eklemlere ve kaslara dek birçok sistem ve organ görev alır.

Kayak, buz pateni ya da sörf yapan, dağa tırmanan, futbol oynayan, ayağıyla top sektiren kişiler görmek belki insanları şaşırtmaz. Oysa gerçekte böyle kompleks hareketler bir yana, insanın iki ayağı üzerinde dengede durabilmesi bile çok ince hesaplar gerektiren bir dizi işlemin sonucunda gerçekleşir. Az sonra bu hareketlerin gerçekleşebilmesi için vücudumuzda işleyen sistemi ayrıntılarıyla izleyeceksiniz. Doğduğunuz günden beri her an, her saniye, siz farkında bile olmadan vücudunuzda işleyen kusursuz bir sistemi.

 

Kemikler ve İskelet Sistemi

 

Oturduğunuz yerden kalktınız ve yürümeye başladınız. Bir yere oturdunuz ya da bir şeyin üzerine basmamak için üzerinden atladınız. İşte sizin hiç düşünmeden, refleks olarak yaptığınız bütün bu hareketler sırasında vücudunuzda son derece kompleks bir şekilde çalışan iskelet sistemi harekete geçer. Eğer kemikleriniz ve iskelet sisteminiz olmasaydı, yerinizden kalkıp hareket etmek, koşmak, yürümek gibi işlevler sizin için mümkün olmazdı.

İnsan bedeninin çatısı olan iskelet, 206 tane sert parçanın bir araya gelmesiyle oluşmuştur. İnsan vücudu, birbirine eklenmiş bu parçalar sayesinde olağanüstü hareket kabiliyetine sahiptir. İskeleti oluşturan kemiklerde üstün bir yapı mevcuttur. Vücudun taşınması ve korunması gibi önemli bir görevi üstlenen kemikler, bu işi rahatlıkla yerine getirebilecek kapasitede ve sağlamlıkta yaratılmışlardır.

Mesela uyluk kemiği, dikey durumda bir ton ağırlığı kaldırabilecek kapasitededir. Ayrıca insan vücudunun ağırlığının yaklaşık yüzde 20’sini kemikler oluşturur. Yani 16 kilogram ağırlığındaki kemik, 80 kilo ağırlığındaki bir insan bedenini taşır. Nitekim atılan her adımda bu kemiğimize vücut ağırlığımızın üç katı kadar bir yük binmektedir. Hatta sırıkla yüksek atlama yapan bir atlet ayakları üstüne düştüğünde kalça kemiğinin her santimetre karesi 1400 kiloluk bir basınca maruz kalır. Bu olağanüstü basınca rağmen kemik görevini kusursuzca yerine getirir ve sporcu rahatlıkla ayağa kalkar. Peki kemiklerimizi bu kadar sağlam kılan nedir?

 

Çelikten Daha Sağlam Kemikler

 

Kemiğin içyapısı, dayanıklılığı ve hafifliğiyle hayranlık uyandıran bir mühendislik harikasıdır. Öyle ki kemiklerdeki bu üstün tasarım mühendisler için de önemli bir esin kaynağı olmuştur. Kemiğin yapısına benzeyecek şekilde geliştirilen inşaat teknikleri sayesinde çok daha dayanıklı ve düşük maliyetli yapılar inşa edilmiştir.

İnsanoğlunun kullandığı en sağlam ve kullanışlı malzemelerden biri çeliktir. Çünkü çelik hem sağlam hem de esnek bir maddedir. Şimdi çelikle vücudumuzdaki kemiklerin yapısını karşılaştıralım.

Öncelikle kemikler katı çelikten çok daha sağlamdır. Üstelik çelikten 10 kat daha esnektir. Kemikler hafiflik bakımından da çelikten daha üstündür. İnsan iskeleti çeliğe kıyasla 3 kat daha hafiftir. Kemiğin yapısındaki bu hafiflik ve sağlamlık özellikleri hayati öneme sahiptir. Çünkü kemikler bu özelliklerinden yalnızca birine sahip olsalardı, örneğin sağlam olup aynı zamanda ağır olsalardı, iskelet, insanın taşıyabileceği ağırlığın çok üzerinde olurdu. Bu ağırlık nedeniyle insanın hareket imkanı azalır, günlük hayatı çok kısıtlanırdı. Tek bir adım atmak için çok büyük bir kuvvet ve enerji harcamak zorunda kalırdık. Üstelik içi dolu olan kemikler daha sert ve kırılgan hale gelirdi. Atılan ilk adımda ya da sıçramada hemen çatlar veya kırılırlardı.

Bunun tam tersi olsaydı, yani kemikler hafif olsaydı ama sert olmasaydı. Bu durumda vücut, şu an olduğu şekliyle olamaz, pelte halinde bir deri kütlesine benzerdi. Bu haldeyken, beyin, kalp gibi hayati öneme sahip birçok organ her an tehlikeye maruz kalırdı. Ancak bunların hiçbiri olmaz. Çünkü kemikler tam gereken sertlikte ve hafifliktedir.

İnsan vücudundaki kemikler, bulundukları bölüme göre farklı özelliklere sahiptir. Bütün kemikler esnektir ve dayanıklıdır. Ancak bunların oranı birbirinden farklı olabilmektedir. Örneğin göğüs kafesinde, kalp ve akciğer gibi hayati organları koruyacak kadar sağlam ve esnek olan kemikler vardır. Kafatasında ise beyni koruyan sert kemikler. Kemiklerimizdeki bu mükemmel tasarım, bizim son derece rahat bir hayat sürmemizi, çok zor hareketleri kolaylıkla ve hiç acı duymadan yapabilmemizi sağlamaktadır. Bu, Allah'ın benzersiz yaratma sanatının bir tecellisidir.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“İnsan önceden hiçbir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu düşünmüyor mu?" (Meryem Suresi, 67)

Kendi Kendini Tamir Eden Taş Blok

 

Kemikler taş kadar sert bir yapıya sahiptir. Ancak bu özelliklerine rağmen kimi zaman kırılırlar. İşte bu anda çok büyük bir mucize gerçekleşir. Çünkü kırılan bölgedeki kemik bir süre sonra kendi kendini tedavi eder. Kemiklerin daha az sağlam olduğunu ve en küçük zorlanmalarda bile kırıldıklarını varsayalım. Bir de bunun üstüne kemiklerin kendi kendine kaynama gibi bir özelliklerinin bulunmadığını düşünelim. Kuşkusuz ki bu durum insan için son derece acı ve sıkıntı verici olurdu. Kırık kemikler kaynamadığı için sakat kalmalar, hatta hayati bölgelerdeki kemiklerin sürekli kırılması sonucunda ölümler meydana gelirdi. Ancak insanoğlu, farkında bile olmadığı, kimi zaman üzerinde hiç düşünmediği bir nimetle birlikte yaratılmıştır.

Öncelikle ciddi kazalar dışında kemikler kolay kolay kırılmaz. Ayrıca herhangi bir nedenle kırılan kemikler de kısa bir süre içinde kaynar. Kemik kırıldığında kendisini hemen tamir etmeye başlaması ve tamirden sonra eski halinden daha sağlam olması son derece olağanüstü bir olaydır. İnsan vücudunda bulunan ve her biri farklı fonksiyonlara sahip olan kemikler, Allah'ın yaratma sanatının yüceliğini bize gösterirler.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur. Bu ona göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Rum Suresi, 27)

İnsan Vücudunun Hareketli Ana İskelesi, Omurga

 

İnsanın rahat hareket edip yürüyebilmesini sağlayan bir başka yapı omurgadır. Vücudun üst kısmının tüm ağırlığı omurganın üzerine biner. Omurga, omur denilen 33 tane küçük yuvarlak kemiğin birbirlerinin üzerine dizilmesiyle oluşur. Her adım atışımızda omurgayı oluşturan 33 kemiğin ağırlık altında hareket etmesinden dolayı kaçınılmaz olarak sürtünme doğar. Peki üst üste binmiş 33 diskten oluşan bir yapı ezilme ve sürtünmeye karşı nasıl korunmaktadır?

Burada çok özel bir koruma sisteminin olduğu görülür. Omurgayı oluşturan kemiklerin arasına kıkırdak yapılı birer disk yerleştirilmiştir. Bu diskler, otomobil tekerleklerindeki yükü emen amortisörler gibi çalışırlar. Amortisörler, yıllar süren teknolojik birikimin sonunda mühendisler tarafından tasarlanmıştır. Ancak bizim vücudumuzda bu sorun en mükemmel şekilde çözülmüştür. Hem de biz farkında bile olmadan. Omurganın şekli de üzerine binen yükü taşımasına yardım edecek şekilde yaratılmıştır. S şeklinde kıvrımlı bu özel şekil yükün eşit olarak dağıtılmasını sağlar. Yürümek için attığınız her adımda vücut ağırlığımız nedeniyle yerden vücudunuza doğru bir tepki kuvveti gelir. Bu kuvvet, omurganın sahip olduğu kıvrımlı kuvvet dağıtıcı şekil sayesinde vücuda zarar vermez. Eğer tepkiyi azaltan esneklik ve kıvrımlı özel yapı olmasa, atılan her adımda ortaya çıkan kuvvet doğrudan kafatasına iletilirdi ve omurganın üst ucu kafatası kemiklerini parçalayarak beynin içine girerdi. Ancak bizler böyle bir sorunla karşılaşmadan Allah'ın insan vücudunda yarattığı mükemmel tasarımla sağlıklı bir yaşam sürdürürüz. Allah'ın bu üstün yaratmasında insanlar için çok önemli ibret ve derinler bulunmaktadır.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler, deliller vardır.” (Casiye Suresi, 4)

Eklemlerdeki Mükemmel Yağlama Sistemi

 

Bir basketbol maçını düşünün. Oyuncu topu alıyor, hızla koşuyor, birkaç bacak hareketiyle rakibini geçiyor, zıplıyor ve elleriyle kavradığı topu fırlatıyor. Tüm bu hareketlerin gerçekleşebilmesi için diğer bütün sistemlerle beraber eklemlere de büyük bir görev düşer. Tüm vücut hareketlerimiz eklemlerin birbirleri üzerindeki hareketleri sayesinde gerçekleşir. Eklemin görevi, kemiklerin birbirine sürtünmemesi için aralarındaki mesafeyi mümkün olduğunca uzak tutmaktır. Ancak bu şekilde dizlerin, dirseklerin, bileklerin rahat hareket ettirilmesi mümkün olur. Eğer eklemin kendisine has yapısı ve aradaki tampon bölge olmasaydı, insanlar da tıpkı robotlar gibi kesik kesik aşamalarla ve zorlukla hareket edebilirlerdi.

Herhangi bir mekanik alet çalıştırırken hareket eden parçaların birbirine temas noktalarında mutlaka sürtünme görülür. Kısa bir süre sonra aşınma ve aşınma sonucunda parçaların bozulması söz konusudur. Bunu engellemek için tüm mekanik parçalar düzenli olarak yağlanır. Ancak insanların ve hayvanların eklem yerleri bir ömür boyunca hareket ettikleri halde hiçbir şekilde bakıma ya da yağlamaya ihtiyaç duymazlar. Peki bu nasıl gerçekleşmektedir?

Eklemlerin sürtünme yüzeyleri ince ve gözenekli bir kıkırdak tabakasıyla kaplanmıştır. Bu tabakaların altında kaygan bir sıvı bulunur. Kemik, eklemin bir yerine baskıda bulunursa, bu sıvı gözeneklerden dışarı fışkırır ve eklem yüzeyinin yağ gibi kaymasını sağlar. Hayatımız boyunca bir an bile kıkırdaklarımızın arasını yağlama gibi bir problemle karşılaşmayız. Hatta eklemlerin böyle otomatik bir yağlama sistemine sahip olduğundan bile habersiz birçok hareketi kolaylıkla yaparız. Tüm bunlar insan bedeninin üstün bir yaratılış eseri olduğunu açıkça göstermektedir. Bu göklerin ve yerin Rabbi, üstün güç sahibi olan Allah'ın benzersiz yaratmasıdır.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi Allah'ındır. Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Casiye Suresi, 36-37)

 Kemiklere Destek Veren Ayaklar

 

Yürüme esnasında en önemli görevlerden birini ayaklar üstlenir. Ayak, mekanik fonksiyonların kolaylaştırılması için tasarlanmış çok özel bir yapıya sahiptir. Ayak tabanındaki kavisli şekil vücut ağırlığına karşı kemiklere destek verecek özelliğe sahiptir. Bu kavisten yoksun olan düztabanlar bu yüzden yürüme zorluğu çekerler. Yürüme esnasında ayağımız önce topuk olarak yerle temasa geçer, temasın sonuna doğru parmak ucuna yükseliriz. Bunun yapılabilmesinde ayak parmaklarına bilhassa da ayak başparmağına büyük iş düşmektedir.

Gün boyu ayaklarımızın üzerinde dururuz. Ama bu basınca rağmen ayaklarımızın altındaki hassas dokular, sinirler ve incecik damarlar zedelenmez. Çünkü ayaktabanı, vücut ağırlığının olumsuz etkisini yok eden, basıncın eşit şekilde dağılmasını sağlayacak, yastığa benzer özel bir yapıya sahiptir. Bu özel durumun öneminin tam olarak anlaşılması için ayaklarınızın üzerine uyguladığınız ağırlığın aynısının ellerinize uygulandığını varsayalım. Bunun için de ellerinizi masanın üzerine koyup sonra üzerine 70-80 kilo ağırlığında bir yük yerleştirdiğimizi varsayalım. Bu durumda çok kısa bir süre sonra dokularımız ezilir, damarlarımız patlar, hatta kemiklerimiz etimizi parçalayacak duruma gelirdi. Ancak bütün bir gün insan vücudunu taşıyan ayaklarda ne damarlar patlar, ne de dokular ezilir. Çünkü ayak, özel olarak ağırlık taşımak için tasarlanmış bir organdır. Allah'ın üstün yaratışının bu gibi örnekleri, Allah'a yönelmek O'nun yüceliğini, büyüklüğünü kavramak için birer vesiledir.

Şeytandan Allah'a Sığınırım:

“Allah yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı. Sizi suretlendirdi. Suretinizi de en güzel bir biçim ve incelikte kıldı. Ve size güzel, temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.” (Mümin Suresi, 64)

Kaslar ve Kemikler Arasındaki İşbirliği

 

Bir insanın hareket edebilmesi için iskelet sisteminin yanı sıra bir kas sistemine de ihtiyaç vardır. Çünkü iskeleti oluşturan tüm kemikler kaslara bağlıdır. Kas kasılırken kemikleri çeker ve onların hareket etmesini sağlar. Böylece kas ve kemikler birlikte çalışarak birçok hareketi yapabilmemizi sağlar. Yaptığımız tüm hareketler sırasında kaslar ve kemikler beraber hareket eder. Burada karşımıza eşsiz bir koordinasyon örneği çıkar. Çünkü hareket etmemizi sağlayan kas sistemimiz, kemiklerin yapısını ve işlevlerini aynı şekilde kemikler de kaslarımızı çok iyi tanır, adeta birbirlerinin dilinden anlarlar.

Örneğin, oturmak istediğimizde dizin eklem yerinden bükülmesiyle birlikte bacak kasları da harekete geçerek kasılır. Biz de bu sayede hiç zorlanmadan oturur kalkarız. Kas, kemiği öyle uygun bir şekilde sarar ki kasın kasılabilmesi için gerekli olan her türlü şart en uygun şekilde hazırlanmış olur. Ne kas kemikten sıyrılır gider ne de kemik kası parçalar. Birbirinden tamamen farklı olan iki doku, iki ayrı komplek sistem birbirleriyle mükemmel bir iş birliği içindedir. Bu durum insan vücudundaki her dokunun, her hücrenin üstün bir güç tarafından yönetildiklerini ve yönlendirildiklerini gösterir. İnsanların kemiklerini yaratan, onlara kasları giydirerek, birlikte uyum içinde çalıştırarak yürümemizi sağlayan Allah'tır.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Andolsun biz insanı süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alak yani embryo olarak yarattık. Ardından o alakı yani hücre topluluğunu bir çiğnem et parçası olarak yarattık. Daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık. Böylece kemiklere de et giydirdik. Sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!” (Müminun suresi, 12-14)

 Vücuttaki Hassas Denge Mekanizması ve Koordinasyon

 

Yürüyebilmenin, dahası hareket edebilmenin en önemli şartlarından biri de dengedir. Ne kadar mükemmel bir kas ve iskelet sistemimiz olsa da denge sistemi olmadan ayakta duramayız. Tüm bedenimizi her saniye sürekli olarak kontrol eden denge sistemi, bazen ip üstünde yürüyen bir cambazın ihtiyaç duyduğu hassaslıkta ayarlar yapar.

Dengi sisteminin önemli bir parçası iç kulakta yer alır. İç kulakta bu denge merkezine labirent adı verilir. Labirent, her biri yarım daire şeklindeki üç küçük kemikten oluşur. Bu kemiklerin içleri bir tüp gibi boştur. Labirentte bulunan bu üç yarım dairenin her birinin içinde özel bir sıvı yer alır. Bu sıvının içinde gezindiği yüzeyde de tüycüklü hücreler vardır. Biz herhangi bir hareket yaptığımızda bu yarım dairelerin içindeki sıvı hareket eder ve tüycükleri titreştirir. Tüycüklerdeki bu titreşim hücrelerin iyon dengesini değiştirir ve elektrik sinyali üretir. Bu elektrik sinyalleri de sinirler aracılığıyla beynimizin arka tarafındaki beyncik denen organa iletilir. Beyincik, iç kulaktan gelen bu bilgileri her an, her saniye yorumlar. Ancak dengeyi sağlamak için başka bilgilere de ihtiyaç vardır. Bu nedenle beyincik, gözlerden ve vücudun dört bir yanındaki kaslardan da devamlı olarak bilgi alır.

Mesela vücudun dik durması için bacak kaslarında, ayaklarda, sırtta, karında, göğüste, boyunda bulunan milyarlarca algılayıcıdan gelen bilgi değerlendirilir ve bu emirlerin hepsi her saniye kaslara iletilir. Beyin tüm bu bilgileri müthiş bir hızla analiz eder ve mucizevi bir işlem yapar. Vücudun yer çekimine göre konumunu hesaplar. Bundan sonra ise bu hesaplamaya dayanarak kasların nasıl bir hareket yapmaları gerektiğini belirler.

İnsanın dengesi bir masanın ya da sandalyenin dengede durmasına benzemez. Çünkü insan vücudu farklı yönlere doğru sürekli bir hareket halindedir. Bu yüzden vücudun ağırlık merkezi sürekli olarak yeniden hesaplanır ve kaslara bu hesaba uygun emirler verilir. Şimdi az önce izlediklerimizi bir kez daha hızlı çekimde gözden geçirelim.

İşte tüm bu olağanüstü işlemler, saniyenin %1'i kadar bile sürmeyen bir zaman dilimi içinde gerçekleşir. İnsanın ise kendi vücudunda gerçekleşen bu baş döndürücü hızdaki işlemlerden haberi bile yoktur. Bu mucizenin hiç farkında olmadan rahatlıkla yürür, koşar, en zor sporları yapabilir. Denge sistemindeki bu üstün tasarım, bu sistemi kusursuzca yaratmış olan yüce Allah'ın varlığının ve sonsuz kudretinin delimlerindendir.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Ey insanlar! Eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki biz sizi topraktan yarattık. Sonra bir damla sudan, sonra bir alaktan yani embriyodan, sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından. Size kudretimizi açıkça göstermek için. Dilediğimizi adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için sizi büyütüyoruz. Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminizde bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna yaşlılığa geri çevrilmektedir.” (Hac Suresi, 5)

 Teknolojinin Ulaşamadığı Tasarım, İnsan Yürüyüşü

 

Bugün bilim adamları insan yürüyüşünü taklit edebilen robotlar üretebilmek için yoğun çalışmalar yapıyor. Ünlü firmalar bu konuya milyonlarca dolar yatırıyor. Ancak hiçbir teknolojik robot insan yürüyüşündeki mükemmelliğe ulaşamıyor.

Şu anda ekranda Asimo isimli robotu izliyorsunuz. Yapımcı firma Asimo'yu tanıttığı zaman bilim çevrelerinden büyük takdir almıştı. Çünkü Asimo, o zamana kadar robotların yapamadığı bir şeyi yapıyordu. İki ayağı üzerinde durabiliyor ve yürüyebiliyordu. Asimo'nun imali için 1986 yılından beri çalışmalar yapıldı. Bu proje için 100 milyon dolara yakın para harcandı. Onlarca bilim adamı gece gündüz çalıştı. Ancak bu kadar büyük bir çalışmaya karşın robotun yapabileceği işler çok kısıtlıdır. Bir yere gelen ziyaretçileri karşılayıp onları istenen yere götürebilir. Elini kullanarak basit işler ve servisler yapabilir. Bunun dışında ek bir iş yapabilmesi için özel programlama ya da uzaktan kumanda gerektirir.

Amerika Birleşik Devletleri'nin en ünlü teknoloji enstitülerinden biri olan MIT'de görevli robot bilimci Rodney Brooks, yaptıkları araştırmalar sonucunda şu ilgi çekici açıklamayı yapmıştır:

 

“Robotlarda kullanılan katı bağlantı yerleri, insanlardaki dış etkileri emebilecek kas sistemleri ve esnek yapılarla kıyaslanamayacak kadar ilkel olduğundan, robotlar için iki ayak üzerinde yürümek çok zor bir işlem olmaktadır.”

 

Görüldüğü gibi insanın hiçbir eğitim almadan, hiçbir hesaplama yapmadan hatta gözü kapalı bile yapabildiği yürüme işlemini bir robotta gerçekleştirebilmek için uzun yıllar araştırma yapmak, çok karmaşık programlar kullanmak gerekmektedir. Sistemin tek bir özelliğini bile taklit etmek için bilgisayar, mekanik, elektronik, matematik, fizik, kimya ve biyoloji gibi bilim dallarının önde gelen isimlerinin bir araya gelerek çalışması gerekmektedir. Bu gerçek, insanların hiç dikkate almadan yaptıkları yürüme işleminin aslında ne kadar zor ve ince hesaplamalar gerektiren bir işlem olduğunu ispatlamaktadır. Allah her şeyi örnek edinmeksizin yaratandır.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Sizleri biz yarattık. Yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi rahimlere dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz yoksa yaratıcı biz miyiz? Sizin aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir." (Vakıa Sıuresi, 57-60)

 Evrim Teorisinin İki Ayaklılık Çıkmazı

 

İnsan, mükemmel bir kemik yapısına ve kusursuz bir iskelet sistemine sahiptir. Film boyunca belirttiğimiz gibi bu yapı sayesinde rahatlıkla yürüyebilir, koşabilir, istediğimiz hareketi yapabiliriz. Peki bu duruma evrimciler nasıl bir açıklama getirmektedir?

Evrimciler, iki ayaklılığın maymunların dört ayaklı yürüyüşünden evrimleştiğini iddia eder. Bu, pek çok yönden gerçekleşmesi mümkün olmayan bir iddiadır. Öncelikle insan ve maymunlar arasında çok büyük anatomik uçurum vardır. İnsanın ve maymunun yürüyüş şekilleri birbirlerinden çok farklıdır. İnsan iki ayağı üzerinde dik yürür. Bu, başka hiçbir canlıda rastlanmayan çok özel bir hareket şeklidir. Diğer bazı hayvanlar ise iki ayaklı olarak sınırlı bir hareket kabiliyetine sahiptir. Evrim teorisinin iddiasına göre ise insanların iki ayaklı yürüme kabiliyeti maymunların dört ayaklı yürüyüşünden evrimleşmiştir. Ancak araştırmalar göstermiştir ki iki ayaklılığın evrimi hiçbir zaman gerçekleşmemiş bir hikayeden ibarettir ve gerçekleşmesi de mümkün değildir.

Öncelikle iki ayaklılık canlılar için bir avantaj değildir. Zira maymunların hareket şekli, insanın iki ayaklı yürüyüşünden daha kolay, hızlı ve verimlidir. İnsan ne şempanze gibi ağaçlar arasında daldan dala atlayarak ilerleyebilir, ne de bir çıta gibi saatte 125 km hızla koşabilir. Aksine insan, iki ayağı üzerinde yürüdüğü için yerde çok daha yavaş bir biçimde hareket edebilir. Dolayısıyla evrim teorisinin kendi mantığına göre, maymunların iki ayaklı yürümeye yönelmelerinin hiçbir anlamı yoktur.

Evrimci iddianın bir diğer çıkmazı ise iki ayaklılığın Darwinizmin aşama aşama gelişme modeline kesinlikle uymamasıdır. Evrimin temelini oluşturan bu model, evrimin bir aşamasında iki ayaklılıkla dört ayaklılık arasında karma bir yürüyüş olmasını zorunlu kılar. Oysa İngiliz paleoantropolog Robin Crompton, 1996 yılında bilgisayar yardımıyla yaptığı araştırmalarda bu çeşit bir karma yürüyüşün imkânsız olduğunu göstermiştir:

 

“Bir canlı ya tam dik ya da tam dört ayağı üzerinde yürüyebilir.”

 

Bu, ikisinin arası bir yürüyüş biçimi, enerji kullanımının aşırı derecede artması nedeniyle mümkün olmamaktadır. Bu yüzden yarı iki ayaklı bir canlının var olması olası değildir. Evrimci paleoantropolog Elaine Morgan, insanın evrimiyle ilgili olarak açıklayamadıkları dört önemli sırrın bulunduğunu şöyle itiraf etmektedir:

 

“İnsanlarla, insan evrimiyle ilgili en önemli dört sır şudur: Neden iki ayak üzerinde yürürler? Neden vücutlarındaki yoğun kılları kaybettiler? Neden bu denli büyük beyinler geliştirdiler? Neden konuşmayı öğrendiler? Bu sorulara verilecek standart cevaplar şöyledir; Henüz bilmiyoruz. Henüz bilmiyoruz. Henüz bilmiyoruz. Henüz bilmiyoruz.”

 

Sorular çok daha arttırılabilir ama cevapların tek düzeliği hiç değişmeyecektir.

İnsan ilk ortaya çıktığı andan itibaren bu sistem vardır ve eksiksiz olarak işlemektedir. İlk insanın kasları da, iskeleti de, omuriliği de bu bilgilere sahiptir. Bundan sonra dünyaya gelecek olan insanların vücutlarında da Allah'ın izniyle bu bilgiler olacaktır. Allah insanı sahip olduğu tüm parçalarla birlikte bir bütün olarak yaratmıştır.

 

Kendi Yaratılışını Düşünmek

 

Vücudumuz bizim için 24 saat boyunca hiç durmadan çalışmaktadır. İnsan vücudundaki her özellik, insanın sağlığını korumak ve zarar görmesini engellemek için tasarlanmıştır. Vücut içindeki sistemlerde var olan düzen, her noktada sergilenen üstün tasarım, bizlere benzeri olmayan bir güç sahibinin, üstün bir aklın insan bedenini yarattığını açıkça göstermektedir. Bu, tüm âlemlerin Rabbi olan Allah'ın yaratışıdır. Allah'ın gücü sınırsızdır. O hâlde bütün bunlardan haberdar olan insan, Allah'ın kendisi üzerindeki nimetlerinin farkına varmalıdır. İnsan, sahip olduğu bedenin Allah'tan bir lütuf olduğunu bilmeli ve sürekli şükretmelidir.

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“İnsan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o apaçık bir düşman kesilmiştir. Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi. Dedi ki: Çürümüş, bozulmuşken bu kemikleri kim diriltecekmiş? De ki: Onları ilk defa yaratıp inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir.” (Yasin suresi, 77-79)

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
zip
zip
youtube
Allah'ın yaratması
Eklem
Enerji
Hareket
Kas
Kemik
Kıkırdak
Mühendis
Tasarım
Yaratılış
Çelik
İnsan Vücudu
İnsanın yaratılışı