En yaygın haliyle ‘Ördek Gagalı Memeli’ adıyla bilinen Ornitorenk (Platypus), gagası ördeğe, kuyruğu kunduza benzeyen evrimcilerin görmezden gelmek istediği bir canlıdır. Bu hayvanın ilk kez keşfedilip içi doldurulmuş şekilde Avrupa'ya gönderildiğinde, biyologlar ve paleontologlar bunun bir sahtekarlık olduğunu, para kazanmak isteyen birisinin bir ördek gagasını bir kunduzun vücuduna diktiğini düşündüler. Çünkü bu canlı sahip olduğu özelliklerle evrimin ileri sürdüğü tüm iddiaları çürütüyordu. Platypusun üzerinde yapılan araştırmalar ise daha da ilginçti, tamamen gerçek olmasının yanında avlanma, doğum, korunma farklılıkları ile hiçbir tarife uymuyordu. Örneğin;
✓ Memeli gibi yavrularını sütle besliyordu ama memesi ucu yoktu bunu derisinden sızan süt ile yapıyordu.
✓ Hem Sürüngen hem kuş özelliği gösteriyordu yani memeli olması rağmen doğurmuyor yumurtluyordu.
✓ Kuş özellikleri göstermesine rağmen ördek benzeri bir gagaya ve perde ayaklara sahipti.
✓ Sürüngen özelliği gösteriyor arka ayaklarında zehirli mahmuzlar taşıyordu.
✓ Köpekbalığı gibi avını gözleriyle değil, gagasındaki elektro-reseptörlerle buluyordu.

Altıncı Hisse Sahip Canlı
Bunların yanında Platypusun başka bir özelliği ise adeta altıncı hisse sahip olmasıdır. Gagasının üzerinde elektro reseptörler olan bir memeli olması itibarı ile benzer tekniği kullanan diğer tüm canlılardan ayrılır. Elektrik sinyallerine dayanan bu his, ona karanlık çamurlu sularda rahatlıkla gezinme ve avlanma imkânı sağlar.
Onu ayrı kılan diğer bir özellik ise Platypusun gagasının üst ve alt kısımları on binlerce alıcı görevi gören özel hücrelerle kaplı olmasıdır. Sahip olduğu hücreler (mekân algılayıcılar) yani mekanoreseptörler balık, solucan, böcek gibi canlıların suda yol açtıkları çok küçük hareketlenmeleri bile tespit eder. Sayısı 40 bin kadar algılayıcı elektro reseptörler ise suyun içindeki 20 mikro volt/cm2 gibi çok çok zayıf değerdeki elektrik alanlarını algılar. Bu, bir AA özellikteki pilin voltajının milyonda birinden daha az bir sinyali algılayabilecekleri anlamına gelir. ([1])
Peki platypustaki bu kadar zayıf alanları bile tespit edebilen hassas sistem hangi işlere yarıyor ?
Çoğu canlı, beyin hücreleri kaslara kasılma sinyali gönderdiğinde elektrik alanları üretir. Tek hücreli algler bile biraz elektrik yayar. Bu canlıda da elektrik akımları sudan hızla geçerek platypusun elektro reseptörlerine ulaşır. Ancak bu esnada aynı zamanda mekanoreseptörlerle avın; örneğin bir solucanın hareketlendirdiği suyun basıncını da algılar.
Mekanoreseptörler ve elektroreseptörler gagaya serpiştirilmiştir: elektroreseptörler gaganın ucunda yer alırken, mekanoreseptörler ise gaganın her yerine homojen şekilde yayılmıştır.
Platypus yüzerken başını yukarı aşağı ve bir yandan diğer yana eğerek, suyun içindeki elektrik sinyallerini ve hareketlenmeleri bir radar gibi aktif olarak tarar. Bu hareket daha fazla sayıda reseptörler tarafından toplanan bilgilerin daha yoğun gelmesini sağlar, böylelikle de avın hareket yönü ve mesafesi daha kesin bir biçimde tayin edilir. ([2])
Bir elektroreseptör ucu 20 mikron (milimetrenin binde ikisi) kadar yer değiştirdiğinde sinir iletimi başlar. Bu sayede platypus gagası, tıpkı tatlı su karidesi gibi bir avın hareketini 50 cm mesafeden görmeden tespit edilebilir. ([3])
Platypus başını sallarken doğal olarak kendisi de suda hareketlenmelere yol açmaktadır. Nasıl olup da bunları avının yol açtığı sudaki hareketlenmeler ile karıştırmadığı hala açıklanamamıştır. Aynı durum elektrik sinyalleri için de geçerlidir. Çünkü platypusun beyni çevresindeki elektriksel bozulmaların neden olduğu sinyalleri kendi hareketlerinin ürettiği elektriksel bozulmalardan ayırabilmektedir. Platypus kusursuz avlanma yeteneği ve hiçbir karışıklığa yer vermeyen biyolojik sistemleri ile tesadüf ürünü değil; her detayı özel olarak tasarlanmış üstün bir yaratışın açık bir delilidir.
Öte yandan platypuslardaki bu iki farklı reseptör, sinyalleri aynı anda alır ve iletirler. Platypusun beyni iki farklı algılayıcı arasında "çapraz konuşma" olarak isimlendirilen bir kıyaslama yapar. İki sinyal arasındaki farklılık potansiyel avın çevreden ayırt edilmesini ve onun yönünün ve mesafesinin belirlenmesini sağlar. Kesintisiz devam eden bu durum bir dizi mühendislik ve işlem sürecinin sonucunda olmasına karşın bu kompleks özellik hayvanın yaşamını olumsuz etkilemez. Algılama tıpkı bizim gözlerimizle görmemiz gibi çapraz da olsa hızlı bir biçimde gerçekleştirilir.
Sonuç olarak platypusun algılama sisteminin bütünü, tek tek reseptörlerle kıyaslandığında çok daha hızlı ve kesin şekilde sinyalleri tespit eder. Yapılan işlem, bir yerde öylece duran bir objenin belirlenmesi değildir. Şekli, mesafesi ve hareket yönü de tam olarak belirlenmelidir. Ancak bu üçü olduğunda Platypus avlanabilecek ve yaşamını sürdürebilecektir. Bunun için devreye giren sistem ise gagasındaki reseptörlerdir. Platypusun gagası suya daldırıldığında reseptör gözenekleri açılır. Hayvan suyun dışına çıktığında ise gagadaki gözenekler bir mukoza bezi aracılığı ile kapatılır. Böylelikle salgılanan mukus ile hayvan sudan çıktığında elektro reseptörlerin kuruyarak duyarlılıklarının azalması da önlenmiş olur. ([4])
Bu sistem gözlerini, kulaklarını ve burun deliklerini dalış sırasında kapatan platypusun avını tespit etmesini ve yuvasının yolunu bulmasını sağlar. Platypustaki gibi tesadüfen ortaya çıkması kesinlikle imkânsız olan bu gibi tasarımlar, canlıları Allah'ın yarattığını kanıtlayan delillerdendir. Allah'ın yüceliğini ve ilminin sınırsızlığını kavramada bu gibi örnekler üzerinde düşünmek önemli birer vesiledir. Platypus da işte bu yaratılış delillerinden bir tanesidir.
Modern Haritalama Sistemi
Öte yandan platypusun reseptörleri avlarını tespit etmeye yaradığı gibi içinde bulunduğu ortam hakkında da bilgiler verir. Bu, etrafını görmeyen hayvanın suyun içini ayrıntılı olarak haritalayabildiği anlamına gelmektedir. Bu sıradan görülebilecek bir yetenek değildir, çünkü bilindiği gibi yeryüzü şekillerinin belirlenmesi zorlu araştırmalar sonucunda gerçekleşmiştir. Eski dönemlerde uzun araştırmaların nihayetinde ancak el çizimi ile ortaya konulabilmiş olan yeryüzü şekillerinin çağımızda otomatik yöntemlerle belirlenmesi ise bilimde “Jeomorfometri” olarak adlandırılır. Jeomorfometride uzmanlar yeryüzü şekillerini ortaya çıkarmak için coğrafi bilgi sistemlerini, sayısal modelleri, geometriyi, bilgisayarları, uyduları vb. kullanırlar. Ancak yaklaşık 40-50 cm boyundaki platypus yüzlerce yıllık çalışmalara dayanan bilimsel ve teknolojik gelişmelerin hepsinden bihaber şekilde Rabbimizin onlara nasip ettiği özellikleriyle çok karmaşık bir işlemi hiçbir çaba harcamadan kolayca yerine getirmektedirler.
Karanlık ve dondurucu sular, sıcakkanlı her canlı için hayati tehlike demektir. Böyle bir ortamda hayatta kalmak için sadece çevreyi algılamak ya da haritalamak yetmez; çok daha özel sistemlere sahip olmak gerekir. İşte bu yüzden Rabbimiz, platypusu bu zorlu şartlara uygun tam bir donanımla yaratmıştır: Hem kürek hem dümen görevi gören özel kuyruk yapısı, dondurucu soğukta vücut ısısını sabit tutan sistemi ve düşmanlarına karşı kendini koruyan zehirli iğne… Tüm bu özelliklerin tek bir canlıda hatasız bir şekilde toplanması, tesadüflerin değil, üstün bir yaratılışın açık bir delilidir.
Yukarıda ana hatlarıyla ele aldığımız bu kompleks sistemler, evrim teorisinin sözde 'kademeli gelişim' iddiasının tutarsızlığını açıkça gözler önüne sermektedir. Canlılığın sözde rastlantılar sonucu değişimlerle inşa edildiğini öne süren evrimci yaklaşım, Ornitorenk’in (Platypus) sergilediği mükemmel tasarım karşısında çaresiz kalmaktadır. Hayvanın gagasına yerleştirilmiş olan ve iki farklı sinyali (elektriksel ve mekanik) aynı anda işleyip yorumlayan algılama sistemi, tam bir 'indirgenemez komplekslik' örneğidir. Bu sistemin işlev görebilmesi için, onu oluşturan tüm donanımların ve bu veriyi işleyecek nörolojik altyapının aynı anda, eksiksiz ve birbirine tam uyumlu şekilde var olması zorunludur. Tek bir parçanın eksikliği, sistemi tamamen işlevsiz kılacağından, bu mekanizmanın 'zaman içinde tesadüflerle' parça parça oluştuğu iddiası bilimsellikten uzak ve akılcı temelden yoksundur. Dolayısıyla, sistemin bu kusursuz ve bölünemez yapısı, tesadüf kavramını tamamen geçersiz kılmaktadır. Tüm canlılar her yönüyle birbirine bağlı olan, tek seferde eksiksiz ve kusursuz şekilde işleyen özelliklerle Rabbimiz tarafından eşsiz yaratılışla yaratılmıştır. Platypus da böyle bir canlıdır. Evrim savunucularının görmezden geldiği platypusun ihtiyaç duyduğu her şeye sahip olarak yaratılmış olması Rabbimizin üstün yaratışının delilidir.



