Bir insanın kandaki şeker oranının belli bir aralıkta olması sağlıklı bir yaşam sürmesindeki temel kriterlerden birisidir. Şeker oranın düşük olması da yüksek olması da ölüme götürebilecek çeşitli tehlikelere yol açabilir. 

 

Çok şeker yemek kalp-damar hastalıklarını arttırmakta, deriyi destekleyen kolajen dokunun azalmasına, vücudun ve organların yağlanmasına, böbrek, kalp ve göz gibi önemli organlarda harabiyete neden olabilir. Sürekli şeker tüketiminin neden olabileceği rahatsızlıklar arasında obezite, diyabet gibi bilinenlerin yanında depresyon, anksiyete, konsantrasyon güçlüğü, migren, damar tıkanıklığı hatta kanser de yer almaktadır. 

 

Bu nedenle hiç şeker yememek kadar sürekli şekerli şeyler yemek de risklidir. Ancak bir canlı var ki ömür boyunca yoğun şeker içeren ürünler tükettiği halde insanlarındaki bu problemlerle karşılaşmadan sağlıklı yaşayabilmektedir. Meyve yarasaları her gün ağırlıklarının iki kadar incir, mango veya muz gibi yoğun şekerli gıda tüketmekte ve hiçbir sorun yaşamadan yaşamlarına devam edebilmektedirler.

 

Yarasaların sürekli şekerle beslenmelerine karşın bundan zarar görmemelerinin sırrı Rabbimizin üstün yaratışının göstergesi olarak şekerin yıkıcı etki ettiği organlarının insanlardakinden çok farklı yapıda yaratılmasıdır. Araştırmalar, meyve yarasasının pankreas ve böbreklerinin özel bir yapıda olduklarını göstermiştir. Bilindiği gibi böbrek, şekerleri metabolize etmede, glikoz üretmede ve insülinin dolaşım sisteminden temizlenmesinde önemli rol oynar, Pankreas ise kan şekerini kontrolden sorumlu organdır. Öte yandan böbrek şeker hastalığında en çok zarar gören organlardan birisidir.   Meyve yarasalarının pankreasında, kan şekerini düşürmeye yarayan insülin hormonunu üreten hücreler, insanlara kıyasla çok daha fazladır. Ayrıca, şeker seviyelerini düzenleyen bir diğer hormon olan glukagonu üreten hücreler daha gelişmiş ve kapsamlıdır. Bunun yanı sıra, meyve yarasalarının böbrekleri, kanı süzerek şeker dengesini sağlarken, kandaki çok az miktardaki tuzları ve elektrolitleri tutabilmek için daha fazla sayıda özel hücreye sahiptir.

 

Evrim Yalanını Ortaya Koyan Mucize

 

Meyve yarasalarının İnsülin ve glukagon genlerinin etrafındaki DNA yapısı, iki yarasa türü arasında çok belirgin bir farklılıklara sahiptir. Kaliforniya Menlo College’ de çalışan biyolog Wei Gordon bu farkla ilgili olarak “Genlerin etrafındaki DNA’nın ‘çöp’ olduğu düşünülürdü fakat bizim verilerimiz, bu düzenleyici DNA’nın muhtemelen meyve yarasalarının kan şekerindeki ani artış ve düşüşlere yanıt vermesine yardımcı olduğunu gösteriyor demiştir.(1)

 

Yarasanın şeker metabolizmasındaki bu eşsiz sistemin kaynağı, evrimcilerin DNA'nın işe yaramaz olarak gördükleri ve bu yüzden "çöp DNA" ya da "hurda DNA" diye adlandırdıkları bölgeden kaynaklanmaktadır. Bu da oldukça ilginç bir durumdur.

Şöyle ki;

 

DNA’nın büyük bir bölümü protein kodlamasında aktif olarak yer almamaktadır. Buradan yola çıkan evrim savunucuları teorilerine dayanak oluşturmak gayesiyle bu bölgelere ‘Hurda DNA’ tanımlaması yapmışlar ve uzun bir süre bu bölgelerin kalıtım üzerinde etkisi olmadığını ileri sürmüşlerdir. Hatta bu kişiler bir adım daha ileri giderek, bunun sözde DNA’nın geçirdiği evrim sürecinin bir sonucu olduğunu dahi iddia edebilmişlerdir.

 

Hâlbuki son yıllarda yapılan araştırmalar protein kodlamayan bu bölgelerin yaşamsal fonksiyonlar için en az proteinler kadar önem RNA üretimi için kullanıldığını ortaya çıkarmıştır. Bilindiği üzere RNA molekülleri vücut fonksiyonları için en az proteinler kadar önem taşımaktadır.

 

Sonuç itibariyle, yıllarca evrime delil olarak gösterilmeye çalışılarak ‘Hurda DNA’ adı verilen bu aldatmacanın tıpkı körelmiş organlar iddiası gibi bilgisizliğin ardından gelen ön yargı ve zorlamalar nedeniyle ortaya atıldığı anlaşılmıştır. Bu işlevin anlaşılmasına karşın evrimi savunanlar bir kez daha yarasanın şeker metabolizmasının bir yaratılış harikası olduğunu görmezden gelerek bu defa da başka bir çarpıtmaya başvurmuş ve bu seferde önce çöp ya da hurda olarak nitelendikleri kısımların evrimin bir sonucu olduğunu iddia etmeye başlamışlardır. 1800’lü yılların ilkel bilim anlayışına dayanmasına rağmen günümüzde okullarda ve medyada dayatılmaya devam edilen evrim teorisi, bilimin ilerlemesi ‘Elektron Mikroskobu, DNA Dizileme (NGS - Genetik Analiz), Magnetik Rezonans’ gibi teknolojilerin gelişmesi ile bir hurafe olduğu ortaya çıksa da günümüzde telkin ve algı ile ayakta tutulmaya devam edilmektedir. 

 

Coğrafyaya göre farklı koşullara uygun yaratılan yarasaların bilinenin aksine %99’u böcek, meyve, çiçek özü (nektar), kurbağa veya balık yiyerek beslenirken sadece %1’lik bölümü tat alma reseptörlerinin azlığı sebebiyle ana besin kaynağı olmasa da sivrisinek gibi inek ve at kanı emmektedir. Ancak evrim savunucuları teorilerine destek bulmak amacıyla yarasalardaki beslenme farklılıklarının evrim sonucunu ortaya çıktığını iddia etse de bu iddianın fosil kayıtları ve bilimsel veriler sonucunda bir hurafeden ibaret olduğu anlaşılmıştır. Evrimciler, farklı koşullara uyum sağlama amacıyla canlıların -deyim yerindeyse - “bu ortam bana uygun değil tüm iç ve dış organlarımı, sindirim sistemimi… değiştirip ortama adapte olayım diye karar alıp, tüm yapılarını değiştirebildiklerini iddia etse ve bunu da milyonlarca yıla yayarak inandırıcı kılmaya çalışsalar da böyle bir iddianın bilim ve akıl açısından saçma bir iddia olduğu açıktır. 

Bugün  doğada görülen etçil ve şekerli beslenme ile hayatta kalan mükemmel derecede başarılı iki yarasa türü vardır. Ve bunlar iki farklı canlı olarak Rabbimiz tarafından mükemmel özelliklerle yaratılmışlardır. Pek çok kuş türünde görülen beslenme farklılıklarının yarasalarda olması da olağan bir durumdur. Bu evrimin değil, Rabbimizin örneksiz ve sonsuz yaratışının delilidir.

 

Evrimcilerin İtirafları

 

Öte yandan milyonlarca yıl öncesine ait yarasa fosillerinin günümüz yarasaları ile birebir aynı olması, yarasaların evrim geçirdiği iddiasını paleontolojik açıdan da geçersiz kılmaktadır. Bu fosillerin gösterdiği tek gerçek, canlıları Allah’ın yarattığıdır.

 

Evrimci paleontologlar Hill ve Smith, Bats: A Natural History adlı kitaplarında bu gerçeği "itiraf" niteliğinde şu açıklamaları yapmışlardır:

 

Yarasaların fosil kayıtları, erken Eosen devrine kadar uzanır... ve beş ayrı kıtada birden tespit edilmiştir. Tüm fosil yarasalar, hatta en eskileri bile, (günümüzdekiler gibi) son derece gelişmiş yarasalardır ve dolayısıyla karada yaşayan atalarından nasıl bir ara geçişle geldikleri konusunda hiçbir ışık tutmazlar. (2)

Evrimci paleontolog L. R. Godfrey aynı konuda şunları söylemiştir: 

Erken Tertiryen devrine ait çok sayıda iyi korunmuş yarasa fosili vardır, örneğin Icaronycteris gibi. Ama Icaronycteris bizlere yarasalarda uçuşun evrimleşmesi hakkında hiçbir şey söylememektedir, çünkü bu zaten kusursuz bir biçimde uçan bir yarasadır. (3)

Evrimi savunan Mount Marty Üniversitesi paleontoloğu Alex Dececchi ise “Şimdiye kadar, hiç kimse " geçiş yarasası " veya uçan bir yarasa ile yerde yaşayan ataları arasında özellikler gösteren bir yarasa olarak adlandırılabilecek bir şey keşfetmedi” diyerek itirafta bulunan bir diğer kişidir. (4)

Kısacası, yarasaların kompleks vücut sistemlerinin evrimle ortaya çıkması mümkün değildir nitekim fosil kayıtları böyle bir evrim yaşanmadığını göstermektedir. Aksine, yeryüzünde ilk kez ortaya çıkan yarasalar ile bugün yaşayan örnekleri ile birebir aynıdır. Yasalar, yarasa olarak yaratılmış ve hep yarasa olarak var olmuştur.

 

Yarasaların Allah’ın yaratması ile var olduğunun delili sadece fosil kayıtları ve şeker metabolizmalarındaki mükemmellikle ile kısıtlı değildir. Gece karanlığında uçan böcekleri tespit etmelerini sağlayan ‘ekolokasyon sistemi’, üstün uçuşu sağlayan sinir ve kas sistemleri, kan içenlerin uyuşturucu pıhtılaşmayı önleyici kullanmaları evrim ile açıklanamayacak komplekslikteki yaratılış harikalarıdır. Nitekim yarasaların şeker metabolizmasına ilişkin bilimsel çalışmaya katılan San Francisco – California Üniversitesinde çalışan genetikçi Nadav Ahituv yarasa İster ses ile konum tespit etmek olsun, ister uçmak, pıhtılaşma olmadan kan emmek veya meyve yiyip diyabete yakalanmamak; her birinin inanılmaz bir süper gücü var. Bu türden çalışmalar daha sadece başlangıç diyerek yarasaların mucizevi özelliklerine de dikkat çekmiştir.

 

            -“Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers (yarı   sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz. (Nahl Suresi, 66)

 

Referanslar:
(1) Connor Seery, Fruit bats’ bodies have adapted to control blood sugar levels without fail, diabetse.co.uk 17 Ocak 2024
https://www.diabetes.co.uk/news/2024/jan/fruit-bats-bodies-have-adapted-to-control-blood-sugar-levels-without-fail.html
(2) John E. Hill, James D Smith, Bats: A Natural History, London: British Museum of Natural History, 1984, s. 33
(3) L. R. Godfrey, "Creationism and Gaps in the Fossil Record" Scientists Confront Creationism, W. W. Norton and Company, 1983, s. 199
(4) Riley Black, Paleontologists Discover 52-Million-Year-Old Bat, Smithsonianmag.com 12 Nisan 2023
https://www.smithsonianmag.com/science-nature/paleontologists-uncover-the-earliest-fossilized-bat-180981972/#:~:text=The%20fossil%20record%20is%20biased,their%20bodies%20to%20be%20preserved