Güneş henüz ufuk çizgisinden yükselmiş. Gökyüzünde günün ilk ışıkları yavaşça yayılıyor. İnsanın içini aydınlatan bu manzara, doğadaki milyonlarca canlı türü için yalnızca bir güzellik değil, aynı zamanda hayati bir işarettir. İşte o canlılardan biri, küçücük kanatlarıyla kanat çırparak havalanır ve daha ilk uçuşunda nereye gideceğini hiçbir tereddüt göstermeden bilir. Elinde ne bir pusula, ne bir saat, ne bir harita, ne de gelişmiş bir uçuş programı teçhizatı vardır. Ama hedefini hiç şaşırmaz. Karanlık ormanlarda, geniş ovalarda, kilometreler boyunca uçar ve sonunda tam olarak ulaşmak istediği çiçeği bulur.

 

Adeta ileri teknoloji ürünü bir drone gibi davranan bu canlı, aslında küçücük bir bal arısıdır.

 

Bilim insanları uzun yıllar bal arılarının yön bulma sistemini anlamaya çalıştılar. 20. yüzyılda Karl von Frisch’in çalışmaları önemli bir dönüm noktası oldu. Anlaşıldı ki kovan içinde yaptıkları ünlü “titreme-dansında”, hedef yönünü güneşe göre ayarlayarak diğer arılara aktarıyorlardı. Dansın yönü hedefin yönünü, titreşim süresi mesafeyi, dans açısı ise güneşe olan açı farklılığını gösteriyordu.

 

Burada merak uyandıran nokta şudur: Güneş sabit bir noktada durmaz; sürekli hareket eder. Peki, toplu iğne başı kadar bir beyne sahip olan bir canlı güneşin hareketini nasıl telafi eder? Bu sorunun cevabı, onların olağanüstü yeteneklerinden birisini ortaya koymuştur: Arılar, güneşin gün boyunca hareketini kendi iç saatleriyle birleştirir ve her saat güneş açılarını yeniden hesaplar. Yani sabah aldığı bir yön bilgisini öğlen saatinde hala doğru bir şekilde kullanabilirler. Bu, yalnızca bir davranış şekli değil; içinde biyolojik ritim, hafıza ve astronomik bir hesaplama barındıran kompleks bir navigasyon işlemidir.

 

Uzun yıllar boyunca arıların tek bir iç saatle güneş pusulasını ayarladığı düşünülüyordu. Ancak 2020’li yıllarda yapılan yeni bir araştırma, bilim camiasını şaşkına çevirdi. Araştırmacılar, bal arılarının sağ ve sol antenlerine farklı ışık döngüleri vererek bu antenlere farklı “zamanlar” yüklediler. Sonuç çok çarpıcıydı: Sağ anten “sabah saatini”, sol anten ise “öğleden sonra saatini” gösterdiğinde, arıların yön bulma sistemi tamamen çöktü. Bu deney ile arıların iki ayrı saatle yön buldukları keşfedildi: Beyindeki merkezi saat ve antenlerdeki yardımcı saat. Antenlerdeki zaman mekanizması, beynin zamanlamasına ikinci bir doğrulama sağlıyor ve böylece yön bulma hatalarını minimuma indiriyordu.

 

Arının beyni bir kum tanesi büyüklüğündedir; yalnızca küçücük bir sinir ağıdır; yaklaşık 1 milyon nörondan oluşur; fakat bir navigasyon bilgisayarı gibi çalışır. Aynı anda güneşin konumu, günün saati, anten saatlerinin ayarı, hafızadaki hedef yönü, rüzgar düzeltmesi, polarize ışık paternleri ve yer şekilleri gibi pek çok etkeni eşzamanlı tek bir hesap içinde birleştirir. Tüm bunlar düşünüldüğünde, söz konusu iki saatin birbiriyle uyumlu olarak çalışmasının ne kadar olağanüstü bir sistem olduğu daha iyi anlaşılabilir. En ufak bir uyumsuzluk arının yönünü tamamen şaşırmasına, kolaylıkla kaybolmasına ve kovana ulaşamadan hayatını kaybetmesine neden olurdu.

 

Modern yapay zeka algoritmalarında bile taklit edilmeye çalışılan bu yön bulma mekanizması: veri toplar, işleme koyar, güneş açısını düzeltir, anten saatlerini senkronize eder, uçuş sırasındaki optik akışı yorumlar ve nihai hedefe kusursuz bir rota çizer. Bir arı bu işlemleri yapabilmek için herhangi bir eğitim almaz; okula gitmez; deneyerek keşfetmez. İhtiyacı olan tüm donanım ve bilgi, daha dünyaya gözlerini açar açmaz arının bedeninde hazırdır.

 

Arının yön bulma sistemi, birçok biyolog tarafından “karşılıklı bağımlı bileşenlerden oluşan kompleks bir bütün” olarak tanımlanır. Bu sistem ancak eksiksiz, uyumlu, kesintisiz işlediği zaman anlam kazanır. Tek bir parçanın bile eksikliği tüm sistemi çalışmaz hale getirir. Sağduyu ve vicdan sahibi bir insan, böylesine çok katmanlı ve kompleks bir sistemin tesadüfe yer bırakmayacağını, bilinçsiz süreçlerin rastlantısal birikimleriyle olamayacağını kabul eder.

 

İster dağların arasında, ister ormanların içinde, ister ovaların üstünde uçsun, arı asla yolunu kaybetmez. Yeryüzünü bir harita gibi okur, güneşi bir pusula gibi kullanır, zamanın akışını da şaşmaz bir saat gibi içinden hesaplar. Sahip olduğu kompleks, hassas ve mükemmel navigasyon sistemi, bedenindeki her detay gibi, özel olarak tasarlanmış bir mühendislik harikası gibidir; bütün varlık aleminde hükmeden üstün aklın, sonsuz ilmin ve benzersiz kudretin apaçık bir tecellisidir. Bu akıl, ilim, ve güç Alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibi, arılar Allah’ın ilhamıyla hareket ederler:

Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)

Kaynaklar:
Beer, K. (2024). “Ingeborg Beling and the time memory in honeybees.” Journal / Springer (review on time memory and circadian clocks in honeybees).
https://link.springer.com/article/10.1007/s00359-024-01691-9
R. Menzel (2023). “Navigation and dance communication in honeybees.” Journal of Comparative Physiology A.
https://www.bcp.fu-berlin.de/en/biologie/arbeitsgruppen/neurobiologie/ag_menzel/publications/Menzel-2023-Journal_of_Comparative_Physiology_A.pdf
Bloch, G. (2017). “Time is honey: circadian clocks of bees and flowers and how their interactions may influence ecological communities.” Philosophical Transactions B (review).
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC5647282/
Guerra, P. A., et al. (2012). “Discordant timing between antennae disrupts sun compass orientation in monarch butterflies