Yaşam ve Sağlık – 17. Bölüm – Prof. Dr. Abdulkadir Koçer, Nöroloji Uzmanı
PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından Yaşam ve Sağlık programımıza hoş geldiniz. Dr. Oktar Babuna ile hazırladığımız programımızın bugün çok değerli bir konuğu bizlerle birlikte. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Abdulkadir Koçer Hocamız bizlerle birlikte, inşaAllah. Hocamız, Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı. Kendisiyle bugün baş ağrıları baş ağrılarının çeşitleri. Özellikle gerilim tipi baş ağrıları üzerinde konuşacağız. Hocam hoş geldiniz programımıza.
OKTAR BABUNA: Hoş geldiniz.
ABDULKADİR KOÇER: Teşekkürler.
OKTAR BABUNA: Evet, gerilim tipi baş ağrıları en sık görülen baş ağrı çeşidini oluşturuyor, çok yaygın toplumda. İsterseniz önce mekanizmasıyla nasıl oluştuğuna dair, sonra da tedavisiyle ilgili konuşalım.
ABDULKADİR KOÇER: Tabii. Şimdi gerilim baş ağrısı deyince baş, yüz ve boyun bölgesindeki kasların gerilmesiyle ortaya çıkan bir baş ağrısı şekline tarif yapabiliriz. Bu tariflediğimiz çerçevede temel mekanizma olarak bu bahsi geçen gerilmesinin temel etken oğluna inanılıyor bu baş ağrılarında. Tabii gerilim baş ağrısı hakikaten toplumda baş ağrısı yakınması olan insanların neredeyse yüzde 70’inde gördüğümüz bir yakınma. Günlük yaşantıyı belki migren türü baş ağrısı kadar çok fazla rahatsız etmiyor ama en azından bildiğimiz bir şey var, çok sık bir yakınma olduğuna göre mutlaka şahsın iyi değerlendirilmesi ve kontrol altına alınması gerekiyor. Şimdiye kadar bu konuda ispatlanmış en önemli fizyopatogenez olarak vücutta serotonin isimli bir maddenin düşmesiyle ilgilendiriliyor gerilim baş ağrısı. Fakat yine yapılan bir takım çalışmalar ve tedavilerle kıyaslandığında ortaya konan bir gerçek var ki sadece serotonin üzerinde etkili olan ilaçlar bu tür hastaların baş ağrılarını çözmüyor. Daha çok serotonin ve noradrenalin isimli sinyal ileticiler vasıtasıyla bu baş ağrılarının daha rahat çözüldüğünü görüyoruz. Bu bağlamda o zaman demek ki sadece serotonin değil, başka bir takım sinyal ileticiler de bu işin içerisinde diye düşünmek gerekir. Fizyopatogeni çok net olmamakla birlikte yine de o bahsettiğimiz kasılmayı tetikleyen her türlü faktör bu gerilim baş ağrısında etmen olduğuna inanılıyor. Yine migren benzeri baş ağrısına benzer biçimde beyinde bilmediğimiz çok sayıda mucizeler var. Bunlardan bir tanesi de ağrıyı kontrol mekanizmaları var. Dolayısıyla ağrıyı inen ve çıkan bir takım mekanizmaların ya da beyin sapı dediğimiz bölgede ağrı üreten bir takım mekanizmaların da işin içinde olduğuna inanılıyor. Yani kompleks bir gerilim baş ağrısıyla mekanizmanın ortaya çıktığı bir gerçek. Biz sadece gördüğümüz bir takım şeyleri tedavi etmeye çalışıyoruz gerilim baş ağrısında.
PINAR AKKAŞ: Migrenle gerilim baş ağrısı aslında birbirine çok karıştırılıyor galiba değil mi?
ABDULKADİR KOÇER: Açıkçası çok net ayırt edici bir takım özellikler vardır. Hani baş ağrılarıyla alakalı bir takım yerlerde gayret edip bilgi edindiğinde şunu görürsünüz; birincil ve ikincil baş ağrısı gibi bir takım kavramlarla karşılaşırsınız. İkincil baş ağrıları altta yatan bir nedeni bulduğumuz baş ağrılardır. Yani bir damar tıkanıklığına bağlı, bir beyin kanamasına bağlı ya da beyinde bir tümör varlığına bağlı olarak ortaya çıkan baş ağrılardır. Ama birincil baş ağrıları dediğimizse siz görüntüleme metotlarıyla, laboratuar analizleriyle ya da yaptığınız nörolojik muayeneyle herhangi bir şey ortaya koyamazsanız ama 10 tane insanı yan yana getirin, mesela 10 tane migren hastasını yan yana getirin 8’i çok ortak şeyler tarifler. İşte biz bu ortak tarifler üzerine koyduğumuz bir tanı kriterleri vardır ve bu tanı kriterlerine göre baş ağrısı tanısını koyarız. İşte migren, gerilim baş ağrısı, küme tipi baş ağrısı gibi bir takım baş ağrıları altta yatan hiçbir neden bulamadığımız, nörolojik muayenelerin tamamen normal olduğu ama ortak şeyleri söyleyen insanlara koyduğumuz tanılardır. Yani migren ve gerilim türü baş ağrıları birincil baş ağrılarıdır. Ama ortak özellikleri çok farklıdır. Bu nedenle iyi bir hekim çok rahatlıkla ayırt edebilir aynı baş ağrısı değildir ikisi.
OKTAR BABUNA: Mesela gerilim tipi baş ağrısıyla gelen bir hasta tipik olarak baş ağrısını nasıl tarif eder? Yani nasıl bir baş ağrısı oluyor?
ABDULKADİR KOÇER: İsterseniz migrenle kıyaslamalı anlatalım, o çerçevede gidersek belki daha da akla yatabilir. Migren türü baş ağrısı hastanın günlük yaşantısını çok daha fazla etkileyen bir baş ağrısıdır, daha şiddetli bir baş ağrısıdır. Gerilim tipi baş ağrısıysa ona kıyasla daha hafif günlük yaşantısını çok etkilemeyen ama insanı mutsuz eden bir baş ağrısıdır. Yine migrenin lokalizasyonu farklıdır. Yani migren türü baş ağrısını tanımlayan insanlar daha çok göz çevresinde veya şakakta bir ağrı tariflerken, gerilim türü baş ağrısını tarif eden insanlarsa daha çok baş boyun bölgesinde, ensesinden yukarıya doğru yansıyan, bazen çene eklemini etkileyen bir tür gerilmeler ve kasılmalar tarifler. Migren türü baş ağrısında daha çok böyle zonklama sanki damarım atıyormuş gibi, beynim çıkıyormuş gibi bir takım tarifler söylerken hastalar, gerilim türü baş ağrısı hastasına baktığınızda daha çok künt, yaygın gerginlik ağrısı tariflerler. Yine süre de çok farklıdır. Gerilim türü baş ağrısı dediğimiz de biz, bazen dakikalar sürebilir, hasta bir gerginlik hisseder. Ama oturur orada şöyle bir nefes almayı tercih eder veya bir fincan kahve veya bir fincan çayını içer. Ya şöyle penceresini açar bir bakarsın 10 dakika içerisinde geçer. Ama migrende böyle bir şey yok. Migren türü baş ağrısı gerçekten bir migren atağıysa özellikle erişkinler için çok net kriterlerimiz vardır. Yani en az 3-4 sat, bazen 72 saate kadar uzayan süreler tariflenir. Dolayısıyla süre bile, tariflene süre ve yaşanan ağrı süresi dahi bizim için önemli bir tanı kriteri. Yine migren türü baş ağrısında eşlik eden bir takım gastrointestinal şikayetler vardır. Yani nedir; mide bulantısı, kusma gibi. Ama gerilim baş ağrısına geldiğinizde böyle bir şikayet görmezsiniz. Yani hasta daha çok gerginlik, yorgunluk, halsizlik, belki hafif bir stres yükü ifade edecektir. Böyle çok net ifadelerde rahatlıkla ayırt edebiliriz aslında ikisini.
OKTAR BABUNA: Peki tetikleyen faktörler arasında mesela gerilim tipi baş ağrılarını ne tetikler? Pozisyon mu, uzun süre çalışmak mı, stres mi?
ABDULKADİR KOÇER: Şimdi şöyle; zaten fizyopatogonezde en çok suçlana şeylerden bir tanesi eğer baş boyun ve yüz bölgesindeki kasların gerilmesiyse o zaman herhalde mutlaka bu kasların gerginliğine yol açacak her şey bu işi tetikleyecektir. Ve bununla alakalı çalışmalar da şunu ortaya koymuş; bu bahsi geçen gerilmeyi en çok tetikleyen şey strestenmiş. Yani özellikle gerilim baş ağrısı için stres çok tetikleyici faktör. Ki serotoninin suçlanmasındaki temel felsefe de oydu zaten öncesinde. Ve bu nedenle gerilim baş ağrısı olan insanlarsa zaten bizim mümkün olduğu kadar ilk nasihatimiz şudur hastaya; mutlaka stresten uzak kalmaya gayret edin. Yani günlük yaşantınızda eğer sizin anksiyetenizi, gerginliğinizi artıracak bir ortamda çalışıyorsanız mutlaka orayı düzenlemeye çalışın gibi. Ama çok sayıda çalışmalar yapılıyor çünkü ağrı çok önemli bir şikayet toplumda. Hem gerilim, hem migren şikayetlerinde yapılan çok sayıda çalışmaların ortak bir takım sonuçları da var. Belki özet olarak şunu söyleyebiliriz rahatlıkla; stres, yorgunluk, açlık ve uykusuzluk hem migren için, hem gerilim baş ağrısı için çok önemli tetikleyici faktörler. Yani bunları organize etmediğiniz müddetçe hekim tek başına bir ilaçla kolay kolay düzenleyemez baş ağrısı tedavisini.
PINAR AKKAŞ: O zaman migren için daha çok tek taraflı olması, göz bölgesi çevresinde olması, mide rahatsızlığıyla eşlik etmesi, ağrının uzun süreli olması, işte minimum 3-4 saat, 72 saat. Ama galiba 72 saatten fazla da sürebiliyor değil mi migren?
ABDULKADİR KOÇER: Çok nadir de olsa sürebiliyor. Ama o da migren statusu diyoruz yani uzamış migren olguları diyoruz. Tabii o tür durumlarda müdahalemiz çok daha farklı oluyor.
PINAR AKKAŞ: Bu tip şikayetleri olan kişiler migren olduğunu düşünebilir mi?
ABDULKADİR KOÇER: Evet aynen öyle.
OKTAR BABUNA: Demin dediniz ki; çay kahve içince rahatlayabilir. Kafeinin faydasından dolayı mı o yoksa çay kahvenin getirdiği rahatlama mı?
ABDULKADİR KOÇER: Zaten her şey bir denge içinde yaratılmış. Bu bahsettiğin ajanları da eğer denge içerisinde alırsanız hakikaten çok faydalı. Ama aşırı miktarda çay ve kahve tüketiminde özellikle migreni tetiklediğini biliyoruz biz. Benzeri biçimde gerilim baş ağrısını da tetiklediğini biliyoruz. Çünkü kafeinin yarattığı bir anksiyete vardır vücutta. Siz bir yanda gerimi türü baş ağrısında anksiyeteyle baş etmenin yollarını arıyorsunuz. Bir yandan da anksiyeteye yol açacak bir ajanı veya işte bir içeceği hastaya sürekli olarak veriyorsunuz. Çok tavsiye edilen bir şey değil. Ama yine bildiğimiz bir şey var ki; çok yorgunluk anlarında bir fincan kahvenin veya işte bir bardak çayın, çok aşırı demlenmemiş bir bardak çayın anksiyeteyi yatıştırdığına dair deliller de var. Yani dengede alınacak bir çay ve kahve atak esnasında sizi rahatlattığına inanıyorsanız alın ve mutlaka size yardımcı olacaktır diyoruz hastalara.
OKTAR BABUNA: Doğru hatta bazı ilaçlara kafein de koyuyorlar baş ağrı ilaçlarının içerinse.
ABDULKADİR KOÇER: Kafeinle alakalı da zaten malumunuz vazokonstrüksiyon yapıyor yani damarlarda bir daralmaya. Özellikle migrene dönecek olursak oradaki fizyopatogonezde de damarların daralmasını takiben ortaya çıkan bir damar genişlemesi ve buna bağlı olarak beyinde ağrı yapıcı bir takım maddelerin salındığını biliyoruz biz. O zaman demek ki damar genişlemişse bizim kullandığımız ilaçların nasıl bir özellikte olması lazım? Damar daraltıcı özellikte olması lazım. Çünkü geriye döndürmemiz lazım sahneyi. İşte migren atağı esnasında ben bazen hastalarıma kafein içeren preparat yoksa elinde diyorum ki şu ilaçtan alın yanına da bir fincan kahve için. Atak esnasında ama. Bu mutlaka ilacın etkinliğini artıran bir etken olarak kabul edilebilir.
PINAR AKKAŞ: Günümüzde artık migrene özellikle yeni koruyucu tedaviler uygulanmakta. Eskiden ağrı olduğunda ağrı kesici alarak belki tedavi oluyordu. Şimdi son zamanlarda doktorlar özellikle koruyucu tedavinin üzerinde daha çok durmaktalar. Bu koruyucu tedaviler hakkında biraz bahseder misiniz? Bir de küme tipi baş ağrısı migrenden ayrı mıdır yoksa migrenin içinde düşünülebilinen bir ağrı mıdır?
ABDULKADİR KOÇER: Sorunuzun birinci kısmına bakacak olursak; koruyucu tedavi kavramı hastanın günlük hayatını etkileyen ağrılarda kullandığımız bir metot. Bununla neyi kast ediyorum; migren normalde her insanın yaşayabileceği ayda bir veya iki defa ataklar halinde gelen bir ağrıdır. Ama eğer bu bahsi geçen atak uzun sürüyor, hastanın 3-4 iş gününü veya kısa sürse dahi bir ayda 10-15 defa tekrarlıyorsa kronik migren tanımı vardır. Eğer böyle bir tanımlama kriterini dolduruyorsa hastamız işte o hastada bahsi geçen koruyucu tedavi düşünürüz. Aynı şey gerilim türü baş ağrısı için de geçerli. 15 günden daha az baş ağrısı olanlarda genelde işte stresle baş etme yöntemleri ya da basit ağrı kesicilerle tedavi takdim ederken hastaya eğer 15 günden daha uzun süren hastalarla karşı karşıyaysak o hastalarda da koruyucu tedavi düşünürüz. Dolayısıyla koruyucu tedavi basit ağrı kesicilerinden farklı bir yaklaşımdır. Koruyucu tedavide bir hekim iki bağlamda ele alır; birincisi hastaya düşen boyutu vardır, ikincisi de hekime düşen boyutu. Hastaya düşen boyutu az önce takdim etmeye çalıştığımız hani dört tane kelimeyle özetlediğimiz stres, yorgunluk, uyku ve açlık. Özellikle bu faktörlerin mutlaka düzenlenmesini istiyoruz biz hasta tarafından. Eğer siz tetikleyici faktörler düzenlemezseniz vücut sürekli olarak bir ağrı üretecek. Siz hekimi olarak ne kadar müdahale etmeye çalışırsanız çalışın tamamen ilaçlara bağlı insan profili çıkar karşınıza. İşte bunu mutlaka organize etmeye çalışırız. Bir de benim genelde yaklaşımım şu; toplumda bir yanlış algı var, migren hastası şunu yememeli içmemeli. Evet büyük bir liste çoğu zaman takdim edilir. Hatta bazen bu işin uzmanı olmayan, bu işten çok para kazanmayı düşünen insanlar tarafından böyle çarşaf çarşaf listeler de yayınlanabilir ama her şey her insanın migrenini tetiklemiyor. Dolayısıyla şahıstan şahısa değişmesini ben daha çok istiyorum. Hastalarıma hep onu söylerim; size çikolata dokunuyor mu, dokunmuyor, yiyin o zaman hiç problem değil. Size dondurma dokunuyor mu, dokunmuyor, yiyin o zaman problem değil. Ha, hocam baharat yiyince oluyor, o zaman siz baharatlı yemeyeceksiniz. Yani bu biraz hekim-hasta işbirliği içerisinde iyi bir diyalogla çözülebilecek şey. Her şeyi yasaklamıyoruz ama bazı besin maddelerinde mutlaka dikkat edilmesi gerekir alınırken migren türü baş ağrısında. Tetikleyici faktörlerden sonra sorunuzun ikinci kısmına geldiğimde, bize düşen boyutuyla biz de bu tür hastalarda ağrıyı kestiğine inandığımız ağrı sıklığını ve şiddetini azalttığına inandığımız bir takım ilaçlar var. Hastadan hastaya da değişkenlik gösteriyor bu iş. Hani kitaba bakıp da şu ilacı kullanabilirim veya işte Oktar Bey bir ilaç kullanmış bana iyi geldi sana da iyi gelir şeklindeki ifadeler çok hoş değil. Çünkü her ilacın kendine ait bir takım problemleri var. Mesela en çok kullandığımız beta bloker isimli ilaç vardır koruma tedavisinde ama astımlılarda kullanılmaması gerekir bu ilacın. Yani siz astımlı bir arkadaşınıza bunu tavsiye ederseniz hayatı zehir edersiniz adama. O yüzden bilen bir hekime danışarak mutlaka koruyucu bir tedavi yapılabilir.
OKTAR BABUNA: Peki yine önleyici olarak mesela düzenli egzersiz yapmak bir, ikincisi bol su içildiği zaman, sıvı ihtiyacı iyi karşılandığı zaman günde 2-3 litre daha bir zindelik veriyor. Hatta baş ağrılarına da böyle bir faydası oluyor mu gerilim tipi baş ağrısında? Veya migren için de aynı şekilde? Susuz kalındığı zaman tetikleyici bir faktör oluyor mu? Sıvı almanın faydası oluyor mu?
ABDULKADİR KOÇER: Yani açlık ve susuzluk tetikliyor bu ispatlanmış durumda. Mutlaka gün içerisinde değişik zamanlarda küçük atıştırmalar veya suyla ilgili takviyeler rahatlatacaktır. Ama burada da işte yine şuna çok dikkat etmek lazım yani altta yatan başka bir hastalığı var mı yok mu ona göre organize etmek lazım olayları. Bir diğer şey de kimi insan var ki hakikaten mesela açlık tetiklemiyor. O zaman illaki tutup 3-4 litre su mutlaka için demek çok şart değil o tür hastalarda. Benzerine çok sık rastlıyorum mesela kendim de migren hastası olduğum için mesela soğuk acayip tetikliyor. Ama öbür taraftan birsine soruyorsunuz soğuk hiç etkilemiyor ama sıcak tetikliyor. Yani o yüzen hastadan hastaya değişen şekilde karar vermek lazım. Tetikleyici faktörde bir hekim veya hasta kendi başına baş etmeye çalışıyorsa bu olayla mutlaka iyi tespit etmesi lazım. Onlara dikkat etmediği müddetçe o ağrıların çözülmesi çok kolay değil.
PINAR AKKAŞ: Migrenin genetik bir yatkınlığı var galiba değil mi?
ABDULKADİR KOÇER: Tabii, migrenin genetik boyutları tespit edilmiş durumda. Migrenle alakalı tabii en önemli şeylerden biri ben açıkçası hastalarımda bunu çok gözlemliyorum; öğrenme de var. Yani bu yüzden benim hep kafam karışıktır, acaba gerçekten bir genetik yatkınlık mı bu yoksa hani küçük yaştan itibaren annesi başım ağrıyor diyor, bir süre çocuk da başım ağrıyor demeye başlıyor. Farklı bir boyutu da olabilir belki.
OKTAR BABUNA: Tıbbi tedavilere geçmeden önce bazı tedavi yöntemleri kullanılabiliyor. Onların faydasını soracağım ben size mesela akupunktur gibi veya botulinum toksini yani botoks tedavisi, bunların hakikaten yararı var mı baş ağrısına?
ABDULKADİR KOÇER: Gerilim baş ağrısında da migrende de her ikisinde de eğer stres önemli tetikleyici bir faktörse mutlaka stresle başa çıkma yöntemleri burada kullanılabilir ki toplumda bununla alakalı çok sayıda yöntemden bahsediliyor. İşte gevşeme egzersizleri, biyofidbek yöntemleri gibi veya anksiyeteyle başa çıkma ve nefes alma teknikleri gibi bunların hepsi kullanılan metotlar. O çerçevede bahsettiğiniz akupunktur özellikle uzak doğudan bize gelen bir kültür. Bununla alakalı hakikaten bu bahsettiğim yöntemler içerisinde bilimselliği ispatlanmış olan yöntemlerden bir tanesi. Akupunktur tedavisine cevap veren çok sayıda olgudan bahsediliyor. Ama akupunktur uzmanlığım olmadığı için çok detaylı o konuda bir şey söylemek istemiyorum. Onu bilenlerine bırakmak lazım. Akupunkturun faydalı olduğunu biz de okuduğumuz makalelerden duyuyoruz ama etki mekanizması çok net değil hala, niçin faydalı olduğuna dair. Belki şu olabilir, gerek gevşeme egzersizlerinde gerek diğer kullanılan biyofidbek mekanizmalarında temel espri insanın kendisini ikna etmesidir. Dolayısıyla akupunktur için giden bir insan da, bu bana faydalı olacak şekilde bir iknayla, bir iç görüyle hareket ediyorsa muhtemeldir ki o yönüyle etkili oluyor diyebilirim ama bilimsel gerçeğini de tamamen elimin tersiyle itmek istemiyorum. Burada bırakayım ben onu.
PINAR AKKAŞ: Telkin yönü daha mı güçlü diye düşünüyorsunuz?
ABDULKADİR KOÇER: Ben öyle inanıyorum.
OKTAR BABUNA: Serotoninin özelliklerinden bahsettiniz, serotonin aspire normalde beyinde bulunan. O zaman serotonin alınımını artıran ilaçlar inhibitörler faydalı mı oluyor o zaman? Anti depresan olarak da kullanıyorlar çünkü.
ABDULKADİR KOÇER: Tabii, yani şimdi diyorum ya, hastadan hastaya değişen koruyucu tedaviyi veriyoruz. Hastanın temel yükü stresse daha çok anti depresanlarla tedavisiyle çalışırız her iki tür baş ağrısı olan insanlarda. Serotonon biliyorsunuz mutluluk hormonu olarak biliniyor yani piyasada. Hatta geçen sene, anti parantez, serotonin alanlar çabuk aşık oluyorlarmış diye bir şey vardı hatırlarsanız, çok popüler bir haber vardı. Aslında bunun gerekçesi nedir? Serotoninin vücutta yaratmış olduğu bir öfori var, bir yüksek enerji potansiyeli var ondan kaynaklanıyor. Yoksa çok farklı bir şey değil. İşte o serotonin de verdiğimiz hastalarda eğer altta yatan anksiyete ya da depresif bir süreçse mutlaka çok faydalı oluyor. Serotonin tek suçlanan nörotransmitter değil. Ki mesela piyasada yıllardır kullanılan annelerinizin, büyükannelerinizin kullandığı küçük haplar vardır. Bu ajanlar sadece serotonin değil işte diğer bir takım işleyicileri ileticileri de içerdikleri için onlar çok daha etkili mesela. İşte bu yüzden derz ki biz; eğer baş ağrısı tedavi etmek istiyorsanız daha çok bir çok nörotransmitter içeren veya onlar üzerinden etkileyen bir ilacı tercih edin. Ama depresyon ya da anksiyeteyi tedavi etmek için tetikleyici faktör olarak bunun ne odluğuna inanıyorsanız o zaman belki o bahsettiğiniz serotonin geri alınımını inhibe den ilaçları tercih etmek uygun olabilir.
OKTAR BABUNA: Korunmada ne gibi ilaçlar kullanılabilir önlenmesi için?
ABDULKADİR KOÇER: Önlenmeyle alakalı şöyle; gerilim baş ağrısı için çok yaygın farklı ilaçlar yok açıkçası. Daha çok kullandığımız sinyal ileticilerden bir kaçını içeren bir ilaç var hakikaten çok etkili.
OKTAR BABUNA: Ama onların da yan etkileri var değil mi?
ABDULKADİR KOÇER: Mutlaka ama yine de bu yeni çıkan bir çok ilaca göre daha masum ilaçlar bunlar bence. Yaşlı insanlarda özellikle biraz daha dikkatli olunması gerebilir. Özellikle göz tansiyonu gibi bir takım problemleri olan hastalarda daha dikkatli kullanmak lazım. Aslında hekimlik bir sanat, bir hastaya bir ilacı verirken çok boyutu düşünerek, kar-zararı düşünerek vermek lazım. Çok rastgele alınmaması lazım bu ilacın.
OKTAR BABUNA: Bir şeye dikkat çekmek gerekiyor herhalde yapılan bir hata, bu ağrı kesicilerin yoğun miktarda uzun süre kullanılması sakıncalı oluyor hatta ağrıları daha da çok arttırdığı bilinen bir şey. O konuda bir tavsiyeniz olur mu?
ABDULKADİR KOÇER: Çok iyi bir noktaya değindiniz. Hem migren hem gerilim baş ağrısı hastalarımız için en önemli problemlerden bir tanesi bu, dikkat edilmesi gerekiyor hakikaten. Ama maalesef yıllardır da bu problemle karşı karşıyayız. Niye, çünkü şöyle düşünün ayda bir kaç defa olan migren atağı günlerce olmaya başlamış. Dolayısıyla hasta bir imdat çığlığı içerisinde bir şekilde bir ilaca sarılıyor. İşte o sarınılan ilaçların büyük kısmı da migren ilaçları için özellikle damar daraltıcı ilaçlar. Bu damar daraltıcı ilaçların da çok büyük bir bağımlılık yapma potansiyeli var. Belki daha net bir ifadeyle şöyle de söyleyebilirim, hem gerilim baş ağrısı hem migren için benzeri ilaçlar da kullanılıyor zaten; eğer bir ay içerisinde karşınıza bir şahıs gelmiş ve bir ay içerisinde 15’ten fazla basit ağrı kesicileri kullandığını ifade ediyorsa ya da bir migren hastası gelmiş basit ağrı kesici değil de migren ilaçları olarak toplumda bilenen ve kullanılan ilaçların 10’dan fazla tüketildiğini ifade ediyorsa bir ay içerisinde işte sizin bahsettiğiniz tanıyı koyuyoruz. Diyoruz ki; artık bu hasta ilaç bağımlısı. Ve o ilaç bağımlılığından kurtarmadığınız müddetçe artık bu kronik migreni kronik gerilim baş ağrısı devam ediyor.
OKTAR BABUNA: Ağrısı artıyor değil mi o ilaç bağımlılığı içerisinde?
ABDULKADİR KOÇER: Tabii, rebound baş ağrısı dediğimiz yani ilaç alıyor fakat ağrısı geçmiyor bilakis artıyor. Kısır döngüye giriyor, böyle bir süreç yaşıyoruz. O tür hastalara daha çok genellikle hastaneye yatırıyoruz, yatırdıktan sonra tüm ilaçlarını kesiyoruz ve buna ilaveten şimdi bu kesmenin yaratmış olduğu anksiyeteyi gidermek için yüklü bir anksiyolitik tedavi uyguluyoruz. Biraz sıvı tedavisiyle bir hafta 10 gün içerisinde inşaAllah bu problemleri çözüyoruz.
OKTAR BABUNA: Migrenin beyin felcine yol açtığı yani strok yapabildiği doğru mu şiddetli migren ataklarının?
ABDULKADİR KOÇER: Şiddetli migren ataklarıyla alakalı bu konuda yazılar da var. Öbür taraftan uzamış migrenle alakalı yazılar da var. Az önce konuştuğumuz bir vazokonstriksiyon oluyor. Dolayısıyla bu damardaki daralma hem kalple alakalı bir takım olayları tetikleyebilir hem beyinle alakalı. Ama migrende olay direkmen beyin damarlarının daralmasına bağlı olduğu için daha çok beyin olaylarıyla karşılaşıyoruz biz bu hastalarda. O daralmanın sürecine, uzamasına, o süreçte yaşanan sıkıntılara ve hastanın altta yatan hastalığına bağlı da değişkenlik gösterebiliyor. Yani civanmert bir delikanlı bir migren atağı yaşamış, yalnız onlarda çok beklemiyoruz. Ama orta yaş üstü hiper tansiyonlu bir hasta, altta yatan diyabeti var veya ateroskleroz dediğimiz damar sertliğini tetikleyici bir takım faktörler var. Elbette bu hasta eğer uzun süren bir migren atağı yaşıyorsa o bahsettiğiniz iskemiyle karşı karşıya kalma ihtimali çok daha fazla.
PINAR AKKAŞ: Migren hastalarına belirli dönemlerde yapılmasını önerdiğiniz tetkikler var mı? Mesela 5 yılda bir ya da 2 yılda bir MR çektirmesi gerekiyor mu? Ya da bunun dışında önerdiğiniz başka tetkikler var mı?
ABDULKADİR KOÇER: Yok hiç gerek yok. Orada şöyle; zaten migren, gerilim baş ağrısı veya benzeri baş ağrıları birincil baş ağrıları. Hastanın bu baş ağrılarını periyodik olduğunu gelip geçici ağrılar olduğunu ortaya koymuşsunuz. İşte krenal MR’ı veya benzeri görüntüleme metotlarıyla beyinde hiçbir şey olmadığını göstermişsiniz. Açıkçası bu hastanın yeni bir film çekilmesine çok ihtiyaç yok. Ama biz hangi hastalarda ısrarla mutlaka film çekelim derseniz migren hastaları için belki şunu söyleyebilirim; eğer bir hasta geldiğinde hep aynı tarafta bir migren atağı tarifliyorsa. Çünkü biz migrende genelde şuna alışkınız; hasta der ki, bir sağım ağrıyor bir solum ağrıyor veya bazen ensemden yukarı giriyor daha yaygın oluyor vs. tarifler.eğer ataklar değişken halde tarifleniyorsa inanın çok fazla bir şey yapmaya gerek yok. Ama hep sağ gözüme vuruyor şeklinde hep sağ şakağım çok berbat ağrıyor şeklinde bir ifade varsa işte o hastalarda altta yatan anevrizmayı AVM dediğimiz damar baloncuklarını falan ekarte etmek için mutlaka bir görüntüleme metodu ya da onunla birlikte takibe ihtiyaç var. Bir diğer şey de hangi hastalarda MR isteyelim derseniz şu olabilir; hasta migren hastasıdır fakat karakter değiştirmeye başlamıştır. Hani daha önce migren ağrıları 3-4 saat sürerken, efendim artık bir ağrı geliyor saatlerce sürüyor veya ağrının şiddeti çok artmış. Ya da migren hastası bu sefer size çok farklı bir ağrıyla gelmiş. Orada da yine hekimin biraz vakit ayırıp dikkatle dinlemesi lazım hastayı. Gerçekten daha önceki yaşadığı migren atağına benzer bir ağrı mı yaşıyor yoksa farklı bir ağrıyla mı karşı karşıyayız? Dolayısıyla migren hastasının daha önce yaşadığı bir ağrıya bağlı olarak ben yeni bir MR istemem ama eğer farklı bir ağrıyla benim karşıma geliyorsa o hastayı biraz daha dikkatle ele almak ve mutlaka bir görüntüleme istemek gerekebilir.
OKTAR BABUNA: Ben tekrar gerilim tipi baş ağrılarına dönmek istiyorum. Bazen manuel tedavinin yani tetikleyici noktaları bulmak vs. bir şeyler tavsiye ediliyor. Bunların hakikaten faydası var mı?
ABDULKADİR KOÇER: Doğrudur faydası var. Özellikle boyun bölgesindeki kasların tetikleyici bir takım noktalarının olduğuna inanılır. İşte bu bahsi geçen tetik noktaları fizyoterapist arkadaşlar açıkçası çok daha iyi biliyorlar. Onların manuel elle yaptıkları bir takım tedavileri var. Aslına bakarsanız manuel tedavi de, akupunktur da hepsi bir bakıma insanın stresten uzak böyle dingin bir yaşantısıyla alakalı. Yani gerilim baş ağrısı için en önemli felsefe bence bu; insanın stresini ve anksiyetesini giderecek hangi metot olursa olsun mutlaka birisini tercih etmesi. İşte bu metotlardan bir tanesi de boyun kaslarını gevşetme egzersizleri. Bu boynu geriye doğru atma şeklinde olabilir veya tetikleyici noktalarının tespit edilerek oralara masaj yapma şeklinde olabilir. Veya çok daha basit ifadesiyle bazen bu tür masörlere ulaşmak çok zor. Daha basit bir ifadesiyle ben hastalarım onu söylüyorum, akşamları genelde gerilim baş ağrısı ortaya çıkar biliyorsunuz. O da neden kaynaklanıyor? Çünkü vücudun bir dinanizması var, akşama kadar o kaslar o yükü taşıyor, akşam yorgunluğun yarattığı bir şeyle orada ağrılar meydana geliyor. Özellikle akşamları kuru bir havluyu ısıtmalarını öneriyorum, 10-15 dakika kadar o bahsi geçen ısınmış havluyu boyunlarına koysunlar, bir çok masajdan, bir çok ısıtıcı tedavi metotlarından çok daha etkili açıkçası.
OKTAR BABUNA: Bazı kişilerde gece uyurken dişlerini gıcırdattıkları ve çeneyi çok sıktıklarını biliyoruz. Bu da baş ağrısında bir etkili bir faktör mü acaba? Çünkü o kasların yorgunluğu gerilimi gün içerisinde baş ağrısı yapabilir mi?
ABDULKADİR KOÇER: Mutlaka. Çünkü zaten tarifte de baş boyun ve yüz bölgesindeki kasların bunlardan herhangi birisinin gerilmesi bu bahsi geçen anksiyeteye gerginliğe ve takip eden bir süreçte ağrıya yol açabilir. O bahsettiğiniz uyku problemiyle ilişkili işte dişlerin sıkılması da daha çok stresli insanlarda gördüğümüz bir şey zaten. O da baş ağrısını tetikler.
OKTAR BABUNA: Onu nasıl tedavi etmek gerekiyor?
ABDULKADİR KOÇER: Altta yatan stresi ortadan kaldırma yollarıyla.
OKTAR BABUNA: Anti depresan gibi bir şey faydalı olabilir.
ABDULKADİR KOÇER: Kesinlikle.
OKTAR BABUNA: Migrene tekrar dönelim. Migrenin hangi tipinde hangi tedavileri uyguluyorsunuz Hocam, onu biraz daha açabilir miyiz?
ABDULKADİR KOÇER: Migrende bir de aura diye bir kavram var. Türkçe nasıl ifade edilir, şöyle söyleyeyim; migren atağının geleceğini haber veren bir takım belirtiler vardır. Bazı migren hastaları konuştuğunuzda derler ki; atağım gelmeden önce bir gözümde görmeme oluşuyor. Ve ya birisi derki; işte şimşekler çakıyor, zikzaklar geçiyor vs. şeklinde. İşte bu bahsi geçen migren aurası mevcut olan hastalarda bu tür şikayetler olup arkadan migren atağı yaşayan hastalarımızda mümkün olduğu kadar görme problemine eşlik edip etmediğine, dengesizlik problemine eşlik etmediğine, bir baş dönmesi olup olmadığına dikkat etmemiz gerekiyor. Eğer bu ve benzeri bir takım şikayetler de eşlik ediyorsa o zaman vazokonstriksiyon yapan yani damar daralmasına yol açan ilaçları mutlaka tercih etmemek lazım. Çünkü bunlar daralmayı provoke ederek az önce bahsettiğimiz iskemi veya benzeri olaylara yol açabilir. Eğer aurası yoksa, bahsettiğimiz şikayetleri yoksa bu hastalarda ilk metodumuz bizim basit ağrı kesiciler. Hani hepimiz belki kulak ardı ediyoruz ama açıkçası bence migren atağına en etkili tedavilerden bir tanesi aspirin. Eğer mide şikayeti yoksa bir hastanın alabileceği zaten çok rahatlıkla da ulaşabileceği bir ilaç. Cebinde taşıyabilir çok rahatlıkla. Aspirini de etkili dozlarda kullanmak lazım. Bazen hastalarımız bize geliyor, ben diyorum ki; sana aspirin vereceğim ya da size yine piyasada çok rahatlıkla bulduğunuz parasetamol isimli ilaçlar vardır, bunlardan birisi vereceğim. Hocam, ben onları kullandım bana hiç fayda etmiyor diyor. Halbuki kullanmıştır ama nasıl bir kullanmadır? İşte bir tane almıştır. Halbuki tıpta bir çok çalışma yapılıyor ve bu çalışmaların temel hedeflerinden birisi de doğru ilacı tespit etmek ve doğru dozda kullandırmaktır hastaya. Doğru, siz bir ilaç tespit etmişsiniz ama bu ilacı etkili dozda kullanmamışsınız ki. İşte o anda biz hastayı o konuda ikna etmeye çalışıyoruz. Ve inanın eğer hafif ya da orta şiddette bir migren ağrısıyla karşı karşıyaysak etkili dozda kullanılacak bir aspirin veya etkili dozda kullanılacak bir parasetamol kesinlikle fayda ediyor. Onun yerine şu an yeni piyasaya çıkan bir takım migren ilaçları var ki hem ulaşması zor hem oldukça pahalı ilaçlar. Veya botoks diye bir ilaç enjeksiyon, bu da çok pahalı bir seçenek.
PINAR AKKAŞ: Peki etkisi oluyor mu botoksun?
ABDULKADİR KOÇER: Kesinlikle etkisi var. Ama mümkün olduğu kadar son tercih olarak kullanmak lazım. Çünkü botoksla alakalı tetik noktaları tespit ettiğimiz yerlerde yaptığımız enjeksiyonlar, botoks enteresan bir ajan, sadece bunduğu kasa değil o kas çevresindeki diğer dokulara da çok hızla yayılabiliyor. Dolayısıyla özellikle günlük yaşantıda estetik amaçlı olarak bu işi yaptıran bayanlarda zaman zaman görmüşsünüzdür göz kapakları düşer vs. Gerekçesi bu çünkü. Yapan arkadaş her ne kadar botoksu farklı bir yere yapsa da dokular altında çok rahatlıkla yayıldığı için diğer dokulara da sirayet edip oradaki kasların da gevşemesine yol açabiliyor. O yüzden botoksu biz daha çok kronikleşmiş migren ağrısı olan, artık baş edilemez bir noktaya gelmiş, diğer ilaçları kullanmakta sıkıntısı varsa bir hastanın o noktada tercih ediyoruz.
PINAR AKKAŞ: Küme tipi baş ağrılarını sormak istiyorum, onları biraz tarif eder misiniz?
ABDULKADİR KOÇER: Şimdi küme tipi baş ağrıları da migren türü baş ağrıları sınıfı içerisinde yer alır. Yani damarla alakalı yine bir takım problemlerin orada meydana gelen bir enflamasyonun tetiklediği ağrılar olarak kabul edilir. Migrene benzerdir ağrı tipi. Yerleşimi ve lokalizasyonu da çok benzerdir ama migrenden farklı olarak otonom semptomlar adını verdiğimiz bir göz yaşarması, gözde kızarma, burunda akıntı veya burunda tıkanıklık benzeri bu tir şikayetler de olabilir bu tür hastalarda. Ve yine migrenden farklı olarak bunların süresi daha kısadır. Migren en az 3 saat sürüp daha uzunca günleri işgal edebilen bir ağrıyken küme tipi baş ağrıları daha çok dakikalar, bazen 3 saate kadar uzayan ataklar şeklinde gelebilir.
PINAR AKKAŞ: Migrene göre daha mı ağrılı?
ABDULKADİR KOÇER: Daha kısa, migren gibi ağır ağrı yapan ağrılardan kabul edilir. Şiddetli ağrı yapan bir tablodur. Daha kısa sürelidir ve yine migrenden farklı olarak belli kümeleşmeler gösterir. O yüzden işte küme tipi baş ağrısı adını veriyoruz buna. Kümeleşme derken, mevsimsel özellik yıllardır hep tartışılmakla birlikte belki daha basit bir ifadesiyle şöyle söyleyebilirim; başladığı an diyelim 15-20 gün, bir ay hastanın hayatını işgal eder sonra ortadan kalkar gider. Sonra beklemediğiniz bir anda tekrar 15-20 gün süren ataklar halinde gelebilir. Yine ona klasik bir özellik olarak bazen geceleri aynı saatlerde kaldırdığına dair yazılar da var. Fakat bizim asıl bildiğimiz migrene benzeyen bir baş ağrısıdır, kısa sürelidir ve böyle kümeleşme gösterdiği için de böyle bir isim almıştır. Tedavisinde migren benzeri ilaçlar, migren tedavisinde kullandığımız ilaçlar da bunlarda etkilidir. Onun dışında yine kullandığımız bir takım ilaçlarlar var hekime danışılarak alınması uygun olacaktır.
PINAR AKKAŞ: Peki yaş faktörü ya da cinsiyet bayan ve erkeklerde bir ayrımı var mı? Erkeklerde daha mı fazla görülüyor küme tipi baş ağrıları?
ABDULKADİR KOÇER: O çerçeveden bakarsanız evet. Migren türü baş ağrılar veya gerilim baş ağrıları bayanlarda çok daha fazla görülürken nedenini çok bilmediğimiz biçimde bu daha çok erkeklerde görülüyor.
OKTAR BABUNA: Migrende kullanılan tedavilerde bazen sara ilaçları veya tansiyon ilaçları ACE inhibitörü gibi ilaçlar da kullanılabiliyor, etkili mi bunlar? Yani önlenmesinde mi kullanılıyor yoksa atak durdurmada mı?
ABDULKADİR KOÇER: O tamamen koruyucu tedavide kullanılıyor. Profilaksi ismini verdiğimiz genelde kullandığımız ajanlar bunlar. Biliyorsunuz mekanizmaları hiçbir şekilde çok açık bilinmiyor. Biz her ne kadar bir enflamasyon, beyin sapında tetikleyici jeneratör olduğundan vs. bahsetsek de net olmayan bu mekanizmalar içerisinde bildiğimiz bir şey var ki ilaçların büyük bir kısmı zaten bu sinyal ileticiler vasıtasıyla etki eden ilaçlar. Özellikle işte o antiepileptikler yani sara ilaçları bu sinyal ileticiler üzerinde, sinyal ileticilerle ilişkili mekanizmaya sahip ilaçlardan bir tanesi zaten. Ve bunlar arasında şu an son zamanlarda bir ajan çok popüler. Vücutta aynı zamanda diüretik etkisi de olan bir ajan bu. Ama işte mekanizmasını bilmemekle beraber gerek deneysel çalışmalar gerekse klinik çalışmalar sonrasına hakikaten migren hastalarının ataklarını azalttığını biliyoruz. Kullandığımız ajanlardan biri. Ama hiçbir ajan çok masum değil. Bu ilacı bile başlarken bir takım şeyleri çok dikkate almak lazım. Mesela ürik asitle alakalı taş oluşumuna neden olduğuna bilmek lazım. Ürik asit miktarını arttırdığını bilmek lazım. Dolayısıyla gutu olan veya bir böbrek problemi olan hastalarda mesela verirken çok dikkatli olmak lazım. O nedenle yani hekim arkadaşlara hem hastalara bu konularda bu ilaçlara başlandığında takip sürecinde çok dikkatli yaşamalarını öneriyorum. Yani aman verdim ben bu hastaya artık gitsin değil. Yani hastalara ait onlarda oluşabilecek yan etkileri gözlemlemek hekim olarak sizin boynunuzun borcu. Hasta da eğer en ufak bir şekilde bunlarla alakalı bir problem yaşadığını hissediyorsa mutlaka tekrar hekimine dönüp yeni bir ilaç düzenlemesini talep etmeli. Benzeri biçimde belki beta bloker dediniz, Amerikan Akademisi tarafından da A grubu kanıtla desteklenmiş gerçekten en etkili ilaçlardan bir tanesi. Bizde açıkçası kliniğimizde bir kontra endikasyon yoksa, en önemli kontra endikasyon astım yani kronik opsiktif akciğer hastalıkları dediğimiz akciğerle alakalı bir takım problemler varsa bu tür hastalarda çok dikkatli kullanılması gereken ilaçlardan birisi. Bir diğer şey de kalp ritmiyle alakalı. Eğer kalp ritmi çok yavaş çalışan bir hastaysa yine beta bloker kullanırken çok dikkatli olmak lazım.
OKTAR BABUNA: Hangi vitaminlerin veya elementlerin faydası var tedavisinde?
ABDULKADİR KOÇER: Şimdi magazinsel olarak çok meşhur bu vitaminler ve bitkiler. Çünkü televizyonda her gün onlarca insan ne yaptıklarını bilmediğim, çıkıyorlar bir takım vitaminlerden, elementlerden bahsediyorlar. Şimdi o çerçeveden bakınca açıkçası kesinlikle faydalı diyebileceğiniz bilimsel kanıt konulmuş olan vitamin D var. Yani vitamin D de enteresan, son 5 yılın çok popüler bir vitamini. Hangi şeye baksanız başınızı çevirseniz multiple sekleroz D vitamin diyorlar, pankinson hastalığında vitamin D diyorlar, vitiligo da onu diyorlar. Acaba gerçekten bir firmanın inb üflemesi midir gerçek bir hakikat midir kafam karışık açıkçası bu noktada. Vitamin D dolayısıyla bir çok makalede de vitamin D denildiği için bazen hastalarımıza açıkçası eğer halsizliği olduğunu düşünüyorsak, çok yorgunsa, stresle baş etme konusunda mutlaka değişik metotlar da araştırıyorsam bir hastada vitamin D düzeyine baktırıyorum. Eğer düşükse vitamin D takviyesi de yapıyorum o hastalarda. Onun dışında verdiğimiz, şunu söyleyebilirim ben kendi açımdan diyorum ya, bu artık çığırından çıktı, çok suiistimale açık bir mevzu. Kesinlikle ben hastamın eğer anemisi olduğuna çok yoğun gerginlik ve yorgunluk şikayeti olduğuna inanmıyorsam vitamin takviyeleri çok düşünmüyorum. Ama hastamın kronik bir hastalığı var, aşırı bir yorgunluk tarifliyorsa işte o zaman vitamin düzeylerine baktırarak mutlaka vitamin takviyesi yapıyorum çünkü hem migrende, hem gerilim baş ağrısında hatta onu bırakın bence tüm hastalıklarda temel felsefe şu olmalıdır; vücut ne kadar dingin olursa, kendinde olursa hastalıkla baş etme gücünüz o kadar fazla olur. Vücudun kendinde olmasının temel ölçüsü de bence direncinin yüksek olması. Vitaminler de dirençle alakalı. Eğer bizim göz önünde değerlendirebileceğimiz bir takım noktalarsa bu konuları araştırıp takviye etmek faydalı olur mutlaka. Vitamin C belki, mesela vitamin c ile ilgili aspirinle birlikte olan preparatları var piyasada. Vitamin C içeren aspirin preparatlarının mideden daha iyi emildiğini biliyoruz. Mesela ağrıyı daha hızlı keseyim derseniz vitamin C içeren aspirin preparatını alabilirsiniz. Ya da bir barda içerisine limon sıkarak diğer bahsettiğim ajanlardan herhangi birisini içebilirsiniz.
PINAR AKKAŞ: Migren yaş ilerledikçe azalır mı ya da geçer mi? Böyle bir araştırma var mı?
ABDULKADİR KOÇER: Migren zaten biliyorsunuz çocukluk çağında çok sık rastlamadığımız, çocuklarda da var mutlaka ama daha çok ergen ve orta yaş grubunun hastalığı. Hakikaten literatür çalışmaları onu ortaya çıkarıyor, ilerleyen yaşla birlikte ortadan kalkıyor. Kimilerinde kalkmıyor, kalkmama gerekçesi de işte migren kronikleşmiş artık migrene bağımlı bir halde yaşayan, yani ilaç bağımlılığından da vazgeçtiniz, migreni hayatının felsefesi haline getiren bir sürü hastalarımız da var. Bunlar da maalesef belli yaştan sonra da devam edebiliyor. Ama genel olarak dediğiniz şekilde söylenebilir. Migren zaman içerisinde kendiliğinden ortadan kalkan bir hastalık istatisyen olarak ortaya konmuş durumda bu.
OKTAR BABUNA: Nörolog arkadaşlar B 12, B vitamini enjeksiyonlarını haplarını bel ağrılarında bazı ağrılarda kullanıyorlar. Faydalı da oluyor hakikaten, duyduğumuz çok kişi var. Migrende de faydası var mı böyle?
ABDULKADİR KOÇER: Bahsettiğiniz ajanlar özellikle B vitaminiyle alakalı anksiyete konusunda da çok sayıda araştırmalar yapılmış. Artı vücuda direnç verdiği için hasta kendini çok iyi hissediyor mutlaka bu ilaçları aldığında. Yani gerilim baş ağrısı olan insanlarda bilhassa vitamin takviyelerini bu tür enjeksiyonları faydalı olduğuna dair bir takım yazılar var. Ama böyle bizim genelde bilim adamlarının klasik bir yaklaşımı vardır. İşte efendim bu eğer laboratuardan çıkmamışsa artık kronik hastalıklar tarafından da çok sayıda hastanın üzerinde denenmişse biz açıkçası dikkatli yaklaşmayı tercih ederiz ona. Çünkü bilim adamı olarak bizim yapmamız gereken odur. O çerçeveden bakınca benim okuduğum kitaplarda en azından migren atağının tedavisi olarak bu yapılır şeklinde bir şey görmedim bununla alakalı. Ama mantık süzgecinden geçirdiğimde işte stresle alakalı falan faktörleri organize etme, hastanın kendini iyi hissetmesi vücudun direncini sağlaması açısından mutlaka faydası oluyor. Çünkü bazen o tür metotlarla piyasadaki bir çok nörolog arkadaş tercih edebiliyorlar. Orta yaşın üstünde hasat bir bayan gelmiş, kapı kapı dolaşıyor ama bir türlü çare bulamamış. İşte bu tür hastalarda verilen bir takım ilaçlar vücudun direncini biraz kendine getirdiği için çok hora geçiyor açıkçası. Hasta, işte gözüm açıldı, kendimi çok iyi hissediyorum diyebiliyor. Ama bu gerçek bir tedavi metodu değil bence.
OKTAR BABUNA: Peki cerrahinin rolü var mı migren tedavisinde baş ağrılarında?
ABDULKADİR KOÇER: Şimdi migrenle alakalı direk bir cerrahi metot yok açıkçası. Ama dolaylı olarak migren atağı geçiren insanlardan bir kısmında kalpte delikler tespit edilmiştir. Bu bir zamanlar çok popülerdi şimdi biraz rastlantısal olduğuna inanıyoruz açıkçası veya yapılan cerrahi metotlar sonrasında migren ataklarında tam geçmediklerini gördüğümü için acaba gerek yok mu bu tedavilere diye düşünüyoruz. Yani o deliğin kapatılması şeklinde kardiyolojik bir takım yaklaşımlar zamanında yapıldı ve halen de yapılmaya devam ediyor koruyucu tedavi olarak.
OKTAR BABUNA: Nöro Stimülatörler kullanılıyor mu?
ABDULKADİR KOÇER: Nöro Stimülatörler kullanılıyor. Bunlar hiç biri bilimselliği ortaya konmuş değil. Çünkü vakıa bazında takdimler bunların büyük bir kısmı. Bir yanda şöyle düşünün; bir ilaç yüzlerce binlerce insana uygulanmış ve faydası gösterilmiş. Öbür tarafta ise 5-10 tane uygulama var ve bunun neticeleri bize takdim edilmiş. Bence şu an için yine geleneksel metotları çok fazla terk etmemek lazım.
PINAR AKKAŞ: Hocamız her anlamda çok detaylı tedavilerini, yöntemlerini anlaşılır anlattı. Çok teşekkür ederiz.
ABDUKLADİR KOÇER: Ben teşekkür ederim.
OKTAR BABUNA: Muhteşem bir yaratılış var. Allah çok kompleks çok güzel yaratmış, maşaAllah üstün sanatıyla. Özel olarak da hastalıklar yaratılmış dünyaya bağlanmamak için. Hakikaten mesela söylediniz, işte damar daralması oluyor, damar genişlemesi oluyor, baş ağrısı oluyor. Bir ilaç veriyorsunuz tam etki mekanizması bilinmiyor. Çünkü çok kompleks mekanizmalar rol oynuyor. Allah dilese hastalıksız da yaratabilirdi ama mükemmel bir yaratılış var onun sanatında gösteriyor bize.
ABDULKADİR KOÇER: Zaten o toplumdaki bir çok olaylarda çok rahatlıkla hissedebilirsiniz onu. Sürekli sağlıklı olduğunuzda veya sürekli güzel şeyleri yediğinizde bir süre sonra onda ülfet meydana gelir. Yani bazen bir takım sıkıntılar olsun ki o güzelliğin farkına varalım. Herhalde muhtemeldir ki hastalık da bu çerçevede ele alınabilir belki.
OKTAR BABUNA: Tabii, çok büyük hayırları var, Allah’a yakınlığını artırıyor, dua ettiriyor, inşaAllah.
ABDULKADİR KOÇER: Mesela bazen hastalarımız, bu ağrı niye var ki, Allah niye yarattı ki diye böyle çok yanlış ifadelerde de bulunabiliyorlar. Ama o noktada şunu kabul etmek lazım, aynı zamanda vücudun korunma mekanizması alarm mekanizması. Yani bir apandisit ağrısı olmasa hissetmiyorsunuz. Ağrınız olduğu an müdahale ediyorsunuz ve kendinizi kurtarıyorsunuz. Benzeri biçimde bir karın ağrısı vasıtasıyla bir karın bölgesinde bunan belki bağırsaktaki urun farkına varıyorsunuz. O nedenle ağrı her zaman için rahatsız edici bir duyum olmaktan ziyade beklide sizin bir hastalığın teşhisi için size çok önemli bir ip ucu. O çerçeveden de bakmak lazım belki ağrı kelimesine.
PINAR AKKAŞ: Hocam, programımızın sonuna geliyoruz. Bitirmeden önce izleyenlerimize ilave etmek istediğiniz bir şey var mıydı?
ABDULKADİR KOÇER: Çok teşekkür ediyorum birlikte güzel bir saat geçirdiğimizi düşünüyorum.
PINAR AKKAŞ: Biz çok teşekkür ediyoruz.
OKTAR BABUNA: Biz teşekkür ederiz.
Bir Yaşam ve Sağlık programının daha sonuna geldik. Çok değerli bir konuğumuz vardı. Prof. Dr. Abdulkadir Koçer Beyefendi Nöroloji uzmanı. Gelecek hafta yine uzman bir hekimle beraber olmak üzere herkese iyi geceler diliyoruz.
http://a9.com.tr/izle/175773/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---17-Bolum---Prof-Dr-Abdulkadir-Kocer-Noroloji-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500