Cahiliye denildiğinde çoğu insanın aklına İslam öncesi Arap toplumunun yaşadığı dönem gelir. Oysa cahiliye yalnızca tarihsel bir dönemin adı değildir. Kuran'da cahiliye, Allah'ın bildirdiği doğru ölçülerden uzaklaşan, insanın kendi nefsini, arzularını, geleneklerini veya toplumun değer yargılarını ölçü haline getirdiği anlayış ve davranışları da ifade eder. Bu nedenle cahiliye geçmişte kalmış bir toplum biçimi değil, insanın imanla bağdaşmayan bazı özelliklerinde bugün de ortaya çıkabilen bir anlayıştır.


Müminin ayırt edici vasıflarından biri cahiliyeye benzememesidir. İman insanın hayatını Allah'ın bildirdiği ölçülere göre şekillendirmesini gerektirir. İnsanların değer verdiği şeyler ile Allah Katında değerli olan şeyler her zaman aynı değildir. Toplumda üstünlük göstergesi kabul edilen bir özellik, Allah Katında hiçbir değer ifade etmeyebilir. Buna karşılık insanların önemsemediği bir güzel ahlak özelliği, Allah Katında insanın değerini yükseltebilir.

 


Cahiliye anlayışında insanın değeri çoğunlukla sahip oldukları, ailesi, çevresi, gücü, görünüşü veya toplumdaki konumu üzerinden belirlenir. Cahiliye ahlakında insan başkalarından daha zengin, daha güzel, daha güçlü veya daha itibarlı olduğunu düşündüğünde kendisini üstün addeder. Böyle bir anlayışta insan, yalnızca sahip olduğu şeylerden yararlanmakla kalmaz, bunları kendisine bir üstünlük payesi olarak görür.


Bu anlayış günlük hayatta çok sıradan görünen bazı davranışlarda da ortaya çıkabilir. Örneğin bir insanın maddi durumuna bakarak onunla arkadaşlık edip etmeyeceğine karar vermek, giyimine veya yaşadığı eve bakarak onun hakkında hüküm vermek, bir insanı mesleği ya da toplumdaki konumu nedeniyle küçümsemek cahiliye ölçülerinin yansımaları olabilir.


Böyle bir anlayışa sahip olan kişi, kendisini diğer insanlardan farklı ve üstün bir yerde görmeye başlayabilir. Bazı insanları kendi çevresine veya bulunduğu ortama yakıştırmaz, kendisiyle aynı düzeyde görmez. Kendi imkanlarını, başarılarını veya yaşam biçimini öne çıkararak değerini bunlar üzerinden göstermeye çalışabilir. Başkalarının sahip olduklarını küçümserken kendi sahip olduklarını daha önemli ve değerli görmesi, bu anlayışın günlük hayattaki yansımalarından biridir.


Kuran ise insanın bu şekilde kendisini üstün görmesini doğru bulmaz. Lokman Suresi 18. ayette şöyle bildirilir:

“İnsanlara yüzünü çevirip küçümseme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseyi sevmez.”

Bu ayette dikkat çekilen davranışlar yalnızca belirli bir hareket biçimi değildir. İnsanları küçümsemek, kendini beğenmek ve sahip olduğu özelliklerle övünmek aynı anlayışın farklı görünümleridir. İnsan kendisini başkalarından üstün gördüğünde, doğal olarak bazı insanları daha aşağıda görmeye başlayabilir. Hucurat Suresi 11. ayette insanların birbirleriyle alay etmemeleri ve birbirlerini küçümsememeleri emredilir:

“Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin; belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdır.”

Cahiliye alışkanlıklarının bir başka göstergesi de gösteriş yapma ve övünme eğilimidir. Cahiliye ahlakında insan sahip olduğu şeyleri yalnızca kullanmak için değil, başkalarına kendisini göstermek için önemser. Giyimi, evi, arabası, çevresi, imkanları veya yaşam biçimi onun için birer üstünlük göstergesine dönüşebilir. Burada mesele sadece güzel şeylere sahip olmak değildir. Cahiliye insanı, sahip olduğu şeylerle kendi değerini başkalarına kanıtlamaya çalışır.

 


Böyle bir insan konuşmalarında da kendisini ve içinde bulunduğu çevreyi diğer insanlardan farklı ve üstün göstermeye çalışır. Sıradan gördüğü şeyleri küçümser, kendi yaşam biçimini daha seçkin ve değerli gösterir. İnsanların tercihlerini, gittikleri yerleri, giyimlerini veya sahip oldukları imkanları değerlendirirken sürekli bir üstünlük ölçüsü kullanır. Kendisini doğrudan övmese bile, kullandığı ifadelerden kendisini diğer insanlardan ayrı bir yerde gördüğü anlaşılır.


Bazen de sahip olduğu imkanlardan söz ederken bunları karşısındaki kişiye kendi üstünlüğünü hissettirecek şekilde ifade eder. Kullandığı eşyaların, gittiği yerlerin veya sahip olduğu imkanların daha kaliteli ve seçkin olduğunu özellikle vurgular, sıradan gördüğü şeyleri küçümser. Böylece sahip oldukları yalnızca hayatını kolaylaştıran veya kendisine sunulmuş nimetler olmaktan çıkar, başkalarından daha değerli olduğunu göstermenin bir aracına dönüşür.


Kuran, insanların dünya hayatındaki imkanlarını bir üstünlük yarışına çevirmelerine dikkat çeker. Hadid Suresi 20. ayette şöyle buyurulmaktadır:

“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve mal ve evlatlarda bir çoğalma yarışıdır...”

Bu ayet, insanın sahip olduğu imkanları bir üstünlük ve övünme aracına dönüştürmesinin cahiliye anlayışının bir yansıması olduğunu göstermektedir. Bu nedenle mümin için asıl önemli olan, neye sahip olduğu değil, sahip oldukları karşısında mümin tavrı göstermesidir. Zengin olabilir ama zenginliğiyle insanları küçümsemez. Güzel olabilir ama güzelliğini başkalarına üstünlük sebebi olarak görmez. İyi bir eğitim almış olabilir, başarılı olabilir, toplumda saygın bir konuma sahip olabilir, fakat bunların hiçbirini kendisini başkalarından üstün görmenin gerekçesi haline getirmez.


İnsanlara statülerine göre davranmak da cahiliye tavrının bir göstergesidir. Bir kişinin makamı veya maddi gücü karşısında son derece saygılı davranırken, kendisine hizmet eden veya toplumda daha düşük bir konumda gördüğü bir insana kaba davranmak, insanlara gerçek değerleri üzerinden değil, sahip oldukları konuma göre değer vermektir. Oysa mümin, karşısındaki insanın makamına değil, insan oluşuna bakar. Kendisine herhangi bir fayda sağlayamayacak durumda olan bir insana nasıl davrandığı, onun imanının ahlaki yansımalarındandır.

 


Kehf Suresi'nde anlatılan iki bahçe sahibi insanın sözleri bu konuda dikkat çekicidir. Kendisine verilen nimetler sebebiyle diğerinden üstün olduğunu düşünür ve “Ben mal bakımından senden daha zenginim ve insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm” der. (Kehf Suresi, 34) Burada sahip olunan imkanlar, kişinin kendisine verdiği değerin ölçüsüne dönüşmüştür.


Mümin ise sahip olduklarının Allah tarafından kendisine verildiğini bilir. Bu nedenle nimet onda kibir ve üstünlük duygusu değil, Allah'a karşı şükran duygusu meydana getirir. Sahip olduğu şeyler, kendisini değerlendirdiği temel ölçü haline gelmez. İman ile cahiliye arasındaki önemli ayrımlardan biri de burada ortaya çıkar. Cahiliye insanı kendisini başkalarıyla kıyaslayarak üstünlük kazanmaya çalışırken, mümin kendisini insanlarla kıyaslayarak değer aramaz. Onun hayatında sürekli bir üstünlük gösterisi, beğenilme çabası veya başkalarını küçümseme ihtiyacı da bulunmaz. Gösteriş yerine samimiyeti, üstünlük yerine güzel ahlakı, övünmek yerine Allah'a şükretmeyi tercih eder. Çünkü Kuran'ın bildirdiği gerçek ölçü çok nettir:

“Şüphesiz Allah Katında sizin en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır.” (Hucurat Suresi, 13)

Allah'a aşkla bağlı olan müminler, cahiliyenin ölçülerinden uzaklaşmış, değerlerini insanların bakışında değil, Allah Katında arayan insanlardır. Onlar, Allah'ın men ettiği tavırları üzerlerinde taşımaktan hicap duyarlar. Allah'ın beğenmediği bir davranışı gerçekleştirmek istemezler; O'nun hoşnut olduğu ne varsa büyük bir özenle hayatlarına geçirmek isterler. Nitekim ruhları Kuran ahlakı ile öylesine bütünleşmiştir ki, cahiliyeye ait tavırlar onlara çok yabancı gelir. Bir an için hataya düşseler bile bunu sürdürmek istemezler ve derhal kendilerini düzeltmeye yönelirler. Kalpleri Allah'ın sevdiği güzelliklere yönelmiş, hayatları da bu sevginin izlerini taşımaya başlamıştır. Onlar için en büyük güzellik, insanların gözünde üstün görünmek değil, Allah'ın rızasını ve sevgisini kazanabilmektir.