Tarih boyunca hak dini tebliğ eden peygamberler ve onun yolundan giden müminler, çeşitli engellemeler, iftiralar ve baskılarla karşı karşıya kalmışlardır. Kuran’da bildirildiği üzere, bu engellemelerin ardında çoğunlukla Kur’an’ın getirdiği adalet ve ahlak anlayışı karşısında siyasi güçlerini, ekonomik ayrıcalıklarını ve toplumsal statükolarını kaybetme endişesi taşıyan liderlerin kibri ile aklını kullanmayı reddederek atalarının yolunu sorgulamadan takip etmekte ısrar eden toplumların taassubu yatmaktadır. Allah, Kuran’da geçmiş kavimlerin başına gelenleri ve iman edenlere karşı kurulan tuzakları detaylı şekilde anlatarak, bu olayların müminler için her dönemde tekrarlanan bir imtihanın olduğunu bildirmektedir.

Peygamberlerin döneminde yaşayan firavun karakterleri, Kuran’da hak dine karşı çıkanların psikolojisini, davranış biçimlerini ve kullandıkları yöntemleri en çarpıcı şekilde temsil eden örneklerdendir. Onun şahsında, Allah’ın yolunu engellemeye çalışanların ortak özellikleri, kullandıkları yöntemler ve bu düzenlerin nihai akıbeti gözler önüne serilmektedir.
Bu yazıda, Kuran ayetleri ışığında Firavun’un karakteristik özellikleri ve bu özelliklerin tarih boyunca hak dine karşı kurulan engellerde nasıl tekrarlandığı detaylı şekilde ele alınmaktadır. Aynı zamanda, iman edenlerin bu tür engellemeler karşısında nasıl bir sabır ve kararlılık göstermeleri gerektiği de Kuran’dan örneklerle açıklanmaktadır.
Allah Tevbe suresi 9. ayette tebliğ edilen hak dinin yayılmasına kendilerince engel olmaya çalışanların olacağı şöyle haber vermektedir: “Allah'ın ayetlerine karşılık az bir değeri satın aldılar, böylece O'nun yolunu engellediler. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.” Ayette “az bir değeri satın aldılar” vurgusu asıl menfaat sağlayanların engelleme peşinde olanların olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Engellemeler ve iftiralar karşısında Allah’ın dinini tebliğ edenlerin nasıl bir tavır göstermeleri gerektiği de “...onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler” (En’am Suresi, 34) ayeti ile haber verilmiştir.
Kuran ayetlerinde tarih boyunca iman edenlerin imtihanlarının benzer olduğunun açıklanmasının yanında onları engelleyip düşmanlık edenlerin de benzer yönleri olduğu şöyle haber verilmektedir:
Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar, böylece Allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi. Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Al-i İmran suresi, 11)
Yukarıdaki ayette bahsi geçen firavun müstakil bir kişilik olmakla birlikte, Kuran’daki ayetlerde açıklanan davranışları, konuşma üslubu ve tutumu ile iman edenlere düşmanlık edenlerin genel karakterini tanımlamaktadır. Firavunun Kuran’da bildirilen karakteristik özellikleri şunlardır:

İman Edenlere Zulmetmesi
Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı. (Mü’minun Suresi, 47)
Makam Kaybetme Korkusu ve İnatlaşma
Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler. (Yunus Suresi, 78)
Kibirli ve Zorba Olması
"Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen-zorba' bir topluluktu." (Mü’minun Suresi, 46)
Kibirli Ayrıştırıcı ve Zalim Olması
Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. (Kasas Suresi, 4)
Önyargılı ve Laf Anlamaz Olması
(Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?" Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir." (Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?" Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." (Taha Suresi, 49-52)
İnkâr, İtham ve Küçümseme
Musa, onlara apaçık olan ayetlerimizle geldiği zaman: "Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" dediler. (Kasas Suresi, 36)
İnananları Delilikle Suçlaması ve Hapis ile Tehdit Etmesi
(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir." "Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa). (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." (Şuara Suresi, 27-29)
Hayali İthamlarla Kamuoyu Oluşturması
Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?" (Taha Suresi, 57)
Zalimliğine Destek Olmayanlara Zulüm Yapması
Ve sihirbazlar secdeye kapandılar. "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler. "Musa'nın ve Harun'un Rabbine…" Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı buradan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz." Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim." (A’raf Suresi, 120-124)
Yaptıkları Yüzünden Ülkesinin Afet ve Belalarla Kuşatılması
Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkâr bir kavim oldular... (Araf Suresi, 133)
Firavunun Zulmünün Zirvesindeyken Helak Edilmesi
Firavun, uzun yıllar boyunca Hz. Musa’yı davasından vazgeçirememiş, onun insanları hak dine çağırmasını engelleyememiştir. Gösterilen açık delillere rağmen inkârında diretmesi, içindeki kin ve öfkeyi daha da büyütmüştür. Özellikle Hz. Musa ve beraberindeki iman edenlerin hicret ettiğini öğrendiğinde, bunu kendi otoritesine karşı büyük bir meydan okuma olarak görmüş ve onları tamamen yok ederek mücadelenin sona ereceğini düşünmüştür. Bu amaçla bütün gücünü ve ordusunu kullanarak peşlerine düşmüş ve bu yöntemle galip geleceğine inanmıştır. Ancak Firavun’un fark edemediği önemli bir gerçek vardır; o da başkaları için tuzak kurduğunu zannederken, Allah dilediğinde onu kendi kurduğu düzenin içine düşürmesidir. Nitekim Firavun da kibri, zulmü ve körleşmiş öfkesi nedeniyle Allah’ın kendisi için hazırladığı sona doğru sürüklenmiştir. Kur’an’da bu olay detaylı olarak şu şekilde bildirilmektedir:
Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur;" "Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler." "Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi). Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık; Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da. İşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık. Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler. (Şuara Suresi, 53-61).
Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. (Yunus Suresi, 90-91)
Firavun’un Karakteri ve Hikâyesi Sadece Geçmişe Ait Bir Olay Değildir
Firavun’un hayatı ve kurduğu düzenler, yalnızca tarihte yaşamış zalim bir hükümdarın hikâyesi değildir. Kuran’da anlatılan bu olaylar, insanın kibir karşısında nasıl körleşebileceğini, güç ve makamın insanı nasıl zalim hale getirebileceğini göstermektedir. Firavun, sahip olduğu iktidarın kendisini kurtaracağını sandı; insanları korkutarak, baskıyla susturarak ve hileli yöntemlerle gerçeği engelleyebileceğini düşündü. Ancak sonunda anlaşıldı ki, insan ne kadar güçlü görünürse görünsün Allah’ın iradesinin karşısında acizdir ve Allah’ın onun için hazırladığı ince plan karşısında çaresizdir.

Firavun’un en dikkat çekici yönlerinden biri, kendisine defalarca açık deliller gösterilmesine rağmen gerçeği kabul etmemesidir. Çünkü mesele bilgi eksikliği değil, kibirdir. Firavun gerçeği gördüğü halde onu kabul etmek istememiştir. Bugün de insanların bir kısmı aynı tavrı sürdürmektedir. Menfaatleri zarar göreceği için hakikati görmezden gelenler, inanlara zulmedenler, Allah adına ortaya çıktığını iddia etse de zulüm ve kibirleri ile insanları Allah’ın yolundan uzaklaştıranlar her dönemde var olmuştur.
Öte yandan, Firavun’un kurduğu düzen ilk bakışta güçlü göründüğü açıktır. Orduları, hazineleri, sarayları ve emrindeki insanlar vardı. Buna karşılık Hz. Musa’nın yanında ise sayıca az, zayıf bir topluluk bulunuyordu. Fakat Firavunun sonunun helak olmasında da görüldüğü gibi belirleyici olan sayı, güç veya makam değil; Allah’ın yardımıdır. Denizin kıyısında çaresiz kaldıkları anda Allah müminlere yol açmış, Firavun ise en güvendiği güçleriyle helake sürüklenmiştir.
Firavun’un boğulurken iman ettiğini söylemesi de son derece ibret vericidir. Hayatı boyunca inkâr etmiş, insanlara zulmetmiş, kendisini ilah gibi göstermeye çalışmış; ölümle yüz yüze geldiğinde ise hakikati kabul etmek zorunda kalmıştır. Ancak o anda yapılan iman açıklaması ona fayda sağlamamıştır. Çünkü ölümle karşılaştığı anda korku ve dehşetle mecburen söylenen sözler değil, samimiyetle yapılan teslimiyet önemlidir.
Bu kıssanın içerdiği diğer bir hikmet ise müminlere zorluk dönemlerinde sabır tavsiye etmesidir. Çünkü Allah, peygamberlerin ve iman edenlerin çoğu zaman ağır baskılarla karşılaştığını, yalanlandığını ve eziyet gördüğünü haber vermektedir. Ancak bütün bunlara rağmen onlar sabretmiş, Allah’a güvenmiş ve hak yoldan taviz vermemişlerdir. Kuran’da bildirilen “...onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler...” (En’am Suresi, 34) ayeti, iman edenlerin mücadele ederken karşılaşacakları zorlukların bir imtihan olduğunu göstermektedir. Allah dilediğinde en büyük düzenleri bir anda bozabilir, en güçlü görünen sistemleri hiç beklenmedik şekilde dağıtabilir. Bu nedenle müminin yapması gereken umutsuzluğa kapılmak değil; sabır, metanet ve tevekküldür.
Sonuç olarak; Kuran’da anlatılan Firavun karakteri, yalnızca geçmişte yaşamış bir hükümdarı değil; hakikate karşı kibirlenen, gücüne güvenen ve insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırmaya çalışan anlayışı temsil etmektedir. Hz. Musa’nın mücadelesi ise iman edenlerin kararlılığını, sabrını ve Allah’a olan güvenini göstermektedir. Tarih boyunca değişmeyen gerçek şudur: Hileli düzenler ne kadar büyük görünürse görünsün, sonunda üstün gelen her zaman Allah’ın vaadi ve hakikat olmuştur.


