Müminin hayatına yön veren en önemli hedef, hiç kuşkusuz Allah’ın rızasını kazanabilmektir. Bu yüce hedef doğrultusunda müminler, hayatlarının her anını hayırlı işlerle değerlendirmeye gayret ederler. Kur’an ahlakını yaşayan bir insan için iyilik yapmak, fedakarlık göstermek ve Allah’ın hoşnut olacağı davranışlarda bulunmak derin bir şuurun ve samimi bir imanın tezahürüdür. Bu nedenle müminler, hayırlarda birbirleriyle yarışan, fırsatları kaçırmamaya çalışan ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için sürekli çaba gösteren kimselerdir.
Kur’an’da müminlerin bu üstün ahlakı şöyle müjdelenmiştir.
Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. (Al-i İmran Suresi, 114)
Bu ayet, müminlerin karakterini en güzel şekilde özetler. Müminler yalnızca iyilik yapmakla yetinmez; aynı zamanda iyilikte öne geçmek, en fazlasını yapabilmek ve Allah Katında daha üstün bir dereceye ulaşabilmek için samimi çaba gösterirler. Çünkü hayırlı işlerde öncü olmak, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak, insanın elde edebileceği en büyük nimettir. Bu nedenle samimi müminler, iyiliği ertelemeden yerine getirmeye gayret ederler.
Nitekim Kur’an’da, İslam’ın ilk döneminde büyük fedakarlıklar gösteren müminler de bu yönleriyle övülmüştür. Ayette şöyle buyurulmaktadır:
Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 100)
Şeytanın Erteletme Taktiği Sinsi Bir Tuzaktır

Şeytan, insanın hayırlı bir iş yapmasını doğrudan engelleyemediğinde daha sinsi bir yönteme başvurur: Erteletme taktiği… Bu yöntem oldukça yaygın ve etkili bir tuzaktır. Müslümanı “sonra yaparsın”, “şimdi biraz dinlen, “daha vaktin var” gibi telkinlerle oyalar. Aslında şeytanın amacı çok açıktır: İnsanı Allah’ın yolundan uzaklaştırmak, hayırlı bir işi yapma fırsatını kaçırmasını sağlamak veya en azından bunu geciktirmektir. Çünkü çoğu zaman ertelenen iyilik zamanla unutulup yapılmayabilir ya da kıymeti azalabilir.
Oysa mümin, şeytanın bu tür telkinlerine karşı son derece uyanık olur. Çünkü iyiliği ertelemek zamanla insanın samimiyetini ve ihlasını zayıflatabilecek bir alışkanlığa dönüşebilir. İnsan bazen “nasıl olsa Allah affeder” gibi düşüncelerle bazı hayırları geciktirebilir veya ihmal edebilir. Fakat bu tavır kalbin zamanla katılaşmasına ve duyarsızlaşmasına neden olabilir.
Bu nedenle mümin, kalbinin hassasiyetini korumak için hayırlı davranışları geciktirmemeye dikkat eder. Çünkü insanın kalbi sürekli olarak Allah’a yöneldiğinde canlı kalır; fakat ihmal edildiğinde zamanla duyarlılığını kaybedebilir.
İyilik ancak “sürekli” ve anında yapıldığında makbuldür. Allah, “sürekli olan salih davranışların” Kendi Katında daha hayırlı olduğunu şöyle bildirmektedir:
Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (Kehf Suresi, 46)
Bu ayet, müminler için önemli bir ölçüye dikkat çeker. Asıl değerli olan, ara sıra yapılan iyiliklerden ziyade; süreklilik gösteren, istikrarlı ve samimi davranışlardır. Müminin hayatı bu nedenle sürekli bir hayır arayışı ve fırsatları değerlendirme bilinci içinde geçer.
İnsan Aceleci Yapısını Hayır Yönünde Kullanmalıdır

İnsan yaratılışı gereği aceleci bir varlıktır. Kur’an’da bu gerçek şöyle bildirilmiştir:
İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.
(İsra Suresi, 11)
Ancak mümin bu özelliğini doğru bir şekilde yönlendirmeyi bilir. O, hayır işleme konusunda acele eder; iyiliği geciktirmez ve fırsatı hemen değerlendirmeye çalışır. Fakat yapılan bir iyiliğin sonucunu görmek konusunda sabırlı ve tevekküllü olur. Çünkü bilir ki her şey Allah’ın takdiriyle gerçekleşir ve yapılan hiçbir hayır karşılıksız kalmaz.
Sonuç: Mümin İçin En Güvenilir Rehber Vicdanıdır
Vicdan, insanın içinde Allah’ın doğruyu ilham ettiği çok değerli bir rehberdir. Mümin vicdanının sesini duyduğu anda, nefsinin bencilliğine veya yorgunluk gibi bahanelerine teslim olmadan harekete geçer.
Vicdan, insanı sürekli güzelliğe ve fedakarlığa çağırır. İnsan bazen çok yorgun olabilir, meşgul olabilir veya dinlenmek isteyebilir. Ancak tam da böyle anlarda, karşısına bir hayır işleme fırsatı çıkabilir. Samimi imana sahip bir kişi bu durumu bir yük ya da zorluk olarak görmek yerine ahireti için sunulan büyük bir fırsat olarak değerlendirir. Çünkü yapılan her iyilik, Allah Katında saklanan değerli bir ecirdir.
Bu bakış açısı, müminin yaşamına derin bir anlam ve bereket kazandırır. Çünkü gerçek iyilik, yalnızca insanın canı istediğinde yaptığı bir davranış değildir. Aynı şekilde iyilik, bir lütuf veya keyfi bir tercih de değildir. Gerçek iyilik, Allah’ın emri olduğu için yapılan ve O’nun rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmayı hedefleyen sürekli bir ahlaktır.
Bu nedenle müminin hayatı, iyiliği ertelemeyen, fırsatları değerlendiren ve vicdanının sesine kulak veren bir bilinçle şekillenir. Böyle bir hayat anlayışı ise insana hem dünyada huzur verir, hem de ahirette sonsuz mükâfata vesile olur. Çünkü Allah için yapılan hiçbir hayır kaybolmaz; aksine her biri Allah Katında değerli bir karşılık bulur:
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi,177)


