Günümüzde "tartışma" kavramı, "farklı görüşlerin medeni bir şekilde konuşulması" şeklindeki sözlük anlamını çoktan geride bıraktı. Geçmiş dönemlerde bilimsel veya siyasi meselelerde yalnızca ehil kişiler arasında yürütülen ve bir sonuca ulaşılması beklenen tartışmalar, artık toplumun her kesiminde, her konuda ve çoğu zaman yapıcı olmaktan tamamen uzak bir şekilde yaşanmaktadır. Bilgi sahibi olsun ya da olmasın, herkesin her konuda tartışmaya girmesi, toplumsal huzuru zedeleyen yıkıcı bir alışkanlık haline gelmiştir.

Kuran’da Allah, insanın bu özelliğine şöyle dikkat çeker: "... İnsan, her şeyden çok tartışmacıdır." (Kehf Suresi 54) Bu ifade, tartışmacılığın insanın fıtratında bir eğilim olarak bulunduğunu, ancak bunun Allah’ın razı olduğu bir ahlak biçimi olmadığını gösterir. Çünkü Allah, insanları dinine davet ederken tartışmayı değil, güzel öğüt ve hikmeti esas almalarını emretmiştir:

"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele et..." (Nahl Suresi, 125)

Ne yazık ki günümüzde en basit meseleler bile hızla sert birer çekişmeye dönüşmekte, bu durum insanlar arasında kırgınlıklara ve hatta düşmanlıklara zemin hazırlamaktadır. Tartışma, çoğu zaman şeytanın insanları birbirine düşürmek için kullandığı bir tuzaktır. Bu nedenle Peygamber Efendimiz (sav) de tartışmacılığı asla hoş karşılamamış ve şöyle buyurmuştur: 

"Müminin şanından değildir ki, lüzumsuz yere tartışmaya girsin." (Tirmizî, Birr 58)

Bu hadis, Müslümanların gereksiz tartışmalardan uzak durmaları gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Tartışmanın bu denli zararlı hale gelmesinin temel nedeni, çoğu zaman amacından sapması, kişinin sadece kendi haklılığını ispat etme hırsına bürünmesi ve karşı tarafa mutlak üstünlük kurma arzusudur. Bu konuda Peygamberimiz (sav) şu önemli uyarıyı yapmıştır: "Tartışmacı batıla saptığında, Allah’ın gazabına uğrar." (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 2/236) Tartışmanın batıla kayması, kişinin hem kendisine hem de parçası olduğu topluma zarar vermesine sebep olur.

İslam alimleri de tartışmanın yıkıcı etkilerini görmüş ve müminleri bu tehlikeye karşı uyarmışlardır. Bediüzzaman Said Nursi, geçmişte yaşanan fitnelerin ve tartışmaların gündeme getirilmesinin faydasız ve zararlı olduğunu belirtmiş, bu tür meselelerin konuşulmasını uygun görmemiştir:

"İşte bu gerçektir ki, hakikati gözeten büyük âlimler, başta Dört Büyük İmam ve Ehl-i Beyt’in On İki İmamı olmak üzere Ehl-i Sünnet âlimleri, yukarıda anlatılan hakikate dayanan bu kutsal prensibi kendilerine rehber edinmişlerdir. İslam toplumu içinde, eski zamanlardaki fitnelerden (karışıklıklardan) bahsetmeyi ve bunları tartışmayı doğru bulmamışlar; bunun faydasız ve zararlı olduğunu söylemişlerdir." (Tarihçe-i Hayat / Emirdağ Hayatı, s. 625)

Aynı şekilde Said Nursi bir mektubunda talebelerinin tartıştığını duyduğunda şu tavsiyede bulunmuştur:

"Kardeşlerime tavsiye ediyorum ki, ayrılığa sebebiyet veren münakaşa etmesinler. Yalnız karşılıklı fikir alışverişi suretinde, çekişmesiz karşılıklı konuşmaya alışsınlar." (Lemalar / 16. Lema, Hatime, s.188)

Tartışmanın ancak hak ve adaleti tecelli ettirmek amacıyla, nezih bir üslupla ve ilmi bir derinlikle yapıldığında bir fayda sağlayabilir. Aksi halde, haklı-haksız ayrımı gözetilmeden, sadece baskın gelmek için yapılan tartışmalar, Kuran ahlakına uygun değildir ve titizlikle kaçınılması gereken bir davranıştır. Nitekim Allah, "Kendisine mülk verdi diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi?" (Bakara Suresi, 258) ayetiyle, inkarcıların tartışmacı tavırlarını ibretlik bir örnek olarak gösterir. Bir başka ayette ise müşriklerin Peygamberimiz (sav) ile tartışmaya girdikleri şöyle anlatılır:

"Öyle ki, o inkâr etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: ‘Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir’ derler." (En'am Suresi, 25)

Tartışma, özellikle öfke ve nefisle yapıldığında, hem bireysel hem de toplumsal anlamda büyük manevi zararlara yol açar. Allah, kullarının birbirine karşı yumuşak, affedici ve anlayışlı olmalarını ister. Müminler, aralarındaki anlaşmazlıkları Kuran'ın emrettiği güzel ahlaka başvurarak, saygılı bir üslup ve derin bir hikmetle çözmekle mükelleftirler.

 

 

Bugün medya dünyasına, özellikle de televizyon programlarına baktığımızda, tartışmanın neredeyse bir eğlence unsuru haline getirildiğini görüyoruz. Katılımcılar, çoğu zaman birbirinin fikrini kabul etmiyor, hatta ikna olsalar bile bunu itiraf etmiyorlar. Tartışmalar saatlerce sürüyor, fakat çoğu zaman bir sonuca ulaşılmıyor. Bu tür yayınlar, topluma sürekli tartışmayı ve çekişmeyi telkin ediyor. Siyasetten spora, reality şovlardan yemek programlarına kadar pek çok alanda tartışma, adeta bir norm haline getirilmiş durumda. Bu anlayış, yalnızca ekranlarda kalmıyor, toplumsal yapıyı da tehdit ediyor.

 

Tartışma kültürünün ne kadar yaygınlaştığına günlük yaşamda da şahit oluyoruz. Anne ile kızı arasındaki basit bir kıyafet seçimi, eşler arasındaki sıradan bir yemek konusu, öğretmen ve öğrenciler arasında davranış biçimleri gibi küçük meseleler dahi saniyeler içinde tartışmaya dönüşebiliyor. Bu tür lüzumsuz tartışmalar, çoğu zaman kalpleri kırıyor, insanlar arasında kin ve düşmanlığa neden oluyor, kardeşlik bağlarını zedeliyor ve insanı hakikat yolundan uzaklaştırıyor. Bunun neticesinde evler, okullar, işyerleri, sokaklar ve ekranlar birer tartışma alanına dönüşüyor. Bu durum, toplumsal huzur ve barış için görmezden gelinmemesi gereken büyük bir tehdittir.

Bu nedenle, tartışmacılığın zararları topluma anlatılmalı, medya platformlarında ve diğer toplumsal mecralarda gerekli hassasiyet gösterilerek yapıcı, barışçıl ve anlayışa dayalı bir iletişim kültürü teşvik edilmelidir. Toplumun genel huzur ve güvenliği için, tartışma yerine anlayış, güzel öğüt ve hikmetin esas alınması Kuran ahlakının gereğidir.