Peygamberlerin ve samimi iman edenlerin hayatı çeşitli sınavlar ve zorluklarla doludur. Onlar bu imtihanların büyük bir aşkla bağlı oldukları Rableri olan Allah tarafından kendilerine özel olarak verildiğinin bilincindedir. Kaderlerinde yer alan bu imtihanlar karşısında, Allah’a duydukları derin sevgi dolayısıyla en güzel tavrı sergilemeye gayret eder, böylece Rablerinin hoşnutluğunu kazanmayı ve dünyadaki sevaplarını artırmayı umarlar. Bu sebeple başlarına geleni Allah’ın kendileri için yarattığı bir güzellik olarak görür, O’nun kendileri için takdir ettiği kadere gönül hoşnutluğuyla rıza gösterirler.

Müslümanların karşılaştıkları sınavlardan biri de, Allah ve din düşmanları tarafından karşılarına çıkarılan güçlük ve sıkıntılardır. Ancak onlar bu zorluklar karşısında da huzur ve sükunet içinde olur, başlarına geleni sabırla karşılamayı ibadet olarak görür ve gönülleri mutmain bir şekilde tevekkül ederler.

Müslümanlar zorlu imtihanlar karşısında tevekkül ederek ecirlerini alırken, kalplerinde derin bir kin ve düşmanlıkla onlara karşı mücadele edenler hem bu dünyada hem de ahirette Allah’ın azabıyla karşılaşırlar. Hayatlarını Müslümanlara karşı haset ve öfke içinde geçiren, kendileri gibi olan kimselerle bir araya gelerek salih ve samimi Müslümanlara engel olmaya çalışan bu kişiler, ne kadar uğraşsalar da Müslümanlara zarar veremedikleri gibi, hem dünyada hem de ahirette hiçbir kazanç elde edemezler. Allah Ahzab Suresi 25. ayette bu gerçeğe şöyle dikkat çekmektedir:

Allah, inkar edenleri öfkeleriyle geri çevirdi; hiçbir hayır elde edemeden dönüp gittiler. Allah, savaşta müminlere yetti. Allah güçlüdür, mutlak galiptir.

Allah’a ve dine karşı düşmanlık besleyen, Müslümanlara haset eden, onları engellemeye çalışan ve türlü zorluklarla onlara karşı mücadeleye girişen kimselerin durumu ve akıbeti ayetlerde şöyle haber verilir:

Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)

Onlar bir tuzak kurdular. Allah da (buna karşılık) bir tuzak kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 54)

Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir uyarıcı-korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah’a and içtiler. Ancak onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde, nefretlerinden başkasını artırmadı. (Fatır Suresi, 42)

Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı.
Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: “Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahit olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim.”
Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk.
Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. (Neml Suresi, 48-51)

Ayetlerde işaret edilen, samimi Müslümanlara karşı mutlaka tuzak kurulduğu ancak bu tuzakların Allah tarafından yok edildiğidir.

Şüphesiz Allah, (müşriklerin saldırı ve sinsi tuzaklarını) iman edenlerden uzaklaştırmaktadır. Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez. (Hac Suresi, 38)
Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma. (Neml Suresi, 70)

Tarih boyunca samimi iman eden ve etkili bir tebliğ faaliyeti gösteren her Müslüman, karşısında mutlaka kendisiyle mücadele eden özel bir topluluk bulmuştur. Bu kişiler imanda kararlılık gösteren samimi müminleri hedef alırlar. Bu gerçek her dönemde tekrar eden değişmez bir ilahi kanun olarak varlığını sürdürmüştür.

 

İman Edenlere Karşı Mücadele Edenlerin Özellikleri

İman edenlere karşı mücadele içinde olan insanlar şaşırtıcı şekilde hep aynı özellikleri gösterirler. Bu özellikler Kuran’da ayrıntılı olarak haber verilmiştir. Müslümanlara karşı mücadele eden kişiler dikkat çekici bir biçimde Kuran’daki tariflerle birebir örtüşen davranışlar sergilerler.

 

1. Bütün Maddi İmkanlarını Bu Mücadeleye Harcarlar

Samimi iman sahiplerine karşı mücadele içinde olan bu topluluk, sahip olduğu tüm kazancını bu mücadele için harcamakta, bu konuda gözü dönmüş bir kararlılık göstermektedir. Bu durum Kuran'da şu şekilde anlatılır:

Gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah’ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır. (Enfal Suresi, 36)

Dünyada çok fazla açlık çeken insan vardır. Zor durumda olan, hasta olup ilaç veya para bulamayan, çocuğunu okutacak veya büyütecek imkan bulamayan insanlar vardır. Yukarıda tarifini yaptığımız kişiler, paralarını, bu durumdaki ihtiyaç sahiplerine vermek, hayır işlerine harcamak veya rahat yaşam sürmek yerine, ellerindeki tümünü Müslümanlarla mücadele adına hesapsızca sarf ederler. Bunun sonunda kimi zaman parasız kalır, imkanlarının tümünü tüketirler. Ama tüm bunlara rağmen bunu yaparlar, çünkü bu onların kaderindedir; bunun dışına çıkamazlar.

 

2. Ömürlerini Bu Mücadeleye Harcarlar

Kalplerinde oluşan kin büyüktür. Bu kişiler karşılarındaki insana sırf “samimi bir Müslüman” olduğu için nefret duyarlar. Bu kişiler zamanlarının çok büyük bir bölümünü, hatta ömürlerini bu mücadeleye harcarlar. Normal şartlarda aileleriyle, çocuklarıyla zaman geçirmeyi tercih edebilir, kariyer yapmak için özel zaman ayırabilir ya da gezmeye, öğrenmeye, eğlenmeye vakit ayırabilirler. Ancak böyle olmamaktadır. Akılları fikirleri, zamanları ve çabaları daima iman edenlere duydukları kin ile doludur. Zihinlerini yalnızca yeni iftiralar, yeni tuzaklar planlamak için kullanırlar. Sevdikleriyle güzel vakit geçirmek yerine, detay detay bu sinsi planlarla uğraşırlar. Her nereye giderlerse gitsinler, her ne iş yaparlarsa yapsınlar, akılları sürekli olarak bu konudadır.

Ayette Allah bu kişilerin Müslümanları sürekli izlediklerini, onlara isabet eden iyilik ve kötülükleri sürekli takipte olduklarını, tüm hayatlarını bu uğurda harcadıklarını belirtmektedir:

Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların ‘hileli düzenleri’ size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır. (Al-i İmran Suresi, 120)

3. Normalde Bir Araya Gelmeyecekleri İnsanlarla Sırf Bu Uğurda Bir Araya Gelirler

Hayatındaki tek amacı iman edenlere karşı mücadele yürütmek olan bu insanlar kendileri gibi insanları etraflarına toplarlar. Ortak paydaları Müslümanlara olan kinleridir. Onları bir arada tutan tek etken budur. Normal şartlarda asla bir araya gelmeyecek, birbirleriyle asla arkadaşlık kurmayacak kişiler, bu uğurda ittifak kurup aynı amaç için güçlerini birleştirirler. Allah bu tip insanların bozgunculuk ve kötülük konusunda birbirlerine benzediklerini ve bu nedenle de organize şekilde hareket ederek kötülüğü yaydıklarını şöyle haber vermiştir:

Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındanıdır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır. (Tevbe Suresi, 67)

Bu durum aslında hayli dikkat çekicidir. Normal şartlarda insanlar, kendi hayat şekillerine ve kişiliklerine uyan, dost olabileceklerine inandıkları, güvenilir ve yakın buldukları insanları kendilerine arkadaş olarak seçerler. Ancak bu kişilerin arkadaş, daha doğrusu yandaş seçmelerindeki tek kıstas aynı nefreti taşımalarıdır. Bu nefret ile bir şekilde bir araya gelir ve birlikte tüm güçleriyle iman sahiplerine tuzak kurma amacında olurlar.
Fakat her ne kadar kendi aralarında birlik gibi gözükseler, ittifak halinde sinsi çabalar yürütseler de, aslında kendi aralarında birbirlerine karşı daha büyük nefret taşırlar. Bu gerçek de ayette haber verilmiştir:

Onlar, iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akıl etmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir. (Haşr Suresi, 14)

Ayette de açıklandığı gibi, birbirlerini normal şartlarda sevmeyen bu insanlar Müslümanlara cephe almak için bir araya gelirler. Ama aynı zamanda kendi aralarında da çok şiddetli bir çatışma yaşamaktadırlar. Sadece iman sahipleriyle mücadele adına kendi hayatlarını zehir etmekte, ayetteki ifade ile “akıl erdirememelerinin bir sonucu” olarak sefil bir hayat yaşamaktadırlar.
Şunu da belirtmek gerekir ki, bu tip insanlar başları belaya girdiğinde veya zorda kaldıklarında, ilk olarak yanlarındaki bu kişileri harcayacak yapıdadırlar. Dolayısıyla onların birliktelikleri, birbirlerini her an harcayıp yok sayabilecek sahte bir birlikteliktir.

 

4. İman Sahipleri Nasıl Birbirlerine Benzerse, Bu Kişiler de Birbirlerine Benzer Olarak Yaratılırlar

Kuran’a uyan müminler Kuran’da tavsiye edilen güzel ahlakı benimsediklerinden, genellikle hep ortak özelliklere sahip olurlar. İşte bu birbirine benzerlik, Müslümanlarla mücadele içinde olanlar için de geçerlidir. Müslümanlar ne kadar birbirine benzerse, onlarla mücadele edenler de birbirlerine o kadar benzerler.

 

Örneğin:

Müslümanlar sadık ve vefalıyken, bu insanlar tam aksine hain ve sadakatsiz olurlar.

Müslümanlar fedakar ve ince düşünceliyken, bu insanlar bencil ve benmerkezci olurlar.

Müslümanlar iyilik peşinde koşarken, bu insanlar bir araya gelip kötülük planlarlar.

Müslümanlar yeryüzüne düzen getirmeye gelmişken, bu insanlar bozgunculuk çıkarmaya gelmişlerdir.

Müslümanlar barış ve ittifakı getirmeye uğraşırken, bu insanlar düzeni bozmak ve fitne çıkarmak için çabalarlar.

Müslümanlar kendi imkanlarını insanların kurtuluşu için seferber etmişken, bu insanlar tüm imkanlarını ve paralarını Müslümanları alt edebilmek için harcarlar.

Müslümanlar sevgiyi sağlamaya çalışırken, bu insanlar kalplerindeki öfke ve nefreti büyütürler.

Müslümanlar yalnızca Allah’tan korkarken, bu insanların Müslümanlardan ve onların etkilerinden korkuları çok daha büyüktür.

 

Bu kişiler kendi aralarında aynı ama Müslümanlardan tamamen farklı birer insan modelidirler. Müslümanların temsil ettiği her şeye karşı öfke içindedirler. Bu öfke normal şartlarda normal bir insanın tahayyül sınırlarını aşan şiddetli bir öfkedir. Allah ayetinde şöyle haber vermiştir:

Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında “inandık” derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: “Kin ve öfkenizle ölün.” Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi, 119)

Müslümanlara Savaş Açanı İyi Tanımak, Mücadelenin Nedenini de Anlamayı Sağlar

Tarih boyunca iman edenlerin hep muhalefetle karşılanmalarının, ciddi mücadeleler içinde olmalarının, tebliğlerini bu zorlu ortamlar içinde yapmalarının nedeni, bu özel insanların karşı unsur olarak onlar için özel yaratılmış olmasındandır. Bu gerçek kavimler boyunca asla değişmemiş bir kaderdir ve samimi Müslümanlar bu durumla mutlaka karşılaşmaktadırlar.

İşte bu nedenle Kuran’ı savunan, savunduğu inançta kararlı olan ve doğruları savunduğu için çevresinde etki yaratan her kim varsa, onun etrafında mutlaka onunla uğraşan, onu durdurmaya çalışan, yaptığı faaliyetten ve oluşturduğu etkiden rahatsız olan insanlar vardır. Dikkatli bakıldığında bu insanların tümünün, istisnasız olarak, yukarıda belirtilen karakter özelliklerini gösterdikleri anlaşılır. Normal şartlarda sıradan insanlarda var olmayan bu uç özellikler, bu insanların tümünde ortak bir özellik olarak yaratılır. Buradan hareketle, bu özel insanların teşhisi çok kolaylaşır.

Oysa gerçek şudur: Başarı sadece Allah’a aittir. Allah o başarıyı mümkün kılmak istediğinde bu mutlaka olur. İnsanların planlarının, düzenlerinin, tuzaklarının Allah Katında hiçbir hükmü yoktur. Allah dilediği takdirde, olacak olanı mutlaka yaratır.

Allah, inkar edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hiçbir hayra varamadılar. (Ahzab Suresi, 25)

Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve Allah’ın emri ortaya çıkıp üstünlük sağladı. (Tevbe Suresi, 48)

Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların ‘hileli düzenleri’ size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır. (Al-i İmran Suresi, 120)

Samimi mümin, Allah’ın vaadi olan bir gerçek ile karşı karşıya olduğu için son derece rahattır. Kendi çabasından emindir ve karşısındaki topluluğun özel olarak yaratıldığının farkındadır. İşte bu nedenle de yaşadığı imtihan karşısında son derece tevekküllüdür. Çünkü hileli düzenlerin kendisine hiçbir zarar veremeyeceğini, kin duyanların kin ve öfkeleri ile geri çevrileceğini ve Allah’ın emrinin mutlaka üstünlük sağlayacağını çok iyi bilmektedir.