Dünya bazen karmaşık, gürültülü ve anlaşılması güç bir yer gibi görünür. Biz insanlar, hayatı kolaylaştırmak için devasa şehirler, uydular ve karmaşık algoritmalar kurarız. Ama bazen hayatın asıl mucizesi en büyük yapılarda değil, en küçük detaylarda gizlidir.

 

BAL ARISI MUCİZESİ

 

Bir gramın onda biri ağırlığında. Bir tüyden daha hafif, ama üzerinde tüm evrenin matematiksel disiplinini taşıyan bir yolcu. O sadece bir böcek değil, gökyüzünün en mahir navigatörü, doğanın en sadık mimarı ve yeryüzü sofrasının gizli kahramanıdır. Bir toplu iğne başı kadar beyne sığdırılmış, özel bir yaratılış.

Kavganın değil, paylaşmanın. Karmaşa değil, nizamın. Tesadüfün değil, mucizenin hikayesi.

 

 

YÖN

Modern insan için yön bulmak, uydulara ve algoritmalara bağlı bir süreçtir. Ancak yüksek binaların arasında anlık bir sinyal kesilmesi, milyarlarca dolarlık bir sisteme rağmen insanı tamamen yanlış bir yola sokabilir. Ekrandaki küçük bir sapma tüm rotayı altüst etmeye yeter. Oysa aynı anda bu beton yığınlarının hemen ötesinde sessiz ve mükemmel bir yolculuk devam etmektedir.

Elinde bir ekran, yörüngesindeki bir uydu yok. Ama o yapay sistemler gibi sinyal kaybı yaşamaz. Hava tamamen bulutluyken bile ona yönünü fısıldayan sapmaz bir psusulaya sahipdir. Bizim milyonlarca satır kodla çözmeye çalıştığımız navigasyon problemini, o Allah’a tam teslim olarak milimetrik bir beyinle ve sarsılmaz bir teslimiyetle saniyeler içinde çözer.

Arı için en büyük rehber, gökyüzünün feneri güneştir. Fakat büyük bir sorun vardır. Güneş yerinde durmaz, dünya döner, zaman akar ve gölgeler uzar. Bizim navigasyon sistemlerimiz her saniye uydudan veri çekerek bu değişimi hesaplarken, arı bu hesabı kendi içine nakşedilmiş bir saatle yapar. Sabah öğrendiği bir yönü, öğleden sonra güneşin yeni konumuna göre beyninde, karmaşık denklemler ile yeniden hesaplar. Bu basit bir davranış değil, kapsamlı bir trigonometri mucizesidir.

Trigonometri aslında üçgenlerin gizli dilidir. Bir dik üçgende bir açıyı sabit tutarsanız, o üçgeni ne kadar büyütürseniz büyütün, kenarların birbirine olan oranı asla değişmez. İşte bu değişmeyen oranlara biz sinüs, kosinüs ve tanjant diyoruz. Bir merdiveni duvara yasladığınızı hayal edin. Merdivenin boyunu biliyorsanız, duvarda ulaştığı yüksekliği sinüs ile, duvarın dibinden uzaklığını kosinüs ile hesaplarsınız. Yerde her bir metre ilerlediğinizde, duvarda kaç metre yükseldiğinizi ise tanjant söyler.

İşte, küçücük arılar da bu muazzam trigonometriyi, açılara göre konum ve mesafe belirlemek için fıtri bir yazılımla kullanırlar.

Sabahın ilk ışıklarıyla kovandan çıkan bir işçi arı, her şeyden önce evinin konumunu zihnindeki üç boyutlu koordinat sisteminde kodlamak zorundadır. Biz insanlar yol tarif ederken, binaları, ağaçları yani zemindeki sabit cisimleri referans alırız. Fakat arılar üç boyutlu bir düzlemde, havada uçarlar. Onlar için yerdeki bir taşın veya ağacın koordinatı yetersizdir. Bu sebeple arılara gökyüzünde bir istinat noktası gereklidir. Ve o dayanak noktası, gökyüzünün en ihtişamlı, en parlak cismi olan güneştir. Güneş sürekli hareket halindedir ve arılar bu hareketi her saniye hesaba katmak zorundadır.

Sonsuz akıl sahibi Yüce Rabbimiz, arının küçücük beynine, güneşin anlık konumunu hatasızca okuyabileceği muhteşem bir biyolojik saat yerleştirmiştir. Dünya kendi ekseni etrafında 24 saatte 360 derece döner. Bu, gökyüzünde her saat başı 15 derecelik bir kayma demektir.

Arı, beynindeki özel yaratılmış bu güneş saatini ve öğle vaktini kıyaslayarak, güneşin tam o saniyede kaç derecelik bir sapma açısında olduğunu bilir. Ve arı, rotasını çizmek için ilk olarak saat açısını, yani omega'yı hesaplar. Saat açısını tespit eden arının hesaplaması gereken bir sonraki adım, bulunduğu yüksekliktir. Arının, güneşin o andaki konumunu bilmesi gerekir. Hatta hava kapalı olsa bile. Bu nedenle arılar, bulutlu havalarda ya da güneş ufkun altındayken, gökyüzündeki polarizasyon desenini okuyarak yönlerini tayin edebilirler. Bu desen Rayleigh saçılmasıyla belirlenir. Arının gözündeki her bir küçük mercek, yani ommatidya, gökyüzündeki bu saklı geometrik haritayı 2 ila 5 derecelik bir hassasiyetle okuyacak şekilde tasarlanmıştır.

Arı, gökyüzüne baktığı an ışığın geliş açısını, yani azimut açısını bulur. Kuzey, doğu, güney ve batı, tüm yönler arının beynindeki bu özel yaratılmış, kosinüs ve sinüslerin harmanlandığı pusulada birer birer aydınlanır.

Her şey tamam gibi görünüyor, değil mi? Ama hayır. Son bir engel daha var. Zaman durmuyor. Arı bir çiçeğin üzerinde nektar toplarken geçen her dakikada güneş gökyüzünde akıp gidiyor. Eğer arı çıktığı andaki güneş konumuna göre geri dönmeye çalışırsa, evini tamamen ıskalayacaktır. Arı, hareket halindeki bir hedefi ve değişen zamanı hesaba katmak zorundadır. Arı, beyninin içindeki çevrimsel nöron ağları ve iç saatin birleşimi vasıtasıyla sürekli hesap yapar. Ve uçuş yönü sürekli güncellenir.

Şimdi bu muazzam tablo üzerinde derinlemesine düşünelim. Karşımızda duran bu formüller, üst düzey bilim insanlarının araştırmaları, yüzyıllar süren astronomi çalışmalarının neticesinde çözebildiği küresel geometri denklemleridir. Peki, laboratuvar ortamı görmemiş, elinde cetveli, önünde bilgisayarı olmayan şuursuz, minicik bir arı, saliseler içinde bu matematiksel hesapları kendi kendine nasıl yapabilir? Bilinci, aklı ve iradesi olmayan bir canlı, dünyanın 24 saatte 360 derece döndüğünü, her saatin 15 derecelik bir açıya tekabül ettiğini nereden bilebilir? Arılardaki bu muazzam mekanizmanın kendi kendine, tesadüflerle oluştuğunu iddia etmek akıl ve bilim dışıdır.

Fosil kayıtlarını incelediğimizde görürüz ki, milyonlarca yıl öncesine ait arı fosilleri ile günümüzde yaşayan arılar arasında en küçük bir fark bile yoktur. Milyonlarca yıldır ne arının kanat yapısı, ne petek örme kabiliyeti, ne de beynindeki bu muhteşem gök pusulası en ufak bir değişime uğramıştır. Arılar, ilk var oldukları andan beri aynı kusursuz matematiği kullanmaktadırlar. Eğer ilk yaratılan arılar gökyüzündeki bu trigonometrik açıları en başından beri, milimetrik bir isabetle hesaplayamasalardı, yuvasından çıkan arı yönünü bulamaz, kaybolur, açlıktan ölür ve nesli daha ilk nesilde tamamen tükenip giderdi.

Fakat zincirin halkaları bununla da sınırlı değildir. Arıların yeryüzünden silinmesi, sadece bir böcek türünün yok olması demek değildir. Onların tozlaştırmakla, üremesini sağlamakla görevli olduğu binlerce bitki ve çiçek türünün de aynı anda yeryüzünden tamamen yok olup gitmesi demektir. Bu da dünyadaki ekolojik dengenin ve dolayısıyla yaşamın tamamen çökmesi anlamına gelir. Arıyı çiçeğe muhtaç kılan, çiçeği ise arının beynindeki trigonometrik pusulaya bağlayan, sonsuz tek bir akıl vardır. Tüm bu kusursuz uyum, her şeyi en ince ayrıntısıyla tasarlayan, her canlıyı birbirine ram eden ve her şeyi bir nizam içinde ayakta tutan, Yüce Rabbimizin sonsuz hikmetinin, birliğinin ve benzersiz yaratma sanatının apaçık bir delilidir.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

Onun alnından yakalayıp denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim dosdoğru bir yol üzerinedir. (Hud Suresi, 56)

 

 DANS

 

Işığın tamamen yok olduğu, gözlerin işlevini yitirdiği zifiri karanlık bir ortam. Dışarıda, kilometrelerce ötedeki bir vadide saklı olan bir çiçek cennetinin koordinatları, bu mutlak karanlıkta diğer arılara acaba nasıl aktarılabilir? Kulakları sağır eden kovan uğultusunun içinde, birazdan akılları aciz bırakacak bir kozmik hesaplama töreni başlıyor. Karşınızda duran bu küçük kaşif arı, dikey bal mumu yüzeyinde, yukarı ve aşağı doğru koşarak çılgınca sallanıyor. Yaratılışı kör tesadüflerle açıklamaya çalışan evrim teorisinin asla cevap veremeyeceği ilk mucize tam bu anda gerçekleşiyor.

Bu şuursuz böcek, yerçekimini güneşin yerine koyuyor. Kovanın içinde güneş yoktur. Ancak arı, dikey düzlemde tam yukarı doğru koştuğunda bu, dışarıdaki güneşin yönü demektir. Eğer gitmek istediği nektar kaynağı dış dünyada güneşin 45 derece sağındaysa, arı karanlık petek üzerinde yerçekimi çizgisine göre tam 45 derece sağa saparak dans eder. Yani şu matematiksel algoritmayı zihninde anlık olarak çalıştırır.

 

 

Üç boyutlu uzaydaki ışık referanslı bir vektörü, zifiri karanlıkta, yerçekimi referanslı mekanik bir açı koduna dönüştürmek, yüksek akıl gerektirir. Kartezyen koordinat sistemlerini ve vektör matematiğini, bu küçük böceğin beynine önceden kodlayan, şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen sonsuz akıl sahibi olan Allah'tır.

Bir sorunumuz daha var. Daha önce söylediğimiz gibi, Güneş gökyüzünde her saat ortalama 15 derecelik bir yay çizerek durmaksızın hareket eder. Bu, her 4 dakikada yaklaşık 1 derecelik bir açısal değişime denk gelmektedir. Eğer arı dansının açısını sabit tutsaydı, onu izleyip dışarı çıkan arılar Güneş'in yeni konumuna aldanacak ve tamamen yanlış bir hedefe uçacaklardı. Ancak bal arısı, kovanın içinde geçen zamanı ölçer ve dışarıdaki güneşin yörüngesel hızını hesaplayarak, dansının açısını her 4 dakikada bir tam bir derece kaydırıp günceller. Bu küçük canlı, karanlık duvarların arkasından gökyüzünü izleyen harika bir astronomi yazılımına sahiptir. Kör mutasyonlar, bir böceğin beynine, güneşin yörünge hızını hesaplayan bir algoritmayı nasıl yazabilir? Bu, tesadüflerin değil, kainatı yaratan ve her an yaratmaya devam eden yüce Yaratıcımız olan Allah’ın apaçık bir mührüdür.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)

 

Peki ya mesafe? Bir arı hedefinin ne kadar uzakta olduğunu arkadaşlarına nasıl anlatır? Onlar mesafeyi metreyle değil, uçuş esnasında gözlerinin altından akan bir nehir gibi geçen manzara görüntülerinin hızıyla, yani retinal optik akış ile ölçerler. Karşıdan esen sert bir rüzgar uçuş süresini değiştirse bile, gözün altından geçen görsel veri miktarı mesafeyi her zaman hatasız verir. Kovana dönen arı, bu birikmiş görsel akış verisini matematiksel bir integral hesabıyla dansın sallantı süresine dönüştürür. Kovandaki her bir saniyelik sallantı, gökyüzünde aşılacak tam bir kilometrelik mesafeye karşılık gelir. Zamanı mekana, hızı mesafeye dönüştüren bu harika terazi, tüm parçalarıyla eksiksiz bir şekilde var olmak zorundadır. Mesafe kodunun yarım milisaniye bile hatalı olması, koloninin besine ulaşamaması ve elenip yok olması demektir. Evrimin aşama aşama gelişme masalı, bu hassas integral hesabının karşısında tamamen çökmektedir.

Yıllar boyunca materyalist ideoloji, bu muazzam dili, kör ve otomatik bir genetik refleks olarak basitleştirmeye çalıştı. Ancak bilim, bu materyalist ezberi de sarsıcı bir şekilde bozdu. 2023 yılında Science dergisinde yayımlanan çığır açıcı bir araştırma, ezberleri altüst etti. Bilim insanları, hayatlarında hiç dans izlememiş genç arılardan, izole bir kovan kurdular. Görüldü ki, büyüklerinin dansını izleyerek büyümeyen bu naif arılar, mesafeyi tamamen hatalı kodluyor, yönü şaşırıyor ve kaotik danslar sergiliyorlardı. İşin en sarsıcı yanı, bu arılar tek başlarına ne kadar tecrübe kazanırlarsa kazansınlar, mesafe kodlama yetenekleri ömür boyu kusurlu kalıyordu.

Bu ne anlama geliyor? Demek ki balarılarının dünyasında sadece gözle görülmeyen hücreler ve biyolojik refleksler değil; nesilden nesle geçen muazzam bir kovan kültürü ve birbirlerine öğrettikleri gizli bir dil vardır! Şuursuz küçük böceklere kovanın ortasında adeta bir okul kurduran ve onlara bu eğitim düzenini ilham eden, sonsuz ilim sahibi olan Yüce Allah'tır. Her şeyi genlere bağlayan ve her şeyin tesadüfen kendi kendine geliştiğini söyleyen evrim teorisi, kovan içindeki bu harika eğitim ve akıl almaz yardımlaşma ağı karşısında tamamen çaresiz kalmaktadır.

 

Arılardaki tüm bu yetenekler, Allah'ın benzeri olmayan yaratma sanatının, sonsuz ilminin kanıtlarından yalnızca bir tanesidir.

Allah ilim bakımından her şeyi kuşatmış olduğunu bir ayetinde şöyle bildirmektedir.

 

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. (Taha Suresi, 98)

 

 

PETEK

 

Modern endüstrinin, mühendislerin ve matematikçilerin optimizasyon adını verdiği, zamanı, enerjiyi ve malzemeyi en verimli şekilde kullanma sanatı, doğanın kalbinde milyonlarca yıldır kusursuz bir şekilde işlemektedir. Bu sanatı icra eden ise, ağırlığı yalnızca birkaç miligram olan küçük bir mucizedir. Bal arısı. Bir arının tüm hayatı boyunca toplayabildiği toplam bal miktarı sadece bir gramdır. Ve bu küçük canlıların peteklerini örmek için kullanacakları sadece bir gram bal mumunu üretebilmek için tam 8 gram bal tüketmeleri gerekir. Bu, koloni için hayati bir maliyettir. Hayatta kalmak, en az maliyetle en yüksek verimi elde etmeye, yani kusursuz bir matematik bilmeye bağlıdır.

İşte tam bu noktada sonsuz akıl sahibi Yüce Rabbimiz en mükemmel seçenek için bal arısına vahyeder. Yüce Allah, Nahl Suresi'nde bize şöyle bildirmektedir. 

 

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

Rabbin bal arısına vahyetti. Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. (Nahl Suresi, 68)

 

Arılar, kendilerine ilham edilen bu evleri inşa ederken, en az malzeme ile en geniş hacmi sunan geometrik şekli seçerler. İnsanlık, bir düzlemi boşluk bırakmadan ve üst üste binmeden eşit alanlara bölmenin matematiksel sınırlarını, yüzyıllarca Petek Varsayımı (Honeycomb Conjecture) adı altında tartıştı. MÖ 36'da Romalı bilgin Marcus Terentius Varro bu verimliliği fark etti. MS 4. yüzyılda İskenderiyeli Pappus, düzlemi boşluksuz kaplayan üç şekil arasından en çok bal depolayabilen şeklin altıgen olduğunu matematiksel olarak ortaya koydu. Ancak insanoğlunun bu sezgisel varsayımı kesin olarak kanıtlaması binlerce yıl sürdü. Matematikçi Thomas Hales ancak 1999 yılında altıgenin mutlak üstünlüğünü dünyaya ispat edebildi. İnsanın 2000 yılda kanıtladığı teoriyi arılar milyonlarca yıldır kovanlarında uygulamaktadır.

Arı peteğindeki deha, sadece iki boyutlu yüzeyde değil, hücrelerin derinliklerindeki üç boyutlu taban yapısında da bir şaheser. Ünlü astronom Johannes Kepler, 1611 yılında petek tabanlarının düz olmadığını, aksine üç özdeş eşkenar dörtgenden oluşan iç bükey, piramidal bir yapıda birleştiğini fark etti. Bu, uzayı boşluksuz dolduran özel bir geometrinin, rombik dodekahedronun yarısıydı. Bu tasarım sayesinde bir arı duvar kalınlığını asgariye indirirken peteğin dayanıklılığını maksimuma çıkarır.

1712 yılında Fransız-İtalyan gökbilimci Giacomo Filippo Maraldi, petek hücrelerinin tabanındaki eşkenar dörtgenlerin açılarını ölçmüş ve dar açının yaklaşık 70 derece 32 dakika, geniş açının ise 109 derece 28 dakika olduğunu tespit etmiştir. Günümüzde rombik dodekahedronun geniş açısı, matematik literatüründe Maraldi açısı olarak adlandırılmaktadır.

1730'lu yıllarda bilim tarihine geçen muazzam bir hadise yaşandı. Fransız fizikçi René-Antoine Ferchault de Réaumur, arıların bu piramidal tabanı gerçekten malzeme tasarrufu sağlamak için yapıp yapmadığını dönemin matematikçilerine sordu. Matematikçi Samuel Koenig diferansiyel hesap kullanarak bir hedef fonksiyonu oluşturdu. Bu fonksiyonun türevini alıp sıfıra eşitlediğinde, en uygun yüksekliğin yarıçapın 8'in kare köküne bölünmesine eşit olduğunu buldu. Ancak, Koenig'in hesaplarına göre olması gereken en ideal geniş açı 109 derece 26 dakika, dar açı ise 70 derece 34 dakika çıkmıştı. Arıların ölçüsüyle arasında iki dakikalık küçük bir fark vardı.

Bilim dünyası kısa bir süre için arıların, yani onlara bu ilhamı veren sistemin hata yaptığını düşündü. Fakat 1743 yılında İskoç matematikçi Colin Maclaurin, Koenig'in hesaplamalarını yeniden incelediğinde tarihe geçecek o gerçeği keşfetti. Arılar hata yapmamıştı. Hata, insanın kullandığı logaritma tablolarındaydı. Maclaurin hatasız diferansiyel hesaplamayı yaptığında, ideal geniş açının tam olarak 109° 28′ 16″, dar açının ise 70° 31′ 44″ olması gerektiğini kanıtladı. Bu değerler, arıların kovanlarında milimetrik olarak uyguladığı açının ta kendisiydi. İnsanoğlunun matematiksel araçları yanılmış, ancak Yaratıcı'nın arıya ilham ettiği geometri kusursuz çıkmıştı.

Bu muazzam geometri, bu benzersiz malzeme optimizasyonu ve insanın hesaplarına meydan okuyan bu hassasiyet. Tüm bunlar kör fiziksel kuvvetlerin, tesadüflerin veya bilinci olmayan moleküllerin eseri olabilir mi? Petekteki her bir açı, her bir miligram bal mumu, kâinatı yoktan var eden, her şeyi bir ölçü ve düzen içerisinde yaratan Allah'ın sonsuz ilminin ve sanatkârlığının apaçık bir delilidir. O en küçük canlıyı muazzam matematiksel özellikler ile donatan,  her şeyi kuşatan tek bir yaratıcı olan Allah’dır.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

De ki, yeryüzünde gezip dolaşın da böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın. Sonra Allah ahiret yaratmasını da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir.

(Ankebut Suresi, 20)

 

 

 

 

 

KOVAN

 

Arılara baktığınızda sadece küçük böcekler görüyorsanız, henüz gerçeğin kapısından içeri girmediniz demektir. Tek bir balarısı, doğada yalnız başına hayatta kalamaz; ne üreyebilir ne de beden ısısını tek başına koruyabilir. Ancak on binlerce arı bir araya geldiğinde, kovan adeta tek bir devasa bedene, kendi sıcaklığını ayarlayan, nefes alan ve düşünen bir 'Süperorganizma'ya dönüşür. Evrim teorisi, doğayı bencil bir hayatta kalma mücadelesi ve kör tesadüflerin savaş alanı olarak tasvir eder. Ancak bu kovan o teorinin tüm iddialarını sessizce çürütür. Burada ne hiyerarşik bir bürokrasi vardır ne de emirler yağdıran bir lider. On binlerce şuursuz arı tek bir dahi mühendis gibi hareket eder. Peki bu ortak akıl nereden gelmektedir? Karar yeteneği ve öngörüsü olmayan bu küçük canlıları tek bir irade altında birleştiren şey, kör tesadüfler değil, her bir zerreye görevini vahyeden, onları bir nizam içinde yöneten El-Müdebbir olan Allah'ın sonsuz ilmidir.

 

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

Gökten yere her işi O evirip düzene koyar… (Secde Suresi, 5)

 

Bir işçi arının yaklaşık 45 günlük ömrü rastgele savrulan bir hayat değildir. Her saniyesi ilahi bir kaderle çizilmiş muazzam bir kariyer planıdır. Arı doğar doğmaz temizliğe başlar. Birkaç gün sonra başındaki salgı bezleri büyür ve en kaliteli arı sütünü üreten bir bakıcıya dönüşür. Günler geçer, salgı bezleri küçülürken karın bölgesindeki bal mumu bezleri aktifleşir. Artık o bir mimardır. En nihayetinde beynindeki genetik bir şalter açılır. Kovanın zifiri karanlığından çıkıp dışarıdaki güneş ışığına doğru uçma arzusuyla donatılır.

Evrim bu dönüşümleri sözde çevresel adaptasyon ve rastgele mutasyonlar ile açıklamaya çalışır. Oysa bir arının ne zaman bakıcı, ne zaman tarlacı olacağını belirleyen sistem, vücudundaki vitellogenin proteini ile gençlik hormonu arasındaki muazzam dengedir. Bu iki madde birbirini sürekli baskılayan, çift taraflı bir terazi gibi çalışır. Eğer bu biyokimyasal terazi tek bir saniye bile bozulsa, kovandaki tüm iş bölümü çöker ve koloni yok olur. Yarım yamalak çalışan, evrimcilerin iddia ettiği gibi yavaş yavaş evrimleşen bir hormon dengesinin hayatta kalma şansı sıfırdır. Bu sistem ilk yaratıldığı andan itibaren kusursuz olmak zorundadır. İşte bu, anlık ve eksiksiz bir yaratılışın açık delilidir. Yüce Allah kullarına karşı sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir. O göklerde ve yerde olan herşeyin, tüm canlıların tek hakimidir. Canlıların sahip oldukları her türlü özellik Allah'ın sonsuz ilminin ve kudretinin yeryüzündeki tecellileridir.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

O Allah ki yaratandır. En güzel bir biçimde kusursuzca var edendir. Şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir. (Haşr Suresi, 24)