Basite indirgenemeyen organlar
"Canlıların tasarımındaki mucize: İndirgenemez komplekslik" belgeselinden
Basite indirgenemeyen organlar
Basite indirgenemeyen karmaşık yapılar, evrim teorisinin hayale dayalı iddialarını çürüttükleri gibi sahip oldukları ince detaylarla da bize Allah'ın sanatının ve eşsiz aklının en çarpıcı örneklerini gösterirler. Canlıların sahip oldukları akıllı tasarım günümüzde artık bilimsel bir kavram haline gelmiş ve dünyanın en tanınmış bilim adamları tarafından da Darwinizm’e karşı desteklenen bir teori olmuştur.
Akıllı Tasarım Hareketi'nin önemli isimleri arasında California Berkeley Üniversitesi'nden Philip Johnson, M.I.T. Chicago Princeton Üniversitesi'nden William Dembski, Doktorasını Cambridge'te yapmış olan Stephen Meyer Chicago Üniversitesi'nden Paul Nelson gibi isimler yer almaktadır. Bu bilim adamları, canlılığın tesadüfler eseri ortaya çıkmadığını, tüm canlıları Allah'ın yarattığını savunmakta ve bu konuda dünyanın dört bir yanında seminerler ve konferanslar vermektedirler.
Basite indirgenemeyen organlardan bir diğeri ise insan kulağıdır. İnsan kulağı birçok parçanın bir araya gelmesinden oluşur ve bu parçaların birbirleriyle uyum içinde çalışmaları sonucunda duyma gerçekleşir. Bu parçalardan herhangi biri eksik olduğunda insan ya sağır olur ya da ciddi işitme bozuklukları yaşar.
Duymanın nasıl gerçekleştiği hakkında verilecek kısa bir bilgi, bu işlemin ne derece karmaşık ve hassas dengeler üzerine kurulu olduğunun anlaşılmasını sağlayacaktır. Duyma, bilindiği gibi havada yayılan titreşimlerle başlar. Bu titreşimler kulak kepçesinde güçlendirilir. Bu şekilde ses dalgalarının şiddeti yaklaşık 17 decibel artarak dış kulak yoluna girer. Dış kulak yolundan geçen ses titreşimleri kulak zarına varır. Kulak zarı o derece hassastır ki molekül boyutundaki titreşimleri bile algılar. Kulak zarının bu hassasiyeti sayesinde gürültüsüz bir ortamda metrelerce uzakta fısıldayan bir kişi bile kolaylıkla duyulabilir. Kulak zarı kendisine ulaşan titreşimleri güçlendirerek orta kulak bölgesine aktarır. Burada birbirleriyle çok hassas bir dengede temas eden üç küçük kemik vardır. Örs, çekiş ve üzengi olarak bilinen bu üç kemik, zardan kendilerine ulaşan titreşimleri yükseltirler.
Buraya kadar anlatılan mekanik hareketlerin sese dönüştürülmeye başlaması, iç kulak adı verilen bölgede olur. İç kulakta, içi sıvıyla kaplı olan salyangoz adlı organ yer alır. Orta kulağın en son parçası olan üzengi kemiği, salyangozun başlangıcındaki bir zara bağlıdır. Orta kulaktaki mekanik titreşimler, bu bağlantıyla salyangoz sıvısına aktarılmış olur. İç kulaktaki sıvıya ulaşan titreşimler, bu sıvının içinde dalgalanmalar oluşturur. Salyangozun iç duvarlarında ise, bu sıvının dalgalanmalarından etkilenen küçük tüycükler vardır. Bu tüycükler, sıvıdaki dalgalanmalara göre belli belirsiz şekilde hareketlenir. Eğer güçlü bir ses gelirse, daha fazla sayıdaki tüycük daha güçlü bir biçimde eğilir. Dış dünyadaki her ayrı ses frekansı, bu tüycükler üzerinde ayrı etkileşimler oluşturmaktadır.
Peki, ama bu tüycüklerin hareketinin anlamı nedir?
Bir klasik müzik konseri dinlememizle, arkadaşımızın sesini tanımamızla, araba gürültüsünü duymamızla ve milyonlarca farklı sesi ayırt etmemizle, iç kulak salyangozundaki tüycüklerin hareketinin ne gibi bir ilişkisi vardır?
Bu sorunun cevabı kulaktaki tasarımın mükemmel kompleksliğini bizlere bir kez daha gösterir. Bu tüycükler aslında salyangozun iç duvarını çevreleyen yaklaşık 20 bin ayrı hücrenin tepesinde yer alan birer mekanizmadır. İşte bu hareket tüycüklerin altındaki hücrelerin kapılarını açar. Bu sayede hücrelere iyon girişi olur. Tüycükler ters yöne yattıklarında ise hücre kapıları bu kez kapanır. Bu sürekli hareket, hücrelerin kimyasal dengelerini de sürekli değiştirir ve elektrik uyarıları üretmelerini sağlar. Bu elektrik uyarıları sinirler aracılığıyla beyne iletilir ve beyin de bunları yorumlayarak ses haline getirir.
Bilim bu sistemin teknik detaylarını tam olarak çözememiştir. İç kulaktaki hücreler söz konusu elektrik sinyallerini üretirken, dış dünyadan gelen dalgaların frekanslarını, kuvvetlerini ve ritimlerini de yansıtmayı başarırlar. Bu öylesine karmaşık bir işlemdir ki, bilim bugüne dek frekans ayrıştırma işleminin iç kulakta mı yoksa beyinde mi yapıldığını dahi hesaplayamamıştır.
Buraya dek incelediğimiz tüm bilgiler bizlere işitme organımız olan kulağın olağanüstü bir tasarıma sahip olduğunu göstermektedir. Dikkat edilirse bu tamamen indirgenemez kompleks bir tasarımdır. Çünkü duymanın gerçekleşebilmesi için birbirinden bağımsız çok sayıda parçanın eksiksiz ve kusursuz olarak var olması gerekmektedir. Bunlardan biri, örneğin orta kulaktaki çekiç kemiği kulaktan çıkarılırsa ya da yapısı bozulursa artık hiçbir şey duyulamaz. Kulağın duyması için dış kulak zarı, örs, çekiç ve üzengi kemikleri, salyangoz, tüycükler gibi farklı elemanların her birinin eksiksiz olarak var olması gerekir.
Sistem aşama aşama gelişemez. Çünkü ara aşamaların hiçbiri, tek başına bir işe yaramayacaktır. Kulak gibi kompleks bir organın, evrim gibi bilinçsiz, tamamen tesadüflere dayalı bir süreç tarafından aşama aşama inşa edildiği iddiası, hem bilim hem de akıl dışıdır.
Canlılardaki indirgenemez kompleksliğe sahip bu gibi organlar evrim teorisini tam anlamıyla yıkmaktadır. Ve bizlere Allah'ın bizi yaratmış olduğu gerçeğini göstermektedir. Aynı gerçek bir Kuran ayetinde de şöyle açıklanır:
“De ki, sizi inşa eden, yaratan, size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz.” (Mülk Suresi, 23)
Bugün varılan son noktada bilim bize canlılığın üstün bir tasarıma sahip olduğunu göstermektedir. Canlılık yaratılmıştır ve bize Yaratıcımızın üstün ilmini göstermektedir. Bu yaratıcı alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır.
