Bir kâğıdın kenarı parmağınızı kesti…

Siz daha ne olduğunu anlamadan derinizin altında görünmez bir alarm çaldı! Hasarlı hücreler yardım sinyalleri gönderdi. Kan pıhtılaşmaya başladı. Savunma hücreleri bölgeye çağrıldı. Onarım süreci harekete geçti.

Fakat asıl hayret verici olan şu: Derimiz her yarayı aynı şekilde onarmıyor. Hasarın derinliğine göre farklı onarım süreçleri devreye giriyor.

Yara yalnızca üst tabakadaysa keratinosit adı verilen deri hücreleri yaranın üzerine doğru ilerliyor. Açıklığı kapatıyor ve çoğu zaman iz bırakmadan yeni deri oluşturuyor.

Ama yara daha derine ulaşmışsa çok daha kapsamlı bir onarım başlıyor. Yeni kılcal damarlar oluşuyor. Fibroblastlar bölgeye geliyor. Yarayı güçlendirmek için kolajen üretiliyor. Doku yeniden düzenleniyor. Hasar büyükse geride bir yara izi kalabiliyor.

Yani küçük bir çizik ile derin bir kesi için aynı hücreler, aynı miktarda ve aynı süreyle çalışmıyor.

Sanki görünmez bir merkez, hasarı tespit edip yaraya özel bir onarım planı hazırlıyor!

Oysa bu hücrelerin kendilerine ait bir aklı yok. Yaranın ne kadar derin olduğunu düşünüp hesaplayamaz; kaç damar oluşması veya ne kadar kolajen üretilmesi gerektiğine kendi başlarına karar veremezler.

Peki bu hasar tespit sistemini ve düzenli onarım sürecini kim yarattı? Derinin katmanlarında farklı görevlerin yerine getirilmesini, hücrelerin gerektiği zamanda harekete geçmesini sağlayan bu düzen tesadüf olabilir mi?

Deri, bedenimizi örten sıradan bir tabaka değildir. Katmanları, hücreleri ve onarım düzeniyle Allah’ın yarattığı canlı bir sistemdir. Küçük bir çizikten derin bir yaraya kadar her hasarda farklı süreçlerin devreye girmesi, Allah’ın bedenimizde tecelli eden yaratma sanatının delillerindendir.

“Ki O, yarattı, ‘bir düzen içinde biçim verdi.’ Takdir etti, böylece yol gösterdi.”

A‘lâ Suresi, 2–3