Suyun İçinde Başlayan Hayat
Kuzey Amerika’nın batı kıyılarındaki nehirlerde, yeryüzünün en dikkat çekici göç yolculuklarından biri yaşanır. Bu yolculuğun kahramanları somon balıklarıdır. Kimi zaman binlerce kilometre yol alan bu canlılar; akıntılara, çağlayanlara, yırtıcılara ve değişen su şartlarına rağmen doğdukları bölgeye geri dönerler.
Somonların hayatı, temiz ve oksijence zengin tatlı sularda başlar. Dişi somon kuyruğuyla çakıllar arasında bir yuva açar ve yumurtalarını buraya bırakır. Erkek somonun yumurtaları döllemesinin ardından dişi, yuvayı yeniden çakılla örter. Böylece gelişmekte olan yavrular, suyun akışı içinde oksijen alabilecekleri korunaklı bir ortamda kalırlar.
Yumurtadan çıkan yavruların karın bölgesinde, besin bakımından zengin bir yumurta sarısı kesesi bulunur. Henüz dışarıdan besin arayamayacak durumdaki yavru, ilk gelişme döneminde bu hazır besin kaynağından yararlanır. Kesedeki besin tükendikçe yüzme ve avlanma kabiliyeti artar; yavru somon nehirde küçük omurgasızlarla beslenmeye başlar.
Ancak bütün somonlar tatlı suda aynı süreyi geçirmez. Bu süre türe, yaşanılan nehir sistemine, su sıcaklığına ve besin şartlarına göre birkaç haftadan birkaç yıla kadar değişebilir.
Tatlı Sudan Tuzlu Suya Kusursuz Hazırlık
Yavru somonlar denize doğru göç etmeden önce, Yüce Allah’ın bedenlerinde yarattığı son derece kapsamlı bir hazırlık sürecinden geçerler. Bu dönemde yalnızca dış görünüşleri değil; solungaçları, böbrekleri, hormon dengeleri, metabolizmaları ve davranışları da tuzlu suda yaşayabilecek şekilde düzenlenir.
Tatlı suda yaşayan bir balığın vücuduna çevresinden sürekli su girme eğilimi vardır; tuzlar ise kaybedilebilir. Deniz suyunda bunun tam tersi bir tehlike ortaya çıkar: Balık su kaybetme ve fazla tuz alma riskiyle karşılaşır. Somonun solungaç hücrelerindeki iyon taşıma sistemleri, böbreklerinin çalışma biçimi ve su içme davranışı denize geçişe hazırlanırken birlikte değişir. Solungaçlardaki özel hücreler fazla tuzu dışarı atabilecek duruma gelir. Böylece aynı canlı, birbirine tamamen zıt iki ortamda iç dengesini koruyabilir.
Bu dönüşüm, gelişigüzel meydana gelen tek bir değişiklik değildir. Birbirine bağlı çok sayıda organın ve biyokimyasal sistemin doğru zamanda, uyum içinde çalışmasını gerektirir. Solungaç hazır olmadan denize giren bir balığın tuz dengesini koruması mümkün değildir. Davranış değişip beden hazırlanmamış olsa da sonuç aynıdır. Somonun denize yöneldiği dönemle vücudundaki fizyolojik hazırlığın aynı zamana rastlaması, Yüce Allah’ın canlılarda yarattığı kusursuz uyumun açık örneklerinden biridir.
İlkbaharda karların erimesiyle artan su miktarı, uzayan günler ve değişen sıcaklık gibi çevresel işaretler bu hazırlığın zamanlamasında rol oynar. Yavru somonlar akıntıyla birlikte nehir ağızlarına ve haliçlere ulaşır. Tatlı suyla tuzlu suyun karıştığı bu geçiş bölgeleri, onların okyanus hayatına uyum sağlamasında önemli bir aşamadır.
Büyük Okyanus Yolculuğu
Somonlar denize ulaştıklarında geniş bir beslenme alanına açılırlar. Türlerine ve ait oldukları topluluğa göre okyanusta bir yıldan birkaç yıla kadar kalabilirler. Bu süre içinde büyür, güçlenir ve binlerce kilometreye ulaşabilen göçler yaparlar. Bazı Pasifik somonu toplulukları kıyıya yakın bölgelerde dolaşırken bazıları Kuzey Pasifik’in çok geniş kesimlerine yayılır.Her türün, hatta aynı tür içindeki farklı toplulukların kendine özgü deniz yolları vardır.
Açık okyanusta yol gösteren ne bir tabela ne de gözle seçilebilen bir yol vardır. Buna rağmen somonlar uygun beslenme alanlarına yönelir, mevsimsel değişimlere göre hareket eder ve olgunlaştıklarında doğdukları nehir sistemine dönüş yolculuğuna başlarlar. Peki, uçsuz bucaksız okyanusta yönlerini nasıl bulurlar?
Yeryüzünün Manyetik Alanından Yararlanan Canlı Pusula
Son yıllarda yapılan araştırmalar, somonların Dünya’nın manyetik alanından yön ve konum bilgisi elde edebildiğini göstermiştir. Manyetik alanın şiddeti ve eğim açısı yeryüzünün farklı bölgelerinde değişir. Deneylerde daha önce okyanusa çıkmamış genç somonların dahi, yapay olarak oluşturulan farklı manyetik alanlara yönlerini değiştirerek karşılık verdikleri gözlenmiştir. Bu bulgular, somonların yalnızca basit bir kuzey-güney pusulasına değil, konumları hakkında bilgi sağlayan bir tür manyetik haritaya da sahip olduklarını düşündürmektedir.
Araştırmalar ayrıca somonların denize ilk çıktıkları bölgenin manyetik özelliklerini belleğe kaydedebildiklerine işaret eder. Yıllar sonra geri dönerken bu bilgi, onları doğdukları nehrin bulunduğu kıyıya yaklaştırabilir. Deniz sıcaklığı, akıntılar, güneşin konumu ve başka çevresel ipuçları da yolculukta rol oynayabilir.
Burada dikkat edilmesi gereken gerçek şudur: Somonun manyetik alanı algılayabilmesi tek başına yeterli değildir. Bu bilgiyi sinir sisteminde işleyebilmesi, uygun yöne çevirebilmesi ve değişken okyanus şartlarında davranışına aktarabilmesi gerekir. Algılayıcı sistem, sinir ağı, kaslar ve göç davranışı birlikte çalışır. Bu muhteşem mekanizmalar, Allah’ın sonsuz ilminin ve yaratma sanatının tecellileridir.
Doğduğu Suyun Kokusunu Yıllarca Unutmayan Hafıza
Somon kıyıya ve nehir ağzına yaklaştığında farklı bir yön bulma sistemi daha belirgin hâle gelir: koku alma duyusu. Her akarsuyun, geçtiği kayaçlardan, topraktan, bitkilerden ve suda çözünmüş maddelerden kaynaklanan kendine özgü bir kimyasal izi vardır. İnsan için birbirinden ayırt edilmesi mümkün olmayan bu çok küçük farklılıklar, somonun hassas koku sistemiyle algılanabilir.
Genç somonların denize iniş döneminde karşılaştıkları kokuları hafızalarına kaydettikleri düşünülmektedir. Yıllar sonra yetişkin olarak geri döndüklerinde, nehir ağzından başlayarak bu kimyasal işaretleri izlerler. Ana nehir kollara ayrıldığında her kavşakta doğru kokuyu seçmek, balığı doğduğu dereye giderek yaklaştırır. Buna koku yoluyla yer belleği ya da olfaktör damgalanma adı verilir.
Koku belleğinin doğru zamanda kurulması, yıllarca korunması ve dönüş yolculuğunda yeniden kullanılabilmesi son derece dikkat çekicidir. Somon ne bu kimyasal sistemi kurmuş ne de hangi kokuyu gelecekte kullanacağını kendisi belirlemiştir. Henüz yavruyken kaydettiği bilginin yıllar sonra hayatî bir anda işe yaraması, canlıya doğuştan verilmiş üstün bir yaratılış özelliğidir.
Akıntıya Karşı Son Yolculuk
Somonlar nehre girdiklerinde yolculuğun en zorlu safhası başlar. Akıntıya karşı ilerler; hızlı suları, kayalık geçitleri ve çağlayanları aşarlar. Bazı topluluklar birkaç kilometrelik bir mesafede yumurtlama alanına ulaşırken bazıları üç bin kilometreyi aşan nehir yolculukları yapabilir. Atlama yüksekliği de türe, balığın büyüklüğüne, suyun derinliğine ve akış şartlarına bağlıdır.
Yetişkin Pasifik somonları tatlı suya girdikten sonra çoğunlukla beslenmeyi büyük ölçüde bırakır. Okyanusta depoladıkları yağ ve proteinleri; yüzmek, çağlayanları aşmak, üreme organlarını geliştirmek ve yumurtlamak için kullanırlar. Bedenlerindeki enerji adeta son hedefe ulaşmak üzere planlı biçimde harcanır. Atlantik somonlarının bir bölümü yumurtladıktan sonra hayatta kalıp denize dönebilir ve yeniden üreyebilir. Pasifik somonlarında ise yetişkinlerin çoğu üremeden sonra ölür.
Dişi somon uygun çakıl yatağını seçer, yuvasını hazırlar ve yumurtalarını bırakır. Erkek yumurtaları döller; dişi de onları koruyacak biçimde çakılla örter. Böylece yıllar önce aynı sularda başlayan hayat döngüsü yeni bir nesille devam eder.
Bir Nehrin ve Ormanın Hayatına Ulaşan Yolculuk
Somonların dönüşü yalnızca kendi nesillerinin devamı için önemli değildir. Okyanusta beslenerek bedenlerinde biriktirdikleri azot ve fosfor gibi maddeleri nehirlerin iç kesimlerine taşırlar. Yumurtlamadan sonra ölen somonların bedenleri; ayılar, kurtlar, kuşlar, sucul böcekler ve mikroorganizmalar için besin olur. Bu maddelerin bir kısmı nehir kıyısındaki bitkilere ve orman toprağına kadar ulaşır.
Böylece okyanusun zenginliği, somonlar aracılığıyla yüzlerce hatta binlerce kilometre içerideki ekosistemlere taşınır. Bir balığın göçü; akarsudaki yavruları, nehir kıyısındaki ağaçları, yırtıcı hayvanları ve toprağın besin döngüsünü birbirine bağlar. Allah’ın yarattığı ekolojik sistemlerde hiçbir canlı başıboş ve bağlantısız değildir. Her biri, çoğu zaman insanın ancak ayrıntılı araştırmalarla fark edebildiği hassas ilişkiler içinde görev yapar.
Somonun Yolculuğunda Görülen Yaratılış Delilleri
Şimdi bu yolculuğu bir bütün olarak düşünelim. Yumurtanın içine yavrunun ilk besininin yerleştirilmesi… Tatlı suda gelişen bedenin tam vaktinde tuzlu suya hazırlanması… Solungaç, böbrek, hormon ve davranış sistemlerinin birlikte değişmesi… Açık okyanusta manyetik alandan yararlanılması… Yıllar önce öğrenilen nehir kokusunun unutulmaması… Binlerce kilometrelik dönüş yolculuğu için enerjinin önceden depolanması… Ve sonunda aynı nehir sisteminde yeni neslin başlatılması…
Bu aşamalardan yalnızca birinin eksik olması, yolculuğun tamamını başarısız kılabilir. Somonun ihtiyacı olan sistemler birbirinden bağımsız değil, tam tersine birbirini tamamlayacak şekilde yaratılmıştır. Balığın böyle bir planı düşünmesi, vücuduna yeni organlar kazandırması veya yavrularına manyetik alanı okuyacak bir sistem öğretmesi elbette mümkün değildir.
Somonu yaratan, ona gideceği yolu ilham eden, bedenini tatlı ve tuzlu suya uygun kılan, kokuları ayırt edecek hassasiyeti ve yeryüzünün manyetik alanından yararlanacak donanımı veren Yüce Allah’tır. Rabbimiz her canlının ihtiyaçlarını bilir; onları dilediği özelliklerle yaratır ve her an kontrolü altında tutar.
Somonların olağanüstü yolculuğu, doğadaki sayısız yaratılış delilinden yalnızca biridir. Gören, düşünen ve vicdanla değerlendiren insanlar için her ayrıntı Allah’ın sonsuz aklını, ilmini, kudretini ve rahmetini göstermektedir.
Şüphesiz, mü’minler için göklerde ve yerde ayetler vardır. Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. Casiye Suresi 3-4