KUŞLARDAKİ MUCİZE
Uçmak her zaman insanın en büyük ideallerinden olmuştur. Tarih boyunca birçok insan uçabilmenin yollarını aradı. İnsanlar bu amaçlarına ancak 20. yüzyılın başında ulaşabildiler. Uzun araştırma ve denemelerden sonra yüksek teknolojiye sahip uçuş makinelerini yaptılar. Ancak insanların geliştirdiği makinelerin uçuş teknikleri doğada bulunan uçuş makineleri ile karşılaştırıldığı zaman oldukça ilkel kalır. Bu uçuş makineleri kuşlardır. Kuşlar gökyüzünün süsleridir. Çok yüksekte, çok alçakta, çok hızlı veya çok yavaş uçabilirler. Havada asılı kalabilirler. Uçuş teknikleri her zaman mükemmeldir. Çok az enerji tüketirler. Bu filmde her biri ayrı birer yaratılış mucizesi olan kuşları ve ilginç özelliklerini inceleyeceğiz.
UÇUŞ MUCİZESİ
İnsanların en sık karşılaştıkları kuşlar belki de güvercinlerdir. Günlük hayatta kimsenin dikkatini çekmeyen bu küçük canlılar, yakından incelendiği zaman karşımıza bir yaratılış mucizesi çıkar. Bu gerçeği görmek için bir güvercinin yerden nasıl havalandığını inceleyelim ve kusursuz bir mühendislik tasarımının çalışmasına şahit olalım.
Güvercin önce yukarı doğru sıçrar. Yerden ayrıldığı anda kanatlarını kaldırır ve havayı bütün gücüyle aşağı doğru iter. Maksimum kuvvetle aynı hareketi bir kez daha yapar. Sonra hafifçe öne yatar. Artık havada ilerleyebileceği kadar yükselmiştir. Güvercinden daha büyük kuşlar bu zorlu hareketi iki defadan fazla yapamazlar. Albatros gibi büyük bir kuş ise bu hareketi hiç yapamaz. Ancak onların da daha değişik havalanma teknikleri vardır. Örneğin uzun bir pistte hızlanarak kalkmak gibi. Bu, insanların da kullandıkları bir yoldur. Uçaklarda.
Kuşların çoğu için uçmanın en yorucu kısmı havalanma anıdır. Bundan sonra kuş havada rahatlıkla süzülebilir. Peki bir kez havalandıktan sonra kuşun havada asılı kalmasını sağlayan acaba nedir? Cevap kuşun kanatlarındaki kusursuz mühendislik tasarımındadır.
Kuş kanatlarının arka kısmı hafifçe aşağı doğru kıvrıktır. Kanadın altından geçen hava bu kıvrıma çarpar ve sıkışır. Bu da kuşu yukarı doğru kaldırır. Kanadın üst kısmından geçen havaysa kanadın ön kısmı tarafından yukarı itilir ve kanadın üzerindeki hava basıncı azalır. Bu da kuşu yukarı çeker. Eğer yeterli hava akımı varsa kanadın üzerinde oluşan çekim kuvveti ve kanadın altındaki kaldırma kuvvetleri kuşu havada tutmaya yeter. Bu sayede albatros kanatlarını hiç çırpmadan yalnızca yükselen rüzgarları kullanarak saatlerce havada kalmayı başarır.
Bazı kuşlar ise kanatlarının altında bulunması gereken hava akımını kendileri oluşturur. Bunun için kanat çırparlar. Bu kuş adeta havada kürek çekmektedir. Kanadını yukarı doğru kaldırırken yarısını içeri doğru çeker. Böylece hava sürtünmesini azaltır. Aşağı doğru indirirken kanadını tam açar. Tüyler her harekette birbirinin içine girer. Böylece kanat her an şekil değiştirdiği halde kanadın alt kısmı düzgün kalmaya devam eder.
Kuşların kanat şekilleri ve tüyleri aerodinamik açıdan da kusursuzdur.
Bu Ördek saatte 70 km'ye yakın bir hızla uçtuğu halde, mükemmel aerodinamik yapısı sayesinde sanki havada yavaşça süzülüyormuş gibi görünür.
Farklı kuş kanatları uçak yapımında her zaman insanlara örnek olmuştur.
Bazı kanatlar kısa ve sağlamdır, seri manevralar için. Bazı kanatlar dar ve keskindir, hızlı uçuşlar için. Bazı kanatlar uzun ve geniştir, yüksek irtifada uçabilmek için. Bazı kanatlar uzun ve dardır, havada süzülebilmek için. Allah, her kuşun vücudunda, ihtiyaçları doğrultusunda en mükemmel uçuş sistemini yaratmıştır.
Bazı kuşlar aylarca uçar, havada yer, içer ve uyurlar. Şahinler, saatte 300 kilometrelik bir hızla, avlarının üzerine pike yaparlar. Kartallar, yalnızca yiyecek bulmak için değil, güçlerini ispatlamak için de uçarlar. Bu iki kartal arasındaki mücadele bir kavga değil, cesaret yarışıdır. Kaybeden, yere düşmeden pençesini ilk bırakan kuş olacaktır. Ve ortaya bu harika uçuş gösterisi çıkar.
Her uçuş bir inişle sonuçlanmak zorundadır. Bu yüzden havalanabilmek kadar güvenli bir şekilde iniş yapabilmek de önemlidir. Kuşlar bu işte de ustadır. Kanatlarını uçmanın yanı sıra fren yapmak için de kullanırlar.
Puffin isimli bu kuş, yükselen hava akımları sayesinde havada asılı durabilir ve bu yeteneğini iniş yapmak için de kullanır. Bir anlık dikkatsizlik tatsız sonuçlara yol açabilir.
En büyük kanatlı kuşlardan biri olan kuğular, bir deniz uçağı gibi suyun üzerine iniş yaparlar ve ayaklarını fren gibi kullanırlar.
Bir akbaba, uçurumun kenarındaki yuvasına keskin bir uçuş kontrolü ve hatasız bir geometrik hesapla iniş yapar. Önce yuvasından daha aşağıda bir noktayı hedef alarak hızla dalışa geçer. Sonra aniden yukarı doğru kıvrılarak havayla fren yapar ve yuvaya ulaştığında hızı sıfıra düşer.
KUSURSUZ TASARIM
İnsanlar da uçak yapımında hep en mükemmel ulaşmak için uğraşırlar. Uçak ve kanat yapımında en dikkat edilen nokta ise hava sürtünmesinin en aza indirilmesi ve uçağın kolayca havada kalabilmesidir. Günümüz uçaklarının teknolojisini 100 yıllık bir bilgi birikimi, deney, araştırmalar, çalışmalar, milyarlarca dolar, lira, bütçeler harcandıktan sonra ancak ulaşılabilmiştir. Uçak ve kanat şekilleri bilgisayarlar yardımıyla birçok faktör göze alınarak özel olarak tasarlanır. Buna rağmen hiçbir uçağın uçuş kontrol ve teknolojisi kuşlarla karşılaştırılamaz. Uçuş kontrolündeki üstünlük her zaman kuşlardadır. Örneğin insanların yaptığı hiçbir uçuş gösterisi bu akrobatik hareketlerle karşılaştırılamaz.
Peki kuşların vücutlarındaki kusursuz tasarım kime aittir? Her uçağın tasarımının arkasında yüzlerce bilim adamı ve mühendis varken, kuşların çok daha mükemmel olan vücut yapıları ve yetenekleri kimin eseridir? Bu eserin sahibi elbette kuşun kendisi olamaz. Kuşun ne aerodinamikten ne de tasarımdan haberi yoktur. Şuursuz bir yavru olarak doğar ve kendisi için o daha yumurtadayken var edilmiş kanatları kullanır. İstese de kendisine farklı bir kanat yapamaz. Kaldı ki ihtiyaçları doğrultusunda en ideal kanat zaten kendisine verilmiştir. Bu tasarımın kör rastlantıların sonucunda var olduğunu düşünmek olabilecek en mantıksız açıklamadır.
Kuşkusuz kuşların vücudundaki tüm bu kusursuz tasarım, onları var etmiş olan üstün yaratıcının eseridir. İşte bu Allah'ın muhteşem yaratma sanatıdır.
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Şu hâlde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi Allah'ındır. Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." (Casiye Suresi, 36-37)
Kuşların vücut yapıları ve kanatları yakından incelendiğinde, yaratılışın delillerini daha yakından görmek mümkündür. Çünkü ayrıntılarda önemli mucizeler gizlidir. Kuşların vücutları olabilecek en hafif şekilde tasarlanmıştır. Kara canlılarına göre daha az kemiğe sahiptirler. Ayrıca bu kemikler, kara canlılarındaki gibi sert ve yoğun değildir. Aksine kemiklerin içi boştur. Ancak kemiklerin içine çaprazlama yerleştirilmiş küçük girişler, kuş iskeletini son derece sağlam kılar.
Kuşların vücudundaki en şaşırtıcı tasarım ise tüylerde gizlidir. Dışarıdan basit görünen tüylerin yapısı bir tasarım harikasıdır. Tüyün içinde özel olarak çaprazlama dizilmiş binlerce mikro tüycük vardır. Bu tüycükler mikroskobik kancalarla birbirine bağlanmıştır. Böylece hafif ve pürüzsüz bir yüzey oluştururlar. Tek bir tüyün içinde gözle görülemeyen binlerce ayrıntıya sahip bu eşsiz tasarım, kuşkusuz ne doğaya, ne kuşun kendisine, ne de bilinçsiz rastlantılara ait değildir. Kuşları bütün özellikleriyle Allah yaratmıştır. Bu canlılar Allah'ın sonsuz akıl ve bilgisinin yeryüzündeki milyonlarca tecellisinden biridir.
Kuşlar uçarken kimi zaman rüzgardan yararlanarak havada süzülürler. Ancak rüzgarı hiç kullanmadan uçan ilginç bir kuş cinsi vardır. Arı kuşları. Bu kuşların sanatları bir başka yaratılış harikasıdır. Uçuş sistemleri diğer kuşlardan oldukça farklıdır. Saniyede tam 25 defa kanatlarını çırparlar. Bu yüzden insan gözü kanat hareketini algılayamaz. Bu mükemmel sistemi görebilmek için kameranın hareketleri yavaşlatması gerekir. Bıçak gibi keskin ve ince kanatlar hızla hareket ederek aşağı doğru bir hava akımı oluştururlar. Tıpkı insanların helikopterlerde yaptıkları gibi. Helikopterin sabit bir mil etrafında dönen ve aşağı doğru hava akımı oluşturan bir pervanesi vardır. Aşağı itilen hava helikopteri yukarı kaldırır. Arı kuşunun uçuş prensibi de buna benzer. Ancak helikopterden daha mükemmel bir tasarıma sahiptir. Çok daha kontrollü uçar. Havada istediği manevrayı yapabilir. Kanatlarının açısını değiştirerek yukarı aşağı ve ileri geri gidebilir. Arı kuşunun saniyede 25 defa kanat çırpması ve bundan zarar görmemesi çok şaşırtıcıdır.
Bir insan kollarını saniyede en fazla bir defa kaldırıp indirebilir. Eğer bir makine yardımıyla bu işlemi 25 defa yapacak olursanız o zaman omuz kaslarınız yanar ve kolunuzu kaybedersiniz. Arı kuşu adlı bir kuş ise muhteşem bir yaratılışa sahiptir ve hiç durmadan milyonlarca kez kanat çırptığı halde kaslarında en küçük bir hasar dahi oluşmaz. Bu küçük kuşun yeryüzünün en kompleks ve en üstün uçuş makinelerinden birisi olması ve başlı başına bir yaratılış mucizesi olduğu çok açıktır.
GÖÇ MUCİZESİ
Jet Filoları V şeklinde bir dizilimde uçarlar. Bunun çok önemli bir sebebi vardır. Bu dizilimdeki her uçak, kanat çaprazında bir hava boşluğuna neden olur. Bu da arkadan gelen uçağın daha az hava direnciyle karşılaşmasını ve daha az güç harcamasını sağlar. Böylece toplam %20 oranında yakıt tasarrufu sağlanır.
Göçmen kuşlar da şaşırtıcı bir şekilde bu bilgiye sahiptir. Bu yüzden onlar da tıpkı bir jet filosu gibi V diziliminde uçarlar. Her kuş, önceki kuşun neden olduğu hava boşluğundan yararlanır. En ön pozisyonda uçmak ise yorucudur ve kuşlar bu görevi nöbetleşe üstlenirler. İşte burada büyük bir sır vardır. V şeklinde uçuşun yakıt tasarrufu sağladığı aerodinamik mühendislerinin bulduğu bir gerçektir. Peki ama bu bilimsel hesabı göçmen kuşlar nereden bilirler? Kendi aralarında disiplinli bir şekilde nasıl organize olurlar? Her kuş, uçuş sıralamasındaki kendisine ait yeri nasıl bilir? Bu sorular bizi bir kez daha yaratılış gerçeğine götürmektedir. Allah, kusursuz bedenlerle yarattığı canlılara bu bedenleri en iyi şekilde kullanmayı da ilham etmiştir.
Göçmen kuşların enerji tasarrufu sağladığı ikinci bir yol daha vardır. Kuşun kanat çırpması arkasında ikinci bir hava boşluğunun oluşmasına neden olur. Bu yüzden kuşlar birbirleriyle eş zamanlı bir şekilde kanat çırparlar. Her kuş kanat çırpma düzenini bir öndeki kuşa göre ayarlar. Bu da nefes kesecek kadar uyumlu ve planlı bir uçuş gösterisine neden olur.
“Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman'dan başkası tutmuyor. Şüphesiz o, her şeyi hakkıyla görendir.” (Mülk Suresi, 19)
Peki, göçmen kuşlar binlerce kilometre mesafe kat ederken yönlerini nasıl bulur? Bu sorunun cevabını inceleyen bilim adamları bir başka yaratılış mucizesiyle karşılaşmışlardır. Yön bulma konusunda uzman olan kuşların başında leylekler gelir.
Leylekler her sene binlerce kilometre yol alırlar. Afrika kıtasından yola çıkan leylekler Akdeniz'e geçerek Avrupa kıtasına kadar ulaşabilirler. Ancak aradan bir mevsim geçmiştir ve bitkiler de yeşermiştir. Avrupa topraklarının görüntüsü tamamen değişmiştir. Peki leylekler binlerce kilometre yolculuklarında yollarını nasıl bulurlar? Araştırmalar leyleklerin vücutlarında yeryüzünün manyetik alanına algılayan özel bir sistemin varlığını tespit ettiler. Bu doğal pusulayla manyetik alan çizgilerini takip eden leylekler yön tayinlerini rahatlıkla yapabilirler. İşte bu sayede binlerce kilometrelik yolculuklarını sıfır hatayla tamamlarlar ve bir önceki yuvalarının yerini bulurlar.
Bir savaş uçağı yönünü ve uçuş koordinatlarını belirlemek için birçok elektronik aygıt kullanır. Oysa savaş uçaklarından çok daha uzun mesafeler uçan kar kazları, bulutların arasında hangi yöne doğru uçacaklarını hiçbir aygıt kullanmadan bilirler. Binlerce metre yüksekte oksijen çok azdır. Bu yüzden pilotlar oksijen maskesi kullanırlar. Oysa kazların oksijen maskesine de ihtiyaçları yoktur. Çünkü özel bir tasarımla yaratılmış akciğerleri ve kan hücreleri sayesinde bu yükseklikte dahi nefes alabilirler. Yine özel bir dizaynla yaratılmış vücut yapıları onları sıfırın altında 55 derecelik soğuktan korur. Vücutlarındaki tasarım ve teknoloji bir savaş uçağı pilotunu dahi kıskandıracak kadar mükemmeldir.
Kar kazları, kuzey kutbuna yakın bölgelerden Meksika körfezine uzanan binlerce kilometrelik uzun bir yolculuk yaparlar. Onlar da tıpkı leylekler gibi mucizevi bir şekilde yön bulma sistemleriyle donatılmışlardır. Vücutlarına birer manyetik alan algılayıcısı yerleştirilmiştir. Bu sayede yeryüzünün manyetik alanına göre yönlerini bulurlar ve binlerce kilometrelik yolculukları boyunca yönlerini şaşırmazlar. Peki bu kuşların vücutlarına manyetik alan algılayıcılarını kim yerleştirmiştir? Kuşkusuz böylesine hassas bir algılama sistemi rastlantıların ürünü değildir. Göçmen kuşların sahip olduğu bu özellikler onları Allah'ın yarattığının açık bir delilidir.
Göçmen kuşların en ilginç özellikleri güneş battıktan sonra ortaya çıkar. Gece uçan göçmen kuşlar yıldızlara bakarak, gökyüzündeki yıldızlara bakarak yönlerini bulurlar. Şüphesiz bu çok büyük bir mucizedir. Çünkü gökte milyonlarca yıldız vardır ve yıldızlara bakarak yön bulmak oldukça zordur. Aslında bu yöntemi tarihte insanoğlu çok kez kullanmıştır. Pusula icat edilene kadar denizciler yıldızların konum ve açılarını hesaplayarak yön bulmuşlardır. Ancak yıldızlara bakarak yönlerini bulan insanlar her şeyden önce akıl ve bilinç sahibi varlıklardır. Oysa kuşların ellerinde birer yıldız haritası yoktur. Yıldız takımlarının yerleri konusunda bir eğitim almamışlardır. Ancak bu kuşlar mucizevi bir şekilde yıldızların yerlerini ve yıldızlara göre yön tayini yapmayı, gece karanlığında yönlerini kaybetmeden bulabilmeyi bilmektedirler.
Yapılan araştırmalar yumurtadan yeni çıkan yavru kuşların bile yıldızların yerlerini bildiklerini göstermiştir. Peki bu yavru kuşlara yıldızların yerlerini o daha doğmadan öğreten kimdir?
Bu küçük kuşun binlerce yıldız arasında hangilerini izlemesi gerektiğini bilmesi ve hangi yıldızları kendisine kılavuz seçeceğine doğuştan karar verebilmesi şüphesiz büyük bir mucizedir. Tüm bunlar Allah'ın hem kuşları yarattığını hem de onlara yaptıkları işleri ilham ettiğini göstermektedir. Nitekim Allah bir Kuran ayetinde kuşlar hakkında bize şu gerçeği haber vermektedir:
“Görmedin mi ki göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah onların işlediklerini bilendir.” (Nur Suresi, 41)
ŞAMPİYON KUŞLAR
Kuşlar dünyasında uçmaktan daha farklı yetenekleri olan türler de vardır. Örneğin deve kuşu ve roadrunner, yani yol koşucusu isimli bu kuş, olimpiyat rekoru kırmış bir atletten daha hızlı koşabilir.
Eğer insan deve kuşu ve roadrunner arasında 100 metre koşu yarışması yapılacak olsa bu yarışı kaybeden şüphesiz insan olacaktır.
Bir olimpiyat şampiyonu saatte 39 kilometre hızla koşabilirken deve kuşu saatte 60 kilometreye varan bir hıza ulaşabilir. Uzun bacaklarıyla bir adımda 3 metre mesafe kat eder. Bu kuşlar, canlılar dünyasının en hızlı atletlerinden biridir.
Penguenler de bir kuş cinsi olarak kabul edilir. Ancak kısa kanatları havada değil, suyun içinde ilerlemelerini sağlar. Karada oldukça hantal görünen bu sevimli canlılar, suyun içine girdiklerinde adeta uçmaya başlarlar. Eğer penguenlerle insanlar arasında bir yüzme yarışması yapılsaydı kaybedenler yine insanlar olurdu. Çünkü penguenler bir olimpiyat şampiyonundan üç kat daha hızlı yüzerler. Üstelik bunu yaparken çok az enerji harcarlar. Bunun sebebi vücut tasarımlarının suda hızlı yüzmelerini sağlayacak şekilde yaratılmış olmasıdır.
Suyun içinde adeta bir sürat motoru gibi hareket eden penguenler, karada yaşayan canlılar içinde gerçek yüzme şampiyonlarıdırlar.
KUSURSUZ ESTETİK
Kuşlar, uçuş teknikleri, kanatları ve diğer yetenekleriyle hayranlık uyandıran canlılar oldukları gibi vücutlarının üzerindeki estetik süslemelerle de göz alıcı bir güzelliğe sahiplerdir. Erkek kuşlar, sahip oldukları bu çarpıcı renk ve desenleri dişi kuşları etkilemek için kullanırlar. Bu desenler hiçbir tesadüfle açıklanamayacak birer sanat eseridirler. Bu desenlerin meydana gelmesi için her tüyün rengi ve deseni teker teker ayarlanmıştır. Sonuçta ortaya bu harika motifler çıkar. Canlının hücrelerinde bu deseni oluşturmak için programlanmış özel bir genetik şifre vardır. Hangi tüyün hangi renkli olacağı, tüyün hangi noktasında rengin değişeceği, hangi tonda rengin başlayacağı genlerde tek tek yazılıdır. Kuşkusuz bu muhteşem tasarımın hiçbir noktasında tesadüfe yer yoktur.
Hiçbir tesadüf, tavus kuşunun tüylerinin üzerindeki bu desenleri çizemez. Nitekim bu nedenledir ki canlıların kökenini tesadüflerle açıklamaya çalışan evrim teorisinin kurucusu olan Charles Darwin, tavus kuşu tüylerinden hep rahatsız olmuştur. Darwin, arkadaşı Asa Gray'e yazdığı mektupta şu itirafta bulunmuştur:
''Tavus kuşunun tüylerini görmek beni hasta ediyor.''
Oysa canlıları önyargısız olarak inceleyen bir insan ne tavus kuşunun tüylerinden ne de diğer kusursuz tasarım örneklerinden rahatsız olmayacaktır. Tüm bunlarda akıl sahibi insanlar için kavranması gereken önemli bir mesaj vardır. Tüm canlıları sonsuz bir bilgi ve güç sahibi olan Yüce Allah yaratmıştır. Her canlı bize O'nun yaratma sanatının örneklerini gösterir. Bir Kuran ayetinde şöyle buyrulur:
“O Allah ki yaratandır, kusursuzca varedendir, şekil ve suret verendir.” (Haşr Suresi, 24)
EVRİM YANILGISI
Charles Darwin'i kendi deyimiyle hasta etmiş olan kuşlar hala evrim teorisi için büyük bir çıkmaz olmaya yine Darwin'i ve Darwin'i destekleyenleri hasta etmeye devam etmektedir. Bilindiği gibi evrim teorisi dünya üzerindeki tüm canlıların rastlantılar sonucu ortaya çıktığını birbirinden türediklerini öne sürer. Yani milyonlarca çeşit canlı, çok hücreli canlılar, bütün kuş türleri, tek hücreli bakteriler ve çok hücreli bütün canlıların her birinin birbirinden tesadüfi mutasyonlarla olduğunu iddia ederler. Ancak hiçbir bilimsel kanıtı bulunmayan bu iddia, kuşların kökeni konusunda da sadece hayali varsayımlara dayanmaktadır.
Evrimciler kuşların atalarının sürüngenler olduğunu söylerler. Oysa birbirinden son derece farklı vücut yapılarına sahip bu canlılar arasında nasıl bir geçiş olabileceğini bir türlü açıklayamazlar.
Sürüngenlerin vücutları sert pullarla kaplıdır. Kuşların vücutlarını saran tüyler ise başta incelediğimiz gibi son derece kompleks yapılara sahiptir ve sürüngen pullarına en ufak bir benzerlik göstermez. Pullar ve tüyler arasında bir ara yapı imkansızdır ve nitekim hiçbir yaşayan veya fosilleşmiş canlı da böyle bir yapıya rastlanmamıştır.
Bir diğer önemli fark solunum sistemidir. Sürüngenlerin akciğerlerinde hava insanlardaki gibi çift yönlü hareket eder. Önce nefes borusundan içeri girer, sonra aynı borudan dışarı verilir. Oysa kuşlarda hava, akciğerin içinde sürekli aynı yönde akar. Bu tek yönlü hava hareketi çok ilginç bir sistem sayesinde mümkün olmaktadır. Kuş akciğerinin ön ve arka taraflarında akciğere küçük kapakçıklarla bağlı olan boş hava kesecikleri vardır. Kuş nefes aldığı anda içine çektiği hava hem akciğerine hem de arka taraftaki hava keseciklerine dolar. Aynı anda akciğerin içindeki kirli havada ön taraftaki hava keseciklerine akmaktadır. Kuş nefes verdiğinde ise ön taraftaki kirli hava dolu kesecikler boşalır. Ancak aynı anda arka taraftaki temiz hava dolu kesecikler de boşalır ve buradan gelen temiz hava akciğere dolar. Böylece kuş nefes alırken de nefes verirken de akciğeri hep temiz havayla dolu olur.
Dahası bu sistemin hatasız çalışmasını sağlayan pek çok ince detay vardır. Örneğin kesecikler ve akciğer arasında havayı hep doğru tarafa yönlendiren küçük sübaplar bulunur.
Görüldüğü gibi bu kompleks sistem kuşun yüksek oksijen ihtiyacını karşılaması için özel olarak yaratılmış bir tasarım harikasıdır. Bu kusursuz tasarım evrim teorisini çürütmek için tek başına aslında yeterlidir. Kuş akciğerinin, evrim teorisine iddia ettiği gibi aşama aşama zaman içerisinde tesadüfi mutasyonlarla oluşması imkansızdır. Çünkü akciğerin tamamı, hava kesecikleri, ara bağlantıları ve sübapların hepsinin bir anda yaratılmış olması gerekir. Aksi taktirde canlı nefes alamaz. Bu da gösterir ki kuşlara özgü bu solunum sistemi tek bir anda eksiksiz olarak ortaya çıkmış yani yaratılmıştır. Evrimciler kuşların tüy, kanat ve akciğer gibi kompleks sistemlerinin nasıl ortaya çıktığını açıklayamazlar. Bunun yerine sadece bazı fosiller üzerinde hayali yorumlar yapmayı tercih ederler.
Bu konuda en çok başvurdukları fosil ise Archeopteryx adlı 150 milyon yıllık soyu tükenmiş bir kuşa aittir. Archeopteryx, Darwin'in kitabının yayınlamasından kısa bir süre sonra bulundu ve o zamandan bu yana evrimcilerin en çok başvurduğu fosil oldu. Evrimci paleontologlar bu fosilde hem kuş hem de sürüngen özellikleri bulunduğunu ileri sürüyordu. Ancak bulunan her bilimsel bulgu, bu iddianın çürüklüğünü tekrar tekrar ispatladı.
Önce Arceopteryx'in günümüz kuşlarından farksız bir tüy ve iskelet yapısına sahip olduğu ve uçabildiği anlaşıldı. 1983'te Teksas Çölünde bulunan ve Protoavis adı verilen kuş fosilinin Arceopteryx'ten tam 75 milyon yıl daha yaşlı olmasıysa Arceopteryx'in kuşların ilkel atası olduğu yalanını bir kez daha çürüttü. Tüm bu bilimsel gerçeklere rağmen sürüngenlerin kuşlara dönüştüğü iddiası evrim teorisinin temel propaganda temalarından biri olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Evrimciler bu konuda sahtekarlıklara başvurmaktan da çekinmemektedirler.
Bu sahtekarlıkların bir örneği 1999 yılında ünlü bilimsel bir dergi tarafından tüm dünyaya yarı kuş, yarı dinozor bir canlı olarak tanıtılan Archaeoraptor fosiliydi. Dergi, bu fosile ait hayali bir dinokuş resmi çizdi ve bu çizimi evrim teorisinin açık bir kanıtı olarak tüm dünyaya gösterdi. Aynı çizim dünyanın dört bir yanındaki pek çok gazetede evrim teorisinin bir kanıtı gibi sunuldu. Ancak iki yıl sonra çok çarpıcı bir gerçek ortaya çıktı. Fosil, gerçekte beş ayrı canlının iskeletinin birbirine yapıştırılmasıyla üretilmiş bir bilim sahtekarlığıydı. İki yıl önce fosili evrim delili olarak gösteren gazeteler, sahtekarlığı “dinokuş palavra çıktı” diye itiraf ettiler. Önemli olan, bu palavranın evrim teorisi adına söylenen sayısız yalan ve yapılan sahtekarlığın sadece birisi olmasıdır.
Evrim teorisi adına bu gibi sahtekarlıklara başvurulmasının nedeni ise teoriyi destekleyen hiçbir bilimsel delil bulunmamasıdır. Dünya üzerindeki canlılar veya bunlara dair fosil kayıtları incelendikçe, evrim teorisinin tamamen hayali bir tez olduğu ortaya çıkmakta ve yaratılışın açık kanıtları bulunmaktadır.
Kuşlar da bize yine aynı gerçeği gösterirler. Canlılar, evrim teorisinin iddia ettiği gibi rastlantıların ürünü değil, kusursuz bir yaratılışın eseridirler.
SONUÇ
Bu filmde, kuşların havalanma tekniklerini, vücutlarındaki aerodinamik yapıyı, kemik özelliklerini, tüylerdeki mikrokancaları, arı kuşunun keskin kanatlarını, göçmen kuşların uçuş dizilimlerini, yön bulma sistemlerini, farklı uçuş tekniklerini, atletlerden hızlı koşan, yüzücülerden hızlı yüzen kuşları veya birbirinden güzel desenlere sahip kuş tüylerini inceledik ve bir kez daha çok önemli bir gerçeğe tanık olduk. Allah'ın yaratması kusursuzdur. O'nun sanatı ve kudreti her yeri sarıp kuşatmıştır. Âlemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir. Bir Kuran ayetinde Allah şöyle buyurur:
“Allah yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir bunların arasında durmadan iner. Sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç getirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.” (Talak Suresi, 12)