"Kainattaki kusursuz tasarım tesadüf değil" belgeselinden.
EVRİMCİ BİR SAFSATA CANLANAN ATOMLAR
Devrimcilerin hayal ürünü iddialarına göre, büyük patlama ismi verilen Big Bang'in ardından her nasılsa içlerinde çok hassas dengede kuvvetler bulunan atomlar kendi kendilerini var etmişlerdir. Rastgele yayılan atomların bir kısmı tesadüf eseri buluşarak uzaydaki yıldızları, gezegenleri oluştururken bir kısmı da dünyayı oluşturmuştur. Dünyayı oluşturan atomlardan bir kısmı ilk başta taşı toprağa oluştururken, daha sonra birdenbire canlıları oluşturmaya karar vermişlerdir. Bu atomlar ilk olarak kompleks yapıya sahip olan hücrelere dönüşmüş, sonra da ikiye bölünerek çoğalmış ve konuşmaya, duymaya başlamışlardır. Karbon, magnezyum, fosfor, potasyum, demir gibi atomlar bir araya gelerek kapkara bir kütte oluşturacaklarına, olağanüstü komplekslikte ve sırları hala tam olarak keşfedilememiş olan mükemmel beyinleri oluşturmuşlardır. Beyinler hiçbir teknolojiyle ulaşılamamış mükemmel netlikte üç boyutlu görüntüler görmeye başlamışlardır. Ardından bu atomlar üniversite profesörlerine dönüşerek elektron mikroskopları altında kendilerini inceleyip tesadüfen meydana geldiklerini iddia etmişlerdir. İşte evrim teorisinin iddiası bundan ibarettir.
Bütün bu tesadüf iddialarının mantıksızlığına rağmen 150 yıl boyunca çeşitli bilim adamlarından profesörlere, doktorlardan araştırmacılara kadar birçok kişi bu akıl ve mantık dışı teoriye inanmıştır.
Şimdi bu iddiayı çok basit ama anlaşılır ve çok da iddialı bir deneyle inceleyip, evrimcilerin hayali senaryosuna gereken cevabı verelim.
Tesadüflerin yaratıcı gücü olduğuna inanan evrimciler çok büyük bir varil alsalar. Bu varilin içine bir canlıyı oluşturmak için gerektiğini düşündükleri ne kadar madde varsa koysalar. Örneğin bu varile canlılığı oluşturan karbon, fosfor, kalsiyum gibi elementlerin hepsini koysalar. Hatta daha da ileri gidip, tek bir tanesinin bile tesadüfen oluşması mümkün olmayan amino asitleri, proteinleri de bu varilin içine koysalar. Daha sonra bu karışıma dışarıdan her türlü etkiyi uygulasalar. Örneğin, varili ısıtsalar, soğutsalar, üzerine yıldırımlar düşürseler, elektrik verseler, varile koydukları maddeleri istedikleri aletlerle istedikleri kadar süre, istedikleri hızla karıştırsalar. Ayrıca bu karışımın başında milyarlarca hatta trilyonlarca sene birbirlerine babadan oğula vasiyet ederek nöbet tutsalar ve karışımın her anını kontrol ederek birbirlerine danışıp dünyanın en önde gelen biyologlarından, genetikçilerinden, fizikçilerinden ve evrim uzmanlarından görüşler alsalar. Sonuç hiçbir zaman değişmez. Tüm bu bilinçli ve ciddi çabalara rağmen, bu varilden canlılığa ait herhangi bir şey asla çıkaramazlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, yine de bu varilin içinden çeşit çeşit kuşları, rengarenk balıkları, tavşanları, atları ve diğer hayvanları çıkaramazlar. Hepsi aynı toprakta yetişiyor, hepsi aynı suyla sulanıyor olmasına rağmen, her birinin tadı birbirinden farklı olan meyveleri hiçbir şekilde çıkaramazlar.
Ne işlem yaparlarsa yapsınlar, bu varilin içindeki atomlar, Einstein, Newton gibi karmaşık problemler çözen dahi bilim adamlarını, Picasso, Michelangelo gibi sanat ve estetik yönünden harikalar meydana getiren sanatçıları, Beethoven, Mozart gibi insan ruhuna zevk veren melodiler besteleyen müzisyenleri, buluşlar yapan, kendisini meydana getiren atomları mikroskop altında inceleyen bilim adamlarını, Araba tasarımı yapan, kitap yazan, kitap okuyan, öğrenen, öğrendiklerini hafızasında tutan, düşünen, akleden, muhakeme eden, heyecanlanan, sevinen, sevgi, merhamet ve şefkat duyan, yediği yemeğin tadından zevk alan ve bir fikri savunabilen insan zekâsını kesinlikle meydana getiremezler.
O halde evrimciler, tüm insanlığın bilgi birikimi ve çabasıyla asla meydana gelemeyecek canlılığı, şuursuz atomların, kör tesadüflerin yardımıyla meydana getirdiğini nasıl iddia edebilirler?
Bugün 20. yüzyılın bütün pozitif bilimleri, çok açık, net ve kesin bir biçimde ispatlamıştır ki, cansız maddeler bir araya getirilerek değil tesadüfen, laboratuvar ortamında bile canlı tek bir hücre meydana getirilemez. Eğer ortada canlılık varsa, mutlaka bunu yaratan vardır. Cansız maddelerin milyarlarca tanesi de bir araya gelse, kendi kendine canlanamaz, şuur sahibi olamaz. Tüm bu varlıkları yaratan, üstün bir akıl, sonsuz bir bilgi ve benzersiz bir güç sahibi olan Allah'tır.
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberimiz olsun, yaratmak da, emir de yalnızca O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!” (A’raf Suresi, 54)