"Peygamberler şehri Kudüs" belgeselinden


KUDÜS'TE İSLAM HAKİMİYETİ

Kudüs, M.S. 71 Yılına dek Yahudilerin başkentiydi. Ancak o yıl Roma orduları Yahudilere karşı büyük bir saldırı düzenlediler ve büyük bir vahşetin ardından onları bölgeden sürdüler. Yahudiler için Diaspora dönemi başlarken Kudüs ve çevresi de terk edilmiş topraklar haline gelmiş oluyordu. Ancak Roma İmparatorluğu'nun İmparator Konstantin döneminde Hristiyanlığı kabul etmesinin ardından Kudüs yeniden ilgi odağı oldu.

Hristiyan Romalılar Kudüs'te kiliseler inşa ettiler. Yahudilerin de bölgede yerleşmesine yönelik yasakları kaldırdılar. Filistin 7. Yüzyıla dek Roma, Bizans toprağı olarak kaldı. Kısa bir süre Persler bölgeyi ellerinde tuttular ama sonra Bizans yeniden Filistin'in hakimi oldu.

Filistin halkı yıllar boyunca Bizans yönetimi altında çok çeşitli yokluk ve yoksulluk içinde uğradığı haksızlıkların, zulümlerin sona ermesini beklemekteydi. Filistin tarihindeki en büyük dönüm noktası ise 637 yılında bölgenin İslam orduları tarafından tehdit edilmesi oldu. Bu fethi, asırlardır savaşlara, sürgünlere, yağma ve katliamlara sahne olan, farklı inançlar arasında sık sık el değiştiren ve değiştirdikçe de yeni vahşetler yaşayan Filistin'e barış ve huzurun yerleşmesi anlamına geliyordu. İslam ahlakının hakimiyeti, Filistin'de farklı inançların barış içinde bir arada yaşayabildiği bir çağın başlangıcı oldu.

Filistin, Peygamberimiz (sav)'den sonraki ikinci halife olan Hz. Ömer (ra) tarafından fethedildi. Hz. Ömer (ra)’ın Kudüs'e girişi, ardından buradaki farklı inançlara karşı gösterdiği sonsuz hoşgörü, olgunluk ve nezaket başlayan güzel dönemin habercisiydi.

İngiliz tarihçi ve Orta Doğu uzmanı Karen Armstrong, Holy War adlı kitabında Hz. Ömer (ra)’ın Kudüs fethini şöyle anlatır:

“Halife Ömer Kudüs'e beyaz bir devenin üzerinde girdi. Yanında ise kentin Yunan yöneticisi Baş Rahip Sophronius vardı. Halife kendisinin öncelikle Tapınak Tepesi'ne yani yıkık olan Hz. Süleyman Mabedi'nin yerine götürülmesini rica etti ve dostu Hz. Muhammed (sav)’in gece yolculuğunu (miracı) yaptığı bu noktada eğildi ve dua etti. Baş Rahip bu sahneyi dehşet içinde izliyordu. Son günlerin artık yaklaştığını sanmıştı. Daha sonra Halife Ömer Hristiyan tapınaklarını görmek istedi ve tam kutsal mezar kilisesine gittiğinde namaz vakti geldi. Baş Rahip kendisini kibarca namazını bu kilisede kılmaya davet etti. Ama Halife Ömer bu teklifi kibarca reddetti. Eğer bu kilisede namaz kılarsa sonra bazı Müslümanların bu olayı anıtlaştırmak amacıyla buraya bir cami inşa etmek isteyebileceklerini, bunun ise kutsal mezar kilisesinin yıkılması anlamına geleceğini izah etti. Bu nedenle Halife kiliseden çıkıp biraz daha ilerideki bir noktada namazını kıldı; nitekim bugün tam bu noktada Kutsal Mezar Kilisesi'nin tam karşısında Halife Ömer'in adına inşa edilmiş küçük bir cami bulunmaktadır. Halife Ömer'in diğer büyük cami ise tam tapınak tepesinde yapıldı. Yıllardır Hristiyanlar yıkık Yahudi tapınağının yer aldığı bu alanı şehrin çöp yığınağı olarak kullanıyorlardı. Halife, Müslümanların bu çöpleri temizlemelerine kendi elleriyle yardım etti ve burada Müslümanlar iki mabed inşa ederek İslam'ı, İslam'ın dünyadaki üçüncü kutsal şehrine yerleştirmiş oldular.”

Müslümanlarla birlikte Kudüs'e ve tüm Filistin'e medeniyet geldi. Birbirlerinin kutsal değerlerine saygı göstermeyen, birbirlerini sırf farklı inançlara sahip oldukları için katliamdan geçiren vahşi ve barbar inançlar değişti. Bölgede İslam'ın adil, hoşgörülü ve barışçı kültürü hakim oldu.

Hz. Ömer (ra)’ın fethinden sonra Filistin'de Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler asırlar boyu barış ve huzur içinde yaşadılar. Hazreti Ömer (ra)’ın verdiği bir himaye belgesi, İslam ahlakının hoşgörü ve adalet anlayışını yansıtan çok güzel bir örnektir.

“Bu verilen eman, hasta-sağlıklı, iyi-kötü yöre halkının tüm fertleri için din, can, mal, kilise ve havralarının himayesi içindir. Kiliseler tahrip edilmeyeceği gibi mesken de edilmeyecek ve onlardan hiçbir şey eksiltilmeyecektir. Halktan hiç kimse zerre kadar zarar görmeyecektir. Bu kitapta yazılı hususlar Allah ve Resulünün ahdi, halifelerin ve müminlerin zimmetindedir.” Yrd. Doç. Dr. Orhan Atalay, Doğu-Batı Kaynaklarında Birlikte Yaşama, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yayınları, İstanbul, 1999, s. 95; Hamidullah, El-Vesaik, s. 380-381, No: 358

Müslümanlar hiç kimseye zorla İslam'ı kabul ettirmeye çalışmadılar. Ancak İslam'ın hak dini olduğunu gören bazı gayrimüslimler kendi rızalarıyla İslam'ı seçtiler. Filistin'deki barış ve huzur, bölge Müslümanların hakimiyetinde olduğu sürece devam etmiştir. Ancak 11. Yüzyılın sonunda bölgeye dışarıdan işgalci bir güç girdi ve Kudüs'ün medeni topraklarını görülmemiş bir barbarlık ve vahşetle yağmaladı. Bu barbarlar Haçlılardı.