"Peygamberler şehri Kudüs" belgeselinden


KUDÜS'TEKİ KUTSAL VE TARİHİ MEKANLAR

Kudüs şehri, tarihte ve günümüzde birçok isimle anılır. Müslümanların dilinde Kudüs, günümüz dünyasında Jerusalem, Arapların lisanında El-Beytül Mukaddes, eski ismiyle İlya ve İbranice'de ise Yerüşalayim veya Oruşelem denilen şehir, bugün dünyanın en kritik sosyopolitik bölgelerinden biridir.

Şimdi 450 yıl kadar Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti altında bütün din mensuplarının huzur içinde yaşadıkları Kudüs şehrini tanıyalım.

Akdeniz'e 62 kilometre ve Lut Denizi'ne 38 kilometre mesafede bulunan Kudüs, dağlık ve yüksek bir mahalde yerleşmiştir. Eski kent olarak anılan asıl Kudüs, kenarları yaklaşık bir kilometre uzunluğundaki kare biçiminde surlarla çevrilidir. İkisi kapalı olmak üzere yedi kapısı ve üç büyük caddesi vardır. Kuzeydoğu'daki bölüm Müslüman, Kuzeybatı'daki bölüm Hristiyan, Güneydoğu'daki bölüm Yahudi ve Güneybatı'daki bölüm Ermeni mahallesi durumundadır.

İslam mahallesinde Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra'yı içine alan Harem-i Şerif bulunmaktadır. Kuzeybatı'daki Hristiyan mahallesinde Hristiyan cemaatlere mahsus çok sayıda mabetler ve manastırlar bulunmaktadır. Kent, çeşitli üsluplardaki cami, sinagog, kilise ve sivil yapılarıyla mimari açıdan tam bir mozaik görünümündedir. Kudüs denilince akla ilk gelen bu görüntülerdir. Mescid-i Aksa ve etrafındaki kutsal mekan, Harem-i Şerif'in üzerinde bulunduğu tepe, Tapınak tepesi, İngilizce adıyla Temple Mount. Tepe adını Hz. Süleyman'ın buraya kurmuş olduğu mabedden almaktadır.

Tarihi kaynaklara göre Hz. Süleyman Tapınağı'nın inşa edildiği yer bu tepe üzerindedir. Sonraki dönemlerde tapınak, Babilliler tarafından yıkılmış ve M.Ö. 20 Yılında aynı bölgede Yahudi Kral Herod tarafından yeni bir tapınağın inşasına başlanmıştır. Kral Herod'un ölümünden çok sonra inşası tamamlanan bu yeni tapınağı da çok geçmeden M. S. 70 Yılında Romalılar yıkmışlar, şehirdeki Yahudilerin büyük bölümünü katletmiş, kalanları da sürmüşlerdir. Geriye tapınaktan yalnızca tek bir duvar kalmıştır. O da bu yıkımın anısına Yahudiler tarafından ağlama duvarına dönüştürülmüştür.

Şu an Yahudilerin Ağlama Duvarı, Müslümanlarınsa Burak Duvarı, Hayitül Burak olarak adlandırdıkları işte bu duvar Herod'un inşa ettiği mabedin bir kalıntısıdır. Mescid-i Aksa'nın batı tarafında yer alan bu duvara Batı Duvarı adı da verilir. Duvarın bugün dışarıdan görünen kısmı 12 metre olmakla birlikte yerin altına doğru 19 metre daha devam etmektedir. Zamanla duvarın önü dolmuş ve bu seviyeye gelmiştir. Tepe üzerindeki Harem-i Şerif, Mescid-i Aksa Camii, Kubbet-üs Sahra, Ruhlar Kuyusu, Türbe, Sebil gibi yapıları içine alan, yaklaşık 150 dönüm genişliğindeki bir arazi üzerine yayılmış, etrafı surlarla çevrili kutsal bir mekandır.

Bilinmelidir ki bu kutsal topraklar yalnızca orada yaşayan Müslümanların sorumluluğunda değildir. Kudüs'e ve Mescid-i Aksa'ya sahip çıkmak dünyadaki tüm Müslümanların üzerine düşen kutsal bir vazifedir.

MESCİD-İ AKSA

İslam alimlerinin görüşlerine göre Mescid-i Aksa, Harem-i Şerif adı verilen bölgenin tümünü kapsayan alandır. Bu kutsal mekana Peygamber (sav) de dikkat çekmişlerdir. Buhari ve İbn-i Mace'nin nakletmiş olduğu bir hadisi şerifte de Ebru Zer'in şöyle dediği bildirilmiştir:

“Resulullah (as)'a yeryüzüne konulmuş olan ilk mescidin hangisi olduğunu sordum. ‘Mescid-i Haram’ diye buyurdu. Sonra hangisi dedim. ‘Mescid-i Aksa’ diye buyurdu. İkisi arasındaki süre ne kadardır diye sordum. Şöyle buyurdu: ‘Kırk yıl.’ Sonra ‘bütün yeryüzü senin için mescittir. Nerede namaz vaktine girersen orada namaz kıl.’” (Buhari, Kitabu Ehadisi-l Enbiya, 60/40; İbni Mace, Kitabu-l Mesacid ve’l-Cemaat, 4/7)

Aksa kelimesi en uzak anlamındadır. Mescid-i Aksa da Mekke'ye olan uzaklığından dolayı böyle adlandırılmıştır. Yani en uzak mescid demektir. Kudüs'ün fethinden sonra burada Hz. Ömer (ra) tarafından bir cami yaptırılmıştır. Mescid-i Aksa Camii adı verilen bu cami, Herod'un inşa ettiği tapınaktan kalan batı duvarına bitişik dörtgen şeklinde bir camidir. Mescid-i Aksa Camii daha sonra Emevi halifelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında genişletilmiştir.

KUBBET-ÜS SAHRA

Bugün pek çok kimse tarafından Mescid-i Aksa zannedilen üstü altın kaplı, sekiz köşeli yer aslında Kubbet-üs Sahra adlı yapıdır. Bir dönem Kubbet-üs Sahra'yı ele geçiren Haçlılar burayı kiliseye çevirmişlerdir. Daha sonra Selahaddin Eyyubi, Kudüs'ü fethettikten sonra burayı kilise olmaktan çıkararak cami olarak ziyarete açmıştır.

Bugünkü görünümü neyse Osmanlı padişahları tarafından birçok kez yapılan tamirat ve eklemelerle kavuşturulmuştur. Kubbet-üs Sahra'nın tam ortasında büyük bir kaya vardır. Rivayetlerde Peygamber (sav) Miraca bu kayadan çıktığı söylenir. Kubbet-üs Sahra, kaya üzerinde yapılan yer anlamına gelir. Eşsiz motifleri ve altın kubbesiyle Kubbet-üs Sahra İslam'ın sanat ve medeniyet anlayışının görkemli bir örneğidir. Bina, Kanuni dönemine kadar dışarıda Bizans tarzı mozaiklerle kaplıydı. Kanuni, iki insan boyuna kadar olan kısmını beyaz mermer, daha yukarısını mavi çinilerle kaplamıştır.