"Peygamberler şehri Kudüs" belgeselinden


SELAHADDİN EYYUBİ'NİN ADALETİ

Orta Doğu'daki tüm Müslüman emirlikleri aynı bayrak altında birleştiren Selahaddin Eyyubi, 1187'deki Hıttin Savaşı'nda tüm Haçlı ordusunu bozguna uğrattı. Selahaddin Eyyubi, Hıttin'in hemen ardından Kudüs'e girerek 88 yıldır haçlı işgali altında olan şehri kurtardı. Bugünün bir mucizevi özelliği de vardı. O gün, tarihi kaynaklara göre Peygamber (sav)’in bir gece Mekke'den Kudüs'e götürüldüğü ve oradan miraca yükseldiği gündü.

Haçlılar, 88 yıl önce Kudüs'ü aldıklarında içindeki tüm Müslümanları katletmişlerdi ve bu yüzden Selahaddin Eyyubi'nin de aynı vahşeti kendilerine yapmasını korkuyla bekliyorlardı. Oysa Selahaddin Eyyubi, kentteki Hristiyanların hiçbirine dokunmadı. Hiçbir masum sivile karşı şiddet uygulanmadı. Mağlup ettikleri haçlı ordularına karşı dahi Müslümanlar gereksiz şiddet kullanmadılar.

Filistin toprakları bir kez daha Kuran ahlakının getirdiği adalete ve hoşgörüye kavuşmuştu. Dahası, haçlı kimliğine sahip olmayan Ortodokslar şehirde yaşamaya ve diledikleri gibi ibadet etmeye devam edebilirlerdi.

İngiliz tarihçi Karen Armstrong, Müslümanların bu ikinci Kudüs fethini şöyle anlatır:

“1187'de Selahaddin ve ordusu Kudüs'e fatihler olarak girdiler. Gelecekteki 800 yıl boyunca şehir bir Müslüman kenti olacaktı. Selahaddin, katliam yapmamak üzere önceden Hristiyanlara verdiği sözü tuttu ve şehri yüksek İslami prensiplere göre aldı. Kuran'da emredilmiş olduğu gibi şiddetten kaçındı. 1099 Yılındaki katliamların öcünü almaya kalkmadı. Tek bir Hristiyan öldürülmedi, hiçbir yağma yapılmadı. Esirleri serbest bırakmak için istenen fidyeler ise son derece düşük tutuldu. Kuran'da emredildiği gibi esirlerin çoğunu da hiçbir fidye almadan serbest bıraktı. Selahaddin'in kardeşi El-Adil, bin kadar esirin kendi hizmetlerine verilmesini istedi ve sonra hepsini acınacak durumda olduklarını gördüğü için karşılıksız olarak serbest bıraktı. Şehirdeki zengin Hristiyanlar değerli eşyalarını yükleyip şehirden bir an önce gittiler. Oysa ellerindeki para şehirdeki tüm savaş esirlerinin fidyesini ödemeye fazlasıyla yetiyordu. Baş Rahip Heraclius herkes gibi on dinarlık fidyesini ödedi sonra da şehri hazinelerle dolu arabalarla terk etti.”

Kısacası Selahaddin Eyyubi ve onun komutasındaki Müslümanlar Hristiyanlara karşı son derece adil ve merhametli davranmışlar. Hatta onlara kendi yöneticilerinden çok daha fazla merhamet etmişlerdi. Bu durum ancak Kuran ahlakının gerçek anlamda yaşandığı toplumlarda gerçek adaletin, gerçek huzurun ve güvenin yaşanacağının somut bir göstergesidir. Çünkü Kuran ahlakı, insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden sadece haktan ve doğrulardan yana katıksız bir adaleti emretmektedir. Allah, Kuran'da inananlara, kendi aleyhlerinde de olsa adaletli davranmalarını şöyle emreder:

“Ey iman edenler, adil şahitler olarak Allah için hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8)

Filistin'de farklı inançlara bir arada yaşama fırsatı veren Kuran ahlakına dayalı bu adil yönetim, Selahaddin Eyyubi'den sonraki 700 yıl boyunca devam etti.