"Peygamberler şehri Kudüs" belgeselinden


KUDÜS'ÜN KAPILARI

Kubbet-üs Sahra'nın içinde asılı duran taş anlamına gelen Hacer-i Muallak taşı bulunmaktadır. Hz. Peygamber (sav)’in miraca yükselirken üzerine bastığı rivayet edilen kaya işte burasıdır. Bu kayanın en geniş yeri 18 metre, en dar yeri ise 13,5 metredir. Bu kayanın içine 11 basamaklık bir merdivenle inilmektedir. Kudüs'te

Osmanlı dönemine ait en gösterişli mimari eserler, hiç kuşkusuz eski kenti kuşatan surlar ve bunların üzerindeki kapılardır. Eski kenti çevreleyen surlarda yedi kapı mevcuttur. Kudüs'ü çevreleyen dört kilometre uzunluğundaki surlarda bulunan kapılardan biri Şam kapısıdır. Damascus kapısı olarak da bilinir. 1542 Yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından onartılmıştır. Kapının hemen dışından geçen Doğu Kudüs'ün ana caddesi, Kanuni Sultan Süleyman'ın adını taşır. Her gün bu kapıdan binlerce insan geçmektedir.

Bir diğer kapı, Altın Kapısı'dır. Diğer ismiyle Golden Gate. Bu kapı en eski devirlerde bile şehrin doğuya bakan kapısı olmuştur. Hz. İsa (as)'ın bu kapıyı kullanarak mabede girip çıktığı rivayet edilir. Hz. İsa (as) ikinci kez yeryüzüne geldiğinde yine bu kapıdan şehre gireceğine inanıldığından Müslümanlar kapıyı bu mübarek şahıs gelene kadar mühürlü tutmak üzere örerek kapatmışlardır.

Şehir içinde bir şehir olan Ermeni mahallesinin devamında Siyon kapısının yanından geçilir. Ayrıca Doğu'ya açılan Arslanlı Kapı, Kuzey'e açılan Herod Kapısı ve Batı'ya açılan Yafa Kapısı düzgün kesme taş işçiliğiyle dikkatleri çekmektedir. Yafa Kapısı ile Şam Kapısı arasında 1887 yılında Babü’l Cedid adında bir kapı daha açılmıştır. Farklı dinleri temsil eden tüm bu kutsal mekanlar ve tarihi eserlerin Kudüs'te bir arada olması bizlere önemli bir gerçeği göstermektedir. Kudüs'te çok uzun yıllar boyunca Hristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar tüm mezhepleriyle birlikte kendi inançları doğrultusunda diledikleri gibi ibadetlerini yerine getirerek yaşamışlardır. Bu huzurlu ortam devlet yönetiminde nizam, adalet, barış, refah ve hoşgörüyü temel alan Müslüman yöneticiler döneminde olmuştur.

Kuran ahlakının yaşandığı toplumlarda sosyal hayatının nasıl huzur ve barış içerisinde devam ettiğini tarih bize pek çok örnekle göstermiştir. Başta peygamberler ve sonra da onların yolunu izleyen pek çok adil yönetici yaşadıkları dönemlerde toplum içerisinde güven ve barış ortamı oluşturmuşlardır.

Film boyunca bunun çok açık bir örneğini izledik. Yani Kudüs ve Filistin'de İslam hakimiyeti dönemini. İslamiyet'in bölgeye yerleşmesiyle birlikte halkın zulümlerden nasıl kurtulduğuna, çok farklı dinlere mensup, ayrı dilleri konuşan farklı toplumların aynı bayrağın altında bir arada huzur içinde nasıl yaşadığına şahit oldu. Gerek Kudüs'ün hakimiyetinde gerekse tarihin her döneminde Müslüman yöneticilerin hoşgörü, merhamet, adalet ve medeniyet sergilemelerinin sebebi ise Kuran'a olan bağlılıklarıdır. Allah bir ayette şöyle buyurmuştur:

“Allah sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah adalet yapanları sever.” (Mümtehine Suresi, 8)

Günümüzde dünya üzerinde adaletin sağlanması ve yaşanan zulümlere bir son verilebilmesi için çözüm çok açıktır. Yapılması gereken tek şey, Kuran'da öğretilen gerçek adaleti hakim kılmak için ciddi bir çaba göstermektir. Allah, inanan bir insanın adalet anlayışının nasıl olması gerektiğini şu şekilde bildirir:

“Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun. İster zengin olsun, ister fakir olsun. Çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp hevanıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker ya da yüz çevirirseniz şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nisa Suresi, 135)