MÜBAREK ŞEHİR İSTANBUL - ERDEM ERTÜZÜN, MISIR ÇARŞISI (20 AĞUSTOS 2011)
ERDEM ERTÜZÜN: Hayırlı akşamlar. A9 Televizyonu tarafından hazırlanıp sunulan Mübarek Şehir İstanbul programımıza hoş geldiniz.
Bu akşam İstanbul'un 350 yıl boyunca şifa dağıtan mekanlarından biri olan Mısır Çarşısı'nın önündeyiz. Bu değerli yapının tarihini incelerken bir yandan da hadisi şerifler ışığında içinde bulunduğumuz dönemin en önemli konularından biri olan ahir zamanda yaşanacak olan sağlık gelişmeleriyle ilgili bilgiler aktaracağız inşaAllah.
Mısır Çarşısı Eminönü'nde Yeni Camii'nin arkasında ve Çiçek Pazarı'nın yanında bulunuyor. İstanbul'un en eski kapalı çarşılarından olan Mısır Çarşısı 1660 yılında Turhan Sultan tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Kazım Ağa'dır. Yüz ölçümü olarak kapalı çarşıdan daha küçük olmakla birlikte özellikle yabancı turistlerin uğramadan geçemediği İstanbul'un tarihi mekanlarından biri.
Tıpkı kapalı çarşıda olduğu gibi Mısır çarşısının da iki ana kapısı Eminönü ile Sultan Ahmet arasında bağlantı kurar. Yan kapıları ise Yeni Cami, Tahtakale, Mercan, Yemiş İskelesi ve Süpürgecilere çıkış verir.
Ahşap olarak imar edilen dönem çarşıların aksine Mısır çarşısının yapımında moloz taş, kesme taş ve tuğla kullanılmıştır. L plana sahip olan çarşının tonozu ise kendisinden çok daha büyük olan kapalı çarşıya oranla çok daha yüksektir. Balıkpazarı kapısı, Bahçe kapı, Çiçekpazarı kapısı, Yeni Cami kapısı, Tahtakale'ye açılan Ketenciler kapısı ve Eminönü kapısı olmak üzere altı kapıya sahip olan çarşının içinde 86 adet dükkan yer alır ve bu dükkanlar aktarlara, yorgancılara ve pamukçulara ayrıldığı için yapılan işle bağlantılı olarak iki ayrı bölümden oluşur.
Vaktiyle dükkanların arka bölümlerinde üretim ve depolama, ön kısımlarında ise sergileme ve satış yapılmıştır. Bugün de dikkatli bir göz bu mimari özelliği algılayabilir. Ana kapılarda yer alan revaklar, ticaretin yoğun olduğu çarşıda çıkan sorunları çözmek üzere mahkemelere ayrılmıştır. Bu mahkemeden biri esnaflar arasındaki sorunlara bakarken, diğeri esnaf ile müşteri anlaşmazlıklarına çözmekle ilgileniyor.
İstanbul tarihinde büyük önemi olan yangınlardan Mısır Çarşısı da etkilenmiştir. 1691 Yılının 2 Ocak gecesi çıkan yangında Mısır Çarşısı 24 saat boyunca yanmıştır ve tek bir şey kurtulamamıştır. Arada irili ufaklı birçok yangınla mücadele eden çarşı 1940 yılında bir kez daha büyük bir yangın geçirmiştir. Ve 1943'te İstanbul Belediyesi tarafında yapılan restorasyonla bugünkü şeklini almıştır. Aktarlarıyla meşhur bu çarşıda halen tabii ilaçlar, baharat, çiçek tohumları, nadir bitki, kök ve kabukları gibi eski geleneğine uygun ürünlerin yanı sıra kuruyemiş, şarküteri ürünleri ve değişik gıda maddeleri satılmaktadır.
Mısır Çarşısı tarihi boyunca her derde deva olmuş, kurutulmuş bitkilerin, çeşit çeşit otların ve yüzlerce baharatın buluştuğu dev bir pazardır. Öte yandan ahir zamanda teknolojik alanda yaşanan her gelişme tıp alanında da çok büyük ilerlemelere yol açacaktır.
20. Yüzyılın ortalarında DNA'nın keşfedilmesi tıp ve biyoloji alanında büyük bir çığırı açmıştır. Aynı şekilde Altın Çağda yaşanan her türlü bilimsel ve teknolojik gelişme de tıbbi çalışmaları hızlandıracak, hata payını çok düşürecek, hastalıklara teşhis konmasını kolaylaştıracak ve tedavi imkanlarını arttıracaktır. Tıpta yaşanacak olan ilerlemenin temelinde ise genetik bilimi yer alacaktır.
20. Yüzyılın bilimi olarak anılan genetik, insanın DNA şifresi üzerinde yapılan çalışmalarla birçok hastalığın genetik temelinin ortaya çıkarılmasını hedeflemektedir. Bu konuda başlatılan İnsan Genom Projesi, 18'den fazla ülkenin ve binlerce bilim adamının katılımı ile 15 yıllık bir zaman diliminde DNA'nın sırlarını çözmeyi planlamaktadır. İnsan genomunun ayrıntılarıyla tespit edilip bu Geniş Bilgi Bankası'nın tüm bilim adamlarının kullanımına açılmasıyla insan sağlığı konusunda çok yeni bir dönem başlamış olacak.
Bu projelerin öncelikle hedefleri DNA üzerinde yapılabilecek değişikliklerle insanı hastalığa yakalanmaktan korumak, vücudun ilaçlara nasıl tepki vereceğini önceden belirlemek, her insanın zayıf noktalarını belirleyip tedbir almasını sağlamaktır. Bu projeyle birlikte kişiye özel ilaç yapımı ve her bir kişinin tüm genetik özelliklerinin bulunduğu bir bilgi bankası, genetik kart konusu da gündeme gelmiştir. Bu şekilde birbirlerinden küçük de olsa farklılıklar gösteren hastalıklar arasında ayrım yapılabilecek ve kişiye özel tedavi imkanları ortaya çıkaracaktır.
İşte tüm bu gelişmeler vesilesiyle Altın Çağda insanlar doktor ya da ilaç bulamadıkları ya da geç veya yanlış tedavi yapıldığı için çaresizlik yaşamayacak. Her ihtiyacı olana o an yardım edilecek. Çünkü Kuran ahlakına uygun olan davranış, zorluk içinde olanlara, hastalara yardım etmek, can kurtarmaktır. Kuran ahlakının eksiksiz olarak uygulandığı bir dönem olarak altın çağda da insan hayatına ve sağlığına büyük önem verilecektir. Çünkü Allah'ın Kuran'da tarif ettiği ahlakta bir insanı diriltmenin yani onun sağlıklı olması için çaba harcamanın karşılığı çok büyüktür. Bir ayette bu konuya şöyle dikkat çekiliyor, şeytandan Allah'a sığınırım:
“Kim bir nefse, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın haksız yeri öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onun öldürülmesine engel olarak diriltirse bütün insanları diriltmiş gibi olur.” (Maide Suresi, 32)
Nitekim hadislerde de Hz. Mehdi (as) devrinde fiziksel ve psikolojik hastalıklarda azalma olacağına, “Allah Konstantiniye'yi, İstanbul'u çok sevdiği dostlarının eliyle fethedecek. Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak” ifadesiyle işaret edilmektedir. (Kıyamet Alametleri, sf. 181)
Altın Çağda tıp ve sağlık alanında gerçekleşecek olan tüm bu gelişmelere hadislerde işaret eden bir diğer önemli bilgi de bu dönemde ömürlerin uzayacağıdır. “Onun (Mehdi (as)’ın) zamanında ömürler uzayacak ve emanet zayi olmayacaktır. Kötüler manen helak olacak, Peygamber Efendimiz (sav)’e buğz edecek kimse kalmayacaktır.” (İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, sf. 1699, Sf. 179)
Ömürlerin uzayacağı bir diğer hadiste ise şöyle ifade ediliyor: “Ömürler uzayacak, emanetler yerine teslim edilecek.” (İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, sf. 1699, Sf. 179)
Görüldüğü gibi Mehdiyet Çağı hayatın her yönüne güzelliğin hakim olduğu, insanların gerçek anlamda ilk defa sevgiyi yaşadıkları, alabildiğine neşeli oldukları, düşüncelerini diledikleri gibi ifade ettikleri bedenen ve manen tam korundukları bir dönem olacaktır.
Evet, A9 Televizyonu tarafından hazırlayıp-sunduğumuz Mübarek Şehir İstanbul programımızın sonuna geldik. Hayırlı akşamlar.