HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam Kaynağı Fotosentez

Yaşam Kaynağı Fotosentez

Harun Yahya
14348
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

 

YAŞAM KAYNAĞI FOTOSENTEZ

 

Hiç düşündünüz mü? Bu ekrana baktığınız bir dakika içerisinde 15 kez nefes alıp veriyorsunuz. Günde ise ortalama 20 bin kez. Her an soluduğunuz oksijen kim tarafından üretiliyor? Yaşadığımız dünya rastlantıya yer kalmayacak şekilde eşsiz bir düzen içerisinde dönüyor.

Hiç düşündünüz mü? Dünyadaki hassas hızı kontrolü nasıl sağlanıyor? Atmosferdeki gazların dengesi hiç değişmeden nasıl sabit kalıyor? Yaşam için gerekli olan güneş enerjisi hangi yollarla elde ediliyor? Peki, ya hiç hata yapmadan bütün bunları sağlamak için çabalayanların bitkiler olduğunu biliyor muydunuz?

Bitkilerin insan hayatındaki rolü çok önemlidir. Allah 500 binden fazla çeşidiyle bitkileri biz insanların faydasına sunmuştur. İçimize çektiğimiz tertemiz havanın, hayatımızı devam ettirebilmek için ihtiyacımız olan besinlerin, kullandığımız enerji kaynaklarının temeli, kusursuz biçimde yaratılmış bu renkli canlılardır. Çarpıcı güzellikteki manzaraların, etkileyici kokuların ve göz alıcı renklerin kaynağı da yine bitkilerdir.

Bitkiler, ışığı besine çeviren fotosentez sistemlerine, hiç durmadan enerji ve oksijen üreten, doğayı temizleyen, ekolojik dengeyi sağlayan mekanizmalara, tat, koku, renk gibi estetik özelliklere sahiptirler.

Bu özellikleriyle kendilerini yaratan Allah'ın sonsuz ilmini, sanatını, insanlara karşı olan şefkat ve merhametini gözler önüne seren çok özel canlılardır. Allah'ın insanlara bahşettiği aklı ve kavrayışı kullanabilen herkes, onun önümüze serdiği mucizeleri her yerde görebilir. Bunun için varlıklara akıl ve hikmet gözüyle bakmak gerekir. Allah bir ayette bitkilerdeki yaratılış delillerini şöyle bildirir:

Kovulmuş şeytandan Allah'ım sana sığınırım:

“O gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik. Ondan bir yeşillik çıkardık. Ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, birbirine benzeyen ve benzemeyen üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler kılıyoruz. Meyvesine ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.” (En’am Suresi, 99)

Akıllı Tasarım Yani Yaratılış

 

Film boyunca zaman zaman tasarım kelimesiyle karşılaşacaksınız. Bu kelime Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği vurgulamak için kullanılmaktadır. Allah'ın tüm evrende kusursuz bir tasarım yaratmış olması Rabbimizin önce plan yaptığı daha sonra yarattığı anlamına gelmez. Göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'ın yaratmak için herhangi bir tasarım yapmaya ihtiyacı yoktur. Allah'ın tasarlaması ve yaratması aynı anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın bir şeyi ya da bir işin olmasını dilediğinde onun olması için yalnızca “Ol” demesi yeterlidir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

'Kovulmuş şeytandan Allah'ım sana sığınırım. 

''Bir şeyi dilediği zaman onun emri yalnızca ol demesidir. O da hemen oluverir.” (Yasin Suresi, 82)

Kovulmuş şeytandan Allah'ım sana sığınırım:

 Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca ol der, o da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 117)

Yaşam Enerjisi Üreten Fabrika

 

Dünya üzerindeki her canlının enerji ihtiyacını karşılayan güneşin gücü, yeryüzünde yaşayan milyarlarca insanın tek bir gün boyunca ihtiyaç duyacağı enerji miktarının 10 bin katına yakındır. Gelişmiş ülkeler güneşten gelen enerjiyi depolayabilmek için yapılan araştırmalara milyarlarca dolar para harcarlar. Bu araştırmaların sonucu ise şaşırtıcı bir gerçeği ortaya çıkarmıştır. Bitkiler, güneşten gelen enerjiyi depolamaktadır ve bu sistem mükemmel bir işleyişe sahiptir. İşte bitkilerin sahip oldukları bu sistemin adı fotosentezdir. Bitkiler, fotosentez işlemini yapılarında bulunan güneş hücreleri sayesinde gerçekleştirirler. Bu hücreler, güneş enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürerek bütün canlılığın temel besin kaynağı olan karbonhidratları üretirler.

Karbonhidratlar, tüm canlıların doğrudan veya dolaylı olarak enerji gereksinimini sağlayan temel besin kaynaklarıdır. Bu enerjiyi elde etmek için mutlaka bitkilerle beslenmek gerekmez. Hayvanlar da bitkilerle beslendikleri için aynı enerji hayvansal gıdalar yoluyla da insanlara ulaşabilmektedir. Mesela okla beslenen koyunları ele alalım. Koyunlar otların içindeki enerji yüklü molekülleri özümserler ve moleküllerin içerdiği enerji koyunların vücutlarına girer. İnsan da güneşten bitkilere, oradan hayvanlara ardından da kendisine ulaşan bu enerjiyi alır ve vücudunda kullanır.

Görüldüğü gibi her ne yolla gelirse gelsin tüm canlılar yaşamlarını sürdürmek için fotosentez yoluyla güneş ışığından elde edilen enerjiyi kullanmak zorundalar. Sadece besinler değil, günlük yaşantımızda kullandığımız maddelerin büyük bölümü de en başta fotosentez yoluyla elde edilen enerjiyi bize aktarırlar. Örneğin petrol, kömür, doğalgaz gibi yakıtlar fotosentez yoluyla güneş enerjisinin depolandığı enerji kaynaklarıdır. Yakacak olarak kullandığımız odun için de aynı durum geçerlidir. Sadece bu maddeler açısından bakıldığında bile fotosentezin ne kadar hayati bir öneme sahip olduğu anlaşılır.

Bilim adamları açısından fotosentezin keşfedilmesi ve bu işlemde yer alan mekanizmaların gün ışığına çıkarılması çok önemlidir. Eğer bu süreç anlaşılabilirse besin üretimini arttırmak, doğayı en verimli şekilde kullanmak, güneş enerjisinden maksimum düzeyde faydalanmak, yeni ilaçlar geliştirmek, güneş enerjisiyle çalışan çok daha hızlı ve küçük makineler tasarlamak mümkün olacaktır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki fotosentez hakkında bilinenler onu taklit ederek güneş enerjisini depolayacak sistemlerin üretilebilmesi için henüz yeterli değildir. Buna rağmen aklı ve şuuru olmayan bir yaprak için fotosentez çok kolay bir işlemdir.

İlerleyen teknoloji, milyarlarca dolar harcanarak yapılan araştırmalar, hepsi bu sistemin taklidini dahi ortaya koyamazken, milyarlarca yıldır yüz trilyonlarca yaprağın tek tek fotosentez işlemini gerçekleştirebiliyor olması hayranlık vericidir. Bu kimyasal işlem, bitkiler tarafından yaratıldıkları ilk günden beri aksamaya uğramadan gerçekleşmektedir.

Yeşillik olan her yerde güneş enerjisi kullanarak karbondioksit ve sudan şeker oluşturan bir fabrika çalışıyor demektir. Yediğimiz domates, salatamızdaki maydanoz, balkonumuzdaki sarmaşık, biz farkında olmadan hayatımızı devam ettirebilmemiz için aralık vermeden üretim halindedir. Bu üstün ilim sahibi Allah'ın insanlara bir lütfudur. Allah şefkatini kullarına bu şekilde gösterir.

Bitkiler, insanların ve tüm canlıların yararına hizmet edebilecek şekilde yaratılmıştır. İnsanın günümüzde sahip olduğu yüksek teknolojiyle bile kavrayamadığı bu kusursuz sistemi yapraklar milyonlarca yıldır işletmektedirler. Allah, Kuran'ın bir ayetinde insanların bir tek ağacı bile yoktan var etmesinin imkansız olduğunu şöyle bildirir:

Kovulmuş şeytandan Allah'ım sana sığınırım:

 “Onlar mı yoksa gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla gönül alıcı bahçeler bitirdik. Sizin için ise bir ağacı bitirmek bile mümkün değildir.” (Neml Suresi, 60)

Evrendeki Uyum

 

Yerlerin ve göklerin tek sahibi Allah, evreni üstün bir ilim ve sanatla yaratmıştır. Yeryüzündeki canlı yaşamı meydana getiren bütün sistemler de bu eşsiz yaratılışın bir sonucu olarak birbiriyle muhteşem bir uyum içindedir. Uzaydaki yıldızlardan tek bir atomun çevresinde dönen elektronlara kadar her sistem, her yapı bir diğerine bağlı veya bir diğerinin tamamlayıcısıdır. Bu muhteşem düzende fotosentezin çok önemli bir yeri vardır. Şuursuz bitki hücreleri toprağa, suyu, havayı ve güneşi kullanarak toprağın içinden belirli oranlarda mineralleri ve suyu alarak insan için besin üretirler. Güneş ışığından aldıkları enerji ile bu malzemeleri parçalar, sonra parçaladıkları malzemeleri besinleri oluşturacak şekilde bir araya getirirler.

Burada kısaca özetlenen bu işlemin her aşamasında ayrı bir akıl, şuur ve düzen görülür. Bitkilerdeki bu hayranlık uyandıran sistem ortaya koyduğu sonuçlarıyla çok açıktır ki canlıların faydası için özel olarak yaratılmış bir yaşam kaynağıdır. Tesadüf olmayacak kadar kesin bir gerçeklikle yeryüzündeki yeşil bitkiler ile güneş enerjisi arasında mükemmel bir uyum vardır. Bu uyum tüm canlılığın dolayısıyla da insanlığın varlığını sürdürebilmesi için zorunlu olan temel besin kaynağını meydana getirmektedir. Bir başka ifadeyle insanların ve tüm canlıların rızkı göklerden yeryüzüne uzanan zincirleme bir sistemin sonucu olarak yaratılmaktadır. Bu konuya bir Kuran ayetiyle şöyle dikkat çekilmektedir:

Kovulmuş şeytandan Allah'ım sana sığınırım: 

“De ki: Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran kim? De ki: Allah gerçekten ya biz ya da siz herhalde bir hidayet üzerindeyiz veya apaçık bir sapıklıkta.” (Sebe Suresi, 24)

 Bitkilerdeki Fabrika Nasıl Çalışıyor?

 

Çok gelişmiş bir mikroskopla dalından kopardığımız herhangi bir bitki yaprağını inceleyelim. Bu inceleme sonucunda Allah'ın kusursuz yaratma sanatı bütün ihtişamıyla karşımıza çıkmış olacaktır. Tek bir yaprağın içinde görev alan yapıları günlük hayatta kullandığımız aletlere benzetebiliriz. Yaprağın detaylarını büyüterek incelediğimizde, her an faaliyette olan tüpler, özel işlemler için inşa edilmiş odalar ve hiç durmadan koşuşturan işçilerle dolu otomatik bir besin fabrikasıyla karşılaşırız. Her tarafı bir ağ gibi kaplanmış olan boru hattı, ham maddenin üretim birimlerine ulaştırılmasını ve üretim birimlerinde elde edilen ürünün bitkinin dokularına dağıtılmasını sağlar. Bu boru hattı bitkinin aldığı besin suyunu yukarı doğru çıkartırken, bir taraftan da yapraklarda üretilen şurubu bütün ağacın beslenmesi için iç bölgelere doğru aktarır. Kanalların hepsi yalnızca hayati sıvıları taşımakla kalmaz, aynı zamanda ağaçta ve yaprakta iskelet görevi görürler.

Bu harika bir tasarımdır. Çünkü insanlar tarafından inşa edilen yapılarda, binaların taşıyıcı elemanları olan kolonlar, kirişler ve bunun gibi yapılarla binanın su tesisatı ayrı ayrı inşa edilir. Bitkilerde bu iki ihtiyacın bir arada çözüldüğünü görürüz. İşte bu yüzden bitki harika bir yapıdır.

Birkaç milimetre kalınlığındaki herhangi bir yaprak bir fabrika kadar büyütülseydi ve biz de onun içinde dolaşabilseydik, gördüklerimiz karşısında şaşkınlığa düşerdik. Örneğin küçük bir maydanoz yaprağını ele alalım. Bu küçücük alanın içinde dahi çok gelişmiş ve her tarafı sarmış bir boru ağı, 20'den fazla kimyasal madde üreten ve bunları depolayan kimya merkezlerini görürdük. Ayrıca güneş enerjisini hiç durmadan şekere çeviren enerji santralleriyle, bu işi başlatan güneş kolektörleri ve her noktada karşımıza çıkan hava kontrol merkezleriyle karşılaşırdık.

Bunların yanı sıra çok güçlü bir güvenlik ve haberleşme sistemini ve daha ne işe yaradığını bilim adamlarının da anlayamadığı pek çok bölümünü içeren dev bir kimyasal tesisi görürdük. İlk bakışta hiçbir tereddüde yer bırakmadan anlaşılan ise bu sistemin, sistemde çalışan işçilerin, sistemin kullandığı bütün malzemenin ve ürünlerin üstün bir aklın ve ilmin eseri olduğu gerçeğidir.

Bitkilerde merkezi sinir sistemi ve bu sistemi kontrol eden bir beyin yoktur. Bu yüzden bitkilerin her parçası bir diğerinden bağımsız olarak gelişir. Buna rağmen her parça ve her doku inanılmaz bir uyum ve işbirliği sergilemektedir. Bitki içinde hücrelerin nasıl haberleştiği, hücrelerin neden farklı dokular oluşturduğu henüz tam olarak çözülememiştir. Bu farklı yapıları oluştururken ortaya çıkan emir komuta zincirinin nasıl çalıştıysa bir sır olmaya devam etmektedir.

 

Fabrikadaki İnce Detaylar

 

Hem genel yapı olarak hem de bilimsel açıdan incelendiğinde, yaprakların her yönüyle en üst seviyede enerji üretimi sağlamak üzere planlanmış, çok detaylı ve kompleks sistemlere sahip oldukları görülecektir. Yaprağın enerji üretebilmesi için ısı ve karbondioksidi dış ortamdan alması gerekir. Yapraklardaki tüm yapılarda bu iki maddeyi kolaylıkla alacak şekilde düzenlenmiştir. Yaprakların dış yüzeyleri geniştir. Bu da fotosentez için gerekli olan gaz alışverişinin kolay gerçekleşmesini sağlar. Yaprağın yassı biçimi ise tüm hücrelerin dış ortama yakın olmasını sağlar. Bu sayede de gaz alışverişi kolaylaşır ve güneş ışınları fotosentez yapan hücrelerin hepsine ulaşabilir.

Yapraklar eğer yassı ve ince bir yapıya değil de herhangi bir geometrik şekle ya da anlamsız rastgele bir şekle sahip olsaydı, yaprak fotosentez işlevini sadece güneşle doğrudan temas eden bölgelerinde gerçekleştirebilecekti. Bu da bitkilerin yeterli enerji ve oksijen üretememesi anlamına gelecekti. Bunun canlılar için en önemli sonuçlarından biri de hiç kuşkusuz ki yeryüzündeki enerji açığının ortaya çıkması olurdu.

Yapraklardaki tasarım sadece şekilleriyle sınırlı değildir. Yaprakların dokusu da ışığa karşı son derece duyarlıdır. Bir yaprak ışığı gördüğünde yüzünü oraya döner. Bitkilerin yapraklarını güneş ışınlarının geldiği yöne doğru çevirmeleri saksı bitkilerinde rahatça gözlemlenebilir. Yapraklar, bitkilerin hem nükleer enerji üreten santralleri hem de besin üreten fabrikaları hem de önemli reaksiyonları gerçekleştirdikleri laboratuvarlarıdır.

Yaprak yüzeyinin büyüklüğüne göre yaprağın işlem yapma yeteneği de yükselebilir. Örneğin birbirine geçmiş tropikal yağmur ormanlarında genellikle geniş yapraklı bitkiler yetişir. Bunun çok önemli sebepleri vardır. Sürekli ve çok miktarda yağmurun yağdığı, birbirine geçmiş ağaçlardan oluşan tropikal ormanlarda, güneş ışığının bitkilerin her yerine eşit ulaşması çok zordur. Bu da ışığı yakalamak için gerekli olan yaprak yüzeyinin arttırılmasını zorunlu kılar. Güneş ışığının zor girdiği bu alanlarda bitkilerin besin üretebilmeleri için yaprak yüzeylerinin büyük olması hayati önem taşımaktadır. Çünkü bu özellikleri sayesinde tropik bitkiler değişik yerlerden en fazla faydalanacak şekilde güneş ışığına ulaşmış olurlar.

Tam aksine kuru ve sert iklimlerde ise küçük yapraklar bulunur. Çünkü bu iklim şartlarında bitkiler için dezavantajı olan asıl nokta ısı kaybıdır. Ve yaprak yüzeyi genişledikçe su buharlaşması dolayısıyla ısı kaybı artar. Bu yüzden ışık yakalayan yaprak yüzeyi bitkinin su tasarrufu yapabilmesi için tutumlu davranacak şekilde yaratılmıştır.

Çöl ortamındaysa yaprak kısıtlaması en üst düzeye ulaşır. Örneğin kaktüslerde yaprak yerine dikenler vardır. Bu bitkiler de fotosentez etli gövdenin kendisinde yapılır. Ayrıca gövde suyun depolandığı yerdir. Fakat su kaybının kontrol edilmesi için bu da tek başına yeterli değildir. Çünkü her ne kadar yaprak küçük olsa da gözeneklerin bulunması su kaybını devam ettirecektir. Bu yüzden buharlaşmayı dengeleyecek bir mekanizmanın varlığı zorunludur.

Bitkiler de fazla buharlaşmayı düzenleyen bir çıkış yoluna sahiptirler. Bünyelerindeki su kaybını gözenek açıklığının kontrolüyle denetim altında tutarlar. Bunun için gözenek açıklıklarını genişletir veya daraltırlar.

Yaprakların tek görevi fotosentez için gerekli olan ışığı hapsetmeye çalışmak değildir. Havadaki karbondioksidi yakalayıp onu fotosentezin oluştuğu yere ulaştırmaları da aynı derece önemlidir. Bitkiler bu işlemi de yaprakların üzerinde yer alan gözenekler vasıtasıyla gerçekleştirirler.

 

Kusursuz Bir Yaratılış – Gözenekler

 

 Yaprakların üzerindeki mikroskobik delikler ısı ve su transferi sağlamak ve fotosentez için gerekli olan karbondioksidi atmosferden temin etmekle görebilirler. Gözenek adı verilen bu delikler, gerektiğinde açılıp kapanabilecek bir yapıya sahiptirler. Gözenekler açıldığında yaprağın hücreleri arasında bulunan oksijen ve su buharı fotosentez için gereken karbondioksitle değiştirilir. Böylece üretim fazlalıkları dışarı atılırken ihtiyaç duyulan maddeler değerlendirilmek üzere içeri alınmış olur.

Gözeneklerin ilgi çekici yönlerinden biri de yaprakların çoğunlukla alt kısımlarında yer almalarıdır. Bu sayede güneş ışığının olumsuz etkisi en az seviyeye iner. Bitkilerdeki suyu dışarı atan gözenekler eğer yaprakların üst kısımlarında yoğun olarak bulunsalardı çok uzun süre güneş ışığına maruz kalmış olacaklardı. Bu durumda da bitkinin sıcaktan ölmemesi için gözenekler bünyelerindeki suyu sürekli olarak dışarı atacaklardı. Böyle olunca da bitki aşırı su kaybından ölecekti. Gözeneklerin bu özel yapısı sayesinde ise bitkinin su kaybından zarar görmesi engellenmiş olur.

Dış ortamın tüm etkileri göz önüne alınarak düzenlenmiş olan gözeneklerin yapısında çok ince detaylar vardır. Bilindiği gibi dış ortam koşulları sürekli değişir. Nem oranı, sıcaklık derecesi, gazların oranı, havadaki kirlilik. Yapraklardaki gözenekler tüm bu değişken şartlara uyum gösterebilecek yapılardır. Bunu bir örnekle şöyle açıklayabiliriz;

Şekerkamışı ve mısır gibi uzun süre sıcağı ve kuru havaya maruz kalan bitkilerde gözenekler suyu muhafaza edebilmek için gün boyunca tamamen ya da kısmen kapalı kalırlar. Bu bitkilerin de gündüz fotosentez yapabilmek için karbondioksit almaları gerekir. Normal şartlar altında bunu sağlayabilmek için de gözeneklerinin olabildiğince açık olması gerekir. Ancak bu imkansızdır. Çünkü böyle bir durumda bitki, sıcaklığa rağmen sürekli açık olan gözenekleri yüzünden devamlı su kaybeder ve bir süre sonra da ölür. Bu nedenle bitkinin gözeneklerinin kapalı olması gereklidir. Fakat bu problem de çözülmüştür. Mısır ve şekerkamışı gibi sıcak bölgelerde yaşayan bitkiler, gözenekleri kapalı da olsa yapraklarına karbondioksiti alabilmek için kimyasal pompalar kullanır. Kimyasal pompaların bir süre iş yapmaması durumunda karbondioksit temin edilemediği için bitki besin üretemeyecek ve ölecektir. Bu da yapraklardaki bu kompleks pompaların zaman içinde ortaya çıkan rastlantılarla oluşmasının imkansız olduğunun bir göstergesidir.

Bitkilerdeki bu sistem de diğerleri gibi ancak bütün parçaları eksiksiz olduğunda fonksiyonlarını yerine getirebilmektedir. Dolayısıyla bitkilerdeki gözeneklerin de tesadüfler sonucu evrimleşerek ortaya çıkmış olmaları ihtimal dışıdır. Son derece özel bir yapısı olan gözeneklerde görevlerini en hassas biçimde yerine getirecek şekilde özel olarak yaratılmışlardır.

 

Evrimcilerin Mantıksızlıkları

 

Bitkilerde son derece milimetrik hesaplarla son derece küçük bir alana sığdırılmış birçok yapı vardır. Yapraklar bu yapılardan sadece biridir. Yapraklardaki tüm kompleks sistemler milyonlarca yıldır aynı kusursuzlukla işlemektedir. Peki, bu sistemler nasıl olup da bu kadar küçük bir alana sığdırılabilmiştir? Yapraklardaki kompleks yapı nasıl oluşmuştur? Bu kadar mükemmel ve örneksiz bir tasarımın kendi kendine oluşması mümkün müdür? Bunun mümkün olmadığını evrimcilerin bu konuyla ilgili olarak ortaya attıkları teorileri inceleyerek görelim.

Evrimcilerin yaprakların oluşumu ile ilgili olarak ortaya attıkları teorilerden biri olan telome teorisine göre yapraklar sözde ilkel damarlı bitkilerin ayrılmış dallarının birleşmesi ve yassılaşmasıyla gelişmiştir. Ancak yeryüzündeki trilyonlarca yapraktan tek bir tanesinin yapısındaki olağanüstü kompleks sistem dahi bu iddianın mantıksızlığını ispatlamaya yeter. Dahası bu teori bir iki tane kolay soruyla bile çürütülebilecek kadar temelsizdir.

Bu dallar niçin birleşme ve yassılaşma gereği duymuşlardır? Bu birleşme ve yassılaşma nasıl bir süreç sonucunda gerçekleşmiştir? Dallar ne tür tesadüfler sonucunda yapı ve tasarım olarak tamamen farklı özelliklerdeki yapraklara dönüşmüşlerdir? Sözde ilkel damarlı bitkilerden nasıl olup da binlerce çeşitteki bitkiler, ağaçlar, çiçekler, otlar ortaya çıkmıştır? Böyle bir çeşitliliğe neden ihtiyaç duyulmuştur? Bu ilkel damarlı bitkiler nasıl olup da yoktan var olabilmişlerdir?

Bugüne kadar hiçbir evrimci bu soruların sadece birine dahi mantıklı ve bilimsel bir cevap verememiştir. Elbette ki böyle bir şey mümkün değildir. Bu durumda geriye tek bir gerçek kalmaktadır. Bitkiler gibi diğer bütün canlılar kompleks yapı ve sistemleriyle bir anda eksiksiz ve kusursuz olarak ortaya çıkmışlardır. Yani onları sonsuz güç ve ilim sahibi olan Allah yaratmıştır.

 

Fosiller Evrimcilerin İddialarını Yalanlıyor

 

Evrimcilerin iddialarını geçersiz kılan en önemli delillerden biri ise bitkilere ait fosil kayıtlarıdır. Bilindiği gibi fosiller, canlıların tarihi hakkında en önemli bilimsel bulgulardır. Fosillere bakarak canlıların hangi aşamalardan geçtiğini görebilir, canlılık tarihi hakkında fikir edinebilirsiniz.

Günümüzde 500 milyonun üzerinde fosil bulunduğu bilinmektedir. Bu fosillerin büyük bir kısmı bitkilere aittir ve bu fosilleri incelediğimizde karşımıza açık bir gerçek çıkar. Bitkiler ilk var oldukları günden beri değişmemiştir. Bundan yüzlerce milyon önceki bitkilerle günümüzdeki yaşayan türleri arasında hiçbir fark yoktur. Bu değişmezliğin de anlamı açıktır. Bitkiler evrim geçirmemiştir.

 

Akla Davet

 

İzlediğimiz Film boyunca yaprakların sahip olduğu bazı olağanüstü özellikleri ve kısaca fotosentez konusunu ele aldık. Bu bilgilerin verilme amacı bitkilerin ve sahip oldukları kusursuz sistemin tesadüfler sonunda ulaşamayacaklarını ortaya koymaktır. Bitkiler eli, gözü, beyni bulunmayan, karar verme, irade kullanma, bilgi sahibi olma gibi bilince ve akla ait özellikler taşımayan varlıklardır. Ancak buraya kadar anlattığımız konularda görüldüğü gibi bitkilerin sahip oldukları özellikler ve yaptıkları işlemler büyük bir akıl ve bilinç gerektirmektedir.

Hatta akıl, bilinç ve bilgi sahibi yüksek bir teknolojiye hükmeden insanın taklit dahi edemediği, nasıl olduğunu anlayamadığı işlemleri yeryüzünün her yerindeki bitkiler saniyenin milyarda biri kadar kısa bir sürede yapmayı başarabilmektedirler. Elbette ki her bitki ilk yaratıldığı günden itibaren onu yaratan sonsuz ilim ve akıl sahibi Allah'ın ilham ettiği şekilde hareket etmektedir. Bitkinin, her hücresinin hatta her atomunun nasıl hareket etmesi gerektiği an ve an ona bildirilmektedir. Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle açıklanmaktadır:

Kovulmuş şeytandan Allah'ım sana sığınırım:

 ''Allah yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir bunların arasında durmadan iner. Sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç getirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.” (Talak Suresi, 12)

 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
zip
zip
youtube
Atom
Bitki
Doğa
Elektron
Enerji
Evren
Evrenin Yaratılışı
Fosil
Fotosentez
Güneş
Havalandırma
Hayvanlar Alemi
Meyve Bahçeleri
Mısır
Uzaylı
Yaprak
Yeryüzü
Zeytin
Üzüm
çiçek
Şeker