Yaşam ve Salık – 33. Bölüm – Dr. Murat Güler, Göz Hastalıkları Uzmanı
OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın izleyiciler. Pınar hanımla sunduğumuz bir yaşam ve Salık programına hoş geldiniz. Çok değerli bir konuğumuz var, Sayın Dr. Murat Güler Beyefendi. Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde göz hekimi olarak görev yapıyor kendileri. Buyurun efendim, hoş gediniz nasılsınız.
MURAT GÜLER: Hoş bulduk iyiyim.
Konuşmamızın ana başlığı kuru göz sendromu. Öncelikle bunu seçmemizin sebebini kısaca açıklayayım size. Günlük poliklinik pratiğimizde biz bir hayli sık karşılaşıyoruz. Özellikle 40 yaşın üzerinde tedavi ettiğimiz kişilerin neredeyse yüzde 20-25’i bu şikayetle bize başvuruyor. Bir ikinci yönü de, bunu kısacık muayene süresi içerisinde hastalarımıza çok detaylı anlatamıyoruz. Çünkü 5 dakikada en fazla 10 dakikada muayenesini tedavisini her şeyini bitirip hastayı göndermek durumundayız. Şimdi hal böyle olunca bu tip programlar bize bir fırsat sunuyor. Hastaların eğitimi açısından bir fırsat oluyor.
PINAR AKKAŞ: Siz de bu vesileyle katkıda bulunmuş olacaksınız, inşaAllah.
MURAT GÜLER: Bu fırsatı sunduğunuz için ben size teşekkür ederim.
OKTAR BABUNA: Göz muhteşem bir organ. Eksikliği olmadığında fark edilmiyor nimetin büyüklüğü. Bir eksiklik olduğunda anlıyor ancak. Normalde insanın kuru gözü olmadıkça bir şikayeti yok farkında değil. Halbuki çok hassas dengeler var, değil mi?
MURAT GÜLER: Bir de hastalardan ricamız, bizim burada verdiğimiz bilgilere bakarak kendi kendilerini veya yakınlarını tedaviye çalışmamaları, bu çok önemli. Çünkü yapılacak bir yanlışlık kötü neticeler verebilir. Böyle bir şeye de sebep olmayı açıkçası hiç arzu etmem.
OKTAR BABUNA: Şu olabilir; bilgilenenler erken fark edip hemen hekime başvurma konusunda daha titiz olabilirler, o bakımdan faydalı tabii vereceğiniz bilgiler.
MURAT GÜLER: Ama kendisini tedavi etmeye çalışmak veya komşusunu tedavi etmeye çalışmak veya bu ilaç bana iyi geldi filancaya da iyi gelir diye tavsiyelerde bulunmak olumsuz neticeyle sonuçlanabilir. O yüzden buna dikkat edelim diyorum.
PINAR AKKAŞ: Hocam, kuru göz sendromunu bize anlatabilir misiniz? Polikliniklerde en sık rastladığınız problemlerden biri diye vurguladınız.
MURAT GÜLER: Önce bir kısaca tanım yapalım. Nedir? Göz yaşının miktarının ya da kalitesinin bozulması ya da buharlaşmasının artması neticesinde gözyaşının görevini yapamaması, kısaca bu şekilde özetleyebiliriz. Tabii bunu ortaya çıkaran pek çok faktörler var. Bunlardan bazıları değiştirebildiğimiz faktörler, bazıları etki edemediğimiz faktörler, bazısı tedavi edebildiğimiz faktörler. Bunları yeri geldikçe kısa kısa söyleyeceğiz.
OKTAR BABUNA: Peki neden yapımı azalıyor veya neden buharlaşması artıyor? Neler sebep oluyor buna?
MURAT GÜLER: Önce sınıflayacak olursak, bir kere şöyle yapalım; göz yaşı nedir? Kısaca ona bir bakalım. Göz yaşını bir su damlası olarak görüyoruz ama onun içinde başlıbaşına bir mucize var. Basit bir su damlası, basit bir karışımdan oluşmuş çorba misali bir karışım değil. İlginç tarafı sürekli olarak salgılanıyor. Uyanık kaldığımız süre içerisinde yaklaşık dakikada 1.2 mikrolitre bölü dakika diyoruz. Bir gün içerisinde yaklaşık 1 mililitreyi biraz geçebiliyor. Uyku saatlerini de dikkate alırsak. Çok az bir miktar ama bu sürekli salgılanıyor ve normal şartlar altında salgılanıyor. Sürekli olması apayrı bir mucize. Çünkü basit bir su damlası değil, içerisindeki maddeleri kısaca sayacak olursak; bunun içerisinde bol miktarda su var. Yani önemli bir kısmını su oluşturuyor. Daha sonra mikroplara karşı savunmasını güçlendirecek immunoglobulin, lizozimler daha sonra bu yapının buharlaşmasını önlemek için bir yağ tabakasıyla kaplanıyor. Dolayısıyla bizim gözyaşımız kabaca 0.7 mikron kalınlığında ve 3 katmandan oluşan bir tabaka, bu başlıbaşına bir mucize. Üst kısmındaki yağ tabakası bunun buharlaşmasını önlüyor. Ve yaklaşık, gözümüzü kırpmazsak 15 saniye içerisinde normal şartlar altında gözyaşı film tabakası yırtılıyor ve kurumaya başlıyor. Göz kırpmamızla yenileniyor ve mükemmel bir optik kalite sağlıyor.
OKTAR BABUNA: Ne kadar da bir göz kırpmak gerekiyor? İdeal bir şeyi var mı?
MURAT GÜLER: Bu tabii ideal sayısı 12 ila 20 arasında meşguliyet durumuna göre, şahsın rahatsızlığına göre değişebiliyor. Tabii kuru göz hastalarından bizim özellikle istediğimiz şey göz kırpmayı unutmamaları. Erken yaşta görülen kuruma şikayeti bir sebebi de bilgisayar kullanımının artmış olması. Bu refraksiyon kusurlarının düzeltilmemiş olması, nasıl olsa görüyorum diye refraksiyon kusuruyla ısrar edince de bu tür şikayetlerde artış meydana gelebiliyor.
PINAR AKKAŞ: Göz yaşının yeterli miktarda üretilmesi de çok önemli, değil mi? Yani fazla üretilmesi ya da eksik üretilmesinde belirli hastalıklar ortaya çıkıyor. O da bir mucize aslında.
MURAT GÜLER: Değiştiremediğimiz sebepler arasında, göz yaşının ne olduğunu söyledikten sonra bir de nerden salgılandığını ifade edelim. Gözümüzün üst tarafında göz kapağının dış tarafının altında kalan kanalda gözyaşı bezi var. Bunun içinden sulu kısmı önemli miktarda immunoglobulinlerle birlikte buradan salgılanıyor. Bu gözyaşının sulu kısmının gözün üzerine yapışmasını sağlayan çok ince bir tabakayla göz üzerine tutunması lazım. Aksi takdirde nasıl yağın üzerinde suyun durması mümkün değil, bunu yapıştıracak bir şey lazım, buna biz mukoproteinler diyoruz. Konjoktiva dediğimiz gözün üzerini örten zarda bulunan özelleşmiş hücrelerden salgılanıyor. Bu materyaller önce göz dokusunun üzerine güzelce yapışarak sulu kısmın üzerine oturmasını sağlıyor. Bu materyalin kalınlığı yaklaşık 10.1 mikron, o kadar ince ama fonksiyonu çok önemli. O olmadığı zaman gözyaşı yapışamıyor dağılamıyor, dağılamayınca da tabii görevini yapamıyor.
OKTAR BABUNA: Bu başlıbaşına yaratılış mucizesi. Orada öyle bir uyum ahenk var ki, mukoprotein diyorsunuz, bunu normal bir insan bilemez. Nasıl bir şey siz salgılayacaksınız ki işte su kısmını onun üzerine yapıştıracak. O hücrelere o görev verilmiş, o hücreleri sadece o genler açıyor vücutta. Başka böbrek hücreleri kullanmıyor mesela o genetik bilgiyi. Sadece o hücrelerde o gen açıldığı için mukoprotein denen o çok özel kimyasal moleküller salgılanıyor ki o sıvı onun üzerine yapışabilsin. Şimdi burada tasarım harikası var, bir amaç var bu müthiş bir yaratılış mucizesi. Bu olmasa zaten körlük oluyor.
MURAT GÜLER: Daha göze ışık girmedi, bunlar göze ışığın girmesini sağlayacak, gözü muhafaza edecek olaylar. Daha dışındayız, işin başındayız alfabenin A’sındayız.
OKTAR BABUNA: Bir de o olmasa her şey tamam olsa yine olmuyor görme. Yani aşama aşama olamaz, blok halde yaratılmış olması gerekir.
MURAT GÜLER: Bu sadece en basit gözün hayatta kalması, şeffaflığının sağlanmasını devam ettirecek mucizevi bir olay. Mutasyon diyoruz ya, burada proteinde meydana gelecek bir değişiklik, bu maddenin görev yapamaz hale gelmesi bireyin doğrudan körlüğüyle sonuçlanır. Körlükle erişkin yaşa gelmeden değiştirilmiş genetik bilgiyi bir sonraki nesle aktaramadan ölümüyle sonuçlanır. Dolayısıyla mutasyonun zararı ortaya çıkar. Tabii bu da işin mucizevi boyutu.
Bu sulu maddeyi gözün üzerine yapıştırmak için mukoproteinden bahsettik. Mukoproteinin üzerinde daha çok daha kalın olan tabaka göz yaşının sulu tabakası. Verdiğimiz ilaçlar da özellikle bu sulu tabakaya etki eder. Bunun üzerinde bu sulu tabaka göze yapıştıktan sonra bunun buharlaşmasını önlemek için üzerine bir yağ tabakası koymamız gerekiyor. Bunlar da genelde fosforiklerden oluşuyor. Bunlar da sıklıkla kirpik diplerinde bulunan yağ bezlerinden salgılanıyor. Özellikle alerjik hastalıklarda bu durum önemli.
PINAR AKKAŞ: Peki bu salgılanan gözyaşı nereye gidiyor?
MUTRAT GÜLER: Salgılanan gözyaşı işi bittikten sonra forniks dediğimiz alt göz kapağının iç kısmında toplanıyor. Orada gözyaşı kanalının kapak hareketleri vasıtasıyla aktif hareketlerle burun içerisine doğru pompalanıyor.
OKTAR BABUNA: Mükemmel bir sistem var. Hem üretim hem de oradan alıyor onu.
MURAT GÜLER: Göz kırparken aynı zamanda hem cilalama işlemini yapıyor, mekanik temizlik işlemini yapıyor aynı zamanda işi biten sıvıyı da alıyor pompalıyor ve yıkıyor.
OKTAR BABUNA: Göz kırpmanın da eksik olmaması gerekiyor. Göz kapağının yapısı.
MURAT GÜLER: tabii hepsi birlikte bir bütüncül yaklaşım var. Kuru göz ediğimiz zaman sadece gözyaşının salgılanması değil olayı bir bütün olarak ele almak gerekiyor. Bunun için de özellikle vurguluyoruz hastalarımıza, kendi kendinize tedavi olmaya çalışmayın. Mutlaka profesyonel bir yardım alınmalı.
PINAR AKKAŞ: Gözyaşını çok detaylı tarif ettiniz. Peki kuru göz hastalığının belirtileri nelerdir? Hastalar nasıl belirtiler gördüğünde kendilerinde o sendromun olduğunu düşünebilirler?
MURAT GÜLER: Bir kere hastalar gözlerinde yanma özellikle iğnelenme hissederler. Daha sonra gözlerde kızarıklık özellikle kirpiklerde yapışma fotohobi dediğimiz ışıkta kamaşma şikayetinden yakınabilirler. Bunun dışına hasta sürekli olarak uyusa bile yorgunluk hissinden bahsedebilir bu da önemli. Çünkü uyuyorum ama bir türlü dinlenemiyorum diye gelir hastalarımız. Detaya girersek bunların her birinin patogenezine de girebiliriz ama bilmiyorum vaktimiz olur mu.
PINAR AKKAŞ: Peki çocuklarda sık rastlanan bir durum mudur?
MURAT GÜLER: Çocuklarda pek sık rastlamıyoruz. Çünkü çocuklarda rastladığımız zaman genelde üretimle ilgili çok ağır problemler olur. Mesela gözyaşı ana salgı bezinin infiltratif hastalık dediğimiz tümörler, kanalının tıkalı olması ya da ağır enzim eksiklikleri, lizozim enziminin eksik olduğu veya immunoglobulin A salgılayan sistemde bozukluk olması gibi durularda ortaya çıkar. Ve çocuklarda bu çok ağır seyreder, neredeyse hayatla bağdaşmayacak sıkıntılar ortaya çıkartabilir.
OKTAR BABUNA: Mesela siz karışımının ne kadar mükemmel olduğundan bahsettiniz. Hakikaten immunoglobulin olması da bir mucize. Yani orada mikroplardan koruyacak bir sistem de yerleştirilmiş.
MURAT GÜLER: Havada çok miktarda toz ve bakteri, virüs çeşitli kimyasallar bol miktarda bulunuyor. Bunları sürekli yıkayarak hem mekanik olarak yıkıyor hem suyla yıkıyor hem de mükemmel bir optik yüzey elde ediyor. Yani mikroskobik olarak baktığınızda dokunun böyle girintili çıkıntılı olması gerekir ama bu gözyaşı tabakası o girintili çıkıntılı yüzeyleri doldurarak düzgün bir optik yüzey elde etmemizi sağlıyor. Bu düzgün optik yüzey de kaliteli görüntü sağlıyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Teşhis nasıl konuyor? Göz kuruluğundan şüphelendiniz.
MURAT GÜLER: Hasta bir kere kendi kendini tedavi etmeye uğraşmasın, mutlaka bir profesyonel yardım alsın. İşin profesyoneline gelince detaylı bir göz muayenesi gerekiyor. Yani refraksiyon kusurundan başlayıp biyomikroskobik muayenesi daha sonra gözyaşının miktarını ölçen testlerimiz var.
OKTAR BABUNA: Göz yaşını nasıl ölçüyorsunuz?
MURAT GÜLER: Gözyaşı şirmen testi dediğimiz testler var. Hastaların muayenesini bitirdikten sonra loş bir ortama alıp bu test kağıtlarını koyup miktarını ona göre belirlemek gerekiyor. Bundan önce buna gerek kalmadan da biyomikroskobik muayeneyle anlaşılabiliyor. Biyomikroskopla baktığımız zaman gözyaşının miktarı konusunda mikroskopta onu görebiliyoruz. Ancak şüphede kaldığımız durumlarda veya bilimsel bir çalışma yapıp takip etmek istediğimizde bunu ölçebiliyoruz. Ölçme işini çok sık yapmıyoruz poliklinik pratiğimizde. Ancak şüphede kaldığımız vakıalarda kullanıyoruz.
OKTAR BABUNA: Ne zaman tedavi gerekiyor hangi aşamada?
MURAT GÜLER: Teşhis koyduğumuz zaman tedaviye de başlamamız gerekiyor. Tedavi konusunda geçtiğimizde apayrı bir olay. Bu konuyu seçmemizin sebeplerinden bir tanesi bunun kronik bir durum olması. Hastalar tedaviyi bıraktıkları anda tekrar oluşabiliyor. Bunu hastaya en başta hatırlatmak gerekiyor, tekrar tekrar vurgulamak gerekiyor. Çünkü bunu söylemezsek diyor, doktor bana ilaç verdi ben kullandım ama iyileşmedim. İlaç bitti şikayetlerim tekrar başladı, tekrar ben ilaç mı kullanacağım şeklinde geliyor. İşte profesyonelliğin önemi burada başlıyor. Önce hastanın durumunu anamnezle durumunu değerlendirmek gerekiyor. Hastanın yaptığı iş burada önemli. Mesela sabahtan akşama kadar bilgisayarla uğraşan bir genç hasta bu şikayetlerden yakınıyorsa muhtemel bu meşguliyetle ilgili bir olay. Onun için önlem alıp hastayı nasıl oturması gerektiğinden bilgisayarı nasıl kullanması gerektiğine kadar detaylandırmak gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: İlaç tedavisinden özce asıl diğer alınan tedbirler daha etkili, evet.
MURAT GÜLER: Alınacak basit önlemler mesela şu anda profesyonel bilgisayar kullanımımı açısından siz hatalı kullanıyorsunuz. İsterseniz düzeltelim. Sürekli kullandığınız zaman bakış açısını şu şekilde tumanız gerekiyor (monitör dük şekilde). Bunun sebebi, bu şekilde yaparsanız kapak aralığı azalıyor. Oturma veya mesafeyi ayarlayarak görüntüyü kedinize göre ayarlayabilirsiniz dik şekilde. Mümkünse dikten de 5-10 derece açılı olacak ki kapak aralığı az açılsın böylece gözü sık sık kapatıp açarak gözün ıslanmasını artırabilirsiniz. Mesela bu bir önlem. Mesela yaz günü her tarafta klima çalışıyor, bu klimalar ortamın nemini de aşırı şekilde topladığı için veya rüzgarı direk yüze geldiği zaman o da kurumayı artırıyor. Burada lehte ve aleyhte faktörler var. Lehte olan faktörleri artırıp aleyhte olan faktörleri azaltarak bazen ilaçsız bile tedavi etmemiz mümkün olabiliyor. Tabii şimdi ilaca da sürekli olarak yüklenmek hem maddi külfet hem şahsa külfet. Detaylı anamnez detaylı fizik muayenenin önemini burada tekrar vurgulamak isterim.
PINAR AKKAŞ: Bilgisayar, klima başka hangi sebepler olabilir?
MURAT GÜLER: Hastanın yaptığı işle de ilgili. Mesela benzin satan birinde bu tür olaylarla karşılaşıyoruz. Muhtemelen bu benzin veya solvent buharının, boya işi yapıyorsa bu solventin buharlaşıp göze gelerek oradaki yağ tabakasının görevini yapamaz hale getirmesi mesela önemli bir faktör. Bunu sormaz göz ardı ederseniz sürekli ilaç başlarsınız veya hasta kendisi bu ilaç bana iyi geliyor diye kullanmaya başlar, problem çıkartır. Bunun dışında tabii kuruma bir kere başladıktan sonra gözde bir refleks bir mekanizma var. Orada da ayrı bir mükemmellik var. Kuruma hissedildiği anda biz batışma olarak hissederiz, iğnelenme, yabancı cisim hissi gibi. Biz farkında olmadan beyne sinyal gider, refleks artı çalışmaya başlar ve refleks mekanizmayla aşırı miktarda gözyaşı salgılanır ve bu durum ortadan kaldırılır. Bu da ayrı bir mucize. Özellikle hastalarımız bundan şikayet ederler, yaz aylarında gözüm zaten daha çok sulanıyor, siz bana kuru göz teşhisi koysunuz. Benim gözümde sulanma şikayetiyle geldim diyor. Halbuki bu normalde kullanılmaması gereken mekanizmanın aşırı kullanımıyla ortaya çıkan bir sulanmadır. O da tabii poliklinik yoğunluğu altında hastaya anlatma fırsatımız olmuyor. Bazı kuru göz sendromlarında gözde sulanma şikayeti ortaya çıkabilir. Bunun da mekanizması budur. O yüzden hastalarımızın endişe etmemesi gerekir. Profesyonel yardımın önemi burada daha çok ortaya çıkıyor.
OKTAR BABUNA: Bu kullanılan göz damlaları nasıl oluyor? Mesela yapay göz damlaları var bir de otolog serum göz damlaları var.
MURAT GÜLER: Piyasada bulunan gözyaşı ilaçlarının çoğunda çok özel durumlar hariç göz yaşının sulu kısmını yerine koymayı hedefler.
OKTAR BABUNA: Yan etkileri var mıdır?
MURAT GÜLER: Bir kere en önemli maddi yan etkisi var. Bunu sürekli olarak yanında taşımak, ilaca bağımlı olmak bunlar da ilave etkiler. O yüzden her şeyi sebebe yönelik olarak bulup ortaya çıkartıp ona göre bir tedavi geliştirmek gerekir. Mesela bizim hastalarımızdan özellikle istediğimiz şeyler özellikle bayan hastaların muayeneye gelirken makyaj yapmadan gelmeleri bizim için önemli. Çünkü muayene esnasında bir çok klinik bulgunun kaybolmasına atlanmasına sebep olabiliyor. Bir de makyaj konusu var özellikle bayanlarda. Gündüz makyajın işi bittiği zaman yatmadan önce mutlaka onu güzelce temizlemek gerekiyor. Çünkü kullanılmadığı halde bunun içerisinde bulunan çok fazla kimyasal madde var. Bunların hangisinin ne miktarda alerji yapacağını, nereye dokunacağını çok fazla bilmiyoruz. Ne kadar kaliteli olursa olsun işi bitince bunları temizlemek çok önemli. Hiçbir şey bulunamıyorsa bir bebek şampuanıyla bu işi yapabilirler. Bu iş için özel üretilmiş şampuanlar var, bunlardan kullanıp yatmadan önce temizleyebilirsiniz. Yatmadan önce bunları temizleyin ki ertesi güne göz kendisini yenilemiş dinlendirmiş olsun.
PINAR AKKAŞ: Hem göz kusuru olan bir hastada aynı zamanda göz kuruluğu da varsa bu hastaların lens kullanmasında bir sorun olur mu?
MURAT GÜLER: Göz kuruluğu olan hastalara zaten kontak lens tavsiye etmiyoruz. Ayrıca göz kuruluğu olan kişilere eğer sebebini bulamamışsak, mesela bu bir meşguliyetle ilgili bir şey değilse veya ortamla ilgili bir şey değilse, göz yaşının salgılanmasında bir problem varsa önce bunu düzeltmemiz gerekiyor ki ondan sonra kontak lens verebilelim, onsan sonra refraktif cerrahi uygulayabilelim. Ama her halükarda başlangıçta gözlük vererek bu refraksiyon kusurunu düzeltmemiz gerekiyor. Refraksiyon kusurunu düzelttikten sonra refraksiyon kusuruna bağlıysa o da düzelebilir. Özellikle ileri derecede refraksiyon kusurları da buna sebep olabilir. Mesela hastanın presbiyopisi vardır ama gözlük kullanmamak için direniyordur, bu da gözdeki sulanma ve batma şikayetlerini artırır. O zaman diyoruz ki hastaya, önce sen bir gözlükleri kullan. Buna bağlıysa zaten sorunu çözmüş oldunuz. Değilse geldiğinde bir bakarız tekrar diğer detaylı tetkiklere geçeriz, bunlarda bir şey bulursa ilacımızı o zaman başlarız. İlacı hemen yazıp göndermek işin kolay yönü, ilmi olan tarafı değil, işin kolay tarafı. Hatta kolay tarafı olmakla birlikte şahsın bütçesine zararı var, ilaca bağımlı hale getirmek gibi bir zararı da var. Bunları da göz ardı etmemek gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Yapay göz damlalarında özellikle sulu kısmına faydası var. Ama onların içinde bulunmayan faktörler de var. Bu otolog serum damlası kullanılmasından bahsediliyor. Bunların faydası var mı?
MURAT GÜLER: Onları ağır vakıalarda kullanıyoruz. Bazen öyle ağır vakıalar oluyor ki, mesela içerisindeki immunoglobulin, ana göz yaşı sistemi tamamen bloke olmuş oluyor. Bu takdirde ona benzer bir sıvıyı sürekli olarak elde edebileceğiniz ve çok sık kullanabileceğiniz yer otolog serum akla geliyor. Kişinin kendi serumundan faydalanıyoruz. Bunlar çok ağır vakıalar ve çok yakın takip edilmesi gereken vakıalar.
OKTAR BABUNA: Tabii pahalıdır bu tedavi, değil mi?
MURAT GÜLER: Pahalı bir tedavi, yakın tedavi gerekiyor. Çünkü enfeksiyon riski var. O seruma koruyucu medde koyamayacağınız için sık sık yeniden hazırlamanız gerekiyor. Hazırlarken asepsi ve antisepsiye dikkat etmeniz gerekiyor.
Şimdi tedaviyle ilgili konuşurken bir de bu çevre faktörlerinin düzenlenmesi var, onlar da kısaca bahsedelim. Mesela bu klimadan uzak kalmak, klimanın rüzgarını direk yüzümüze almamak, vantilatör kullanımı, ortamın toz yükünü azaltıcı tedbirler almak. Tabii toz yükü demişken hemen burada aklımıza alerjenler geliyor. Özellikle kapak konjonktiva iltihaplarına sebep olan alerjenler. Bir kere iltihaplanma başladıktan sonra kısır döngü oluşuyor. Göz yaşının buharlaşmasıyla birlikte bu koruyucu maddeler iltihap önleyici maddeler göz yaşında daha konsantre hale geliyor. Konsantre hale gelinde iltihap daha fazla artıyor, iltihabın fazla artması kurumayı daha fazla artırıyor.Bunun için kısa süreli iltihabı baskılamak için başka bir kontrendikasyon yoksa kısa süreli kortizonlu damlaları kullanıyoruz. tabii burada bu kortizonlu damlalarla özellikle sıkıntımız şu; hastalara mesela kısa süreli kullanın dediğimiz halde, mesela belli bir süre veriyoruz bu damlayı, bir hafta kullanın, 10 gün kullanın sonra kesin diyoruz. Hastalara bakıyoruz, bu ilaç benim gözüme çok iyi geliyor diye rahatlatıyor diye bakıyorsunuz 3-4 ay kullanan hastalarımız var. Kortizonun yan etkileri başlıyor bu sefer. Bizim hastalarımızdan özellikle istediğimiz şey lütfen ilacı verilen sürede kullanın daha fazla kullanmayın. Bu rahat ediyor diye, benim gözüme iyi geldi diye komşuya veya bir yakınınıza tavsiye etmeyin diyoruz. Bence bu tür programların en önemli faydası, sürekli yapılan yanlışları ortaya koyarak onların düzeltilmesiyle ilgili bilgiler verebilmek.
PINAR AKKAŞ: Göz çok hassas bir organ, orada oluşabilecek en ufak bir rahatsızlık ve yanlış tedavi Allah korusun çok ciddi sorunlara neden olabilir. O yüzden de söyleneni tam uygulamak, kaç gün ve ne miktarda, günde kaç defa gerekiyorsa nasıl bir tedaviyse onu tam yapmak, değil mi?
MURAT GÜLER: Bir de diğer sistemik ilaçlar var, bunlar da gözyaşını azaltarak etki edebiliyorlar. Özellikle hormon ilaçları antihipertansifler, kalp ilaçları, merkezsi sinir sistemini etkileyen epilepsi ilaçları, antidepresanlar, antihistaminikler bunlar, özellikle gözyaşı salgılaması üzerine etki ederek kuru göz rahatsızlığına sebep olabiliyorlar. O yüzden hastalarımız mutlaka kullandığı ilaçlar konusunda hekime bilgi vermeliler, kullandıkları ilaçları söylemeliler. Bunlar atlanırsa boşu boşuna o ilacın yapısı değiştirilerek aynı etkiyi eden başka ilaç verilerek durum değiştirilebilir. Veya böyle bir kuru göz etkisi yapıcı ilaç varsa bunu repete eden hekimin hastaya bunu hatırlatıp gerekirse bir göz hekimine gelmesini söylemesi gerekiyor.
OKTAR BABUNA: bazı şeylerin daha faydalı olduğu söyleniyor, mesela ağızdan alınan balık yağı hapları, hatta bunu kullanan hanımlarda daha az görülmüş göz kuruluğu, buna katılıyor musunuz?
MURAT GÜLER: Bu tür çalışmalar var ama bu işin mekanizması şu; omega 3 dediğimiz yağlar erime özelliği düşük, yani düşük sıcaklıkta eriyen yağlar. Bundan öze düzeltilmesi gereken kapak kenarındaki iltihaplanma faktörü var. Bence direk omega 3 başlamaktansa önce kapak kenarındaki iltihaplanmayı bir tedavi etmek gerekiyor. İltihabın kaynağı ne olabilir? En sık rastladığımız sebep alerjik sebepler, ikincisi bakteriyel sebepler, paraziter sebepler. Bunların etkin mekanizması şu şekilde oluyor; alerjik sebeplerde veya bakteriyel sebeplerde vücut kendisini korumak için bir takım enzimler üretiyor ya da bakteriler bir takım enzimler üretiyor. Bakterilerin ürettiği enzimler gözyaşını örten yağ tabakasının salgılanmasını geciktiriyor. Bunu nasıl yapıyor? Kirpik diplerinde bulunan yağ bezlerinin içerisinde üreyen bakteriler ya da parazitler bir bezin ağzını tıkayabiliyor ya da kullandığımız makyaj malzemeleri alerji yaparak orada birikinti yapıyor ve bezin ağzını tıkıyor. Tıkayınca otomatikman yağ tabakasının salgısı azalıyor bozuluyor. Bu arada çevre faktörleri de etkiliyse, diğer faktörler de üst üste binerse yağ tabakasında bozulma gözyaşının çabucak buharlaşmasına ve kişinin şikayetlerinin başlamasına sebep oluyor. Tabii kişi buna aldırmazsa kısır döngü biçiminde hızla gelişiyor. Allah’tan ülkemizde hekimlere ulaşmak bir hayli kolay, çok ağır vakıalara rastlamıyoruz.
Sudan’da geçici görevde bulundum. Orada şahıslar bu tür şikayetlere aldırmıyor veya imkanı olmadığı için. Ben delinen göz gördüm, iltihap yapmış son raddeye gelmiş ne yapabilirim diye gelmiş. Halbuki daha baştan ulaşabilseydi hekime o duruma gelmeyecekti.
PINAR AKKAŞ: Bir de sağlık ve hijyen koşulları da o kadar iyi olmadığı için.
MURAT GÜLER: Hijyen koşulları iyi olmadığı için hızla gelişiyor tabii. Şimdi oradaki durumu görüp bir de ülkemizdeki durumu görünce diyebilirim ki ülkemizde yaşamak cennette yaşamak gibi.
PINAR KKAŞ: Evet, gerçekten çok güzel bir ülkede yaşıyoruz.
MURAT GÜLER: Çok güzel bir ülkede yaşıyoruz, insanlarımız çok güzel. İnsanları sevmeyi öğrenmek gerekiyor.
OKTAR BABUNA: ben tekrar tedaviye yönelik bir soru daha sormak istiyorum. Bazı vakıalarda farmakolojik adı siklosporin olan iltihabı azaltıcı bir ilaç var, hangi vakıalarda kullanıyorsunuz bunu ne zaman?
MURAT GÜLER: İltihabın sebebinin bulamadığımız bir şekilde önleyemediğimizi vakıalarda kullanıyoruz. Konvansiyonel tedaviden de bahsedelim. Bakteriyel sebepler var demiştik. Bakteri sebeplerini kısa süreli antibiyotik kullanımıyla, kortizon kullanımıyla iltihabı baskılayıp kapak hijyeni dediğimiz işte ılık pansumanları günde bir kere hiç değilse uygulayıp, arkasından şampuanla yıkayıp temizledikten sonra, nasıl ayağımız bizi taşıyor akşam gidince ayaklarımızı yıkıyoruz, göz kapaklarının da böyle bir ihtiyacı oluyor. Bir günce bir çok kez göz kapağı açılıp kapanıyor, ortalığı temizliyor, bizim de akşam lutfedip onu bir temizlememiz lazım şükür, teşekkür olarak. Temizlemeyelim ki iltihabı önlemede önemli bir iş yapmış olalım.
Sorunuza gelince, iltihabın sebebini bulduk tedavi ettik bu sefer iltihabın sebebini bulamadık, bütün tedbirleri aldık, kortizon tedavileri kullandık, antibakteriyel tedaviler kullandık, temizliğini yaptık, suni gözyaşlarını denedik ama iltihabı yine kontrol edemiyoruz. Bu immünomodülatör ilaçlar immun sisteminin üzerinde etki ederek kortizon gibi iltihabı baskılayarak değil immunolojik sistem üzerinden etki ederek iltihabı baskılamaya yönelik ilaçlar. Çaresiz kaldığımız vakıalarda deniyoruz. Tedavi öncelikle basit ve ucuz olandan daha komplike ve ileri ya etkileri olanlara doğru gidiyor. Artık bu devirde bir çok hastalığın tedavisi, sebepleri bilimsel çalışmalarla anlaşıldı. Ve tedavi imkanı da çok şükür doğdu.
OKTAR BABUNA: Hakikaten büyük ilerlemeler var. Peki bütün bunların yanında mekanik olarak bir önlem alınabiliyor mu? Yani delinmiş gözden bahsettiniz. Oraya lens gibi bir şey koymak mümkün mü?
MURAT GÜLER: Çevre faktörlerini düzeltmek için ortamı rutubetlendirilmesi söz konusu. Bunu basitçe mesela kış günü kaloriferin üzerine koyacağınız bir suyla çok basit olarak bunu yapabiliyorsunuz. Kişinin bilgisayar kullanımından tutun da işiyle ilgili göz önüne almanız gereken faktörler var. Kimyasallardan uzak durmasını öğütlüyoruz. Bir de her tarafı kapalı gözlükler var etrafı kauçuk. İçinde rutubetli bir oda oluşturarak da tedavi etmek mümkün. Yalnız bunu hastalar pek kabul etmiyor, kozmetik görünümü hoş olmadığı için diğer önlemleri tercih ediyorlar. Kitaplarda veya tarihi önemi olarak görüyoruz ama birkaç hastada denedikten sonra vazgeçtik. Çünkü hastalar genelde uygulamaktan imtina ediyorlar.
OKTAR BABUNA: Gözyaşının daha çok salgılanmasını veya daha uzun kalmasını sağlayan metotlar var mı?
MURAT GÜLER: Daha uzun kalmasını sağlayan metotlar bir kere vücudun kendi eksiğini yerine koymak. Bu nasıl oluyor? İşte çalışmayan bezler varsa çalışmama sebebini ortaya koymak. Alerjiyse alerjiye yönelik tedaviler yapmak. Bakteriyel bir sebepse bakteriyle ilgili sebepleri ortaya koymak. Bu aralar bu paraziter sebepler de önem kazandı. Özellikle bu demodeks türü canlılar var kirpik diplerine de yerleşebiliyor. Özellikle çocuklukta ortaya çıkan ve ileri yaşlarda ortaya çıkan, halk arasında arpacık dediğimiz rahatsızlıklar ada sebep olabiliyor. Bunlar çok küçük canlılar ama mikroplardan büyük, kirpiklerin içerisindeki bu bezlere yerleşerek buradaki lipit tabakasını tüketiyorlar. Tüketmek bir yana o bezi çalışamaz duruma getiriyorlar, harap ediyorlar. Normal antibiyotiklerden de etkilenmedikleri için, bir çok antiseptiğe dirençli oldukları için bu aralar moda çalışmalardan biri diyebilirim.
PINAR AKKAŞ: Peki ne yapmak gerekiyor tedavisi için?
MURAT GÜLER: Onun için özel üretilmiş çay ağacı şampuanı var, onlarla yıkamak bir yöntem. Bir de şahsın immun sistemi çok zayıfsa, diyelim uzun süreli kortizon tedavisi almış ise ya da kanser hastalığı varsa ya da bir başka sebepten, yaşlılıktan dolayı veya ileri derecede diyabetten de olabilir vücut direnci düşmüş ise, bağışıklık direnci düşmüş ise bu antiparaziter olarak kullandığımız ilaçlar kullanılıyor. Tabii bunlar rutine girmemiş tedaviler. Ben bu tedaviyi kendimde ve birkaç hastamda uyguladım başarılı sonuçlar aldım. Onun için de inşaAllah çalışma yapmayı planlıyoruz. Rutine girmiş bir tedavi değil henüz. Ama cevap alınamayana vakıalarda detaylı incelemeyle araştırmayla ortaya konulacak işler.
PINAR AKKAŞ: Bu kirpik diplerinde oluşan enfeksiyonlarda bazen oradaki kanlalar tıkanıyor, orada bazı rahatsızlıklar oluşuyor. Onlar tedavi edildikten sonra bazı durumlarda orada öyle kist gibi sertlik ya da adını bilmiyorum, onlar sonradan geçiyorlar mı yoksa başka bir tedavi mi uygulamak gerekiyor?
MURAT GÜLER: Orada kistin oluşması demek bezin ağzının tıkanması ve içindeki salgının geriye doğru birikerek orada o bezi çalışamaza hale getirmesi. Zaten aşağı yukarı üst kapakta 30, alt kapakta da 20 civarında bez var. Bu demodeks dediğimiz canlılar eğer fırsatını bulursa hızla çoğalabiliyorlar. İmmun sistem de buna karşı koyamadığı kısa sürede bütün bezleri bitiriyor. Sebeplerinden bir tanesi olabilir. Dediğim gibi cevap alınamamış vakıalarda siklosporin tedavisinden de önce bir kere araştırmak yerinde olur diye de düşünüyorum. Çünkü siklosporin doğrudan iltihabi mekanizmalar üzerinde, faydası olan mekanizmayı da bloke ediyorsun. Dolayısıyla başka bir sebep varsa onu atlamamak gerekiyor. Tedaviyi basitten daha karmaşığa doğru götürmek gerekiyor. Yoksa en son yapacağımız şeyi en başta yapmak pek doğru değil.
OKTAR BABUNA: Siklosporin bağışıklığı baskılayan bir tedavi. Sebebi bilinmeden yapılırsa zararı da olur.
MURAT GÜLER: Siklosporin tedaviden teşhise gidilecek bir araç olmamalı diye düşünüyorum. Siklosporin başladığımız hastaları yakın takip etmemiz gerekiyor. Hastalar ömür boyu mu siklosporin kullanacak bir kere bunu belirleyeceğiz. Ne kadar kullanacağız, bunu hastaya iyi anlatmamız lazım, bir ay mı, altı ay mı. O yüzden hastalarımızın takip halinde olmasında fayda var diye düşünüyorum. Özellikle bu kuru göz vakıalarında.
OKTAR BABUNA: Şimdi bir üreten bezler var, bir de onları alıp akıtan kanallar var. Diyelim ki gözyaşı az olan vakıalarda o akıtan kanalları da tıkayarak, böyle bir durumda neler yapılıyor?
MURAT GÜLER: Bu cerrahi yöntemlerinden bir tanesi, her şeyi yaptık ama değiştiremeyeceğimiz faktör; şahıs yaşlı, bez bir şekilde infiltrasyona uğramış gözyaşı salgısı az. O zaman ne yapalım? Dışarıdan verdiğimiz sulu gözyaşlarıyla da bu işi takviye edemiyoruz. Veya şahsın sık ilaç kullanması mümkün değil. o zaman bu tıkaç tedavilerine başvurabiliyoruz. Bu tıkaç tedavileri cerrahi tedaviler. Öncelikle bir geçici tıkaç kullanıyoruz. Alt punktumları geçici olarak tıkıyoruz sonra sonuca bakıyoruz. Eğer olumlu netice alınırsa daha sonra kalıcı tıkama yöntemine geçiyoruz. Bu bir aşama. Yani direk hemen kanalları tıkama yönünü seçmiyoruz.
PINAR AKKAŞ: Peki halk arasında arpacık denilen rahatsızlıkla şalazyon arasındaki fark nedir? Aynı mı?
MURAT GÜLER: Yok. Arpacık akut olan yani iltihap hemen oldu sarı bir uç verdi, antibiyotikle tedavi ettiğinizde yahut sebebini ne düşünüyorsanız, parazitse antiparaziter ilaç kullanarak akut dönemde tedavi edebiliyorsunuz. Antibiyotikle etkeni ortana kaldırabiliyorsunuz. Şalazyonda zaten kronikleşmiş oluyor. Bezenin ağzı tıkanmış oluyor, bezin salgısı içeride birikiyor, vücut onu bu sefer yabancı cisim olarak algılamaya başlıyor, etrafını bir kapsülle sarmaya başlıyor. İşte o dönemde de mecburen cerrahi müdahale gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: Çünkü o kistlerin alınması gerekiyor, değil mi? Onlar ilaç tedavisiyle olmuyor mu?
MURAT GÜLER: İşe başlangıçta en başta yakalarsak kronikleşmeden, antibiyotik tedavisiyle cerrahiye gerek kalmadan tedavi imkanı doğuyor.
OKTAR BABUNA: Bol su içmek gerekiyor. Günde en az 2-3 litre tavsiye ediliyor zaten sağlık açısından. Peki göz kuruluğuna faydası var mı sıvıyı yeterli almanın? Az sıvı almak göz kuruluğu meydana getir mi?
MURAT GÜLER: Normal sıvı almanın yeterli olacağını düşünüyorum. Az sıvı almak göz kuruluğu bence meydana getirmez. Normalin atına düştüğü zaman etki eder ama aşırı sıvı almanın gözyaşı salgısını artırıcı etkisi yok. Ama normalin altına düşerse tabii ki o da bir miktar etkilenir. Normal sıvı alan birisinin, ben sıvı alımını artırayım kuru gözüme etki etsin, böyle bir şey olmaz. Normal sıvı almayan kişinin ağzı kuruduğu gibi gözü de kurur. Aynı mekanizma.
PINAR AKKAŞ: Genetik midir göz kuruluğu?
MURAT GÜLER: Genetik olan türleri de var. Şöyle ki; nasıl ki boyumuz bosumuz, saç rengimiz, damar yapımız, cilt rengimiz annemizden babamızdan aldığımız özelliklere bağlıysa hastalıklarımız da aynı şekilde etkileniyor. Mesela hepimizin genetik kodunda hangi hastalıklara meyilli olduğumuz ortada. Çevre faktörleriyle karşılaşınca bunlar zaman içerisinde ortaya çıkabiliyor. Tek bir faktöre bağlı değil, tamamen genetik değil, tamamen çevreye bağlı değil bütün hepsini birlikte düşünmemiz gerekiyor. Genetik de bir zemin oluşturabiliyor.
PINAR AKKAŞ: Programımızın sonuna geldik. Göz kuruluğunu çok detaylı anlattınız, faydalanmış olduk. İzleyenlerimiz de faydalanmışlardır mutlaka.
MURAT GÜLER: Son söz olarak, burada edindiğimiz bilgilerle özellikle hastalarımızın kendi kendilerini ve başkalarını tedavi etmeye çalışmamaları, mutlaka profesyonel yardım almaları, kullandıkları ilaçları iyi bilmeleri ve bunları gittiklerinde göz hekimine söyleyebilmeleri veya yanlarında getirmeleri, bir de hijyene dikkat etmeleri. Klima, ortamın nemlendirilmesi, hijyen olarak makyajla yatılmaması. Özellikle bilgisayar kullanırken okuma açısının ayarlanması, tabii oturuş şeklinin de ayarlanması gerekiyor. Bunların hepsini bir bütün olarak ele alacağız.
PINAR AKKAŞ: Çok teşekkür ederiz programımıza katıldığınız için.
OKTAR BABUNA: Hakikaten çok sık rastlanan bir konuyu çok detaylı olarak konuşmuş olduk.
MURAT GÜLER: Çok da detaylı değil de, ihtiyaç duyan kişiye ihtiyacına göre ulaştırdık, amacımız buydu.
OKTAR BABUNA: Bir Yaşam ve Sağlık programının daha sonuna geldik. Gelecek hafta bir başka konuğumuzla buluşmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.
http://a9.com.tr/izle/189329/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---33-Bolum---Dr-Murat-Guler-Goz-Hastaliklari-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500