HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam ve Sağlık - 36. Bölüm - Op. Dr. Ayhan Kara, Nöroşirürji Uzmanı, ...

Yaşam ve Sağlık - 36. Bölüm - Op. Dr. Ayhan Kara, Nöroşirürji Uzmanı, Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi

Harun Yahya
2064
06 Eylül, 2014
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Yaşam ve Sağlık – 36. Bölüm – Op. Dr. Ayhan Kara, Nöroloji Uzmanı, Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi

 

PINAR AKKAŞ: Sevgili izleyenlerimiz, A9 TV ekranlarından Yaşam ve Sağlık programımıza hoş geldiniz. Bu hafta programımızı Dr. Oktar Babuna ile hazırladık. Konuğumuz, Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ayhan Kara bizlerle birlikte. Hoş geldiniz Ayhan Bey.

 

AYHAN KARA: Hoş bulduk.

 

PINAR AKKAŞ: Bu hafta sizinle boyun ve bel ağrıları üzerinde sohbet edeceğiz.

En çok gördüğünüz boyun-bel ağrıları nelerdir?

 

AYHAN KARA: Baş boyun bel ağrıları toplumda çok sık görülen rahatsızlıklar. Özellikle boyun ve bel ağrısı insanlarda iş-güç kaybına yol açan en sık rahatsızlıklardan biri. Dünya üzerinde üst solunum yolu enfeksiyonunda en sık görülen rahatsızlıklardan biri. Ciddi iş-güç kayıplarına yol açan bir rahatsızlık. Amer,ika’da yapılan bir çalışmada yıllık işgücü kaybı 20 milyar dolay gibi bir rakam, baş boyun bel ağrılarından dolayı. Bu yüzden de özellikle son dönemlerde artık bu konu üzerinde oldukça çalışma yapılıyor. İlk önce koruyucu daha sonra da tedavi edici özellikle hekimlikte bunun üzerine çalışmalar yapılıyor. İnsanların yüzde 80’i hayatının bir döneminde mutlaka boyun ya da bel ağrısı çekiyor. Tabii bunun hepsi ağrı deyince bizim aklımıza ilk önce boyun fıtığı, bel fıtığı gibi omurgayla ilgili rahatsızlıklar geliyor. Ama tabii bunun hepsi bir fıtık veya ciddi bir problem değil. bunların yüzde 20’si altında fıtık veya belirli bir ciddi sebebi olan ağrılar. Yüzde 60’ı da aslında daha basit ve gelip-geçici tekrar etmeyecek rahatsızlıklar.

 

OKTAR BABUNA: Önünüzde bir omurga görüyoruz. Muhteşem bir yapısı var. İsterseniz yapısının muhteşemliğiyle başlayalım. Yaratılış mucizesi Allah tarafından.

 

AYHAN KARA: Şimdi, omurga o kadar güzel yaratılmış ki insanın aslında, apartmanın kolonunu düşünürsek sağlamlığı sağlayan, ayakta durmamızı sağlayan ve vücudumuzun hareketini sağlayan sistem. Omurga kemikleri boyundan başlıyor, orada biraz daha küçük ve 7 tane boyun omurgamız var. Daha sonra devamında 12 tane sırt omurgamız var ve 5 tane altta bel omurgamız var, altında da kuyruk sokumu. Bunun içinden de omurilik aşağı kadar geliyor ve her bölgeden bir tane sinir çıkıyor, bu sinirin hepsinin bir görevi var. İşte omuz hareketinden başlıyor, kol hareketi, parmak hareketi gibi, burada ayakların yukarı doğru hareketi gibi. Bunun yanında bu yükü taşıması için araya bir destek sistem konmuş.

 

OKTAR BABUNA: Mesela o olmasaydı ne olurdu, blok kemik olsaydı?

 

AYHAN KARA: Bu olmasaydı ne olurdu; bütün kemikler üst üste dizilmiş robot gibi olurduk, hiç hareket etmeyen robot gibi olurduk blok hareket ederdik. Bu hareketimizi sağlıyor ama aynı zamanda o kadar güzel yaratılmış ki, yukarıdan siz yük verdiğinizde bunlar yükü emiyor. Bu kıkırdağın içinde yüzde 80’i su jelatinimsi yapıda kayganlığı sağlayan ve özelliği de siz buradan ayaktan yük bindirdiğinizde burada bütün omurgalar eşit şekilde diskler, aradaki dokular paylaşıyor ki yük hepsine binmesin ve sorun çıkmasın diye. Ve bizim rahat hareket etmemizi sağlıyor. Biz yattığımız zaman ya da istirahat halinde de tekrar genişliyor ve eski haline geliyor. Bunun yanında buradaki sinirleri de koruyor. Yani biz buradan yük bindirdiğimiz zaman bu s,istem bu sinirlerin sıkışmasını önlüyor. Bu sayede de biz herhangi bir ayakta durduğumuzda, hareket ettiğimizde ağrı hissetmiyoruz. Bunun yanında arka tarafta omurgayı kaplayan bir sistem var. Bu da omuriliği korumak için yaratılmış. Arkadaki sistem hem hareket ediyor ama aynı zamanda da içerideki omuriliğin zarar görmesini önlüyor. Bu da boyundan başlıyor aşağı kadar gittikçe belde kalınlaşıyor. Çünkü bel daha çok vücudun yükünü çekiyor. Biz oturduğumuzda tüm yük buraya biniyor. O yüzden burası biraz daha sağlam yaratılmış. Bunun yanında yine o kadar mükemmel bir sistem ki, sırt bölgesinde 12 tane omurga var. Burası göğüs kafesi kemikleriyle birlikte desteklenmiş. Sebebi de bizim burada akciğerimiz, kalbimiz hepsi bu bölgede olduğu için, bu bölgenin sağlam olması için bu bölge daha sağlam bir yapı. Burası da (boyun) daha bir hareketli, çünkü biz daha bir hareket edip işimizi gücümüzü yapabilmemiz için mükemmel bir şekilde organize edilmiş.

 

PINAR AKKAŞ: Sırt fıtıkları diğer boyun ve bel fıtıklarına göre daha nadir görülüyor, değil mi? O korunaklı yapıdan dolayı.

 

AYHAN KARA: Evet, bundan dolayı daha korunaklı. Burası göğüs kafesi kemikleriyle sabitlenip korunuyor burası zarar görmesin diye. İkincisi de, şimdi bizim omuriliğimiz sırt bölgesinin bitimize kadar geliyor, bundan sonra aynı böyle at kuyruğu gibi sinir verip aşağı bacaklara gidiyor. Buraya kadar olan yapıda herhangi bir zedeleneme olursa komple onun aşağısı etkileniyor. Ama daha alt bölgelerde sadece iki tane sinir etkileniyor. Onun için de bu bölgede ciddi şekilde korunması gerekiyor.

 

OKTAR BABUNA: Olağanüstü bir yapı. Çünkü sadece öne arkaya hareket değil dönme hareketi de yapabiliyor.

 

AYHAN KARA: Evet. Hele özellikle boyun bizim için çok önemli bir yapı olduğu için gün içinde çok fazla kullandığımız için boyun sağa sola, öne arkaya her türlü bölgeye hareket ediyor. Bunun yanında boynun yine büyük damar yapıları var korunmak için. Çünkü şah damarı buradan geçiyor, arka beyni besleyen damarlar buradan geçiyor. Bunlar da omurga tarafından korunuyor. Yoksa en ufak bir şeyde zarar görürdü ve biz ciddi sıkıntılar çekerdik. Omurga içindeki deliklerde hem sinirin hem damarın geçtiği delikler bizi koruyor.

 

OKTAR BABUNA: Çok üstün bir tasarım oludu mu her şeyin bir anaç üzere yaratıldığı anlaşılıyor Allah tarafından.

 

AYHAN KARA: Onun için de biz diyoruz; önce koruyucu. Niye? Buranın doğal yapısını korumak lazım. Allah o kadar mükemmel yaratmış ki bunu, bizim önce bunu korumamız lazım. Ama hastalık olduğunda mecburen biz müdahale ermek zorunda kalıyoruz ama mümkün olduğunca kendi anatomisini orijinalliğini korumaya çalışıyoruz.

 

PINAR AKKAŞ: Şimdi omurga rahatsızlıkları denince, fıtıkların dışında omurga darlıkları var, omurga kireçlenmeleri, omurga kırıkları.

 

AYHAN KARA: Zaten ağrı olunca biz ilk önce şunu ayırt ediyoruz; boyun-bel ağrısı, sırt ağrıları var. Önce bu gerçekten omurilik kaynaklı mı? Çünkü başka sebeplerden de olabiliyor. Hatta ciddi hastalıklardan da olabiliyor o yüzden önce bir onu ayırıyoruz. Mesela bel ağrısı var, bunun dışında neler olabilir? Kalça kireçlenmeleri olabilir, omurgada tümör olabilir, karın içinde böbrekle ilgili problemler olabilir bunların hepsi. Veya omurga önünden çok büyük bir atardamar gider, onun rahatsızlıklarında da aynı omurgalarla ilgili ağrılar olabilir ve ciddi rahatsızlıklardır. İlk önce onu ayırt ederiz, omurgaya mı bağlı yoksa başka bir organa mı bağlı. Onu ayırt etikten sonra da omurgada neler olabilir? En fazla rastladığımız fıtık. Zaten boyun ve bel ağrısıyla gelen insanlar ilk önce “acaba fıtık mıyım” şüphesiyle geliyor. Bel kaymaları olabilir, bel kireçlenmeleri olabilir, doğuştan omurga rahatsızlıkları omurilik rahatsızlıkları olabilir. Ona göre de teşhisini koymak gerekiyor. Ama ilk önce gerçekten omurga kaynaklı mı yoksa başka bir rahatsızlığın sebebi mi var? Mesela boyunda da öyle, belde de öyle, çok fazla ağrı yapacak sebep var. İlk önce onu ayırt etmek gerekiyor.

 

OKTAR BABUNA: Evet, şimdi cerrahi müdahale gerektiren rahatsızlıkların çok az bir kısmını oluşturuyor, değil mi omurganın?

 

AYHAN KARA: Bize hastalar geldiğinde gerekli muayeneyi yapıyorsunuz, tetkikleri yapıyorsunuz, “fıtığınız var” dediğimizde ilk önde insanların kafasında şu var; “ameliyat mı olmam gerekiyor?” ilk akla o geliyor. Hastaya diyoruz; “her kapıdan giren, her bel fıtığı ameliyatı olmaz.” Çünkü ameliyat kolay bir şey değil. Şimdi bel fıtığı nedir, bir defa onu hastalarımıza gösterelim. Fıtık demek bir şeyin dışarı çıkması demek. Biz bugün karında da görüyoruz bir çok yerde fıtık görebiliyoruz ama bel fıtığı dediğimiz zaman, şöyle şekil üzerinde gösterirsek seyircilerimizin kafasında şekillensin. Bunlar omurga kemikleri dedik, burada arada hareketi kolaylaştıran destek sağlayan sistem disk dediğimiz kıkırdaktan oluşan. Bu diskin yapısının önce bozularak kaygan yapısının bozulması, daha sonra zorlanmayla da bir tarafa doğru dışarı çıkması. Bu sağa olabilir, sola olabilir, ortadan olabilir. Kolay anlaşılsın diye biz böyle yana doğru kırmızı gördüğünüz şey bir fıtık. Taşınca ne oluyor, taşmasının önemi ne? Buradan sinirler geçiyor ayağa giden ve sinire baskı yapmaya başlıyor. Bu siniri bir elektrik kablosu gibi düşünün, oradan çıkıyor ayağa kadar gidiyor ve bir görevi var. Buradan baskı yapınca elektrik vermiş gibi aşağı kadar gitmeye başlıyor ve hastanın ayağında kramp, yanma, ağrı başlıyor. Bunun için fıtık dediğimiz olay bunun taşıp sinire baskı yapması. Ama her filmde gördüğümüz fıtık değil. Bir defa hastalarımıza önce bunu anlatmak lazım. Bugün artık film çekiliyor, MR çekiliyor ve her şey görülüyor. Rapor yazılınca da işte burada taşma, fıtık yazılıyor, raporu okuyan herkes kendinde fıtık var zannediyor. Biz hastalara şunu söylüyoruz; hiç kimse doğduğu gibi kalmaz. Belimizi kullanıyoruz, boynumuzu kullanıyoruz, hepimizde küçük küçük böyle zorlanmalar olabilir. Biz bunları fıtık olarak kabul etmiyoruz. Biz, sinire baskı yapan, hastada şikayet yaratan böyle ayaklarına kollarına ağrı vuran şeyi fıtık olarak kabul ediyoruz. Onun için hastanın kafasında önce bir onu “bende fıtık var” şeyini sildiriyoruz. Ama ciddi sinir baskısı yapıyorsa o zaman anlatıyoruz. “Sende bel fıtığı var.” Şimdi bel fıtığı teşhisini koyduk, ondan sonra ne yapıyoruz? Hemen ameliyata götürmüyoruz tabii. Bir defa şu var; en büyük bel fıtığında bile, çok ciddi ağrı olsa bile hiçbir zaman hastayı hemen ameliyat etmek doğru değil. hemen ameliyat kriteri nedir, acil şartlar. Ne olabilir bu? Hastanın ayağı felçtir, o zaman ilk 24 saat içinde ameliyat etmeniz lazım. Ya da idrar ve büyük abdest kaçırıyordur hemen ameliyat etmeniz lazım ki düzelsin. Ama onun dışında hiçbir hastayı, bir defa ağrı ameliyat kriteri değildir. Ameliyat kriteri ayakta güç kaybıdır. Ve hiçbir güç kaybı da birdenbire felç yapmaz, yavaş yavaş ilerler. Onun için ilk önce hastaya tedavi deneriz biz ne olursa olsun. Çünkü filmde her şey olabilir, önemli olan hastanın şikayeti. Eğer hastanın şikayeti geçiyorsa o zaman biz filmi tedavi etmiyoruz, biz hastayı tedavi ediyoruz. Hastanın şikayeti geçtikten sonra bizim için filmde olması önemli değil. ve yaşam şeklini öğretip o şekilde idare ediyor hasta. Ama eğer ağrısı bacaklarına vuruyor, ilaç tedavisini verdik geçmedi, o zaman hastada yapılacak işlem fizik tedavi yaptırabiliriz. Fizik tedaviyi de denedi düzelmiyor, yine ağrıları da çekiyor işte o zaman güç kaybı da devam ediyorsa o zaman da hastaya müdahale ediyoruz, direk ameliyat demiyoruz. Neler yapılabilir bel fıtığında? Bel fıtığında da direk hemen ameliyat değil, o ameliyatın da şekilleri var. Eğer hastada kireçlenme veya belde fıtık varsa o zaman açık cerrahi diyoruz. Eğer sadece fıtık varsa mikro cerrahi ya da endoskopik cerhi yapıyoruz. O da hastadan hastaya değişiyor. Yani her hastaya da endoskopik cerrahi yapamıyorsunuz, her hastaya da mikro cerrahi yapamıyorsunuz onu seçmek gerekiyor. Yine en önemli şey burada; hastalara son 4-5 yıldır yaptığımız, eğer patlamamış çok büyük bir fıtıksa güç kaybı olsa bile hastaya yapılan işlem direk ameliyat değil gerçek lazer. Yani halk arasında bilinen lazerle ameliyat değil de lokal anestezi altında nükleoplasti dediğimiz veya aydet dediğimiz ama halk arasında lazer diye biliniyor. Bunu biz lokal anestezi altında ne yapıyoruz? Görüntüleme altında lokal anesteziyle iğneyle bu fıtığın, kıkırdağın olduğu yere giriyoruz. Sonra o lazer cihazıyla 60’la 300 derece arasında hastanın fıtığına göre seçimini yapıp ısı veriyoruz. Nasıl bir et parçasını yaktığınızda küçülür, tekrar bu küçülüyor eski yerine gelebiliyor. Ama bunun in de tabii hastayı çok iyi seçmek gerekiyor. Çünkü her bel fıtığı hastaya uygun değil. her bel fıtığı hastasını ben lazerle tedavi ederim demek de doğru değil. Hiç bir hastayı hemen ameliyat etmek doğru değil. 100 hastanın ancak 3’ünde ameliyat gerekiyor, onu da seçmek gerekiyor. Direk hemen ameliyat dememek gerekiyor. Çünkü bazen kocaman bir fıtık oluyor, hani hastayı görmeseniz filme bakıp ameliyat dersiniz  ama hasta geliyor karşınıza sapasağlam yani sadece bir bel ağrısı var. Ya da bazen küçücük fıtık oluyor ama hasta kıvranıyor dayanamıyor. Onun için de hastayı çok iyi seçmek gerekiyor. Mümkün olduğunca kendi orijinalliğini korumak hastanın, anatomisini, orijinalliğini yaratılanı korumak amacımız.

 

OKTAR BABUNA: Peki, ameliyatları maket üzerinde nasıl yaptığınızı anlatırsanız. Nasıl bir ameliyat oluyor?

 

AYHAN KARA: Şimdi hastaya bir ameliyat gerekti, ne kadar biz mikro da yapsak kendi orijinalliğini bozuyoruz ama eskisi gibi çok büyük ameliyatlar gibi düşünmüyoruz. Çünkü eskiden mikroskop yokken, teknoloji yokken tabii o zamanın şartlarında mecburen açık ameliyat yapılıyordu. Burada lamina dediğimiz bu arkadaki kemiği buradan alıp ondan sonra da sinirin yanında buradaki fıtığı çıkarmak. Eskiden bu şekildeydi. Diyoruz ya; hastanın orijinal anatomisini koruyalım. Gittikçe daha küçük mikroinvaziv dediğimiz hastayı daha çabuk normal hayata döndürecek, hastaya daha az zarar verecek, daha çabuk iyileştirecek teknikler geliştirmek gerekiyor. Onda da genel anestezi altında ya da artık eskisi gibi epidural ve spinal anesteziyle de yapılıyor. Onun altında, mikro cerrahide mikroskop altında girip şuradan çok küçük bir pencere açıyoruz, ondan sonra girip buradan fıtığı alıyoruz. Mikroskop dediğimiz; bir şeyin 400 kat büyütüldüğünü düşünün, onun için de eskisi gibi böyle çok komplikasyonlar olmuyor. Sinir yaralanması şu bu eskisi kadar olmuyor ama sonuçta yine insansınız mutlaka ameliyatın da riski vardır.

 

Endoskopik diskektomiler dediğimiz, böyle kamera altında küçük bir delikten girip yaptığımız ameliyatlar. Şimdi o da bazen maalesef kötü amaçlı kullanılıyor. Her hasta için işte kapalı yapalım diye ama o da doğru değil. çünkü seçilmiş hasta gerekir. Hangi hastalarda yapılabilir? Eğer fıtık çok fazla yan tarafa gitmişse, orta hatta doğru gitmemişse onlarda da küçük bir delik açıp endoskopla buradan girip hiçbir yeri açmadan, zarar vermeden buradaki fıtığı alıp çıkmak. Hasta daha çabuk iyileşir ama seçilmiş hasta gerekiyor. Dediğim gibi buna doktor kendisi karar veriyor hastanın filmine bakıp. Çünkü her ameliyattan her hasta fayda görmez. Her hasta için gerekli ameliyatı yapmak gerekir.

 

PINAR AKKAŞ: Peki, mikro cerrahi yöntemi uygulayabilmek için hastanın nasıl olması gerekiyor?

 

AYHAN KARA: Bunda bir yaş sınırı yok, genç veya yaşlı olması bizim için önemli değil. Mikro cerrahi için şu; bir defa omurgada kireçlenme olmaması gerekiyor ve bel kayması olmaması gerekiyor. Yani omurganın sabitliği bozuksa ya da kireçlenme varsa o zaman mikro cerrahi yapamazsınız. Neden? Şekille göstereyim; şimdi şöyle bir omurga düşünün, şunlar omurga kemikler, buradan da omuriliğimiz gidiyor aşağı. Bu da aradaki kıkırdak doku. Normalde bunun çapı 15 milimetredir, buradan rahatlıkla geçer. Ama hastada kireçlenme olmuşsa arkadan buradaki kemik büyür. Ve burada ufak taşmalar var bakın, şimdi biz bu taşmayı alsak bile hastanın burada kireçlenmesi olduğu için biz bu hastaya mikro cerrahi yapsak da fayda görmez. Çünkü aynı baskı buradan devam eder. Biz istediğimiz kadar buradaki fıtığı alalım. Onun için bu hastalarda mikro cerrahi yaptığınız zaman hiçbir şikayeti geçmez. 2 ay, 3 ay sonra yine gelir. Etrafta görürüz, ameliyat oldu düzelmedi diye şehir efsanesi vardır. bel fıtığından ameliyat olur daha kötü olur. Doğru hastaya doğru cerrahi yapılmazsa o hasta yine aynı şekilde aynı şikayetlerle gelir mutlaka.

 

OKTAR BABUNA: Peki, böyle bir durumda ne yapılması gerekir?

 

AYHAN KARA: Az önce demiştik, hangi hasta için hangi ameliyat gerekiyor? Kanal darlığı dediğimiz şey kireçlenme. Yıllar içinde omurganın dejenerasyonuna bağlı, beli kötü kullanmaya bağlı omurga kanalı daralırsa bu hastalarda bu arkadaki kireçlenmeyi almak gerekiyor. Onun için de açık ameliyat gerekiyor. Bu hastaya mikro cerrahi yaparsanız aynı şekilde geri gelir.

 

PINAR AKKAŞ: Ameliyat aslında zahmetli olan.

 

AYHAN KARA: Ama hastanın düzelmesi için de gerekli olan. Hastaya biz şunu söylüyoruz; mikro cerrahi gibi 1-2 günde düzelmezsin. Yavaş yavaş 1-2 ay içinde tekrar rahatlarsın. İkincisi; hastayı ameliyat öncesi mutlaka iyi bilgilendirmek gerekiyor. Çünkü bazı hastalar da mucize bekliyor sizden, “ameliyat sonrası bende hiçbir şey kalmayacak.” Hastaya şunu söylüyoruz; bizim ameliyat etme amacımız özellikle bel kayması ve kanal darlığı olanlarda, sizin rahat gezip yürümenizi sağlamak. Ama hiçbir zaman eskisi gibi ilk haliniz gibi olamazsınız. Ayaklarda ağrı olmadan gezip dolaşacaksınız ama ufak tefek ağrılarınız mutlaka olacak. Eğer bu bilgiyi verirseniz hasta ameliyat sonrası beklentiyi bildiği için ameliyat sonrası mutlu olur. Çünkü beklentiyi biliyor, “bende bunlar olacak.” Ama hastaya; ameliyattan sonra hiçbir şeyiniz kalmaz gezip-dolaşın derseniz o zaman da hasta ameliyat sonrası her şeyden şikayet eder. “Benim hala buram ağrıyor” gibi.

 

OKTAR BABUNA: Şöyle örneklendireyim ben size soruyu öyle sorayım. Ciddi kanal darlığı olan yani kanalı çok dar, artık sinir orada hareket edecek yer bulamıyor. Bu tip kişilerde genelde yürüme çok zorlaşıyor, yürürken ağrı oluyor. Hatta bunların bir kısmı bisiklete bindiklerinde rahat ediyorlar. Neden böyle oluyor ve nasıl bir ameliyatla düzelebilir bu tip hastalar?

 

AYHAN KARA: Şimdi burada her seviyeden sinir çıkıyor. Kanal darlığı olunca tabii burası daralıyor sinirlerin geçtiği yerler. Ve biz ayakta kaldığımız zaman veya zorladığımızda bu sinir sıkışıyor. Ama biz öne eğildiğimizde sinirlerin arası açılıyor bu şekilde ve rahatlıyor. Hatta bu hastalara şey deriz; ördekvari yürüyüş, yani böyle öne doğru eğilerek yürürler ki rahat ederler. Hiç de farkında olmazlar aslında. İşte bisiklete bindiklerinde öne doğru eğildikleri için rahatlıyorlar. Zaten bunların en büyük şikayeti de otururken ve yürürkendir. En önemli şey de şunu ifade eder; “benim her sene yürüme mesafem kısalıyor. Biraz yürüyünce ayağıma ağrı giriyor uyuşuyor oturmak zorunda kalıyorum” diye. Dar kanallarda da en büyük şikayetleri bel kaymasında odur hastaların. Bunlarda ne yapıyoruz? Bu siniri açmamız lazım. Onu da şu şekilde yapıyoruz; yine buradan girip bu kalın olan dokuyu alıyoruz. Sonra sinirin etrafı foraminotomi dediğimiz sinirin üzerini kapatan şeyi alıp sinirin geçtiği deliği genişletiyoruz baskıda kalmasın diye. Eğer kanal darlığı veya kireçlenme 1 ya da 2 seviyeyi geçmişse biz bunu tıraşladığımız aman buranın sağlamlığı bozuluyor. Buna destek koymamız lazım. Bunun için de bazen buraya destek doku, ya araya kemik koyarak veya buraya platin dediğimiz sistem koyarak destek koyuyoruz ki bir daha çökmesin diye. İşte onun için dedim az önce hastalara, bacak ağrısını geçirebilirsiniz ama ufak tefek bel ağrılarına mutlaka hastaların razı olması gerekiyor.

 

OKTAR BABUNA: Evet. Boyunda ameliyat nasıl oluyor?

 

AYHAN KARA: Boyun tabii daha farklı, daha kolay. Halk arasında riskli gibi görünüyor ama boyun ameliyatı çok daha başarılı ve çok daha kolay, eskisi gibi değil. eskiden biz boyun ameliyatlarını aynı bel gibi arkadan yapardık. Ama, omurilik sırt bölgesine kadar geliyor, buradan sonra sinir liflerini veriyor at kuyruğu gibi. Şimdi burada omurilik olduğu için buraya değdiğiniz anda sıkıntı çıkıyor, ameliyattan sonra sizin karşınıza hemen çıkıyor bu. Eskiden yine bel fıtığı gibi buradan açıp yaparken mutlaka ufak tefek problemler çıkıyordu ama artık boyun fıtıkları boğazın burasından ön taraftan girilerek yapılıyor. Bunun avantajı ve? Avantajı şu; birincisi bunun hemen altı omurga, çok fazla bir yeri açmak zorunda kalmıyorsunuz. Yandan girdiğiniz aman direk bu destek dokunun üzerine giriyorsunuz. Yine mikroskop altında bu aradaki kıkırdağı komple temizliyorsunuz, hiçbir şey bırakmıyorsunuz arada arka omuriliğe kadar hepsini temizliyorsunuz. O yüzden boyun fıtığında tekrar riski veya herhangi bir ileride sorun yaşama riski olmuyor. Şimdi eskiden biz bunlara kalçadan kemik alıp koyardık, araya destek koyardık bir daha sorun çıkmazdı. Yalnız bu hastalarda uzun dönemde yani 5-6-7 yıl sonra bu iki kemik birbirine kaynıyordu, füzyon dediğimiz, destek koyduğumuz için. Ameliyat yerinden bir daha sorun çıkmıyor. Yalnız az önce dedik ya, yaratılıştan mükemmel yaratılmış bütün bu kıkırdaklar hepsini emiyor. Bir tanesi gidince yük este ve alta binmeye başlıyor, harekette zorlanıyor. Ve hastalarda 5-6 yıl sonra üstten ve alttan fıtık çıkmaya başlıyor. Yine hastaların ameliyat sonrası kalça ağrıları oluyor. Bunu önlemek için de hazır kemikler veya kafes sistemleri yaptılar ama bu sıkıntı devam etti. Son 5-6 yıldır tüm dünyada ve Avrupa’da artık buraya protez dediğimiz harekete müsaade eden sistem. Yani bunu çıkardıktan sonra koyduğumuz nesne hareket ediyor. Ve hasta ameliyattan bir gün sonra bütün boyun hareketlerini yapabiliyor. Yine en güzel yanı, aksiden boyunluk kullanılıyordu 1-2 ay kemik kaynasın kımıldamasın diye. Şimdi boyunluk kullanmıyoruz çünkü ameliyattan hemen sonra rutin boyun hareketlerine başlıyor. O yüzden boyun fıtığı ameliyatları daha kolay. Ama bunda da dediğim gibi kriter ne? Hastanın boyunda problem olacak, fıtık olacak, mutlaka kol ağrısı olacak. Yani kol ağrısı olmadan boyun ağrısı için ameliyat yapılmaz. Bir de güç kaybı olacak ve tedavinin mutlaka denenmiş olması lazım. Tedaviye cevap vermeyen bir durum olacak ancak o zaman cerrahi müdahale yapılabilir. Çünkü boyun ağrısı günümüzde artık çok sık. Bizim eskisi gibi hareketli bir yaşamımız yok, daha çok ofis, işte teknolojinin girmesiyle daha az hareketli durumda olduğumuz için bir çok insanda boyun ağrısı olabiliyor. Ama gerçek boyun fıtığı hastası bunların içinde çok az hakikaten.

 

OKTAR BABUNA: Buradaki daralma veya fıtık doğrudan omuriliğe ortadan baskı yapıp yürüme bozukluğu, başka şikayetler yapabilir. Neler yapabilir mesela?

 

AYHAN KARA: İleri yaşlarda olabiliyor. Ama bazen hastalara şunu söylüyoruz; gerçekten boyun fıtığı tedavilerinde çok beklemeyin. Çünkü biz meslek hayatımızda görüyoruz, basit bir boyun fıtığından mesela 35 yaşında bir hasta bir tarafı felç oldu omurilik zedelenmişti. Yine 23 yaşında bir hasta öyleydi. O yüzden boyun fıtığında da çok geç kalmamak gerekiyor. Omurilik çok nazik. Resimde gösterirsek; bunlar boyun kemikleri arka taraf açılmış. Burası omurilik, fıtık dediğimiz olay burası. Şu omurilik bu kadar sıkışırsa mutlaka içindeki sinirler hasar görüyor. Tabii hiçbir zaman biz eski haline getiremeyiz. Eğer sinir zedelenirse sinir ve kalp hücresi kendini yenilemez hiçbir zaman, Allah öyle yaratmış koruyun diye. O yüzden onları mutlaka iyi korumak gerekiyor.

 

OKTAR BABUNA: Peki, ani bir fıtık olursa uzun süre değil de ani bir fıtık oldu. Yani ameliyatın mutlaka yapılması gerekiyor, ne kadar sürüyor?

 

AYHAN KARA: Aslında ani fıtıklar daha kötü. Çünkü bunlar kronik hadise olduğu için vücut bir şekilde adapte edip kendini korumaya çalışıyor. Bunlarda daha geç gelişiyor, yavaş yavaş gelişiyor. Ama ani gelişmiş fıtıklarda daha riskli tabii. Çünkü onlarda direk baskı yapıyor ve şikayetler de daha akut oluyor daha şiddetli şikayetler oluyor hasta daha bir kıvranarak. Tedaviye cevap vermeyen, kronik hastalarda mesela daha hafif hafif başlar ya, tedaviyle hasta zaman zaman rahatlar. Çünkü yavaş yavaş adapte oluyorlar, kendini ona göre koruyorlar, vücut kendini koruyor. Veya kronik boyun ağrı olan kişilerde farkında olmadan duruşu öne doğru olur. Çünkü sinir araları açılıyor, kendi fark etmez onu vücut fizyolojik yapar onu. Ama akut durumlarda siz hastaya morfin bile yapsanız ağrıyı geçiremeyebiliyorsunuz.

 

PINAR AKKAŞ: O zaman hemen ameliyat mı oluyor?

 

AYHAN KARA: Güç kaybı varsa ve ağrısı da geçmiyorsa o zaman cerrahi gerekebiliyor.

 

OKTAR BABUNA: Biraz önce güzel müjdeli bir haberden bahsettiniz. Skolyoz diye bir hastalık var nedir skolyoz ondan başlayalım? Vücudun çünkü mükemmel bir yapısı var. Skolyoz nasıl bir rahatsızlık?

 

AYHAN KARA: Skolyoz, omurganın eğri olması, kifoz da öne doğru olması. Kifoz dediğimiz olay omurganın böyle öne doğru eğilmesi. Skolyoz daha sık görülüyor. Özellikle çocuklar için hakikaten ciddi bir hastalık, aile için sıkıntı.bazen geç fark ediliyor. 

 

OKTAR BABUNA: Nedir bunun sebebi?

 

AYHAN KARA: Bir tanesi konjenital sebepler, doğumsal en sık görünen o zaten. Diğeri de daha sonra omurgada gelişen anormalliklere bağlı. Omurilik ve omurga anormallerine bağlı. Şimdi omurganın yana doğru eğilmesi. Tabii bu sadece bir yerden olmuyor. Boyunda olabiliyor, belden S şeklinde olabiliyor. Ki erken fark etmek önemli, erken fark edilirse bir çok şeyi yapabiliyoruz. Ne yapıyoruz? Bunun için korse verilebiliyor, egzersiz verilebiliyor, daha basit sistemlerle düzeltebiliyorsunuz ama geç kalınınca işte asıl problem o zaman çıkıyor.

 

PINAR AKKAŞ: Peki, duruş bozukluğu olmadan yani geç kalınma aşamasına gelmeden nasıl fark etmek gerekiyor?

 

AYHAN KARA: Şimdi şu var, şunu söylüyoruz annelere; özellikle mesela çocuklar küçükten itibaren anneleri banyo yaptırıyor. Bir defa duruşuna bakmak yani iki omuzun duruşu çok önemli bizim için. Skolyoz hastalarında bir taraf mutlaka hafifçe düşüyor. İkincisi kürek kemiği skolyozlu hastalarda bir tanesi dışarı doğru oluyor. Diğer kalça, zaten bu bizim ameliyat için de önemlidir. İki kalça kemiğinin hizası bizim için çok önemli. Baktığınız zaman kalçanın biri hafifçe yukarıda oluyor. Bunu anneler fark edebilir aslında, özellikle banyo yaptırırken. Fark etmediler gecikti, çocuklarda skolyoz ilerlediği zaman bizim için problem olan şey kemik gelişimi. Çünkü henüz daha kemik gelişimi tamamlanmamış. Şimdi skolyozda eskiden yapılan işlem neydi? Omurga eğri, biz  buraya vidalar koyuyorduk sabitliyorduk ve düzeltiyorduk. Tabii çocuk büyüme aşamasında, kemiği siz böyle sabitlerseniz çocuğun büyümesinde sıkıntı olabiliyor. Buna bağlı olarak bir defa çocuk robot gibi oluyor, hareket kısıtlığı oluyor. Onun için de mümkün olduğunca geç yaşta yapmaya çalışıyorduk. Ölçümler yapıyorduk, açısını ölçüyorduk. Eğer senede 5 dereceden fazla ilerliyorsa korse veriyorduk sıkı hiç hareket ettirmeyecek.  Eğer 45 dereceyi de geçerse ameliyat düşünüyorduk. Ama şimdi son dönemde Amerika’da daha basit. Çünkü skolyoz ameliyatları hakikaten komplikasyonluydu. Sonuçta siz omurgaya bir sürü vida koyuyorsunuz ve buradan sinirlerle omurilik geçiyor. Ve bu hastalarda anatomi de bozuk. Siz ne kadar görüntüleme altında da yapsanız bir şekilde sinirine veya omuriliğine denk geldiğinde ömür boyu kalıcı sakatlık. Hakikaten ailelere büyük sıkıntı. Şimdi Amerika’da yapılan işlem çok basit. Yani omurga eğri, çocuğu getirdik veya büyük, o da fark etmez. Şimdi konuşlan sistem sadece eğriliğin olduğu yere tutan böyle rot şeklinde ama makaslı bir sistem var. Biz bunu koyuyoruz ve dişleri var burada. Hasta 3 ay sonra yana doğru bir tık iyice eğiliyor, eğildiği zaman bu bir diş atıyor ve bu omurga böyle kalıyor. 3 ay hastayı bu şekilde tutuyoruz adapte olsun diye. Çünkü arkadan omurilik geçiyor. Bizim amacımız omuriliği korumak. Eğer birdenbire düzeltirsek film çok güzel olur ama omurilik gerilir ve sakatlık olabilir, hastanın ayaklarında problem çıkar. 23 ay sonra hasta tekrar bir tık daha eğiliyor, bu defa biraz daha düzeliyor ama bunu sabitliyor, geri dönmesini engelliyor. 3 ay sonrasında bunu tekrar dümdüz hale getiriyor. Ve bu sistem 1 veya 2 yıl kalıyor hastada, ondan sonra da çıkartıyoruz. Her yaş grubuna uygulanabiliyor.

 

OKTAR BABUNA: Hepsi dümdüz oluyor mu?

 

AYHAN KARA: Yapılan şeylerde bütün hastalarda tamamına yakın düzelmiş. Ama 1 yıllık bir çalışma tabii onun için uzun dönemde o hastalara neler olduğunu da görmek gerekiyor.

 

PINAR AKKAŞ: Kifoz için de olabiliyor mu?

 

AYHAN KARA: Kifoz için olmuyor şu anda. Çünkü o daha öne doğru olduğu için, onun için de mutlaka bir şeyler bulunacaktır. Ama skolyoz için hakikaten muhteşem bir şey çünkü hakikaten çok sıkıntılı ve çok büyük ameliyattı.

 

OKTAR BABUNA: Ne şikayeti oluyor skolyoz olanlarda?

 

AYHAN KARA: Skolyozdaki en büyük sıkıntı şu; birincisi zaten görünüş bozukluğu yani hastaların iki büklüm olması. Ama asıl problem, bunlar büyüdükçe hastalarda akciğer problemi gelişebiliyor, akciğerin bir tarafı çalışmıyor. Kalp problemleri gelişen bile oluyor skolyozdan dolayı. Bu hastalar skolyozda ileri yaşlarda da çok çabuk kemikler dejenere olduğu için 50’li yaşlardan sonra daha büyük sıkıntı çekiyorlar. O skolyoz daha da ilerliyor ve bu defa sinirleri sıkıştırmaya başlıyor. Onun için erken dönemde tedavi etmek ve daha basit şekilde tedavi etmek bu hastalar için daha önemliydi. Hakikaten bu hastalar için çok basit şekilde tedavi oluyorlar.

 

PINAR AKKAŞ: Bahsettiğiniz yöntem, skolyoza uygulanan ameliyat ülkemizde de yapılıyor mu şu anda?

 

AYHAN KARA: Şu an için henüz o sistem daha gelmedi ama 1 yıldır Amerika’da yapılıyor. Ülkemizde de bununla ilgili Amerika’da o sistemi görüp çalışıp çok yakında gelecek o sistem. Çok önemli çünkü hakikaten bir devrim gibi olacak. Bir çok hastayı çok basit bir sistemle bu rahatsızlıktan kurtaracağız. Çünkü çok hasta var. Hamilelikten kaynaklanan bir sürü sebepler var, o sırada olan sebepler var.

 

OKTAR BABUNA: Uzun süre oturmak da etkili değil mi?

 

AYHAN KARA: Evet etkili. Folik asit eksikliği çok önemli, hamilelikte gördüğümüz radyasyon çok önemli. Bunlar bir şekilde tetikliyorlar bunu ama hakikaten çok skolyozlu hasta var.

 

PINAR AKKAŞ: Genetik yatkınlığı var mı?

 

AYHAN KARA: Genetik yatkınlık mutlaka var.

 

OKTAR BABUNA: Skolyoz olmamak için nasıl korunabilir? Spor mu yapmak gerekir?

 

AYHAN KARA: Tabii. Bizim işimiz önce orijinali korumak yani koruyucu hekimlik çok önemli. Maalesef bizde şu var; hareketsiz yaşam. Hareketsiz yaşam hakikaten bizdeki en büyük sıkıntı bu. Şimdi normal sağlıklı insanlar omurgayı korumak için ne yapmalı? Bir, bir defa çok uzun oturmak zararlıdır biz insanlara bunu söylüyoruz. Ne iş yaparsanız yapın her saat başı mutlaka 5 ya da 10 dakika kalkıp gezmeniz gerekiyor. Yine çok ayakta kalmak sakıncalı, çok ayakta çalışan insanlar var. Saat başı mutlaka 5 ya da 10 dakika bir oturup dinlenmeniz gerekiyor. Ağırlık kaldırma. Biz hiç kendimize dikkat etmeyiz, bulduğumuzu kaldırırız. Sağlıklı bir insanın kaldırabileceği ağırlık maksimum 10 kilo. Daha fazla bir şey tek başına kaldırmaması gerekir. Kaldırmak zorunda kalırsa 2-3 kişi tutarak kaldırması gerekiyor. Dördüncüsü, mutlaka ve mutlaka egzersiz. Biz spor deyince illa spor salonuna gitmemize gerek yok. Fitness tarzı bel kaslarını çalıştırıcı basit, boyun kaslarını çalıştırıcı basit egzersizler bizi korur. Bugün hiçbir haltercide bel ya da boyun fıtığı görmezsiniz. 20 kiloyu alır kaldırır hiç bir şey olmaz. Çünkü kasları güçlüdür ama. Sizin kaslarınız ne kadar güçlüyse omurga ve omurilikle ilgili hiçbir problem yaşamazsınız. Onun için de bizim için egzersiz çok önemli. Hastaya egzersiz yap dediğinde, gidemem falan.. Evde yarım saatini ayırıp yapabileceği çok basit hareketle kendini ömür boyu koruyabilir.

 

PINAR AKKAŞ: Ama bunu düzenli yapması gerekiyor.

 

AYHAN KARA: Düzenli yapacak. Her sabah her akşam yarım saat buna ayıracak. Bunun için çeşitli kitapçıklarımız var bizim. Yine ofis ergonomisi çok önemli. Bunun için neredeyse bilim dalı gibi eğitim veriliyor. Çünkü ofiste insanlar çalışırken dikkat etmiyorlar. Nedir bu? Oturma şekli, işte kol dayamadan tutun bilgisayarın şekline kadar hepsinin özel eğitimi var. Onların mutlaka yapılması gerekiyor.

 

OKTAR BABUNA: Tabii doğru. Bunların yapılması mutlaka gerekiyor çünkü günümüzde de bütün bu omurga şikayetleri, boyun ağrıları bel ağrıları son derece artış gösterdi. Bilgisayar kullanmaya bağlı özel rahatsızlıklar görüyoruz.

 

AYHAN KARA: Bakıyorsunuz insanlar başı öne eğik çalışıyorlar, sonra gezerken de böyle gezmeye başlıyorlar. Halbuki ofiste çok basit yapabileceği saat başı hareketle kendini koruyabilir bunlardan.

 

PINAR AKKAŞ: Siz egzersizlerden bahsediyorsunuz ama aslında doğru bilinen yanlışlar var. Mesela bel fıtığıyla ilgili. Ameliyat olduktan sonra yatak istirahatı ya da çok sert yataklarda yatılması eskiden.

 

AYHAN KARA: Bel ağrısı bel fıtığı deyinde sert bir şey koyup 15 gün yatmak ya da istirahat. Mesela bel fıtığı olana istirahat. Aslında şu an 3 günden fazla yatak istirahatı önerilmiyor, ne kadar bel fıtığı olursa olsun. 3 günden sonra direk egzersize başlamak gerekiyor. Çünkü dediğimiz gibi kasları güçlendirmek. Ameliyat olan hastaların kafasındaki soru şu; bir, “ben artık ömür boyu yarım bir insanım, her şeye dikkat etmeliyim, hiç bir şey yapmayayım.” İkinci, “bu tekrar ederse ileride sıkıntı yaratır bana.” Şimdi hastaya şunu söylüyoruz; ameliyattan sonra normal insanların yapabildiği şeyleri yapabilirsin. Ameliyat olduğun aynı gün ayağa kalkıp gezebilirsin, bir hafta sonra dışarı çıkıp gezebiliyorsun. 20 gün sonra da çalışmaya başlayabilirsin. Ama yapacağın işlem normal insanların yapabileceği işler, bunu vurgulayarak söylüyoruz hastaya. Nedir? Gezebilirsin, dolaşabilirsin, oturabilirsin, çalışabilirsin ama 1 saatten fazla ayakta kalamazsın, 1 saatten fazla oturamazsın. Düzenli egzersiz yapman lazım. Bel fıtığı ameliyatı olmuş hasta her türlü sporu yapabilir hiçbir sakıncası yok ağırlık kaldırma dışında. Mesela bayanlara şunu söyleriz; bel fıtığı ameliyatı oldun, normal doğum yapmanda hiçbir sakınca yok, rahatlıkla normal doğum yapabilir. Çünkü kafalarında en büyük soru işareti o oluyor. Bunlara dikkat ederseniz ömür boyu tekrar etmez. Ama gidip de 50 kilo bir şeyi, ev hanımları halı koltuk tek başına kucaklarsa ameliyat olduğu yerden de başka yerden de her yerden problem çıkabilir.

 

OKTAR BABUNA: Tabii bir de kemik erimesi önemli bir problem. Özellikle hanımlarda menopoz döneminden sonra, erkeklerde de belli bir yaşın üzerinde kemik erimesi meydana geliyor. Bundan nasıl korunabilir?

 

AYHAN KARA: Menopozdan sonra özellikle bayanların günde mutlaka 2 gram kalsiyum alması gerekiyor, bunu ister yiyecekle ister başka. Ama bizim insanımız kalsiyumdan fakir besleniyor. Bizde karbonhidrat beslenildiği için. Onun için de  mutlaka menopozdan sonra kalsiyum destekli beslenmek gerekiyor. Çünkü günde 2 gram kalsiyum almadığınız zaman o zaman kemikler erimeye başlıyor. Kemikler eriyince beldeki yapı bozuluyor, eklemler bozuluyor ondan sonra da sinirler sıkışmaya başlıyor. Yine egzersiz çok önemli. Menopozdan sonra bizim insanımız, kemikler zayıfladı hareket etmiyorlar. Bilakis hareket etmeleri lazım. Egzersiz yine menopozdan sonra da çok önemli, kemik erimesi için çok önemli, osteoporoz için ve beslenme çok önemli bu kişilerde.

 

OKTAR BABUNA: Magnezyum da gerekiyor herhalde.

 

AYHAN KARA: Evet, magnezyum da çok önemli. Egzersiz bütün insanlar için çok önemli. Bize hastalar geliyor 90 yaşında, bakıyorsunuz her gün 10 km. yürüyebilecek kapasitede. Çünkü düzenli sporunu yapmış, egzersizini yapmış. Bu insanlarda neredeyse ömür boyu omurga problemine rastlanmıyor. 

 

OKTAR BABUNA: Bu söylediğiniz rakamlar da baya büyük rakamlar aslında. Mutlaka takviye gerekiyor. Normal bir diyetle o rakamlara ulaşmak pek mümkün değil, çok zor. Fazla yerseniz de kolesterol ve kilo alma söz konusu doğrusu tabii takviyeyle onu dengelemek, dengeli beslenmek bilinçli bir şekilde.

 

Bu önemli bir rahatsızlık bölümü, ağrılar, işte az bir kısmı cerrahi olarak fıtıklar oluyor. Bir de tümörleri var omurganın. İsterseniz kısaca ondan da bahsedelim. Nasıl ayırt ediliyor? Mesela bel ağrısı tümörde de olabilir, boyun ağrısı tümörle de ortaya çıkabilir, sırt ağrısı. Nasıl ayırt edebiliriz?

 

AYHAN KARA: Omurganın yapısı itibariyle bir kendi tümörleri var bir de hakikaten omurga başka yerden tümörün yayıldığı yer. Bir akciğerden, bir prostattan, bir bağırsaktan bayanlarda özellikle memeden dolayı çok fazla omurgaya yayılabiliyor. Çünkü kanlanması da çok fazla, beslenmesi çok iyi bir yer. Bir hasta tümör olduğunu nasıl anlayabilir? Fıtık ağrısıyla tümör ağrısını şöyle ayırabiliriz; tümör ağrılarında mekanik ağrı dediğimiz ağrı oluyor. Yani nasıl? Fıtıkta hareket edersiniz ağrınız artar veya oturtursunuz istirahat edersiniz ağrıyı geçirirsiniz. Ama tümörde tam tersi yattığınız zaman daha çok ağrır. Bu, hastalar için bir uyarıcı olmalı. Ben gündüz rahatım ama gece yattığım zaman ağrılarım başlıyor. Bazen beraberinde diğer şikayetler de olabilir tabii tümörün kaynağına göre, idrar şikayetleri olabilir, solunumla ilgili olabilir, gece terlemeleri olabilir, zayıflama olabilir, iştahsızlık olabilir. Çünkü çok çeşitli tümörleri var omurganın. Kendinden kaynaklı basit kemik kökenli tümörler. Yine omurgada en sık görülen bizim en sevmediğimiz bibim multi piremium dediğimiz kan hücresi kaynaklı, çok da sık görülüyor artık. Belki radyasyon oranının artmasından dolayı. Çünkü bunlarda hem bel ağrısı oluyor, özellikle yattığı zaman daha çok oluyor. Hareket edince azaltıyor. İkincisi de, diğer sistemik bulgular oluyor. Bel ağrınızla beraber telem dediğimiz, kilo kaybı, halsizlik, durgunluk, idrarla ilgili şikayetler olursa o zaman tümör düşünmek gerekiyor. Çünkü omurgada erken tanı konursa tümörleri çok başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Ama eğer tanıda geç kalırsanız omurgayı komple kaplarsa işte o zaman sıkıntı oluyor.

 

PINAR AKKAŞ: Omurga tümörlerinin görülme sıklığı nedir?

 

AYHAN KARA: 1000’de 1’le 3 arasında değişiyor. Ama bazı tümörler daha sık görülüyor bazıları çok çok nadir görülüyor. Dediğim gibi metastazları çok seviyor yani başka yerlerden ayılmayı çok seviyor maalesef. Hatta bazen primen buradan teşhis koyduğumuz bile oluyor. Omurgadakini görüp ilk kaynağını bulabiliyoruz. Onun için de bel ağrısı hastalarına şunu söyleriz; boyun bel ağrısı eğer 3 ayı geçmişse ya da olmuş iyileşmiş tekrar olmuşsa mutlaka altında ciddi bir sebep vardır, bunu araştırılması lazım. Çünkü bizde genelde hastalar ağrı olduğunda, işte bugün çok zorladım, bugün üşüttüm, oldu, geçti, geçer böyle geçiştiriyorlar. En son aşamada ne zaman ki ayakta güçsüzlük veya başka bir şey oluyor o  zaman doktora geliyorlar, o zaman geç kalınmış oluyor. Eğer ağrınız 3 ayı geçmişse, 3 ay düzelmemişse. İkincisi de olmuş iyileşmiş ama tekrar olmuşsa, tekrar etmişse mutlaka altında ciddi bir sebep vardır. bunun sebebinin mutlaka bulunması lazım.

 

PINAR AKKAŞ: Metastaz kaynaklı tümörler daha fazla dediniz.

 

AYHAN KARA: Omurgadan daha fazla. İyi huylu dediğimiz kemiğin kendi kaynaklı tümörleri çok fazla görülüyor . Veya hemanjiom diyoruz, çok önemsemiyoruz. İşte kan damarı şeklinde. Bunu çektiğimiz bir çok filmde görüyoruz. Bunların herhangi bir bulgu verici şikayet verici bir şeyi yok. Ama ciddi tümörlerde metastazlar daha fazla. Diğer bizim en sevmediğimiz şey multi piremium dediğimiz kan hücreli kaynaklar. Yani orijinali kan olan ama adı iyi kendi kötü olan bir tümör. Onun için de onu çok sevmiyoruz. Onda mümkün olduğunca erken tanı koymak istiyoruz.

 

OKTAR BABUNA: Evet, çok güzel aydınlatıcı maketle de süper anlaşılır bir görsel olarak bir anlatım oldu.

 

AYHAN KARA: Ne kadar anlatırsak anlatalım hastaların kafasında şekillenmesi lazım.

 

OKTAR BABUNA: O kadar güzel anlattınız ki, programın da sonuna geldik.

 

PINAR AKKAŞ: Çok teşekkür ediyoruz. 

 

OKTAR BABUNA: Bu akşam da programımızın sonuna geldik. Gelecek hafta yine başka bir hekim arkadaşımızla yeni bir konuyla birlikte olmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.

 

http://a9.com.tr/izle/190629/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---36-Bolum---Op-Dr-Ayhan-Kara-Norosirurji-Uzmani-Beyin-Omurilik-ve-Sinir-Cerrahisi

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Beyin
Doktor
Hastalık
Magnezyum
Omurga
Omurilik
Op. Dr. Ayhan Kara
Sağlık
Sinir
Sırtlan
bel kayması
boyun fıtığı
boyun ve bel ağrıları
kifoz
omurga kırıkları
omurga tümörü
sinir cerrahisi
skalyoz
yürüme mucizesi
Üroloji Uzmanı