HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam Ve Sağlık - 29. Bölüm - Dr. Atilla Yılmaz, Genel Cerrah

Yaşam Ve Sağlık - 29. Bölüm - Dr. Atilla Yılmaz, Genel Cerrah

Harun Yahya
1235
12 Haziran, 2014
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Yaşam ve Sağlık – 29. Bölüm – Dr. Atilla Yılmaz, Genel Cerrah

 

OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın izleyiciler. Pınar hanımla sunduğumuz bir Yaşam ve Sağlık programında daha çok değerli bir konuğumuzla birlikteyiz. Hoş geldiniz.

 

ATİLLA YILMAZ: Hoş bulduk sağolun.

 

OKTAR  BABUNA: Atilla Yılmaz Genel Cerrahi Uzmanı kendileri. Özel bir hastanenin de başhekimi aynı zamanda. Genel cerrahi çok kapsamlı bir branş. Siz vücudun tamamıyla neredeyse ilgileniyorsunuz. Kanser de çok gündemde son günlerde özellikle. Neden denirse genetik bir faktör yönü var kanserin ama beslenmenin de çok önemi var. Kanserde muazzam bir artış geldi son yıllarda. Bu konuda da sizin tecrübelerinizden yaralanmak istiyoruz . Buyurun.

 

ATİLLA YILMAZ: Çok teşekkür ediyorum özellikle davetiniz için. Evet, genel cerrahi önemli bir branş ama aslında, hekim de çok önemli meslek grubunda biliyorsunuz. Genel cerrahi de tabii kanserle uğraşması açısından çok önemli. Bir de son yıllarda kanser itibariyle çok arttı. Şöyle istatistik var açıkçası; her 4 kişiden biri ömrü nün bir döneminde kansere yakalanacak. Ama 4 kişiden 3’ü de yakalanmayacak demektir. Dolayısıyla böyle çok anormal bir görüntüyle insanları ürkütmenin manası yok. Ama çok da boş vermişlik yapıp dikkatleri de dağıtmanın manası yok diye düşünüyoruz. Ve kanser ölüm sebepleri içersinde 10 yıl önce altın sıradaydı ya da 5. sıradaydı. Ama işimdi 21. Yüzyıldayız ve 2. Sırada ölüm sıralamasında. Dolayısıyla hem dediğiniz gibi beslenme faktörleri, genetik faktörler, çevresel faktörler. Özellikle de sigaraya mutlaka değineceğiz ilerleyen dakikalarda. Sigara bence günümüzün en önemli problemi, kansere sebep olan bir sürü faktör var ama hepsi ispatlanmamış faktörlerdendir bunlar ama bir şey ispatlanmış ki sigara. Bunun için sigara için belki ayrı program yapılsa yeridir. Ama kanser noktasına gelince mutlaka sigaradan bahsediyoruz.

 

PINAR AKKAŞ: Bu genetik faktörler kanser hastalıklarında yüzde 5 ile 10 arasında değil mi yağılan araştırmalarda?

 

ATİLLA YILMAZ: Tabii. Şunu da vurgulamamız gerekiyor; genetikle kalıtsallığı ayırmamız lazım. Yani kalıtsallık aileden geçen kanserler grubunda. Halkımızın da çoğu genetik deyince böyle anlıyor, annede varsa, babada varsa özellikle bayanlar için meme kanseri diye düşünürsek. Aslında genetik her hastalığın oluşmasında etkili bir süreç ve hipotez. İnsan vücudu hücrelerden oluşuyor biliyorsunuz ve insanda 100 trilyon hücre var. Aslında her hücremizin içinde de genler var ve kanser genleri de var. İnsan ömür süreci içersinde aslında kansere yakalanıyor, kanser mikroplarıyla beraber ya da kanser değişimleri oluyor. Ama vücudun savunma mekanizması bunu yeniyor. Ne zaman ki o düzensiz büyüme çoğalma farkedildiği zaman ya da kontrol edilmediği zaman bu sefer kanser başlıyor. Genetik faktör burada devreye giriyor. Hücrenin normal yaşam sürecini değiştiren faktörler hücre içindeki genleri etkiliyor. Hücrenin değişimi, bölünmesi normal yaşam döngüsü değiştiği için de kontrolsüz büyüme başlıyor. Genetik faktör deyince bunu anlıyoruz. Bu genlerin değiştiren faktörler ne? Çevresel faktör, ispatlanmış zaten. Japonya’da bomba atılmıştı biliyorsunuz. Radyasyon kesinlikle etkili bir faktördü, hücrenin direk genetiğini etkiliyordu. Beslenme faktörleri bu çok önemli bir konu. Çünkü bugün alışverişi marketlerden yapıyoruz. Market ürünlerinin çok büyük bölümünün de raf ömrü çok uzun farkındaysanız. Bu aslında akla hayale sığmayan ve imkansız bir şey aslında. Köyde yetiştik, işte köy çocuğuyuz yumurtayı, yoğurdu taze tavuğu falan yiyoruz. Ama maalesef bugün market ürünlerinde bunu sağlıklı bir şekilde bulmak çok zor. Çevresel faktörler trafik faktörü, stres faktörü, hava kirlilikleri etkili oluyor.

Sigaraya tabii değinmek istiyorum. Sigarada özellikle akciğer faktörlerinde çok etkili bir faktör. Ve bütün vatandaşlarımız kanser konusunda önlemleri alırken işte diyete dikkat ediyorlar, spora dikkat ediyorlar efendim yapalım yapmayalım tartışması sürüyor. Efendim, kansere yakalanmamak için ne yapalım diyorsunuz, tel bir şey söylüyoruz; sigarayı bırakın yeter. Ama soranların 19’da 7’si, yüzde 50’si, 60’ı sigarayı bırakmıyor özellikle.

 

PINAR AKKAŞ: Ama eskiye oranla sigara konusunda ciddi bir bilinçlenme var artık, değil mi?

 

ATİLLA YILMAZ: Kesinlikle, özellikle kapalı alanlarda sigara içilme yasağının getirilmesi. Ve insanların bütün bu televizyon programlarının faydası budur bu programların. Sigara konusunda ciddi bir bilinçlenme oluşturdu. En azından artık aile içersinde evde sigara içilmiyor. Yani pasif içicilerin konumu çok daha az. Ama sonuçta şunu da ifade etmem gerekiyor; Japonlar kanser konusunda çok araştırma yapıyorlar, Amerikalılar da başta olmak üzere. Bir Japon bilim adamının bir yayını var beni çok etkiler; yani aynı faktörlere maruz aile içersinde, diyelim 4 kişilik bir aile, aynı çevresel faktörler, aynı beslenme alışkanlıkları, aynı genetik ve yatkınlık kalıtsal faktörler. Ama biri kanser oluyor 3’ü olmuyor. Dolayısıyla Japonlar bunu izah edemiyorlar, b,r kader programı da olduğunu söylüyorlar yani. Dolayısıyla aynı faktörlere maruz kalmamıza rağmen kanser niye oluyoruz, niye olmuyoruz anlayamıyoruz açıkçası.

 

OKTAR BUNA: Doğru bir açıklama. Kader üzere hakikaten ama genetik yatkınlık üzerine de olabilir. Allah sebeplerle yaratıyor her şeyi araştırılırsa. Çünkü ben bir çalışma hatırlıyorum; yaklaşık 180 tane insanların kanserlere ait genetiğinde bulunmuş, mutasyonlara bağlı olarak. Mutasyonlar hep zararlı zaten.

 

ATİLLA YILMAZ: Haklısınız ama sonuçta bilim adamları şunu da söylüyor; her şeye rağmen, bütün dikkatlerimize rağmen, beslenme alışkanlıklarımız, yaşam tarzlarımız, sigarayı da bıraktık ama sonuçta kansere yakalanma oranımız var. Zaten tıbbın, bilim adamlarının da amacı ölümsüzlüğü bulmak değil ki, zamansız ölümleri belki bir gencin bir çocuğun ölümünü engellemek adına oluşuyor bütün kurgu. O zaman biz ne yapacağız? Her şeye rağmen kansere yakalanacaksak bunu önlemek için ya da kansere erken tanı koyup tedavi etmek için ne yapmalıyız? Esas sorun burada. Sonuçta Türkiye’de sağlık sisteminin çok iyi geliştiğini biliyoruz çok şükür. Özellikle özel sağlık sektörünün devreye girmesi ve kanser konusunda bilinçlenmenin çok artması. Bizim yapmamız gereken madem kanser olacaksak özellikle hanımefendiler için konuşmamız gerekiyor, meme kanseri çok yaygın. Amerika’da yapılan araştırmalarda her 11 kadından 1’i bir dönem meme kanserine yakalanıyor. Ve tabii erken tanı. Erken tanıdan kastımız şu; bir santimetrelik bir kitlenin oluşması demek bir trilyon hücrenin oraya gelmesi demek neredeyse. Şimdi tabii bu hemen bir senede iki senede oluşan bir şey değil. Ve sağlıkla ilgili taramalarda sağlık kontrollerinde bizim neye dikkat etmemiz gerektiğini iyi bilmemiz gerekiyor. Günümüzde çok yaygın check-up programları var biliyorsunuz. Aslında bu check-uplar yararlı mı zararlı mı hala tartışılıyor. Çünkü kanserlerin yaş grupları çok farklı. Bağırsak kanserleri farklı yaşta gözüküyor, meme kanseri farklı, kan kanserleri farklı yaşlarda gözüküyor. Bizim önerimiz şu hekim olarak; sağlık kontrollerini yaptırırken spesifik noktalara mutlaka dikkat etmemiz lazım. Öncelikle ailede kanser varsa daha dikkatli oluyoruz, özellikle bağırsak kanseri ve meme kanserleri noktasında. Ama yoksa da 45 yaşından sonra hiç şikayetimiz olmasa da mutlaka gastroskopi dediğimiz mideye bakmamız ya da kalın bağırsaklara bakmamız ya da çok basit bir kan tahlili yaptırmamız gerekiyor.

 

OKTAR BABUNA: Beslenme faktörü var, başka kimyasal etkenler var hatta ultraviyole var. Mesela güneş çok maruz kalan kimselerde cilt kanseri oluşabiliyor, sigara içerdeniz akciğer kanseri hatta mesane kanseri bile görülebiliyor.

 

PINAR AKKAŞ: Alkol tüketiminde karaciğer etkileniyor.

 

ATİLLA YILMAZ: Tabii. Şunu ifade etmemiz gerekiyor; yani kanser sonuçta vücutta oluyor ama vücudun o kanseri yenmek için de bir savunma sistemi var. Aslında bize düşen kanser tedavisinde ve korunmasında en önemli özellik ve kurgu şu olmalı; biz vücut direncini nasıl artırmalıyız, ya da vücudumuzun savunma sistemini azaltacak faktörlerden nasıl uzak kalmalıyız? Bunların başında sigara var, kolay işte içemeyeceğiz. Alkol var, alkolle ilgili çok çeşitli çalışmalar var Avrupa’da, Amerika’da yapılan çalışmalar da, işte bir kadeh şarabın iyi geldiği, bir duble viskinin iyi geldiği söyleniyor. Anacak biz, yapılan araştırmalar çalışmalarda alkolün özellikle karaciğerin üzerindeki etkilerinden dolayı ve karaciğerin vücut içerisinde çok önemli bir organ. Mümkünse karaciğeri hiç yormamak adına bir duble de olsa, bir kadeh de olsa içmemeyi öneriyoruz. Bu anlamda tabii ki sağlıklı beslenme en önemli faktör. Çünkü hücrelerin doğal büyümesi olacak ve enerjiye ihtiyacı var. Bu alınan gıdaların da organik olması önemli. Şimdi organik hayatı bu anlamda bu sistemle yaşatmak ve organik ürünleri tüketmek mümkün değil. Köye gidiyorsunuz, efendim köyde yaşayayım diyorsunuz. Kullandığınız gübre organik değil bir defa. Ben köy çocuğu olduğum için ondan örnek vereyim; hakikaten eskiden dalından elma yerdik ilaç yoktu çünkü elmada. Tavuk yerdin, kimyasal beslenme yoktu. Ama köye gittiğim zaman bütün alışverişler marketten yapılıyor, köy hayatı yok şu anda. Madem biz o gıdalardaki kimyasal etkilerden uzak kalamıyoruz onun için az yemeliyiz. En azından az kimyasal maddeyle karşılaşırız. Onun için de İslam alimlerinin de bakışını vurgulamam lazım burada. Çünkü eğer hekimliği yapıyorsanız, hekimliğin kelime anlamı biliyorsunuz hikmetten, hakikatten kaynaklanıyor. Hekimle aslında görüneni değil görünmeyeni bulmaya çalışıyorlar. Size gelen semptomlar bulgular, şikayetler çok farklı ihtimal vermediğiniz bir hastalığın sebebi olabilir. Onun için biz diyoruz ki; kanserle yaşamayı da öğrenmemiz gerekiyor ve kansere yakalandığımız zaman da tedavi açısından günümüzde çok yaygın olan alternatif tedaviye değinmemiz gerekiyor mutlaka. Bitkisel tedaviler burada hangi noktada yer alacak? Ve en çok suiistimal edilen konu bu sağlık sektöründe. Çünkü her köşe başında mutlaka bir otu, bir ilacı, bir kimyasal faktörü satan pazarlayan bir sürü insanlar görüyorsunuz. Bunların ne olduğu da belli değil. Bu konuya değinmemiz gerekiyor. Eğer alternatif tıpla ilgili bir şey yapılacaksa buna sağlık bakanlığının, hükümet politikasının da mutlaka desteklemesi gerekiyor. Almanya’da var, Freiburg’da özel bir üniversite kurmuşlar bununla ilgili çok ciddi çalışmalar var. Mesela bir örnek vardır; Amerika’da yaklaşık 10-15 yıl boyunca bildiğimiz zerdali kayısı çekirdeği var ya, o kayısı çekirdeğinin çok iyi geldiği söylendi. Ve Amerika’daki o bölgedeki insanların baskısıyla kayısıyla ilgili araştırmalar yapıldı. Ve 15-20 yıl boyunca piyasaya pompalanan, piyasaya salınan bir takım kimyasal birleşimlerle satılan bitkisel kaynaklı bu kayısı çekirdeğinin çok da etkili olmadığı ispatlandı. Şimdi ben Türkiye’ye bakıyorum gerçekten bilimsel tedavi yöntemlerini kullanalım mutlaka. Ameliyatsa ameliyat, kemoterapiyse, radyoterapiyse bunu yapalım. Alternatif tedaviyi reddetmiyoruz ama bilimsel tedavinin yerini almasına karşıyız. Bu anlamda kemoterapi ilaçlarının da zaten bitkisel kaynaklı olduğunu biliyoruz. Ama çok dikkat etmemiz gerekiyor. Halk arasında şöyle bir inanış var biliyorsunuz; ameliyatı cerrahlar yapıyor kesiyorlar. Kemoterapiyle zehirliyorlar, radyo terapiyle de yakıyorlar. Şimdi kesiyorlar, yakıyorlar, zehirliyorlar cümlesi otomatikman insanları alternatif tıbba yöneltiyor. Ama alternatif tıpta da şu düşünülebilir mi sizce? Allah korusun bir kansere yakalanıyorsunuz, size birisi diyor ki, günde 10 kilo ısırgan otu yiyeceksiniz, 20 kilo ıspanak yiyeceksiniz. Tamam  bunlar çok önemli ama bence, eğer bu bitkilerden faydalanmak istiyorsak bizim yaşam tarzımızı buna göre ayarlamamız lazım. Yakalandıktan sonra 20 kilo ısırgan yemeyelim ama şu andan itibaren günde 5 gram yiyelim, dengeli beslenelim. Dengeli beslenmeyi çok önemsiyoruz. Dengeden kastımız da şu; zaten vücudun kendi yapısı, bütün kozmoz bütün evren de denge üzerine yaratılmış ya, biz bir besine çok yüklendiğimiz zaman onun da ya etkilerini mutlaka görüyoruz. Bu anlamda dengeyi hayatımızın her noktasında vurgulamak istiyoruz.

 

OKTAR BABUNA: Hakikaten önemli bir konu dediğiniz bitkisel konuda. Bazen tedaviyi tamamen bırakıp onlara yönlenen insanlar oluyor son derce yanlış. Çünkü şundan dolayı yanlış; kemoterapi veya tıpta kullanılan ilaçlar bir çok zaman binlerce, on binlerce, yüz binlerce hasta üzerinde, 10-20- bazen 30 yıl kullanılmış. Yan etkileri bilinen büyük çalışmalar yayınlanmış, dünya çapında kabul edilmiş tedaviler. Halbuki bitkisel dedikleri tedavilerin çok büyük bir kısmı ne denenmiş, ne çalışılmış ne yan etkileri bilinen bazen hakikaten bir şeye faydası olabiliyor. Ama bir bakıyorsunuz böbreğe zararlı olabiliyor, kalbe zararı oluyor, karaciğere zararı oluyor veya o dedikleri fayda hiç olmayabiliyor. Ama faydası olabilen şeyler var mı var. Mesela hünnap diye bir meyve var, bu günde belli bir sayı yendiğinde böbreklere faydası oluyormuş, çalışması yapılmış bunun çünkü. Yani mutlaka hünnap yiyin demiyorum ben tabii de böbrek hastalarında faydası görülebiliyor. Ama bu çalışmayla olur işte on binlerce hasta üzerinde deneyerek bakmışlar zaten. Onun için çok dikkatli olmak gerekiyor, izleyicilerimizi uyaralım bu konuda.

 

ATİLLA YILMAZ: Kesinlikle haklısınız. Hünnapı da bizzat ben duydum, özellikle birkaç hastamın kullandığını da gördüm. Gerçekten faydası var ama dediğiniz gibi bunun bilimsel çalışmalarla ispatlanması gerekiyor. Alternatif tıbba ya da bitkisel ilaçlara yönelmeyi reddetmiyoruz ancak o çok hayati olan bilimsel tedaviye eğer geç kalırsak onların da çok faydası olmuyor. Özellikle cerrah olduğum için cerrahiye girmek istiyorum müsaade ederseniz. Vücudun 100 trilyon hücreden oluştuğunu söylemiştik ve her hücrenin kanser olma potansiyeli var. Yani şu gözümüzle boğazımız arasında 74 çeşit kanser var, düşünebiliyor musunuz bütün vücudu? Ve cerrahi bugün hala kanser tedavisinde primer dal. Bundan 20-30 yıl önce sadece cerrahlarla bu iş bitiyordu ama şimdi onkoloji bilimi denen bir şey var. Latince’de onko; kitle, tümör, şişlik demek, loji de bilim, kitle bilimi, tümör bilimi. Burada şimdi şunu vurgulamamız gerekiyor; vücutta çıkan her kitlenin her sertliğin, her doku büyümesinin kanser olmadığını mutlaka vurgulamamız gerekiyor. Özellikle hanımefendiler için konuşmamız gerekiyor. Memedeki kitleler bir kabustur. Memede kanser var mı yok mu? Özellikle şunu vurgulayayım ben; 35 yaşından sonra her bayanın mutlaka bir defaya mahsus bir mamografi ve ultrason yaptırması gerekiyor. 5 yıl önce 45 diyorduk bu yaşa ama o kadar çok artı ki şimdi 35-40’a kadar indi. Ve memede bir kitle varsa da bu kitleden bir şey olmaz, önemli değil, geçer duygusuyla ertelememsi gerekiyor. Özellikle meme için en hafif en küçük kitlelerde bile mutlaka bir doktora başvuruyoruz.

 

PINAR AKKAŞ: Zaten genel olarak kanserde erken teşhis çok önemli. Erken teşhiste yüzde 90 oranında bir iyileşme görülüyor. Ve bu da tabii kanser gibi bir hastalıkta dünya sağlık örgütünün sıralamalarında 6. Sıradayken günümüzde şu an 2. Sıraya geldi galiba. 1. Kalp hastalıkları mı?

 

ATİLLA YILMAZ: Kalp hastalıkları hala tabii.

 

PINAR AKKAŞ: O yüzden de erken teşhis çok önemli ve rutin kontroller, işte ailevi yatkınlığa göre bir kontrol sisteminin olması çok çok önemli, değil mi?

 

ATİLLA YILMAZ: Erken tanının önemi nereden kaynaklanıyor, bu çok önemli bir konu. Bir defa cerrah yapacaksanız, bir tümörü 1 santim de yakalamayla 5 santim yakalamak arasında çok fark var. 5 santim tümör olduğu yerde kalsa bir şey yapmayacağız tamam problem yok ama 5 santime gelene kadar uzak metastaz dediğimiz yayılma oranları çok artıyor. Onun için siz cerrahi de yapsanız sağlam bir dokuyu da çıkarıyorsunuz. Yani her yaptığınız teknikte vücudun normal hücrelerine de zarar veriyorsunuz. Kemoterapide amaç ne; kemoterapi kanserli hücrelerin çoğalmasını durduracak, öldürecek ve vücuttan atılmasını sağlayacak. Ama maalesef şu andaki kemoterapi ilaçlarının hiç birisi yok etmem tekniğinde değiller. Ve sağlıklı hücreleri de yok ediyorlar. Dolayısıyla kemoterapiyi kullanırken, alırkenki yan etkilenin çoğu bundan kaynaklanıyor. Ve bizim müşahede ettiğimiz hastalarımızın çoğu da kemoterapinin bu yan etkilerinden gerçekten çok korkuyorlar ve rahatsız oluyorlar. Yüzde 55-60’ı sırf bundan dolayı alternatif tıbba yöneliyor. Şunu vurgulayalım ama; son dönemdeki kemoterapi ilaçları da yan etkileri arasında minimal artık. Eski saç dökülmeleri, bulantılar, kusmalar o kabus dolu günler artık yavaş yavaş azalıyor. Ümidimiz şu; kanserle mücadele ya da savaş aslında insanlık tarihinden beri olan bir şey. Kanser tanımı Hipokratla başlamış milattan önce 400 yılında ve bugün artarak devam ediyor. Kanserle mücadele sanırım insanın ya da kainatın sonuna kadar devam edecek. Ölüm sebeplerini ortadan kaldırmak belki mümkün olabilir ama ölümü ortadan kaldıramayacağız biz buna inanıyoruz. Sağlıklı yaşamayı hedefliyoruz. Onun için de hep dengeli beslenme, sporu bile dengeli yapacağız. Çok aşırı yüklenme sporları da insana zarar veriyor biliyorsunuz. Bu sebeple hep vurguladığımız bir şey var; sigara. Sigaraya dönüp dolaşıp geleceğim özellikle bu programda. Belki bu programın içeriği anlamında olsun ama seyircilerimiz de mutlaka sigarayı unutmasınlar.

 

OKTAR BABUNA: Beslenmeden de bahsettik. Beslenmenin kanserlerde özellikle sizin sahanızı çok ilgilendiriyor. Mesela mide, bağırsak kanserlerinin beslenmeyle çok ilgisi var. Nasıl bir beslenme tavsiye ediyorsunuz? Nasıl beslenildiğinde mide kanseri, nasıl beslenildiğinde bağırsak kanseri ortaya çıkabiliyor?

 

ATİLLA YILMAZ: bilimsel araştırmalarda mesela Japonlarda çok fazla mide bağırsak tümörleri görülüyor. Sebebi de dondurulmuş balık ve et, çok tuzlu yemeklerin yenmesi olarak tespit edilmiş. Ama bugün günümüzde beslenme noktasından besinlerin daha çok kimyasal katkılarla desteklenme sebepleriyle oluyor bu. B,ir de artık genetiği değiştirilmiş organizmalar dediğimiz GDO ürünleri çok fazla şimdi. Bunlarla ilgili ciddi çalışmalar var, henüz daha netleşmiş değil. Ancak benim önerim şu; biz bir şekilde besleneceğiz öyle ya da böyle aç kalmak mümkün değil. Ancak az yemeyi gerçekten öneriyoruz. Yani sofradan yarı aç kalkmak prensibini uygulamamız gerekiyor.

 

OKTAR BABUNA: Yeni bir çalışma okudum daha bir hafta önce yayınlandı. Farelerde diyet kısıtlamasına gidiyorlar, ömürleri yüzde 20-30-40 uzuyor, daha az kansere yakalanıyorlar, Alzheimer gibi hastalıklar, algılamalarında artış oluyor, aktivitelerinde artış oluyor. Diyorlar ki; çok yenildiği zaman hücrelerde çok besin olduğunu algılıyor hemen vücut, hücrelerde hemen protein artışı meydana geliyor, daha çok büyüyorlar, daha çok büyüyorlar yaşlanmayı çok hızlandırıyor. Az yemek hakikaten çok önemli.

 

ATİLLA YILMAZ: Çok doğru. Ben bu araştırmayı okumuştum gerçekten. Sonuç olarak çok yaşamak istiyorsak az yiyeceğiz. Bu araştırmadan ben bunu çıkarmıştım gerçekten. Amerika’da yapılmış yeni bir araştırma da değil bu. Bir de tabii ne yersek yiyelim helal yiyeceğiz. Helalden kastım şu; yani insanın vücudunun savunma mekanizmasının neyle güçlendiğini siz bilemezsiniz. O duygu, düşünce, ümit ve enerji var ya, bugün kanser hastalarımızın çoğunun da aslında çeşitli tedavi yöntemlerinin arayışına girerken ne adına giriyorlar? Bir ümit adına giriyorlar. Ama bilimsel çalışmaları inkar etmeden bu yöne girmemiz lazım. Beslenme konusunda kimyasal katkıların öneminden bahsettik doğru. Bir de dengeli beslenmeyi önemsiyoruz. Her porsiyonda mutlaka karbonhidratın, proteinin, yağların dengeli olması gerekiyor. Sportif aktivasyonlarını mutlaka yapmaları gerekiyor normal ve sağlıklı bir yaşam için. Spor sadece insanı mutlu hissettiren bir olgu biliyorsunuz. Ve bunun sebebi de spor esnasında endorfin hormonu salgılıyor vücut. Endorfin aslında morfinin öncesi hormon. Morfinmanlar rahat eder ya, spor bağımlılığı diye bir şey var işte. Bunun için spor yapanların duygusal ve ruhsal durumlarının da çok iyi olduğu. Bu duygusal ve ruhsal durumun iyi olması vücudun savunma mekanizmasını güçlendiren bir şey. Onun için günde yarım sat hafif tempoyla ama terleyerek yürüyüşü öneriyoruz. Her yaş grubunun ve her yerde yapılabilecek bir spor bu. Beslenme noktasında spesifik olarak tabii mide ve bağırsaklar, diyelim ki iyi beslendik, kötü beslendik, mide veya bağırsakla ilgili kanseri nasıl anlayacağız bu çok önemli. Şimdi genel bilgiler vardır, işte kilo kaybı önemlidir. Ancak kilo kaybı kanserin orta ve son dönemlerine doğru başlar. Yani sırf kilo kaybını bekleyerek, “bende bir şey var” demek biraz geç kalmış durumunda kalabiliriz.

 

PINAR AKKAŞ: Özellikle mide ve bağırsak kanserleri, gerçi kanserlerde bulgu ve yerine göre belirtileri bölgesine göre değişiyordur. Bazı bölgelerde hemen belirti veriyor, bazı yerlerde bir belirti vermeyebilir. O yüzden mide ve bağırsak kanserleri bu anlamda belirti vermeyen türler midir?

 

ATİLLA YILMAZ: Çok güzel. Çünkü şöyle örnek vereyim; mesela pankreas başı kanseri ya da sayfa yolları kanseri o kadar küçüktür ki safra yolları. Oradaki 1 milimetrelik bir kitle size o bulguyu verdirir. Ama midede 10 santim, 20 santimlik bir kitle olsa bile hiçbir bulgu vermeyebilir. İşte onun için hiçbir bulgu vermeden de 45 yaşından sonra bir defaya mahsus mutlaka gastroskopi diyoruz ya, bunu yapmak istiyoruz. Yani midenin içinin kamerayla görülmesi. Ve kolonoskopi, bağırsakların görülmesi. Çünkü o kitlenin büyümesi, mideyi tıkaması ya da kan kaybına sebep olarak sizi kansız bırakması için geçecek süre nereden baksanız 5-6 yıl. 5-6 yıllık bir mide kanserine yakalandığınız zaman çok fazla yardımcı olamıyorsunuz. 1 santimlik tümörler çok önemli bizim için. Bu her organ için geçerli. Meme, mide, kalın bağırsak gibi.

 

OKTAR BABUNA: Peki, endoskopi dediniz, bazen ondan çekinebiliyor insanlar. Onun yerine bir ultrason yapılsa mesela, ultrasonun mide kanseri, bağırsak kanserini yakalama ihtimali nedir? Faydası var mı?

 

ATİLLA YILMAZ: Ultrason daha çok içi dolu organları daha net gösterir. Yani karaciğerin bir parankimi vardır, akciğerin parankimi vardır, böbreğin parankimi vardır dokusu vardır. ama mide içi boş olan bir organdır. Ultrason ses dalgalarıyla geri çarpıp görüntüyü aksettiren bir cihaz. Tabii ki ultrasonun bir faydası var şüphesiz ama mide kanserinin yakalamanın esprisi şu; siz bir kitlenin kanser olduğunu anlamak için biyopsi yapmak zorundasınız. Ve ultrasonla biyopsiyi mideden yapamayabilirsiniz. Onun için gastroskopide görüp mutlaka yapılması gerekir. Ama ultrasonu niye yapmamız gerekiyor? Sağda solda bir şey var mı, karaciğerde, böbrekte, dalakta herhangi bir yayılma var mı yok mu, mide etrafında bir kitle özelliği var mı yok mu onu da mutlaka yapıyoruz cerrahiden önce.

 

OKTAR BABUNA: Bahsettiğiniz, Japonya’da mide kanseri çok sık görüldüğü için orada zaten endoskopiyi rutin olarak yapıyorlar.

 

ATİLLA YILMAZ: Tabii, rutin yapıyorlar. Zaten bizim kullandığımız endoskopi markaları da hep Japon markalarıdır. Çünkü çok araştırma yaptıkları için. Şimdi tabii gastroskopiden korkmak doğal, çok sık rastladığımız bir şey bu. Ama artık yeni tekniklerle uyutuyoruz hastayı, hasta acı falan duymuyor ve çok tatlı bir uyku bu. Hatta biz şahidiz, gastroskopiyi ilk defa korkuyla olan hastalarımız, “hocam ne zaman olacağım” diyor, “olmak istiyorum” diyor. Çünkü o uyku da güzel bir uyu, rüya da görüyor insan uyurken. Yani teknik olarak çok kolay artık. Gastroskopi, kolonoskopi çok hayati bir şey ve hiçbir zorluğu yok onu vurgulayabilirim.

 

PINAR AKKAŞ: Daha önceki yıllarda anestezi teknikleri daha farklı olduğu için gastroskopide de o denli bir şey yoktu galiba değil mi?

 

ATİLLA YILMAZ: Yoktu, boğazımıza bir fısfıs sıkıyorduk biraz uyuşuyordu ama insanın onu canlı olarak hissetmesi yapan hekimi de çok rahatlatan bir şey değildir. Gastroskopi şimdi uykulu vaziyette çok iyi, hekimin değil hastanın uyuması lazım sadece.

 

OKTAR BABUNA: Mide kanserinde beslenmeden bahsettiniz de kalın bağırsak için de bu geçerli, değil mi? Mesela etten çok liften az beslenenler.

 

ATİLLA YILMAZ: Kalın bağırsak için de haklısınız. Daha çok posa bırakan gıdaları öneriyoruz. İşte sebze yemekleri, bildiğimiz bütün lifli yemekler. Kepek ekmeği, çavdar ekmeği bugün artık, aslında bunları niye çok vurgulamak istemiyorum. Bunlar artık çok aktüel ve magazinsel konular oldu farkındaysanız. Bir çok vatandaşımız bizden daha iyi biliyor bu konuları. Benim söylemek istediğim şu; biz bütün bu önlemleri alsak bile kansere yakalanma imkanımız oranımız riskimiz var. Elbette ki bir de şunu çok pratik bulmuyorum; bir beslenme programı var diyelim. Efendim, sabah kalkınca ilk işimiz ıspanak yiyeceğiz, öğle vakti pırasa yiyeceğiz, akşama semizotu yiyeceğiz, pratikte bunun karşılığı yok gerçekten. Hayatın şartları içerisinde yanınızda taşıyamıyorsunuz ıspanağı. Fast foodun da çok yaygın olduğu bu dönemde günümüz şartlarına baktığımızda, yaşamın çok hızlandığı bu dönemde bu kadar kontrollü beslenme yapmak imkansız. Onun için nasıl yersek yiyelim ama erken tanı için doktordan korkmayalım gidelim gelelim.

 

PINAR AKKAŞ: Mide kanseri teşhisi konduktan sonra tedavi anlamında ameliyat şart mı?

 

ATİLLA YILMAZ: Şart. Özellikle mide kanserlerinde cerrahide bugün primer tedavi yöntemi. Ancak hastanın uzak metastazı dediğimiz hemen yanı başındaki komşu organ karaciğerde kitle olmaması lazım. Altında pankreas var kitle olmaması lazım. Olursa da hepsini alıyorsunuz ama hastanın yaşam süresi, ameliyat sonrası bakımları çok zor oluyor. Onun için sadece midenin alınması tamam hoş güzel faydalı bir yöntem ama midenin etrafında yaygınlık olursa o noktada sıkıntı yaşıyoruz. Kemoterapi çok faydalı olmuyor mide kanserlerinde. Şüphesiz ömür süresini uzatıyor ancak terminal dönem dediğimiz o döneme girdikten sonra da kemoterapinin çok faydası olmuyor. Hatta savunma sisteminin biraz da çökerttiği için kemoterapiyi de çok uygulamak istemiyoruz.

 

OKTAR BABUNA: Radyoterapi?

 

ATİLLA YILMAZ: Gastrointestinal Stromal sistem tümörlerinde özellikle mide değil ama bağırsaklarda radyoterapi vazgeçilmez bir yöntem. O da yine, cerrahların şöyle bir metodu var; ameliyatı yaptıktan sonra aldığınız parçayı mutlaka patolojiye gönderiyorsunuz. Orada aslında hastalığın derecesi ortaya çıkıyor. Ondan sonra siz artık onkolojiye gönderiyorsunuz hastayı. Ve onkoloji bir disiplin içerisinde bu hastanın radyoterapi mi, kemoterapi mi ne alacağına karar veriyor. Yani artık bir branşın ilgilendiği bir hastalık değil multidisipliner bir hastalık.

 

PINAR AKKAŞ: Pek çok uzmanın bir araya gelerek tedavi etmesi gerekiyor.

 

ATİLLA YILMAZ: Tabii ki. Burada bu tedaviye ailenin de hasta yakınlarının da çok katkısı oluyor. Onun psikolojik faktöründe destekleri çok önemli oluyor.

 

OKTAR BABUNA: Hangi belirtiler olduğunda kanser akla gelmeli? Kişi bir çok zaman erteliyor. Türkiye’nin tanınmış genel cerrahlarından biri Allah rahmet eylesin. Kendisinin midesinde ağrı şikayeti var, yıllarca mide ameliyatlarıyla tanınmış Çapa’dan. Ağrısını ihmal ediyor kendi ağrısını, bir gün arkadaşları görüyorlar diyorlar ki; senin yüzün ne kadar solgun, midende de ağrı var, bir baktırsana endoskopi yaptır” diye. Onun üzerine gidiyor endoskopi yaptırıyor. Bir bakıyorlar mide kanseri, son aşamada artık, her tarafa metastaz yapmış. Hatta Çapa’da yatırdılar sonra da vefat etti. Kendisi bu işin uzman hekimi olmasına rağmen son anına kadar ihmal etmişti. Ne zaman doktora gidilmeli?

 

ATİLLA YILMAZ: Siz isim vermediğiniz nezaketinizden dolayı, sanırım aynı ismi düşünüyoruz, benim de hocamdır, çok da emeği vardır gerçekten cerrahların yetişmesinde. Şimdi bir defa beslenme alışkanlıklarının değişmesi önemli demiştik. Beslenmeden kastımız dışkılanma alışkanlıkları diyelim. İshal oluyorsa ya da kabızlık başlıyorsa ya da büyük abdest alışkanlığı değişiyorsa, büyük abdestinde kan görüyorsa ya da hastanın kusarken kusmuğunda kan geliyorsa, bulantı başlıyorsa ve vücudun herhangi bir yerinde bir şişlik oluşuyorsa şüphelenmemiz lazım. Mide kanserlerinde özellikle et yemeklerine karşı bir intolerans gelişiyor. Et yemeklerine karşı böyle isteksizlik oluştuğu zaman da, en erken belirtiler bunlar. Böyle bir soru işareti olması lazım. Tabii ki kilo kaybı zayıflama kanserin vazgeçilmez problemi ama kilo kaybı olana kadar geçen süre zaten çok geç bir süre. Yani kilo kaybı olan bir insanın kanser olduğunu doktorun anlamasına gerek yok. Zaten etrafından vatandaşlarımız konu komşu akrabaları anlıyor. Özellikle mide kanserlerinde karın bölgesindeki ağrılar, ele gelen kitleler, sertlikler çok önemli. Bu anlamda biz bütün bu bulguları görsek de görmesek de gastroskopi öneriyoruz. Gastroskopiyi niye vurguluyorum? Çünkü bu bulguları sizin tespit etmeniz doktora gelmeniz için önemli bir sebep doğru ama hekimlerin arzu ettiği şey şu; hiçbir kitle hissetmeden, bulantı kusma olmadan ya da mide içindeki kitle 1 santimetreye ulaşmadan gastroskopiyle onu bulmak. Çünkü tedavi şansınız yüzde 100. Eğer bu bulgular ortaya çıktıktan sonra yaşam süresi yüzde 80-70’lere iniyor. O anlamda çok hassas olmak lazım.

 

OKTAR BABUNA: Hekimin de hassas olması gerekiyor.

 

ATİLLA YILMAZ: Kesinlikle çok haklısınız. Gerçekten polikliniklerde yoğun hasta sebebiyle çok hassas bulgular bazen göz ardı edilebiliyor. Hekimlerin de hassas olması lazım, bu önemli bir vurgu gerçekten.

 

OKTAR BABUNA: Çünkü ben Amerika’ya ilk gittiğimde San Francisco’da bir toplantıya katılmıştım. Orada pediatrik bir beyin cerrahı vardı. 10 küsur yaşında ergenlik çağında çocuk, migren ağrıları var, yıllardır migren tedavisi görüyor. Kendisi de geldiğinde hemen MR çektirmiş, bir kitle tümör gürülmüş ondan sonra tedaviye alınıyor. Demişti ki; böyle ergen olanlar da yahut ileriki yaşlarda da fark etmez, bu gibi benzer şikayetlerle gelenlere mutlaka MR çektiririm demişti. Toplantıda da genel kabul görmüştü hakikaten. Bunu 10 defa yaparsınız veya 20 defa yaparsınız birinde tümör çıkar ama buna değer. Bunu bulmak için hassas olmak gerekiyor hakikaten. Bazen yıllarca tedavi veriyorlar, büyüyor büyüyor metastaz da ortaya çıkıyor ondan sonra zor oluyor tabii tedavileri hastalıkların.

 

ATİLLA YILMAZ: Şöyle; hani kanser tarama programlarında biz ne yapalım? Efendim, her hastaya MR isteyelim mi, tomografi isteyelim mi? Ya da en ufak bir bulguda bütün sülaleyi tarayalım mı? Bir defa bunun bir maliyet problemi çıkıyor. O arkadaşınızın örneği çok önemlidir ama Amerika’da, Avrupa’da böyle çok yoğun bir şekilde kanser tarama programları yok. Bir defa orada hekim ulaşıp tomografi MR çekmesinin de zor olduğunu görüyoruz hem de müşahede ediyoruz. Burada şu var, aslında hocalarımız hep şunu söyler; kanserden korkmamak anlamında söylüyorlar. Bu kadar çok rakamların arttığı, kanserle yaşamanın artık normal hale geldiği bir dönemde bir biraz da kanserle yaşamayı da öğrenmemiz gerekiyor. Bir defa sağlıklı olmayı istemek hep istenen ve özlenen bir şeydir ama bu olmayacak bir şeydir. Bu bir realite yani. Kanserden kurtarsak trafik kazasından, ondan kurtarsak kalpten, akciğerden, hepsinden yakalanma durumumuz var bizim açıkçası. Benim önerim şu; beslenmeye dikkat ettik, spora dikkat ettik, sigaraya dikkat ettik, huzurlu yaşama dikkat edeceğiz, stres faktörleri önemli. Stresin de gerçekten kansere zemin hazırladığı biliniyor. Hastalarımla hep bunu konuşuyorum, efendim stresten uzak dur. Bu imkansız. Diyorum ama teorik bir cümle bu, pratikte olmadığını biliyorum. Bunu söyleyen hekim zaten çok stresli. Öfke kontrolünü stres yönetiminde iyi bilmemiz lazım. Bu anlamda erken tanıyı tekrar vurgulayalım; erken tanıdaki amacımız da hasta geldiği zaman bütün elimizdeki o şartları, o çağdaki tıbbi imkanları hadi hemen hastaya gömülüp tarayalım, bu da mantıksız bir şey. Çünkü 4 kişiden biri kanser olacak ama 3’ü de olmayacak demektir. Olmayacak olan bir popülasyona da radyasyon riskini artırıyorsunuz, MR’ın, tomografi, mamografinin bütün bu yöntemlerin de kendine ait yan etkileri var. Onun için nokta atışı yapmak lazım. Bir, bilinç düzeyi artacak, hassasiyetlerimiz artacak, inşaAllah bu işi de çözeceğiz, öyle düşünüyorum.

 

PINAR AKKAŞ: Biraz önce alternatif tıptan bahsettik. Aslında orada kanserli hasta, öyle bir algı var, kemoterapi, radyoterapi zararlı ama alternatif tıpta olacağına inanç o anlamda, ciddi bir inanç duyduğu için beklide fayda görebilir ama bu. Tabii ki kanserler için söylenemez belki ama diğer hastalıklarda bir nevi plasebo etkisi de yaratıyor olabilir aslında alternatif tıpta. Çünkü kişi ona inanmış oluyor, bir fayda göreceğine kanaati geliyor. Diğer taraftan da psikoloji çünkü genel hastalıklarda çok etkili. O anlamda da insanların alternatif tıbba yönelmesi de bir yöntem olabilir aslında.

 

ATİLLA YILMAZ: Çok da mantıklı bir sebep bu. Ama alternatif tıp terimini de iyi tartışmamız lazım. Biz aslında tıbbın alternatifin, belki destekleyici tıp diyelim buna. Çünkü alternatif tıp dediğiniz zaman klasik bilinen tıp bırakılıp sadece o yönteme kayma durumu olabilir. Ama alternatif tıbbı reddetmiyoruz, bilimsel olarak ispatlansın ispatlanmasın eğer hastaya bir duygu bir güç bir enerji veriyorsa, savunma sistemine yardımcı oluyorsa yine de ama en azından denenmiş, bir çok kişinin uyguladığı ve olumlu vakıaların da olduğu tedavileri almak lazım. O kadar hasta yakını görüyoruz ki terminal dönemde bu özellikle, bu beni çok şaşırtıyor yani bütün tedavi yöntemleri uygulanmış, ameliyatlar, radyoterapi. Artık terminal dönem dediğimiz ölüme yakın dönemde işte o zaman alternatif tıbbın suiistimali başlıyor. Kilolarca kutular geliyor, ilaçlar geliyor ve yarısı kullanılıyor kullanılmıyor, gönderenlerin de kim olduğu belli değil. Mektuplarla oluyor, kargoyla oluyor acayip bir piyasa bu ve insanların duygularını son derece kullanan bir piyasa. Bu noktada çok dikkatli olmamız gerekiyor.

 

OKTAR BABUNA: Çok doğru. Hasta bir yakınımın evine gitmiştim. İlaçlar bir getirin bakalım dediğimizde ilaçlar geldi, bir de bir şişe geldi, içinde beyaz bir toz var. Bu ne dedik, dediler ki; Almanya’dan bitkisel ilaçlar konusunda uzman biri gönderdi. Etiket bile yok üzerinde içinde bir toz var. Korkunç bir şey bu ne olduğu belli değil. Bu olacak şey değil.

 

ATİLLA YILMAZ: Şunu da vurgulayalım, tıbbın magazini noktasında vurgulayalım; mesela kemoterapinin rantı da çok önemli dünyada. Kemoterapi ilaçlarının şu andaki rant anlamındaki rakamları çok yüksek ve Amerika’da özellikle aslında kemoterapi ilaçlarını uygulama noktasında da çok tartışmalar var biliyorsunuz. Şöyle söylentiler de var; aslında bir çok organ kanserinin tedavisinin de bulunmaya çok yakın olduğu, bulunduğu, ama bu kemoterapi rantının kaybolmaması adına da, bunu bir hekim olarak tabii söylerken kimseyi suçlamak ya da kategorize etmek istemem ama böyle söylentilerin de olduğunu belirtmek isterim. Oktar Bey, o konuda sizin de görüşünüz varsa alalım.

 

OKTAR BABUNA: Bir doktor olsun araştırmacı olsun mutlaka Allah korkusu ve vicdan olmalı, vicdanla hareket etmesi lazım. Sırf ilaç konusunda değil bazen biliyoruz ki az sayıda da olsa istisnai bazen bir hekimin ameliyat olmaması gereken bir hastayı ameliyat yaptığı veya olmaması gereken bir ilacı verdiği veya alternatif ilaçlar arasından en pahalısını yazıp reçeteden... Duyuyoruz bunu görüyoruz bazen de şahit olduğumuz oluyor. Mutlaka Allah korkusu ve vicdanla hareket edilmesi önemli. Şu anda genel olarak kanser tedavileri veya diğer bütün tedaviler aslında çok ilkel. Yani kemoterapiden ölüyor hasta, enfeksiyondan ölüyor, kanserin kendisinden ölüyor ama kemoterapiden de ölebiliyor. Şimdi bu tedavinin ilkel olduğunu gösterir. İnşaAllah önümüzdeki dönemde çok iyi noktaya geldi araştırmalar, tam kansere yönelik hatta hiç daha kanser ortaya çıkmadan onun genine yönelik tamir etme noktasında genetik mühendisliğiyle bunların olacağı anlaşılıyor. Ve tıpta bir altınçağ bekliyor insanlar inşaAllah, hastalıkların ortadan kalktığı. Mesela insanın normalde yaşam süresi yaklaşık 120 yaşına uygun ama ortalama ölüm yaşına bakıyorsunuz 70 en fazla 80 oluyor. Neden? Beslenme alışkanlıklarından. Ekmek tüketimi, bu fast food, yağlı besinler, hormonlu şeyler baktığınız zaman çok kısa yaşam süresi. İnsanın ömrü uzun genetik olarak, böyle bir şeye müsait. Hatta Tevrat’ta Kuran’a göre baktığımızda hakikaten peygamberlerin uzun yaşadığını görüyoruz. inşaAllah bu dönem olacak. Beslenmedeki düzelme, tıptaki gelişmeler, kök hücre geliyor şimdi araştırmalar çok iyi bir seviyeye geldi. Olacağı anlaşılıyor, inşaAllah.

 

ATİLLA YILMAZ: Kök hücre konusuna özellikle girmedim çünkü kök hücre ayrı bir derya. O anlamda işin uzmanının konuşması daha önemli olur diye girmedim. Ama son çalışmalarda böyle ümit ışığı var gerçekten, kanserin inşaAllah tamamıyla tedavi olması noktasında.

 

PINAR AKKAŞ: Zamanımızın sonuna geldik. Çok teşekkür ediyoruz.

 

ATİLLA YILMAZ: Ben çok teşekkür ediyorum davet ettiğiniz için. Bildiğimiz kadarıyla bilgilendirmeye çalıştık vatandaşlarımızı. İnşaAllah faydalı olmuşuzdur, çok sağolun.

 

OKTAR BABUNA: Güzel bir anlatım oldu bilgilendirici. Tekrar ağırlama isteriz, inşaAllah.

Sayın Dr. Atilla Yılmaz konuğumuzdu bugün, Genel Cerrahi Uzmanı. Bir Yaşam ve Sağlık programının daha sonuna geldik Pınar hanımla beraber sunduğumuz. Haftaya yeni bir konukla beraber olmak üzere, hayırlı akşamlar.

 

http://a9.com.tr/izle/187154/Yasam-ve-Saglik/Yasam-Ve-Saglik---29-Bolum---Dr-Atilla-Yilmaz-Genel-Cerrah


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Bedenimizdeki Ayetler
Doktor
Dr. Atilla Yılmaz
Genel Cerrah
Hastalık
Kanser
Sağlık
Yaşam ve Sağlık
erken teşhis
kemoterapi
kök hücre
mide kanseri
tedavi