Yaşam ve Sağlık – 31. Bölüm – Op. Dr. Faki Akın, Genel Cerrahi Uzmanı
PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından Yaşam ve Sağlık programımıza hoş geldiniz. Bugün Oktar Banu ile hazırladık programımızı. Stüdyomuzda kendisi Belçika’da uzun yıllar yaşamış ama şimdi çalışmalarına Türkiye’de devam eden çok değerli bir konuğumuz bizlerle birlikte. Obezite Cerrahisi Uzmanı Dr. Faki Akın. Hoş geldiniz programımıza Doktor Bey.
FAKİ AKIN: Hoş bulduk.
OKTAR BABUNA: İsterseniz öncelikle obezitenin ne olduğunun tanımını yaparak başlayalım. Öldürücü bir durum tabii ki, ölüme kadar gidebilen. Nedir, ne zaman obez deniyor bir kişiye? Ne tip rahatsızlıklara sebep oluyor?
FAKİ AKIN: Obezite aslında komplike bir terimdir. Sadece kiloyla ölçülebilen bir şey değildir. Bir çok faktörün tetiklediği, çevresel faktör, genetik faktörlerin bileşimiyle tetiklenen kronik bir hastalıktır. Ölçüm konusundaysa tabii ki başlıca kilo ve boy baz alınarak hesaplanan bir durum. Kilo ve boyla hesaplanan vücut kitle indeksi dediğimiz sayıyla ölçülen bir durum obezite. Normal bir kişide vücut kitle indeksi 20-25 arası olması gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Nasıl hesaplanıyor vücut indeksi?
FAKİ AKIN: Örnekle anlatayım; 1 metre 68 boyunda bir kişi 108 kiloysa, 108 bölü 1. 68 çarpı 1. 68 yapılır, bu verdiğim rakamla yaklaşık kitle indeksi 40 çıkar. Örneğin 1.70 boyunda kişi 90 kiloysa vücut kitle indeksi aşağı yukarı 30 çıkar. Dediğim gibi vücut kitle indeksi 20-25 arası normal bir kiloya sahip insan. Kadınlarda alt limit 19 olarak da kullanılır, normal bir kiloya sahiptir. Vücut kitle indeksi 25-30 arası fazla kilolu olarak kabul edilir. 30’dan itibaren ise obez kategorisine girer hasta. 40’ı geçtiğinde ise morbit obezite kategorisine girer. Ki morbit obezite kategorisine girdikten sonra o kilodaki biri normal kilolu birine göre kanser riski olsun, kalp krizi riski olsun yüzde 80, yüzde 100’e varan artış gözlenmekte.
PINAR AKKAŞ: Obezite, morbit obezite yani ileri aşaması morbit obezite olmuş oluyor, değil mi? Obezitenin son aşaması gibi bir şey mi?
FAKİ AKIN: Morbit aslında hastalıklı demek. Sonu yok aslında. Çünkü kitle indeksi 50-60-70’e varan hastalarımız var. 200-220 kiloluk hastalarımız var. Bunlar da geliyor sonuçta tedavi olmak için. Onlar artık süper obez yani bilimsel terminolojide de süper obez kategorisine giriyorlar vücut kitle indeksi 50’yi geçtikten sonra.
OKTAR BABUNA: Peki dünyada, ülkemizde oranları nasıl oluyor obezitenin?
FAKİ AKIN: Türkiye’de gitgide artıyor, artış gösteriyor. Bunu sokakta da görmek mümkün. Aslında dünya ortalamalarına göre Türkiye baya ilerlemiş durumda. Oysa halk arasında biz daha iyiyiz gibi algılanıyor halbuki sokakta dolaştığımızda obeziteli kişileri fazla görmüyoruz. Çünkü obeziteli kişiler genellikle içine kapanık, evde oturan, fazla hareket etmeyen bir grup. Oysa Türkiye’de obez kategorisine g,ren yani vücut kitle indeksi yüzde 30’u geçen, bayanlarda bu rakam yüzde 40, erkeklerde yüzde 20. Obezite rakamı Türkiye’de şu anda yüzde 30 civarlarında ki bu dünya ortalamalarına göre oldukça fazla bir rakam.
PINAR AKKAŞ: Yani obezite olması için kişinin çevresel faktörler ve genetik faktörler çok etkili.
FAKİ AKIN: Tabii. Onlar bir kısmı.
PINAR AKKAŞ: Dengesiz kalori alımı, alınan kaloriyle verilen kalori arasındaki ciddi fark, bu üçünün aynı anda olması sonucunda oluşan kronik bir hastalık olarak tanımlıyorsunuz.
FAKİ AKIN: Egzersiz kısmını da unutmamak gerekiyor tabii ki. Spor hareket çünkü en önemli kısmı da belki de bu yani hareketsizlik. Günümüzde yaşamın getirdiği büroda bilgisayar başında, özellikle çocuklarda da bu mevcut. Bilgisayar oyunlarından tut bilgisayar başında internette geçirilen süreler 20 sene öncesine bakıldığında çocukların boş vakitlerini geçirme şekli de değişmiş durumda. Bu da ister istemez obezite rakamlarında görülüyor.
OKTAR BABUNA: Peki obezitenin sebebi ne oldu? Birdenbire dünyada obezitede bir patlama oldu neden böyle oldu, nelerden kaçınmak gerekiyor? İsterseniz onu da anlatın. Tedavisi var tamam ama nasıl önlenebilir en önemlisi bu zaten.
FAKİ AKIN: Aslında çok basit, yakılan kaloriden fazla kalori alınınca bir dengesizlik oluşuyor. O dengesizlik yağ dokusu olarak, obezite olarak karşımıza çıkıyor. Bu dengeyi bozmamak lazım. Alım konusunda, şimdi alım yerdiğiniz gıda, o konuda dengesizlik oluşması; fast food dediğimiz dengesiz beslenme, geç saatlerde beslenme, iş hayatı dolayısıyla eve geç gelen vatandaşlarımız saat 10’da normal bir menü gibi gıda tükettikten sonra 1 saat sonra uyuyorlar egzersiz olmadan. Bu tamamen her iki yönden de baktığında dengenin ters bir durum. Tam tersi yapılmalı, az yenip çok hareket yapılmalı bu denge korunmalı. 2000’li yılların getirdiği yaşam tarzı maalesef bu dengeyi bozuyor. Özellikle çocuklar, genç yaşta bunun önlemini almak lazım. Biraz kültürel faktörler de önemli. Şimdi Avrupa’da bir çocuğa bakış açısıyla Türkiye’de bir çocuğa bakış açısı biraz farklı. Bebeğimiz yesin büyüsün, yanakları şişman olan bebek sevilir, nasıl olsa büyüyünce geçer falan gibi bakılıyor. Halbuki bu ilerleyen yaşlarda geçmediği görülüyor ve obezite olarak karşımıza çıkıyor maalesef. Genç yaşta önlemini almak gerekiyor. Gençlerin bilgisayar başında geçirdiği vakit minimuma indirilmesi gerekiyor. Ev dışında spor faaliyetleri arkadaşlarıyla oyun gibi hareketli şeylerin teşvik edilmesi gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: Ailelere de çok büyük görev düşüyor.
FAKİ AKIN: Tabii özellikle ailelere. Dediğim gibi bir problemden öbür probleme atlıyoruz bu konularda. Çünkü çocuk problemli ama aslında velilere bakıldığında velilerde de problem var. Veliler obez, çocuk obez, kısır göndü gibi oluyor bir süre sonra.
OKTAR BABUNA: Bizim kültürümüzde karbonhidrattan zengin beslenme alışkanlığı var. Özellikle ekmek tüketimi çok fazla. Bunun çok büyük etkisi var. Bütün insülin direnci, metabolik semdroma giden bir yola giriliyor. Ayrıca tatlı, pirinç, pilav, şeker, patates bu tip şeylerden kaçınmak gerekiyor, değil mi?
FAKİ AKIN: Tabii ki. En önemli şeyleri saydınız. Şeker, makarna, patates, hamur işleri, ekmek minimuma indirilmesi gerekiyor. Şeker hastalığı oranları Türkiye’de son yıllarda beklentilerin de dışında patlamış durumda. Şu anda toplumun yaklaşık yüzde 13’ü şeker hastası. Bu çok ciddi rakam. Çünkü beklentiler bu doğrultuda değildi ama gerçek maalesef böyle.
PINAR AKKAŞ: Aslında obezite tek başına kronik bir hastalık ama bununla beraber şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalıklar da kaçınılmaz oluyor bir anlamda. Obezite olan insan zaten potansiyel bu hastalıklara da sahip olmuş oluyor.
FAİK AKIN: Başlıca sebep olduğu hastalıklar var. Bunların başında şeker hastalığı tipik diyabet, hiper tansiyon, uyku apnesi. Çünkü bu çok göz ardı edilen bir problem. Eşim horluyor diye geçiştirilen bir konu. Halbuki çok ciddi ve derin bir problemi olan bir problem bu. Genelde obezite çok tetikleyici bir faktör bu konuda. Reflü, yüksek kolesterol, eklem ağrıları ve sistemik hastalıklar varasıya kadar giden depresyon gibi hastalıklar bile obezite yüzünden tetikleniyor. Kanser bilhassa aynı şekilde. Mesela meme kanseri obez kişilerde obez olmayan kişilere göre daha fazla.
OKTAR BABUNA: Hayvan deneylerinde ciddi çalışmalarda falerelerde diyet kısıtlamasına gidiyorlar. Hemen ömürleri yüzde 20-30 uzuyor, hareketlilikleri artıyor, kansere az yakalanıyorlar muazzam bir fark meydana geliyor. Sadece diyet kısıtlamasıyla.
FAİK AKIN: Obezite cerrahisinde de bu yönde araştırmalar var. Obezite cerrahisi olmuş bir kişinin ömrü ortalama 12 sene uzuyor. Sadece ömür 12 sene uzamıyor eğer hasta obez ise 60 yaşına varacaksa obezite ameliyatı olunca yaklaşık 12 yıl ömrüne ömür eklenmiş oluyor ortalama, araştırmalara göre. Ayrıca hayat kalitesi artmakta tabii ki en önemlisi de belki o. Bunun yanında az önce saydığım bütün yandaş hastalıklar obezite cerrahisi olduğunda düşmekte. Bunların tabii bir de finansal boyutu var, ekonomik olarak da zarar hastaya bu. Ve obezite ameliyatı, Avrupa’da bu konuda çok araştırmalar yapıldı özellikle İngiltere’de, obezite cerrahisine verilen masraf 4 senede tekrar kazanılıyor ve kâra dönüşüyor. Bu örneği her zaman veriyorum, bir kişi ev alırken yatırım yapıyor, 10-15 senede yapacağı kârı hesaplıyor ama aslında sağlık konusunda bunu hesaplaması gerekiyor. Bu konuda da obezite cerrahisi çok çok önemli yatırım obez olan kişiler için.
OKTAR BABUNA: Peki ne zaman ameliyat yapılması gerekir? Çünkü herkese ameliyat yapılma hakikaten. Diyetle, iradesini kullanarak, sporla zayıflayabilir herkes için geçerli bu, kilosu kaç olursa olsun. Yani nasıl bir sınır var dünyada kabul edilen?
FAİK AKIN: Dünyada bütün ülkelerde genel bir standart var. Vücut kitle indeksi 40 veya yukarısını bir çok devlet büyük bir bölümünü karşılıyor bu ameliyatların. Bunun bir alt limiti vücut kitle indeksi ortalama 35 artı yandaş hastalıklar. Yani vücut kitle indeksi 35 olup da tipik şeker hastası olan veya hipertansiyon veya uyku apnesi olanlarda geri ödemeye girebiliyor. Bunun haricinde daha alt limitler var vücut kitle indeksi 30-31 olan. Devlet bir çok yerde geri ödeme yapmıyor ama bir çok cerrah bu konuda da ameliyat gerçekleştirebiliyor. 30’dan aşağı ise etik bulmuyorum, yapılmıyor genellikle de. Dünyada belki vardır. şimdi vücut kitle indeksi 30 olunca hasta kendi yöntemleriyle bir 10-15 kilo verdiğinde zaten normal kilolarına ulaşıyor. Ama vücut kitle indeksi 35’i geçtikten sonra gerçekten gözle görülür bir obezite olduğu için ve ameliyatının sonucunun kötü olmadığı için tam aksine 1.70 boyunda ve 90 kilo olan biri yaklaşık vücut kitle indeksi 30 oluyor. Bu kişi mesela ameliyat olabilir. Sonuç olarak bu kişi 90 kilodan 60 kiloya düşer 1 sene içinde. 1.70 boya 60 kilo çok güzel sonuç doğuruyor. O yüzden vücut kitle indeksi 30 veya yukarısını ameliyat ediyoruz.
PINAR AKKAŞ: Sizin 2000 ameliyatınız var değil mi?
FAİK AKIN: Yaklaşık 2000 ameliyat. Bunların içerisinde farklı ameliyatlar artı revizyonel cerrahi dediğimiz daha önce başka ameliyatlar olup, başka obezite cerrahisi yöntemi olup yeterince kilo vermemiş veya başarısız olduğunu düşünen bir hasta bize gelip ameliyat olmuştu. Bunların toplam rakamı 2000’i biraz geçmiş durumda.
OKTAR BABUNA: Kaç çeşit ameliyat var tedavi yöntemi obezite için?
FAİK AKIN: Şimdi benim yaptığım 3 ana yöntem var. Tabii dünyada bir çok farklı yöntem var. Benim ana hatlarıyla yaptığım mide by-pass cerrahisi, tüp mide cerrahisi bir de gastrik stapling mide kelepçe ameliyatı. Bunları birbiriyle karşılaştıracak olursak mide kelepçe ameliyatı son yıllarda özellikle son 5-6 yılda oldukça gerilemiş durumda. Türkiye’de yanlış bir algı var; çok tehlikeli de ondan terk ediliyormuş gibi algı var. Halbuki bu saydığım ameliyatlar içinde en risksiz, en kolay, en hızlı yapılanı mide kelepçe ameliyatı. Ama uzun vadede araştırmalar gösterdi ki mide kelepçe ameliyatı geçirmiş kişiler hem kilo verimi konusunda başarısız olanlar var. Hayat kalitesi olarak günlük yaşantıda normal şekilde hayat devam etme konusunda başarısız sonuçları var mide kelepçe ameliyatının. O yüzden terk edildi tehlikeli olduğu için değil.
PINAR AKKAŞ: Şöyle de bir anlayış var galiba ülkemizde. Obezite cerrahisi denince akla mide kelepçe ameliyatı geliyor. Diğer anlattığınız by-pass, balon yöntemi onlar çok bilinmiyor olabilir.
FAKİ AKIN: Onlar bilinmiyor. Hatta obezite cerrahisini tek tip cerrahi olarak bilen çok kişi var, halbuki çok geniş bir yelpaze günümüz cerrahisinde obezite cerrahisi konusunda. Tabii her cerrahinin kendine göre inandığı güvendiği teknik var. Benim dayandığım güvendiğim teknik bilimsel bazlı Batı Avrupa’da ve Amerika’da şu anda en çok uygulanan yöntem, mide by-pass cerrahisi. Ben de konsültasyonlarımda en çok yaptığım önerdiğim ameliyat türü mide by-pass ameliyatı. Diğerleri başarısız mı hayır ama belli kişilere uygulanmalı, herkese uygulanmamalı diye düşünüyorum.
PINAR AKKAŞ: Kimlere uygulanmalı?
FAİK AKIN: Tüp mide ameliyatı genelde kimlere uyguluyorum; kilosu çok çok fazla olmayan, vücut indeksi 30’u yeni geçmiş. Çok çok kilo kaybetmek istemeyen, tatlı türü gıdaları çok çok tüketmeyen, reflüsü olmayan kişilere tüp mide yapılabilir. Çünkü reflüsü olan birinde tüp mide yapıldığında reflünün artma riski mümkün. Tüp mide sadece kısıtlayıcı bir ameliyat olduğu için tatlı seven bir kişi az da olsa tatlı yerse fazla kilo vermez. O yüzden başka teknikler önerilmeli. Bunların başında da mide by-pass ameliyatı geliyor çünkü emilim de azalıyor mide by-pass ameliyatında. Hasta tatlı da yese belli bir kilo kaybı oluyor.
OKTAR BABUNA: Teknik olarak ne fark var tüp mideyle mide by-pass ameliyatının?
FAİK AKIN: Ameliyatlarımız laparoskopik olarak gerçekleşiyor öncelikle. Yani kanın üst kısmında 5 tane 1,5 santimlik deliklerle girilip kapalı ameliyat dediğimiz türden ameliyatlar. Ve ameliyatlar yaklaşık 1 saat sürüyor. Tüp mide ameliyatı daha az bir sürede gerçekleşiyor 50 dakika diyelim. Ve tüp mide ameliyatında genel olarak midenin yüzde 80’i zımba yöntemiyle yok edilir. Anatomik olarak baktığımızda midenin kenarda kalan yüzde 80 kısmı vücuttan yok edilir. Geri dönüşümü olmayan bir ameliyat. Mideyi hacmi olan bir organ olarak görürsek büyük hacimli bir organı küçük hacme geçiriyoruz yani kısıtlayıcı bir ameliyat, çok yiyen biri az yiyor ana mantık bu. Emilim bozulmuyor, iştah azalıyor. Çünkü iştah merkezi de yok ediliyor. Midenin belli bir bölgesinde grelin diye bir hormon var onun üretildiği düşünülüyor. Ve o kısım yok edildiği için iştah düşüyor. Hem iştah düşüyor hem hasta çok yerken az yemeye başlıyor o yüzden bir kilo verimi oluyor. Yaklaşık 1 senede başlangıç kilosunun yüzde 25-30’unu kaybeder.
OKTAR BABUNA: Peki bu devam ediyor mu? Aşırı kilo kaybı olan kişilerin oranı yüzde kaç oluyor? Mesela başladı kilo kaybetmeye, az yiyor az yiyor tepe takla gidiyor mu böyle?
FAİK AKIN: Yok. 1 senede yüzde 25-30, 1 sene sonra stabilize oluyor, belli bir noktada durulmaya başlıyor. Ortalama 1 sene, bazen 10 ay oluyor bu bazen 14 ay. Ama gereğinden fazla hiçbir zaman zayıflamıyor. 6 ayda da durmuyor bu işlem. Doğanın öyle bir güzel sonucu var bu obezite cerrahisinde, 1 senede yavaş yavaş vermek. İlk 2-3 ay hızlı bir kilo azalması var yüzde 10-15’e varan. Bu tabii tekniğine göre, cerrahın ne kadar küçülttüğüne göre. Çünkü milimetrik de olsa cerrahtan cerraha farklar oluyor bu konuda.
OKTAR BABUNA: Tüp midede yüzde 20 bırakılıyor değil mi?
FAİK AKIN: Tüp midede Yüzde 20’si bırakılıyor midenin evet.
OKAR BABUNA: Peki şimdi diğer teknik by-passın farklı ne oluyor?
FAİK AKIN: Mide by-pass ameliyatında web sayfamızda da o ameliyatın videoları mevcut. Çünkü anlatımla biraz zor sözlü olarak çünkü birkaç bağlantı yapılıyor. Mide küçültülüyor zımba yöntemiyle. Mideyi tüm bir parça olarak düşünün, küçültülen bir parça var küçültülen parça bağırsağın ilk başlangıç bölümüne bağlanıyor. Yani yeni bir mide-bağırsak bağlantısı yapılıyor aslında mide by-pass ameliyatında. Bu bağlantı zımbayla yapılıyor.
OKTAR BABUNA: Arada ne var bağırsağa nasıl tutturuyorsunuz?
FAİK AKIN: Zımba yöntemiyle, bir makinesi var onun özel daire çizen tabii onun teknik özelliği var. Ama o yöntemle birleştiriliyor. O direkt anlamda el dokunmuyor makinelerle yapılıyor. küçültülen mide bağırsağa bağlanıyor ama geriye kalan mide vücuttan yok edilmiyor yerinde kalıyor. Onun bir uç bağlantısı var o uç bağlantı da tekrar diğer bağlantıya yan yol olarak monte ediliyor. Geriye kalan mide yaşamaya devam ediyor, sindirim, mide asitleri yine aynı devam ediyor. Gıda girmese de oraya çünkü girmiyor artık ne su ne yediğiniz şeyler, oraya girmediği halde orada yaşamaya, oradaki ürettiği enzimleri üretmeye devam ediyor. Biz onların tekrar bağırsakta boşalması için bir bağlantı yapıyoruz. Sonuç olarak büyük bir mide yol ayrımına uğruyor, küçük kısmı bağırsağa başlanıyor, geriye kalan kısmı da gıda girmeden sıvılarını tekrar ana hatta boşaltabiliyor.
OKTAR BABUNA: Peki bu ameliyatların dönüşümü var mı?
FAİK AKIN: Geri dönüşümü var. Çünkü bu ameliyatta hiç bir şekilde hiçbir parça vücuttan yok edilmiyor sadece bağlantılar değiştiriliyor. Şu ana kadar saydığım 2000 o rakamda öyle bir talep olmadı ama psikolojik olarak bu bir rahatlatıcı faktör. Geri dönüşümü mümkün, hasta böyle başladı mı ameliyata bir rahatlık oluyor tabii hastanın kafasında. Ama gerçek anlamda öyle bir talep olmadı. Çünkü hasta 100 kilodan 65 kiloya düşmüş, yandaş hastalıklardan kurtulmuş geri neden dönmek istesin? Ama mümkün bu istisnai durumlarda. Bu büyük bir avantaj; ek olarak avantajlarından biri tüp mide sadece kısıtlayıcı bir ameliyat. Mide by-pass ameliyatı hem kısıtlayıcı hem emilim azaltıcı. Çünkü geriye kalan midenin ürettiği sıvılar ilerleyen bir noktada girdiği için yediğiniz gıdanın kalori alımı açısından geç bir alımı var. Yani siz 100 kalorilik bir şey yediğinizde tüp midede o 100 kalori girer vücuda. Mide by-passta ise 100 kalorilik bir şey yediğinizde onun 70 kalorisi gerçekten girer vücudunuza öyle bir yetkisi var. Yani tatlı seven, kalorili şeyleri seven biri bile olsa mide by-pass biraz daha duyarlı o konuda. Bunun birkaç sonucu da görülmekte; 1 senede biraz daha fazla kilo kaybı meydana gelir, yaklaşık yüzde 30-35’lik bir rakam. Bunlar ortalama rakamlar hatta az bile söylüyor olabilirim yüzde 40’a varan kilo gerilemesi var başlangıç kilosuna göre. Kısa vadede daha fazla kilo verimi, tatlı severlere daha duyarsız, reflü konusunda çok başarılı sonuçlar yani reflüsü olan bir kişide reflünün yok olma olasılığı çok çok yüksek. Öyle hastalarımız çok. Mesela ameliyata kadar mide koruyucu alan, reflüden her gün midesi ekşiyen kişiler ameliyat olduktan 3 gün sonra bile reflüden ilaçsız şekilde kurtuluyor. Öyle bir etkisi var mide by-pass ameliyatının. Ve uzun vadede yani yıllar sonra sonucu mevcut bir ameliyat bu. Tüp midede 15-20 senelik sonuçlar şimdi mevcut değil piyasada. Mide by-pass konusunda ise 15-20 senelik hatta daha uzun süreli sonuçlar mevcut.
OKTAR BABUNA: Nasıl sonuçlar?
FAİK AKIN: Örnek verecek olursak; 100 kiloluk biri 65 kiloya düşüyor ve önümüzdeki 15 sene içinde o kişinin kilosu 65-70 civarında seyrediyor aynı yaşamına devam ettiği takdirde. Tabii hasta abartırsa durum farklı. Gece yatmadan saat 12’de bir porsiyon kebap yiyip hiç yerinden kalmayıp sıfır hareket eden biri hayat stili değiştiğinde tabii ki bir şekilde kilo alımı olur. Ama normal şartlarda 15 senelik sonuçlarda stabil, geri kilo alımı olmayan bir ameliyat mide by-passı. Çünkü tatlıya daha duyarsız, tatlı yese bile kilo alması çok düşük oluyor mide by-passında.
PINAR AKKAŞ: O zaman bu 3 yöntem içinde en çok by-pass ameliyatları daha başarılı gibi değil mi?
FAİK AKIN: Bana göre öyle. Dediğim gibi cerrahtan cerraha farklılık gösteriyor. Bazı ülkelerde mide plikasyonu yapılıyor, ben ona hiç inanmıyorum, mide katlama dediğimiz ameliyat. Zımba yöntemi kullanılmadan kendi hattında katlanıyor ve küçültülüyor. Bunun uzun vadede hiçbir sonucu yok yani 15 senelik sonuçları falan hiç yok. Ben bu tür prosedürlere şahsen inanmıyorum. Batı Avrupa ve Amerika’da şu an en fazla yapılan teknik mide by-pass ameliyatı. Tabii teknik birkaç farklılıklar ve zorluklar var. Obezite cerrahisi diğer cerrahilere bakarak, tabii diğer cerrahilerde de uzmanlaşmak gerekiyor ama bunda daha geniş çaplı oluyor. Endokrinoloji uzmanı, psikolog, diyetisyen tamamen ekip işi. Bugün durup da ben yarın obezite cerrahisine başlıyorum demek hatalı olur o anlamda.
PINAR AKKAŞ: Hem öncesi hem sonrasında ciddi aşamaları olan bir ameliyat.
FAKİ AKIN: Tabii çok önemli. Ameliyat yaklaşık 1 saat sürüyor ve bu mide by-pass ameliyatında hastalar yaklaşık 2 gece hastanede aklıyor. Şeker hastası olan bir hasta, söylemeyi unuttum; mide by-pass ameliyatı şeker hastaları üzerinde çok çok müthiş bir etkisi var. İnsülin kullanan bir hasta insülinden kurtulup sadece hap aşamasında hatta hap aşamasını bile bırakan hastalarım var mide by-pass ameliyatı olan. 2 gece bazen 3 gece hastanede kalıyor hastalarımız ve kendi yürüyerek 3 gün sonra taburcu oluyor. Gıda konusunda da hastaneden çıktığı gün kızartılmış ekmek, krem peynir, reçel, çay, kahve gibi şeyleri tüketerek öyle kahvaltı yaptıktan sonra çıkartıyoruz hastaneden. Bu tabii mide by-pass ameliyatında. Tüp mide ameliyatında daha farklı bir yöntem kullanılıyor, daha sıvı madde.
PINAR AKKAŞ: Düzenli vitamin kullanıyorlar mı?
FAİK AKIN: İlk 3 ay hızlı bir kilo düşüşü olduğu için takviye olarak 3 ay vitamin yazıyoruz ama ömür boyu bir vitamin kullanımı yok ameliyatlarımızda.
OKTAR BABUNA: Nasıl yiyip içiyorlar? Kaç öğün ne kadar miktarda nasıl bir beslenme?
FAİK AKIN: Ana hatlarıyla normal bir kişi nasıl günde 3 öğün yiyorsa bunlar artık günde 6 öğün yemesini tavsiye ediyoruz. Gerçekte bu 4-5 oluyor. Çünkü 6 öğün günümüz hayat koşullarında her zaman mümkün olmuyor. Araları uzun tutmamak gerekiyor yani 3 saatte bir bir şeyler atıştırması gerekiyor. Ama ana hattıyla porsiyonlar küçülüyor. Yani hasta ameliyattan önce ne yiyip içiyorsa ameliyattan sonra da aynısını, hemen sonra değil tabii ilk 1 ay belli bir prosedür uygulanmalı. Ama ameliyattan 1 ay sonra ameliyattan önce ne yiyorsa hasta aynısını yiyebiliyor. Sadece miktarlar küçülüyor. Bir çocuk porsiyonu veya küçük bir yetişkin porsiyonu diyebiliriz ortalama porsiyonlar olarak.
OKTAR BABUNA: Sıvı alımı nasıl olması gerekiyor?
FAİK AKIN: Sıvı alımı mide küçük olduğu için sıvı alımıyla gıda alımını biraz yaymasını öneriyoruz hastanın. Çünkü birini veya öbürünü yedikten sonra doldurur mideyi biri birini beklemesi gerekir o yüzden biraz yaymak gerekiyor. Ona göre adapte oluyor zaten hastalar, o şekilde yaşamayı öğreniyorlar bu ameliyatı olduktan sonra.
OKTAR BABUNA: Protein ağırlıklı veya herhangi bir değişiklik var mı?
FAİK AKIN: Ameliyat sonrası öyle bir özellik yok tabii standart dediğimiz şeyler; şekerden uzak durun, yağdan uzak durun diye her zaman öneriyoruz. Ameliyat ol olma her zaman standart bir şey. Ama ameliyat öncesi protein diyeti uyguluyoruz. Özel bir mama şeklinde yarım litrelik içeceklerimiz var, ameliyat tarihinden 2 hafta öncesinden başlayarak 2 hafta boyunca bunu devam ettiriyor hastamız. Kilo verdirmek için değil aslında, tabii kilo veriyor hasta bu protein diyetini uygulayınca. Özellikle karaciğer hacmini küçültmek amacıyla yapıyoruz biz bunu. Karaciğer hacmi küçülüyor obez bir kişide, ameliyat dolayısıyla kolaylaşıyor. Kolaylaştığı için de ameliyat daha hızlı gelişiyor, taburculuğu da daha hızlı oluyor, her yönde bir etkisi oluyor.
OKTAR BABUNA: Bir de mide kelepçesiyle kıyaslayalım, ne kadar azaldı dediniz de, aralarında yan etki olarak, başarı oranı olarak nasıl bir farklar var?
FAİK AKIN: Mide kelepçe ameliyatı o da kameralı teknikle kapalı yöntemle yabancı bir madde, en güzel kelepçeyle benzetebilirsiniz. Laparoskopik yöntemle kelepçe yerleştiriliyor midenin üst kısmına, değim yerindeyse boğazını sıkıyor o kelepçe ve dıştan ufak bir bağlantıyla cilt altına yerleştirilen bir kutucukla ayarlanabilir bir sistem bu. Yani kelepçe daraltılıp genişletilebiliyor. Tabii en genişletilmiş şekline bile ameliyat olmamış bir kişiye göre fazlasıyla daraltılmış bir halde oluyor mide. Dolayısıyla hasta yemek yemeye başladığında çok çabuk doluyor mide. Ama diğer yöntemlere göre bir fark, şimdi kelepçe ameliyatı olan biri doyduğunu veya midenin dolduğunu zamanında hissetmeyebiliyor. Diğer yöntemlerde şu an nasıl ki biz çok yediğimiz an yavaş yavaş tokluk hissi oluşup bizi rahatsız etmeden bırakıyorsak tüp mide ve by-pass ameliyatlarında aynen böyle hissediyor hasta. Kelepçe ameliyatında şişe ağzı dolup taştığı gibi ani taşmalar yani ani kusmalar olabiliyor en büyük fark da o konfor açısından. Ve uzun vadede bakıldığında kelepçe ameliyatı geçirmiş bir kişi arkadaşlarıyla bir grup halinde bir şeyler yerken genelde çok korka korka çok kaçınarak, çok geride kalarak veya hiç katılmayarak. Çünkü hissetmiyor doyduğunu, her an ben burada rahatsız olup kusabilirim korkusuyla toplantılara katılmıyor veya eş dostla çıkıp yemek yemiyor. O anlamda çok ciddi dez avantajları var kelepçe ameliyatının. Çok disiplin gerektiren bir şey, tatlıya çok duyarlı bir sistem. Midenin boğazı daraltılıyor ama daraltıldığı halde hasta örneğin çikolata, kola veya dondurma tarzı bir şey yediğinde o kalorileri yine alıyor. Ve kelepçe ameliyatı yaptıran bir kişi zamanla bu tip gıdalara yöneliyor.
OKTAR BABUNA: Niye onlara yöneliyor?
FAİK AKIN: Çünkü öbür gıdaları rahat yiyemediği için. Nasıl az yiyerek çok enerji alabilirimin yollarını araştırmaya başlıyor ve bunlar genelde sağlıksız gıdalar. Sonuç olarak ne oluyor? 1 sene sonra hasta geliyor bana 120 kilodan sadece 115’e inmiş yani başarısız bir sonuç. Disiplin gerekiyor, hasta baktı ki çok rahat yemeye başladı zamanında gelip sıktırması gerekiyor. Onu zamanında gelip sıktırması gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: Çok aşlamalı, zahmetli ve çok olumlu sonuçları olmayan bir yöntem galiba.
FAİK AKIN: Çok aşamalı, sürekli güncel tutulması gereken bir sitsem.
PINAR AKKAŞ: Ölümle sonuçlanan durumlar var galiba değil mi? O neden kaynaklanıyor?
FAİK AKIN: Ölümle sonuçlanan durumlar ameliyat esnasında olan durumlar. Sonraki aşamada da şöyle olabilir; eğer kelepçe çok daraltılarak yerleştiyse migrasyon dediğimiz kelepçe midenin dış kısmından gire gire midenin duvarını delerek midenin içine kadar girebiliyor. Öyle bir durum mümkün, çok ciddi rahatsızlıklar veriyor. Aslında ilk kelepçenin çıkış yöntemi, çok istekli çıkmıştı bu yöntem. Yabancı bir maddeyi midenin etrafına yerleştiriyorsun, hasta az yiyor ve zayıflıyor. Mekanizma kulağa çok hoş geliyor ama gerçekte pratikte olumsuz sonuçlar oluyor. Hem yaşam kalitesi olarak hem organ aşamasında baktığında mide kısmında ciddi yan etkileri olan. Çünkü dediğim gibi revizyonel cerrahi konusunda da uzmanlığımız var ve kelepçe sistemini çıkartıp by-pass yöntemini uyguladığımız bir çok vakıamız var. Yani bu kelepçe ameliyatından rahatsız olup bana gelip yeterince zayıflamadım, başka bir yöntem var mı diye gelen çok hastamız var. Ve bunlardan kelepçeyi çıkartıp aynı ameliyat esnasında mide by-pass ameliyatına dönüştürüyorum. Bunda bazen çok ciddi sonuçlarla karşılaşıyorum. Kelepçenin mideyi çok tahrip ettiği vakıalarla da karşılaşıyorum. Öyle durumlarda sadece kelepçeyi çıkartıp 3 ay midenin kendini toparlamasını beklediğimiz durumlar da oluyor. Yani yüzde 20’si böyle oluyor.
PINAR AKKAŞ: Bu mide kelepçe ameliyatı sonrası revizyon ameliyatları daha mı çok yapıyorsunuz?
FAİK AKIN: Tabii. Şu anda bilinçlendirme aşamasındayım diyebilirim. Çünkü bir çoğu kelepçe ameliyatı oldum artık, ben hiç ameliyat olamam düşüncesinde olan da bir çok insanımız var. Halbuki bu yanlış bir öngörü. Çünkü kelepçe ameliyatından tamamen kelepçeyi çıkartıp başka ameliyatlara geçiş mümkün. Geniş bir yelpazede diğer ameliyatlar için de bu böyle. Mide by-pass ameliyatı geçirmiş bir kişi için bile tekrar ameliyat olup başka yöntemler mümkün. Ama artık iyice tüp mide veya mide by-pass olmuş kişilerde de biz kelepçe takabiliyoruz. O da başka açıdan bakıldığında. Ama normal hiç ameliyat olmamış bir mideye takılan kelepçeyle, ameliyat olmuş bir mideye takılan kelepçe tamamen farklı bir sistem. Kullanılan malzeme de farklı kelepçe de farklı, o daha başka bir boyutu ameliyatların, onu da yapıyorum. Halk özellikle obezite konusunda bilinçlendirilmeli. Primer ameliyat dediğimiz by-pass veya kelepçeyi olması gereken ve olmayan kişi o kadar çok ki. Hastaya sorduğunda kilolu musunuz nasıl hissediyorsunuz kendinizi dediğinizde, gayet iyiyim diyor. Halbuki hesapladığında vücut kitle indeksi 33-35 çıkanlar var. Durumundan çok memnun, halbuki sayılar öyle demiyor. Sayılara baktığında vücut kitle indeksi 35 ve o kişinin o anda kalp krizi geçirme riski, kanser riski her türlü kardiyovasküler riski kilosu olana göre yüzde 60, yüzde 70 artmış durumda. Bunu bilinçlendirmek gerekiyor. Daha çok işimiz var o konuda.
OKTAR BABUNA: Bunlar dışarıdan mideye müdahale yöntemleri, bir de içeriden var balon yerleştirme. İsterseniz ondan da bahsedelim. O ne zaman yapılıyor, nasıl bir teknik?
AFAİK AKIN: Gastric balon dediğimiz teknik, bunu ilk aşamada direkt zayıflama olarak kullanan cerrahlar da var. Ben şahsen sırf tek yöntem olarak inanmıyorum mide balonuna. Mide balonu diğer ameliyatlara hazırlık olarak kullanılabilir diye düşünüyorum. O anlamda kullanılıyor tabii ki. Örneğin 200 kiloluk bir hasta geldi. Bunu daha düşük kilolara gerime amacıyla ilk aşamada mide balonu yani invaziv olmayan genel anestezide kanlı işlem olmadan hasta biraz ön hazırlık olarak zayıflatılıp sonra o balon 6 ay sonra çıkartılıp hasta biraz zayıflatıldıktan sonra az önce saydığım ameliyatlar geçekleştirilebilir. O anlamda mide balonu faydalı olabilir. Ama kilolu biri, ben artık mide balonu taktırıp zayıflayacağım diyen başarılı olmuyor. Çünkü çıkarttıran tekrar kilo fırlıyor eski haline.
OKTAR BABUNA: Peki bu bahsettiğiniz hasta grubu vardı. Hem vücut kitle indeksi çok fazla değil hem de ameliyat olmak istiyorum diye geliyor. Bunlar da tabii balon denenebilir herhalde öyle bir durumda? Bir kere genel anestezi verilmiyor zaten bu hastalara.
FAİK AKIN: Ona da şu benzetmeyi yapıyorum, bu konuda da bilimsel araştırmalar var. Şimdi vücut kitle indeksi 30 olan biri yani ameliyat olmanın tam alt sınırında, ameliyat olmamanın da tam üst sınırında olan kişiler diyet yaptığında 100 kişiden 2’si diyette başarılı oluyor. Mesela 1.70 boyunda ve 90 kilo. 90 kiloluk birinin 60 kiloya ulaşması 100 kişide 2 kişide başarılı oluyor.
OKTAR BABUNA: Niye o kadar düşük oran?
FAİK AKIN: Bilimsel veriler böyle. Çünkü zor bir şey diyet. Bu mide balonu operasyonu ise benzer sonuçlar mevcut. Hasta zayıflıyor ilk aşamada ama bıraktığı an tamamen kendi haline bırakılıyor hasta. Mide aynı mide, hacim aynı hacim, emilim aynı emilim ve beyin hiçbir zaman ulaştığı kiloyu unutmuyor. Öyle bir doğamız var maalesef. Hasta 100 kiloysa zayıfladıysa onu hiçbir zaman unutmuyor. Eğer cerrahi olarak bir kısım yok edilip başka bir bağlantı yapılmadıysa çok kısa bir sürede tekrar eski haline dönmeye yönelik bir sürece girer.
OKTAR BABUNA: Peki bunun belli bir süresi var balonun?
FAİK AKIN: Balon 6 ay kalıyor vücutta.
OKTAR BABUNA: Tekrar takılıyor mu?
FAİK AKIN: Tabii tekrar takılır.
PINAR AKKAŞ: Takıldıktan 6 ay sonra çıkartılıyor sonra diyetle mi devam ediyor?
FAİK AKIN: O zaman dikkat etmesi gerekiyor teoride. Ama bize gelen bu by-pass ameliyatı olmaya, tüp mide ameliyatı olmaya gelen kişilerin bir çoğu zaten bu yöntemi deneyip başarısız olmuş kişiler yani deniyorlar. O yüzden ben şahsen mideye balon attırmanın uzun vadede kalıcı bir çözüm olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Ama hazırlık olarak çok gerekli ve çok faydalı. Bu ürünleri dağıtan şirketler de zaten ana hatlarıyla tavsiye ettiği konu bu.
OKTAR BABUNA: By-pass ameliyatının daha uzun vadeli sonuçları var dediniz tüp ameliyata göre. Uzun vadede gördüğünüz özellikle bu ameliyattan kaynaklanan rahatsızlıklar oluyor mu? Anemi olabilir, kanser artışı olabilir. Herhangi bir metabolik rahatsızlık emilim problemine bağlı.
FAİK AKIN: Kanser konusunda tam tersi. Çünkü vücuttaki yağ oranı ne kadar fazla olursa kanser oranı o kadar artıyor. Tam tersine bakarsak obezite ameliyatı hasta zayıflıyor, yağ dokusu azalıyor kanser riski azalıyor, o bir. İkincisi özellikle kısa vadedeki yan etkileri mümkün. Bunlar da neler; mide ülseri mesela. Midenin bağırsağa bağlandığı kısımda nasıl ki ağız boşluğunda bazen kızarıklıklar yaralar aftlar olduğu gibi midenin bağırsağa bağlandığı bölümde de yaralar oluşabiliyor. Bu rakam yaklaşık yüzde 2. Sigara içen kişilerde ise bu yüzde 6, oldukça fazla. Bu yüzden sigara içen kişilerde minimum dozda mide koruyucu hap öneriyoruz. Eğer hasta sigara içmiyorsa sadece 3 ay mide koruyucu hap veriyoruz ondan sonra hap yok. Yine vitamin de 3 ay veriyoruz. Zaten vücutta giden bir kitle olmadığı için, vücut belli bir seviyede kaldığı için. Mide by-pass ameliyatında mideden hiç bir parça alınmıyor sadece bağlantılar değişiyor. O yüzden bütün alması gereken vitaminleri alıyor. Tabii sıkı takip etmek gerekiyor, B 12, demir vitamini. Demir biliyorsunuz kanın ana maddesi. Demir eksikliği uzun vadede kansızlık yapabiliyor. Bu tip şeylerin sıkı kontrol edilmesi gerekiyor. Ama bu ameliyattan sonra ameliyatsız bir kişiyle farklı bir konu değil. Ameliyat olmayan bir kişide de bunu kontrol etmek gerekiyor. O yüzen kan tahlilleri yapıyoruz sık sık, 6 ayda bir kan tahlili yapıyoruz. Normal bir kişiye senede bir öneriyoruz, biz 6 ayda bir yapıyoruz. Tek fark, çabuk fark etmek gerekiyor. Çünkü hasta az yediği için bu vitaminleri gıdadan toparlamak biraz daha zor normal bir kişiye göre. O yüzden vitamin seviyesi çok çok fazla düşmeden çabuk müdahale etmek gerekiyor. Onun için de multi vitaminler yeterli derecede takviye sunuyor.
PINAR AKKAŞ: Belirgin ölçüde B 12 vitaminleri mi etkilenmiş oluyor?
FAİK AKIN: B 12, demir, kalsiyum, magnezyum bunları kontrol ediyoruz. Kolesterol değerlerini, karaciğer yağlanmasını tabii bunlarda bir azalma mevcut. İşin belki de sırrı ameliyat öncesi hazırlıkta. Kan tahlilinden endoskopi, dahiliye uzmanı, psikolog bütün her yönüyle hasta taranıyor ancak o zaman ameliyata giriyor. Yani deyim yerindeyse vitaminsiz veya herhangi bir sağlık sorunu olan tedavi edilmemiş sağlık sorunu varsa, hasta eğer şeker hastasıysa ve yeni tespit ediliyorsa önce bir endokrinolog tarafından kontrol edilmesi gerekiyor. Bu tip şeylerin ön hazırlığı çok çok önemli. O yüzen zaten vitamin seviyesi normal bir kişiyi ameliyat ettiğimiz için ne yaptığımızı da bildiğimiz için uzun vadede de bir vitamin sorunu ben şahsen yaşamadım. Çünkü belli standartlar var, 3 ay multi vitamin veriyoruz, mide koruyucu hap veriyoruz uzun vadedeki komplikasyonları minimuma indiriyoruz o şekilde.
PINAR AKKAŞ: Peki tüm kontrolleri ve tedavilere rağmen şu kişiler ameliyat olamaz dediğiniz var mı?
FAİK AKIN: İlk aklıma gelen madde bağımlıları, alkol olabilir, başka maddeler olabilir, siroz hastaları karaciğeri iflas etmiş kişiler, çok ciddi psikolojik rahatsızlıkları olan, bunlar içinde yeme içme bozuklukları olan bunlar kesinlikle olmaz yani yapmıyorum. Onun haricinde yaş olarak bir limit şöyle yok; 18’den 70 yaşına kadar herkes ameliyat olabilir. Hatta biz Belçika’da 76 yaşında ameliyat ettiğim hasta var. Ama ana hatlarıyla 18-70 yaş arası. Alt yaş olarak ise Türkiye’de 18 yaş altı yapılmıyor benim bildiğim. Belçika’da 14 yaşında bir kişiyi ameliyat ettik biz ekip olarak. Ben şahsen taraftarı değildim ama ekip olarak öyle bir karar çıktı. Şahsen 16’dan itibaren edilebilir diye düşünüyorum. 18 veya yukarısı rahatlıkla edilir. Zaten kongrelerde de bu ana konu, kaç yaşından itibaren ameliyat edilmedi gerekir hastaların ve hangi yöntem kullanılmalı çocuklarda. Çünkü çocuklarda obezite çok ciddi bir artış göstermekte son senelerde. İleride de bu büyük bir problem olacak. Çünkü şu andaki yetişkin obezler gençliğinde obez olmayan çocuklardı. Şu andaki obez çocuklar gelecekte çok ciddi Amerikanvari durumlar meydana gelecek Türkiye’de de. Filmlerde alışkın olduğumuz sahneleri maalesef Türkiye’de de yaşayacağız.
PINAR AKKAŞ: Anoreksiya hastalarının böyle bir talebi oluyor mu?
FAİK AKIN: Tabii. Anoreksiya başlıca psikolojik bir rahatsızlık ve kilo konusunda takıntıları olan kişiler. Bana vücut kitle indeksi 20 olup bu ameliyatı olmak isteyen bile geldi. Tabii ki onlarda kesinlikle söz konusu değil. Uzman bir psikiyatr veya psikoloğa yönlendiriyoruz.
OKTAR BABUNA: Kaç senedir takip ettiğiniz hastalar var böyle en uzun?
FAİK AKIN: Benim şahsen takip ettiğim 7-8 senelik var.
OKTA RBABUNA: Sizden önce de ameliyat olanları takip ediyorsunuzdur değil mi?
FAİK AKIN: Genelde muayeneye geliyorlar, hocamın daha önce ameliyat ettiği, 15 senelik vardı.
OKTAR BABUNA: Nasıl durumlarından memnunlar mı iyiler mi?
FAİK AKIN: 15 senelik hastalar aslında ameliyat olduğunu unutmuş şekilde. Bir zamanlar ameliyat olduydum, sorunca söylüyorlar. Çünkü yeme içme belli bir yaşam tarzına alışmışlar, yeme içmeleri düzene oturmuş, kiloları iyiydi. Dediğim gibi geri kilo alımında tüp mide hastaları sanki biraz daha duyarlı. Onu iyi seçmek gerekiyor, ana hatlarıyla o önemli. Artı obezite cerrahisi için devletin desteği çok önemli. Ama Türkiye’de son senelerde bu konuda baya bir duyarlı yaklaşılıyor. Hareket teşvik ediliyor falan. Halk arasında spor yapıyor musun dediğimde, evet yapıyorum diyorlar. Ne yapıyorsun spor olarak diye sorduğumda yürüyorum. Halbuki yürüyüş kaloriyi fala yakmaz. Spor anlamında saymıyorum ben yürüyüşü.hızlı bir yürüyüş kalp atışı 122-140 arası olmalı kalori yakımı için. Ondan yukarısı da o kadar faydalı değil çünkü o zaman dayanıklılık gücünü öldürürsün. Ama 120-140 arası olmadığı sürece kalp atışı spor esnasında, ter atıcı bir spor olmadığı sürece. Tabii ki yürüyüş yapan tüm gün yerinde sayandan tabii ki iyi metabolizmayı ayakta tutmak için. Ama spor anlamında saymıyorum ben yürüyüşü. O yüzden de hastaya haftada 2 defa yarım saat, 40 dakika koşu, yüzme, tabii Belçika’da bisiklet tavsiye ediyordum ama İstanbul’da zor. Özellikle bu tarz yarım saat, 40 dakika haftada iki defa bu sporları yapanların faydası oluyor kilo veriminde.
PINAR AKKAŞ: Son olarak obezite ameliyatlarının olumlu etkileri olarak zaten kilo kaybı, onun dışında bu sistemik hastalıklardan şeker, kanser, kolesterol bu gibi hastalıklardan, psikolojik sorunlar varsa o anlamda olumlu sonuç. Bunların dışında başka var mı?
FAİK AKIN: Kısırlık özellikle kilolu bayanlarda bu problem yok oluyor zayıfladıktan sonra. Hormonel düzenleri düzene giriyor kilo verdiklerinde. Onun dışında karaciğer yağlanması, kolesterol, eklem ağrıları, depresyon, migrene bilhassa faydaları görülüyor. Migren de sonuçta sistematik bir hastalık olarak görülüyor. Bunun gibi az önce saydığım bütün dez avantajları ameliyattan sonra avantaja dönüşüyor.
PINAR AKKAŞ: Peki Faki Bey çok teşekkür ederiz.
FAKİ AKIN: Ben teşekkür ederim, beni davet etiğiniz için.
PINAR AKKAŞ: Bir programımızın daha sonuna geldik. Haftaya yine değerli bir konuğumuzla birlikte olmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.
OKTAR BABUNA: İyi akşamlar.
http://a9.com.tr/izle/188368/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---31-Bolum---Op-Dr-Faki-Akin-Genel-Cerrahi-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500