HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam ve Sağlık - 40. Bölüm - Prof. Dr. İbrahim İkizceli, Acil Tıp Uzm...

Yaşam ve Sağlık - 40. Bölüm - Prof. Dr. İbrahim İkizceli, Acil Tıp Uzmanı

Harun Yahya
31801
08 Ekim, 2014
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Yaşam ve Sağlık - 40. Bölüm - Prof. Dr. İbrahim İkizceli, Acil Tıp Uzmanı

 

PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Bu hafta programımızı Erel Aksoy ile hazırladık. Stüdyo konuğumuz ise Acil Tıp Uzmanı Prof. Dr. İbrahim İkizceli Hocamız bizlerle birlikteler. Hocam hoş geldiniz programımıza.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Hoş bulduk.

 

PINAR AKKAŞ: Sizinle bu hafta acil tıp nedir, hangi alanlarda etkilidir? İlkyardım nedir, ilkyardım için neler yapılmalı bu konularda sohbet edeceğiz. 

 

EREL AKSOY: Hocam, acil tıp uzmanlığı aslında hem ülkemiz için hem dünya için yeni bir branş sayılabilir. Tıp biliminin uzunluğunu düşündüğümüz zaman çok fazla bir geçmişi yok. Dilerseniz bundan başlayalım.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Acil tıp dünyanın en yeni birimlerinden biri olmakla birlikte aynı zamanda dünyanın en eski bilim dallarından biri unvanına sahip. Çünkü insanoğlu var olduğundan bu yana bir şekilde acil olaylarla karşılaşıyor ve bunlara çözümler buluyor. Tabii bilimin ve teknolojinin ilerlemesiyle tıp alanında da çok ciddi gelişmeler oluyor ve branşlaşmaya gidiliyor. Ve o kadar fazla branşlaşma oluyor ki temel vakıalarda bir şekilde ilgilenecek olan hekim azlığından dolayı bir sıkıntı ortaya çıkıyor. Bu sıkıntıyı 1960’lı yılların sonunda Amerika Travma ve Şok Komitesi Akademisi bir araştırma yapıyor. Ve bu araştırma sonucunda enteresan sonuca ulaşıyorlar. Çünkü Vietnam savaşında yaralanan bir askerle New York kentinde hastanenin birkaç sokak ötesinde yaralanan bir sivile yapılan acil müdahale arasında ciddi farklar ortaya çıkıyor. Ve sonuç olarak bunun mortalite ve morbolitesinde ciddi farklar ortaya çıkıyor. Bu şekilde 1970 yılında Cincinnati Üniversitesi’nde askeri tecrübenin sivil hayata aktarılmasıyla acil tıp uzmanlığı programı ortaya çıkıyor. Ve bu şekilde acil tıp ana bilim dalları doğuyor. Burada acil tıpta çoğu kişinin kafasında, acaba bizim branşımıza mı dokunacak, biz hastaya onlardan daha iyi bakıyoruz, onlara niye ihtiyaç veya bu kişiler süpermen mi, tüm hastalıklardan anlayacaklar mı gibi bir sürü sorularla kafaları bulandırıyorlar. Bu bize de çok fazla geldi. Burada, acil tıp aslında prensibi oturmuş dünyada yaklaşık 45-50 yıldır, Türkiye’de de yaklaşık 15-20 yıldır programa yerleşmiş, çekirdek eğitimi müfredata hazırlanmış ve ne yapacağı, nereye kadar yapacağı hepsi çekirdek eğitim müfredatında belirtilmiş şekilde çalışabiliyor. Burada acil serviste asıl amacımız yaralanmış bir kişinin hızlı bir şekilde acil servise transportunun sağlanması ve acil servise başvurduğunda bunu ilgili hekimle ve kesin tedavi yapacak olan hekimle hızlı ve uygun bir şekilde buluşturmak. Eğer ameliyathaneye girip ameliyata girmesi gerekiyorsa, mesela trafik kazası, batın içi kanama, şokta hasta ve bir an önce ameliyata girmesi gerekiyor, burada hemen ameliyat ekibini hazırlatıp cerraha haber verip hastayı da ilk rezidasyonunu yapıp cerrahla buluşturup ameliyatını yaptırmamız gerekiyor. Diğer branşlarla çatışan hiçbir noktamız yok aslında.

 

EREL AKSOY: Aslında bir koordinasyon sistemi diyebiliriz, değil mi? Yani hastanın ilk başta sahipsiz kalmaması da diyebiliriz. Bazı durumlarda çünkü öyle şeylerde acil servislerde karşılaşabiliyor. İşte hasta cerrahi hastası mıdır, dahiliye hastası mıdır, ortopedi hastası mıdır bu tip durumlarda da koordinasyon sağlanması önemli.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Tabii. Hastanın hem bir sahibi oluyor ve dediğiniz gibi koordinasyon sağlanmış oluyor ve doğru yönlendirilmesi gerekiyor. Ve bu doğru yönlendirirken veya beklerken de hastanın hayati mortalitesini veya morbolitesini etkileyecek durumları da ortadan kaldırmaya çalışıyor. Mesela bacağı kırılmış bir hastada hemen müdahalesini yapıp ondan sonra damar yaralanması olup olmadığına bakıp, ki damar yaralanması varsa hemen kalp damar ekibini hızlı bir şekilde ameliyata hazırlaması gerekiyor. Kalp damar yaralanması yoksa veya sinir yaralanması yoksa hasta şokta değilse ortopedi hekimine verip ortopedi hekimi kesin tedavisini yapabiliyor. Burada önemli olan hastanın ciddiyetini azaltmak ve uygun hekimle buluşturmak.

 

PINAR AKKAŞ: İlk müdahalenin çok doğru yapılması ve doğru yönlendirilmesi çok çok önemli.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Tabii, ilkler çok önemli. Çünkü herkes acil servise gidiyor. Geçen yıl Türkiye’deki acil servis başvuruşları 100 milyonu geçmişti. Herhalde 112-113 milyon civarında. Bundan önceki yıl da bundan az değil 90 küsur milyondu, 89-90 milyon civarında acil başvurusu var. Bu da gösteriyor ki herkes acil servise başvuruyor. İnsanın sağlık nedeniyle başvurduğu kaçınılmaz iki yer var; birisi doğumhane ikincisi acil servis. Doğduğunda doğumhanede hastanede doğuyor, yine acil bir durumla karşılaştığında acil servislere geliyor.

 

EREL AKSOY: Dilerseniz o zaman acil servisin herhalde burada yanlış kullanılması söz konusu. Sizin tespitiniz, acil servise başvuran hastaların gerçekten acil olan oranı ne kadardır?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Ciddi şekilde yüzde 500 ile yüzde 70 arasında gereksiz başvuru olduğunu tahmin ediyorum. Ki bu yapılan çalışmaların çoğunda da gösteriyor zaten yüzde 50’nin üzerinde olduğunu. Hastaneden hastaneye değişiyor tabii. Özel hastanelerde biraz daha az, devlet hastanelerinde biraz daha fazla olmak üzere gereksiz başvurular olmakta.

 

PINAR AKKAŞ: Aslında çok yüksek yüzde 50 ile yüzde 70 gereksiz bir başvuru.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Tabii çok. Bu gereksiz dediğimiz şeyler gerçekten hemen tedavi edilmesi önemli olmayan, ihtiyaç olmayan, poliklinikte tedavi olması gereken hastalar. Daha sonra, poliklinikten randevu almamış olan hastalar, işte başka zamanı olmayan kişiler. Yani ben tekrardan hastaneye mi gideceğim, sıramı bekleyeceğim diyen kişiler. Bu nedenler, bunlar şunu bilmiyorlar aslında; orada acil olmayan durumla ilgilenirken belki onların kendi bir yakını ciddi bir travmayla, ciddi bir durumla karşılaştığında o hekimler o hastaya müdahale edemeyecekler. Müdahale edemedikleri için de ciddi şekilde sıkıntı yaşanabilecek durumlar. O nedenle acil servislerin mümkün olduğu kadar meşgul edilmemesi lazım.

 

EREL AKSOY: Aslında acil müdahale dediğimiz zaman biz şu anda hastanedeki sistemden bahsettik. Bir de bunun hastaneye gelene kadar olan sistemi var. Herhalde bunu adı da ilkyardım oluyor. İlk önce yaralıyla veya bir şekilde hastalıkla karşılaşıldığı zaman yapılan müdahale ilkyardım. İlkyardımın öneminden isterseniz bahsedelim.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: İlkyardım çok önemli. Çünkü olay yerinde sağlıkçı olmadığı durumda veya sağlık malzemeleri olmadan yapılan müdahaleye ilkyardım deniyor. Bu ilkyardım da o kaza anında veyahut acil durum anında herkesin başında bir doktor olması imkansız. Bu nedenle vatandaşın bu konuyu bilip ona göre müdahale etmesi gerekiyor. Çünkü bu ilkyardım yapılacak hastalar aslında çok farklı kişiler değil. ya kendi çocuğumuzdur, ya eşimizdir, ya annemizdir babamızdır ya da çok sevdiğimiz arkadaşımızdır. Yani bir lokantada yemek yerken siz tanımadığınız kişilerle yemek yemiyorsunuz. Yemek masasında karşınızda çok sevdiğiniz arkadaşın boğazına yabancı bir cisim kaçabilir, ve ona eğer anında müdahale etmezseniz acil sevse gidene kadar eğer tam tıkalıysa nefes borusu 5 ile 7 dakikalık zamanınız var. 5 ile 7 dakika içerisinde acil servise götürmeniz veya bir doktorla buluşturmanız imkansız. Bu durumda ilk yardımcının yaptığı müdahaleyle o kişi hayatta kalacaktır.

 

PINAR AKKAŞ: Bu konuda müdahale yapma durumunda olan kişinin bilgisi ve tecrübesi yoksa orada müdahale etse bir türlü müdahale etmese bir türlü. O anlamda da o ayrımın iyi yapılması gerekiyor. Çünkü iyi niyetle yaklaşılan bir durum mutlaka ama ciddi bir sonuç da doğurabilir Allah korusun. Onda ne yapmak gerekiyor?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: 2011 yılında ilkyardım yönetmeliği çıktı, revizyonu da çıktı onun. Burada özellikle çalışan yerlerde her 20 kişinin çok önemli riskli alan değilse 20 kişiden 1 kişinin ilkyardımcı olması gerekiyor. Eğer riskli alanda çalışan kişilerse 10 kişiden 1 kişi ilkyardımcı olması gerekiyor. İş güveliği anlamında bu şekilde yapılması gerekiyor. Ki bu 10 kişide 1 de çok az. Tüm vatandaşımızın ilkyardımı bilmesi gerekiyor. Çünkü ilkyardım yapılacak olan kişi yakınımız. Burada bizim ilkyardım Hocamız Almanya’ya gittiğinde 50’li 60’lı yıllarda ilkyardımın çok önemli olduğunu öğreniyor, Ortopedist Hocamız Rıdvan Ege. Burada ilkyardım eğitimini vermek için program hazırlıyor, ilk yardım eğitimini verdiği kişi kendi eşi. Diyor ki; “eşime bir şey olsa yanında ben varım ama bana bir şey olsa müdahale edecek kimse yok. O nedenle eşime öğreteyim” diyor ve ona göre kendini güvene alıyor. Ondan sonra tüm herkese öğretmeye başlıyor.

 

EREL AKSOY: Belki bir kişi hayatı boyunca bir veya iki kere buna ihtiyaç duyacak ama çok önemli hayati bir müdahale olacak. Belki ortaokullarda, liselerde bu dersin daha önemli vurgulanabilir halde sunulmasında fayda var.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Liselerde, ortaokullarda hatta ilkokullara inmesi gerekiyor bu dersin. Yine sağlık bakanlığı sertifikalı ilkyardım eğitim merkezlerinde bu eğitimin alınması gerekiyor. Bu kendi sağlığımız için, kendi çevremizin sağlığı için olması gerekiyor. Ki artık ilkyardım yapmak vicdani bir sorumluluk. Çünkü kimse size bir şey demezdi eskiden, yolda yatan bir kişi özellikle trafik kazalarında işte kazaya bakmadan çekip gittiğinizde kimse bir şey demiyordu. Ama artık kanuni bir zorunluluk haline geldi. Her ehliyet almış kişinin ilkyardım bilgisi vardır diye bakılıyor. Eğer ona bakmazsanız, o kişide ciddi hasar meydana gelirse veya ölümle karşılaşırsa cezai yaptırımları ortaya çıkıyor.

 

EREL AKSOY: Peki, böyle bir hastayla karşılaştığımız zaman yapılması gereken işlemler olduğunu bizliyoruz. Onlardan bahsedebilir miyiz? İlk yapılması gereken işlem nedir böyle bir durumla karşılaştığımız zaman?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: İlk yapılması gereken özellikle haberleşme sistemini aktive etmemiz gerekiyor. 112’yi hemen haberdar etmemiz gerekiyor. Burada 112’nin haberdar edilmesi çok önemli. Çünkü ilkyardımcının yapacağı imkanlar sınırlıdır, süre sınırlıdır. Yaptığı müdahalelerden yorulabilir, sonuçta hastanın da acil yardıma ve tıbbi yardıma ihtiyacı var, bu tıbbi yardımın hılı bir şekilde gelmesi gerekiyor. Bu nedenle ilk yapılması gereken hastanın ve kendi güvenliğini sağlayıp hemen 112’ye haber vermemiz ve sağlık sisteminin çarkını döndürmeye başlamamız gerekiyor.

 

EREL AKSOY: Sonuçta haber vermezsek o kişinin hastaneye ulaşım süresi daha da uzayacaktır. İlkyardım amacından sapmış olacaktır.

 

PINAR AKKAŞ: Dakikalar çok öneli olacağı için ilk anlamda o çağrının yapılması önem arzediyor.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: O çok önemli. Özellikle bizim vatandaşımız bunu çok fazla unutuyor. Çok fazla yardımsever, kendi yardım etmek istiyor. Ki bununla ilgili bir soruşturma da vardı. Şehir merkezinde bir polis aracıyla sivil aracın çarpışması sonucu kaza meydana gelmişti. Ambulansın olay yerine gitme süresi 45 dakika. 45 dakika sonra yaralıları alıp hastaneye götürüyor. İşte bu geç sürede gelir mi gelmez mi diye televizyonlarda ciddi sansasyon oldu, soruşturma açıldı. Ve soruşturma sonrasında ambulansın 3 dakika içinde gittiği, 42 dakika içinde hiç kimsenin akınla gelip de 112’yi arayalı demediği otaya çıktı. Tüm kayıtlarda bunlar mevcut. O nedenle öncelikle 112’yi aktive edip sağlık yardımının ilk yardımın ve acil yardımın ve tıbbi yardımın hızlı bir şekilde gelmesini sağlamamız gerekiyor.

 

EREL AKSOY: Onu da herhalde müdahale edenden değil de bir başkasından yardım isteyerek yapmakta fayda var.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Tabii. Eğer birden fazla kişi varsa böyle durumda ilkyardımcının olay yerini çok iyi organize etmesi gerekiyor. Özellikle ilkyardım eğitimi almış veya olaya müdahale edecek kişinin olay yeri yönetimi yapması gerekiyor. Çünkü o kargaşa anında hiç kimse bir şey hatırlamıyor. Bizim tıpta ekstrapiramidal sistem dediğimiz refleks hareketlerle hareket ediyor. Daha sonradan ne yaptığı düşündüğünde hatırlamıyor. O nedenle refleks haline getirip bu tip olaylarda hemen olayı bilinçli bir şekilde organize etmesi gerekiyor. Eğer yardımcı varsa hemen, “sen 112’yi ara, sen şunu yap, sen şu güvenlik önlemlerini al” deyip yaralıya hemen olay yerinde sağlık ekibinden yahut ilkyardımcılardan daha fazla sayıda yaralı varsa bu durumda yaralıları da ayırması gerekiyor. Bu çok önemli bir ayrıntı, triyaj diyoruz biz buna, triyaj yapması gerekiyor. Yani hastaları ayırması gerekiyor ciddiyet durumuna göre. Bu triyaj ciddi şekilde vicdani sorumluluk getiriyor. Çünkü bunu bırakıp müdahale etmediğiniz hasta ölebilir. Yahut da nefes alıyor olabilir ama siz ümit kesmişsinizdir ama hasta belki yaşayabilir. Ama olay yeri organizasyonunda bunu yapmazsa kurtarılacak olan hasta sayısı azalıyor o zaman. Maksimum sayıda hastayı kurtarmak istiyorsa ilkyardımcı bazı şeyleri göze alacak ve hastaları ayıracak. Burada hastaları olay yerinde 4 kategoriye ayırması gerekiyor. Birincisi siyah diye nitelediğimiz hastalar, bunlara hiç müdahale etmeyin, işiniz bittikten sonra eğer ölmüşlerse ölmüşlerdir, ölmemişlerse hiç umudunuz yoktur. Bunlar ciddi şekilde beyin hasarı veya hastanın boynu kopmuştur, boynu kesilmiştir, bey,in ortaya çıkmıştır falan yani umudu olunmayan çok fazla uğraşılmaması gereken hastalar, bunlar siyah nitelenen hastalar. Tüm alanda tedavi bittikten sonra onlara müdahale edilebilir. İkincisi kırmızı hastalar. Kırmızı hastalar en önemli hastalar, yani bu hastaları hemen müdahalesini yapıp sağlık ekibine devretmesi gerekiyor hızlı bir şekilde. Çünkü bunlar analiteye girme ihtimali çok yüksek hastalar. Akciğeri patlamış olabilir, işe karın içinde kanama olmuş olabilir, beyinde kanaması olabilir, hemen hızlı bir şekilde hastaneye gidip ilk iki saat içerisinde müdahalesini yapıp belki aha da önce ameliyata girmesi gereken hastalar. İlkyardımcıları kırmızı hastaları atlamaması gerekiyor. Eğer atlarsa o zaman ciddi şekilde hasar veya mortaliyeti artırabiliyor. Üçüncü nitelediğimiz hastalar sarı hastalar. Sarı hastalarda iki üç saat beklese de problem olmayacak hastalar. Hastanın bacağı kırılmıştır ama damar dolaşımı vardır, sinir yaralanmamıştır. Kolu kırılmıştır damar ve sinir yaralanmamıştır. Kaburgasında kırık vardır ama solunum sıkıntısı yoktur, bu tip hastalar sarı nitelendirdiğimiz hastalar. Bunları kırmızıları olay yerinde temizledikten sonra sağlık ekibine götürülmesi gerekiyor. Yeşil nitelediğimiz hastalar da olay yerinde az yaralanmış, gerekirse bize yardımcı olabilecek kişiler. Bunlar da yürüyebilen, konuşabilen şuuru açık hiç b,ir problemi olmayan hastalar. Ama bunların da sarılar bittikten sonra ve siyahlar bittikten sonra kesinlikle muayene edilmesi gerekiyor. Çünkü bazılarının ağrıları olayın sıcaklığıyla yüksek oluyor. Bunların içinde ciddi şekilde hasarlanmış veya yaralanmış kişiler ortaya çıkabiliyor.

 

EREL AKSOY: O zaman kırmızı diye nitelendirdiğimiz hastayla karşılaştığımızı düşünelim. İlk yapmamız gereken şeylerden bahsedelim. Nabız, solunum herhalde en önemli şeyler.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Böyle bir hastayla karşılaştığımızda hemen dolaşımı, solunumu, nabzı ve şuuru bize yol gösteriyor. Eğer hastamızın şuuru kapalıysa hemen dolaşım ve solunum var mı diye bakıyoruz. Şuuru kapalıysa tabii 112’ye haber verdikten sonra..

 

PINAR AKKAŞ: O dediğiniz çok önemli; ilk kişinin, hatanın ve kişinin kendinin güvenliğini sağlayıp 112’yi hemen arayıp onsan dediğiniz aşamalara geçilmesi gerekiyor.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Tabii. Sakat yardımcı hiçbir işe yaramaz. Ölü bir ilk yardımcı hiçbir işe yaramaz. Bunları haberlerde çok görüyoruz. Kazaya müdahale eden kişi arkadan gelen arabayla yaralanıyor veya kurtarma işiyle uğraşan kişi kendi mahsur kalıyor. O nedenle öncelikle kendi güvenliğimiz. Kendi güvenliğimizi almadan kesinlikle müdahale etmememiz gerekiyor. Burada güvenlik dediğimiz hem makro tehlikelere karşı hem de mikro tehlikelere karşı güvenliğimizi almamız lazım. Kanlar içinde olan hiç tanımadığımız bir kişinin hemen kanlarıyla çıplak elle müdahale etmemiz uygun olmuyor. Çünkü oradan girecek hepatit B gibi, HİV gibi mikroorganizmaların da bize bulaşabileceğini düşünmemiz azlım. Önce kendi can güvenliğimizi almamız gerekiyor, hem makro hem mikro tehlikelere karşı, ondan sonra müdahalemizi yapmamız gerekiyor.

 

EREL AKSOY: Evet, solunumla ilgili mesela diyelim ki boğaz bölgesinde kanama var, elinizde hiçbir alet ya da edevat yok. Böyle bir hastaya kişi ne yapabilir o anda?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Eğer hastanın şuuru açıksa, sadece solunum bölgesinde ağızdan gelen bir kanma var ise hasta yan yatırılıp eğer görebiliyorsak kanama noktasını oraya tamponla solunumu tıkamayacak şekilde tampon yapabiliriz. Eğer göremiyorsak yan yatırıp o kanı aspire etmesini engellememiz gerekiyor. Eğer şuuru kapalıysa, eğer solunum yoksa orada özellikle kanaması olmayan hastalar için solunum olmayan hastalarda ağızdan ağza solunum yapmamız gerekiyor solunum yoksa. Yine eğer kişinin kalbi durduysa kalp masajıyla solunumu birlikte yapmamız gerekiyor. Burada en önemli olan tabii kalp masajı. Solunum ikinci öncelikte. Trafik kazaları hariç bir anda kişi yere düşüp şuuru kapanırsa yüzde 80 ihtimalle kalp krizidir. Bunun ciddi çalışmaları var. Aniden hiç b,r problemi olmayan yolda yürürken birden ani kardiyak arrest gelişen hastalarda yüzde 80 kalp krizi olduğu için -trafik kazalarını hariç tutuyorum- kalp kriziymiş gibi, kalpteki elektriksel aktivitenin bozulmasına bağlı ölüm gerçekleşmiş gibi düşünün. Ölüm değil de kalbi durmuş gibi düşünmemiz lazım çünkü kalbi duran kişi hemen ölmüyor. Ölümün gerçekleşmesi yaklaşık 10 dakika kadar bir süre alıyor.

Burada kısaca kalp durmasına bağlı ölümün mekanizmasını size anlatayım. Normalde kalp çalışırken kişinin şuuru açık kan yeterince beyne pompalanıyor, tüm vücuda yeterince kan pompalanıyor ve konuşuyor her türlü şeyi yapıyor. Şimdi özellikle göğüs ağrısı olursa kalp krizi geçirirse hafif göğüs ağrısı oluyor ve kalp krizine bağlı elektriksel aktivite bozulursa kalpte fibrilasyon dediğimiz tam kasılamıyor, kan pompalamıyor kalp. Kan pompalamayınca beyne yeterince kan gitmiyor. Bu kan pompalamama başladığında kişinin şuuru hala açık. Yaklaşık yarım dakika bu şekilde şuuru açık durabiliyor. Hafif sendeliyor, peltek konuşmaya başlıyor, ondan sonra şuur kapanıyor çünkü beyne kan gitmiyor hala. Yaklaşık 1, 1,5 dakika sonra havale geçirmeye başlıyor beyindeki hipoksiye bağlı olarak. Biz o anda hasta ölmüş gibi veya kalbi durmuş gibi anlıyoruz. Aniden yere düşmüş bir kişinin kalbinin durmuş olduğunu düşünüp kalp masajına başlamamız lazım.

 

PINAR AKKAŞ: Peki, ani bayılmalarda yüzde 80 kalp krizi olarak düşünebiliriz. Ya değilse kalp masajı yapılması o zaman o anlamda hastaya uygulanır mı?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Ani bayılmalarda solunum da yoksa kalp masajı yapmamız gerekiyor.

 

EREL AKSOY: Nabız olup olmamasının bir önemi yok mu diyorsunuz?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Eğer ilkyardımcıysa daha doğrusu sağlıkçıysa hastaya bakabilir. Sağlıkçı değilse nabız olup olmamasının çok fazla önemi yok. Çünkü yapılan çalışmalarda sağlıkçı olmayan kişilerde nabzı anlamak için çok fazla vakit kaybediliyor. O nedenle bizim için zaten hasta düştüğünde kalbi yarım dakika önce durmuş, biz onu anlayana kadar yaklaşık 1,5 dakika geçmiş. Beynin ölemeye başlaması 3 dakika sürüyor.

 

EREL AKSOY: Şöyle bir şey aklıma geldi; sara nöbetinden dolayı kişi bayılmış olursa mesela böyle bir kişiye yapılan masaj nasıl bir sonuç ortaya çıkarır?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Bir kere kalbi durdurmuyor ama sara nöbetiyle kalbi durmuş olan bir kişinin o havale dediğimiz şey çok farklı. Çünkü birinde şuur tamamen kapanıyor, nefes alıp-vermiyor. Sara nöbetinde nöbet geçirirken bile nefes alıp verir. Beyin etkilenir ama kalbi durmuş kişi kadar etkilenmez. Gözleri açıktır, gözleri bir taraf devrilidir. Nefes alıp-verir hareketlerinde kasılmalar oluşur. O nedenle havale geçiren kişiye zaten havalesi durmadan müdahale yapamıyoruz. Havalesi durduktan sonra eğer solunumu yoksa, dolaşım belirtisi yoksa ancak kalp masajı yapılabilir.

 

EREL AKSOY: Bir de masaj öncesi bazen yumruk atılması göğüs üzerine gibi bir yöntem var, bunu öneriyor musunuz?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: 2010 AHA kılavuzu, bu kılavuzlara göre kalp masajı teknikleri güncelleniyor. Daha önceleri 92 ve 97’de prekordiyal yumruk diyorduk biz ona. Yaklaşık 30 santim üzerinden var gücümüzle göğse vurup göğüste elektriksel aktivite oluşturmaya çalışıyorduk. 2010 yılında bu prekordiyal yumruk rutin kullanımdan kalktı. Sadece eğer hastane ortamında monitöre bağlı fakat elektrik şoku vereceğimiz defibrilatör uzaktaysa ona ulaşmamız zor ise. Bak, monitöre bağlı olacak, defibrilatöre ulaşmamız zor olacak, o durumda bir kez prekordiyal yumruk denenebilir. Çünkü bizim verdiğimiz elektro şokla bifazikte 200 J, monofazikte 360 J elektrik akımı veriyoruz. Bu prekordiyal yumruk akımı dediğimiz yumrukla sadece 10 J bir elektrik akımı veriyoruz. Yani vermemiz gereken elektrik akımının 1/36. O nedenle en önemli olan orada mümkün olan en kısa sürede elektro şoka ulaşmak.

 

EREL AKSOY: Yapılan masajın etkin olup olmadığını peki nasıl tespit edeceğiz?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Yani masajı diyelim ki doğru yapıyoruz, o kişinin beynine gerçekten yeterli miktarda oksijen sağlayabiliyor muyuz sağlayamıyor muyuz? Veya bu tip durumlarda hastaneye ulaşması için yeterli süre sağlanabiliyor mu masajla?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Şimdi kalp masajıyla normal 45 dakika, 1 saat, 2 saat hatta literatürde 7 saat sonra canlanan bir çocuk var. Soğuk suda boğulma. 7 saat kalp masajı yapılıyor, solunum desteği sağlam bir şekilde ve 7 saat sonra çocuk kalbi çalışıyor, solunum fonksiyonları yerine geliyor ve beyinde hasar kalmadan düzelebiliyor. Benim tecrübelerim hatta ilk doktor olduğum 93 yılında yaklaşık 15 veya 20. günümdü hasta geldi kalbi durdu, 45 dakika boyunca kalp masajı yaptık ve ondan sonra kalbi döndü, gerekli müdahaleleri yaptık, yoğun bakıma yatırdık. Yoğun bakıma yatırdıktan 15 gün sonra gelip benden reçete istedi. Hiçbir şey olmamış. Beyinde hiçbir hasar yok, hiç bir şey yok o nedenle kalp masajı çok çok önemli.

 

EREL AKSOY: İlkyardımın diğer önlenebilir belki de daha da önemli olan konulardan bir tanesi de kanamalar, değil mi? Kanamalardaki müdahaleler konusunda ne yapmamız lazım?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Kanamalar ikiye ayrılıyor, bir iç kanamalar ve bir de dış kanamalar. Dış kanamalarda eğer görüyorsak kanamayı kanın damarda kalmasını sağlamamız lazım, en önemli şey bu. Çünkü kan damarda dolaştığı sürece yaşam fonksiyonlarımız yerindedir. Kan damardan çıkınca belli miktarda, yüzde 20’sinden sonrasında semptomlar ortaya çıkıyor. Yüzde 40’ından sonra ölüm tehlikesi ortaya çıkıyor. O nedenle en kısa sürede kanın damarda kalmasını sağlamak lazım. İlk yardımcının yapması gereken en uygun yöntem tampon. Yani temiz bir bezle, olay yerinde bulunan en temiziyle varsa önce sterilize ama yoksa temiz, yoksa olay yerindeki en temiz bir bezle bu kişinin kendi kıyafetleri olabilir yara üzerine baskı uygulamak, baslı uygulayıp tampon yapması gerekiyor. Burada özellikle ekstremitede kollar ve bacaklarda var ise bu tampon çok faydalı, damardan kanın çıkmasını engelliyor. Bir d şöyle bir durum var; turnike uygulamak eskiden çok kullanılıyordu tercih ediliyordu artık günümüzde tercih edilmiyor. Sadece sağlıkçılar, acil yardım konusunda bilgisi olan kişiler turnikeyi koyduktan sonra saatini üzerine yazıp belli edip o şekilde kanamayı durdurabilir. Onun haricinde ilkyardımcıların kesinlikle ve kesinlikle turnike kullanmaması gerekiyor. Çünkü turnike bağlandığında o bağlanan ekstremitin distalinde uç kısımlarında beslenmeyi bozuyoruz, yaranın iyileşmesi gecikiyor, dolaşım bozuluyor ve kangrene kadar gidebiliyor.

 

EREL AKSOY: Özellikle çok sayıda hasta olduğu zaman herhalde unutmalar olur.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Unutmalar çok fazla oluyor. Sırf unutmadan dolayı kolu-bacağı kesilen kişileri duymuştum.

 

PINAR AKKAŞ: O yüzden o kanamayı tamponla durdurmak daha doğru. Peki iç kanamayı dışarıdan anlamak çok mümkün değil. onun için ne yapılması gerekiyor?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Tecrübeli bir kişinin anlayabilir. Dışarıdan gelen kişiler de az buçuk ilkyardım eğitimi almış kişiler de anlayabilirler iç kanamayı. Öncelikle kişide soğuk soğuk terleme oluşur, çarpıntısı meydana gelir, şuuru hafif değişebilir, uykuya meyli olabilir, ajite olabilir. Eğer kanama bölgesi karın bölgesindeyse karın bölgesinde ağrı olabilir. Eğer kanama bölgesi akciğer bölgesiyse o bölgede solunum sıkıntısı olabilir. Ama dediğim gibi çarpıntı, soğuk terleme, uykuya meyil veya ajitasyon genelde bozulduğunu gösterir bu durumda. Böyle bir urumda iç kanama ihtimalini düşünmemiz gerekiyor. Burada nabzı kontrol ettiğimizde nabız alınamaz yahut çok hızlı yavaş yavaş nabız alınabilir. Ve burada da hızlı bir şekilde hastanın hastaneye ulaştırılması gerekiyor hiç beklemeden. Tabii gidene kadar veya ambulans gelene kadar ne yapılabilir iç kanamada? Sadece hasta sırt üstü yatırılır. İki ayağının üzerine hafif yüksek bir şey konabilir. Bu durumda her iki bacaktaki kan dolaşıma katılacaktır ve beyin oksijenizasyonu daha da artacağından dolayı şuuru daha da düzelir. Çünkü her iki bacakta yaklaşık iki ünite kan transfüzyon etmiş kadar kan var. Yan,i hastaya durup dururken oto transfüzyon dediğimiz kendi bacağındaki kanı sistemik dolaşıma katmış oluyoruz.

 

PINAR AKKAŞ: Tüm anlattıklarınızdan hakikaten ilkyardım müdahalesi çok önemli. Hayati durumlarda belki bir kişinin yaşamasına vesile olacak önem arzeden her konuda her aşamasında, dört renkte örnekleri olduğunu söylüyorsunuz. O yüzden o müdahale çok önemli. Bu anlamda da sağlık bakanlığının zaten önemli politikaları vardır ilkyardım konusunda, iş güvenliği anlamında politikalar vardır. halkın bilinçlendirilmesi çok çok önemli olmuş oluyor. Tabii ki insan ister ki ilk müdahaleyi ilkyardımı uzman kişi, uzman hekim yapsın. Ama öyle olamayan durumlarla da insan hayatı boyunca karşılaşabilir. Kendi başına gelebilir ya da bir başkasına şahit olabilir. O anlamda bu bilinçlenmenin önemi çok çok büyük hakikaten. Bu anlamda sizin acil tıpla ilgili dernekleriniz var galiba, değil mi? Sizin derken bu uzmanlık alanının.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Uzmanlık derneklerimiz var.

 

PINAR AKKAŞ: Bu derneklerin bu anlamda çalışmaları var mı?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Benim de mensup olduğum Acil Tıp Uzmanları ve Türkiye Acil Tıp Derneği var. Bu iki dernek de uzmanlık alanında, uzman eğitimi alanında kendisini gösteriyor. Yine halka yönelik ilkyardım eğitimleri oluyor özellikle. Onun haricinde sadece ilkyardım konusunda eğitim veren iki dernek daha biliyorum; birisi Hayatta Kal Derneği İstanbul merkezli, zaman zaman programları oluyor. Bir de Herkes İçin Sağlık Derneği İzmir merkezli. Bunlar da özellikle ilkyardım konusunda halkı bilinçlendirmek için ciddi çalışmaları oluyor. Ki az önce bahsettiğiniz gibi, en iyi doktora götürebilirsiniz ama zamanında götüremezsiniz. Zamanında siz ilk müdahaleyi yapmanız gerekiyor. Yani ilk müdahaleyi siz yaparsanız o zaman zamanında yetiştirme şansı doğabiliyor, önemli olan o.

 

EREL AKSOY: Bir de değinmek istediğim konu da travmalar. Kaza yerinde özelikle biraz bilinçlendiğini düşünen kimseler işte omurilik yaralanmaları olduğu zaman hiç müdahale etmeyin tarzında bir yaklaşım sunuyorlar. Bu gerçekten doğru mudur? Yani ambulans gelene kadar, yoksa o hastanın başka açılardan da değerlendirilmesini öncelikle yapmak gerekli midir?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Şimdi tüm travma hastalarının aksi ispat edilene kadar boyun omurgası kırıktır diye düşünmemiz lazım. En başta öyle kabul etmemiz lazım. Yaptığımız müdahaleleri de ona göre yapmamız gerekiyor. Yani eğer ilkyardım yapmamız gerekiyorsa boyun omurgası kırıktır deyip ortamda bulunan bezlerle kartonlarla boyun omurunu stabil halde boyunluk yapıp uygun hale getirmemiz gerekiyor. Hastayı çevirmemiz gerekiyorsa kesinlikle rotasyon hareketi uygulamamız. Rotasyon hareketi uyguladığımız anda yahut ikiye büktüğümüz anda kırık olan kemikte zedelenmemiş omuriliği zedeleyebiliriz. O nedenle ilkyardım müdahalesinde ilk öğretilen konulardan biri budur. Hastanın omurgası aksi ispat edilene kadar kırıktır diye düşünüp ona göre müdahale etmemiz lazım. Burada taşıma tekniklerine girmemiz gerekir. Eğer hastayı bir yerden bir yere nakletmemiz gerekiyorsa, önce güvenlik dedik. Kendi güvenliğimizi aldık, hastanın da güvenliğini almamız gerekiyor. Travmanın olduğu bölgede bir araç kazası şu bu falan olduğu için hastayı bir yerden bir yere nakletmemiz gerekiyor. Burada da hastanın omurgasına boyundaki omurgalara ve sırttaki omurgalara zarar vermeyecek şekilde, mümkünse en güzel örnek trafik levhalarını alıp hastayı onun üzerine koyup, onunla güzelce bağlayıp o şeklide transfer etmek lazım. Çünkü omurgayı hareket ettirdiğimiz anda kişi ömür boyu felç olacaktır.

 

PINAR AKKAŞ: Özellikle trafik kazalarında yardım amaçlı gidildiğinde bir taraftan omuz bölgesinden bir taraftan farklı bölgelerden asılma çekilme yöntemiyle kurtarmaya çalışırlarsa orada omurilikte ciddi hasarlar oluşturabilirler.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Televizyonlarda sık sık görüyoruz. Meşhur birisinin trafik kaza görüntülerini gördüğümüzde orada taşıma esnasında kafası sallanıyor, kolu sallanıyor, o şekilde ambulansa götürülürken görmüştük. Yine bir kızımız vardı hiç unutmuyorum, yoğun bakımda da ciddi şekilde takip etmiştik. Trafik kazası, ağabeyi olay yerinden alıyor kendi taksisiyle getiriyor, acilin önüne geliyor hasta, ben de o sırada oradaydım, gelir gelmez çıktım baktım trafik kazası hemen sedyeyi alıp düzgün bir şekilde sedyeye alayım derken ağabeyi aldı kızı kucakladı, kucakladığı anda ilk gördüğümde ayakları hareket eden kızın sedyeye konduğunda ayakları hareket etmiyordu. Yani bir dakika hızlı götürdü ağabeyi en fazla ama ömür boyu sakat kaldı. Orada kapıdaydık, sedyeye alıp düzenli bir şekilde, uygun bir şekilde hastayı çıkartıp o şekilde nakletmemiz gerekiyordu nakledecektik ama ağabeyi beklemediği için kötü oldu. Bu durumda sağlık görevlileri geldiyse ilkyardımcının en önemli özelliği kesinlikle ilkyardım sağlık ekibine hastayı devretmesi olması gerekiyor. Yani artık o yardımcıdır, sağlık ekibi ne diyorsa onu yapması gerekir. Eğer, ben ilk yardımcıyım her şeyi biliyorum, şunu da yapayım diyorsa o zaman sakatlıkları artırıyor.

 

EREL AKSOY: Evet, isterseniz hastane ortamına geri dönelim. İlgilendiğiniz konulardan bir tanesi travmalardan bahsettik. Kalple ilgili sorunlar var, kalple ilgili müdahalelerden bahsettik, kalp masajından biraz bahsettik. Bir tanesi de zehirlenmeler. Zehirlenmeler sizin konularınızdan bir tanesi, değil mi?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Zehirlenmeler bize çok sık geliyor. Özellikle sınav dönemlerinde daha fazla olmak üzere. Genç kızlarımız sınav dönemlerinde depresyona girip ilaç içip gelebiliyor. Zehirlenmeler çok çok önemli. Burada öncelikle neyle zehirlendiğini bilmemiz gerekiyor. Burada ailenin acil servise kişiyi getirdiğinde olayın nasıl olduğunu, nasıl gerçekleştiğini, nerede olduğunu, ne zaman olduğu, yanında kimlerin olduğu, doğru bilgi vermesi gerekiyor. Eğer şuuru kapalı bir şekilde evden getirildiyse biz eğer doğru anamnez veremiyorsak aile yakınlarından bir tanesini eve gönderiyoruz. Git evde çöpte şurada burada gizli yerlerde ilaç kutusu var mı bir şey var mı diye soruyoruz. Çünkü tedavimizi ona göre yönlendirmemiz lazım. Her ilaç kimyasal bir madde. Her kimyasal maddenin antidotu farklı, tedavi şekli farklı hatta müdahale şeklimiz farklı. Eğer hidrokarbon dediğimiz maddelerle zehirlendiyse kesinlikle kusturmamamız gerekiyor, midesini yıkamamamız gerekiyor. Eğer midesini yıkarak kusturursak bilin ki bu akciğerde ciddi şekilde kimyasal reaksiyona neden olacak ve kimyasal pnömoni meydana gelecek. Sırf biz kusturduğumuz için veya midesini yıkamaya çalıştığımız için. Orada maddenin önemi çok büyük, neyle zehirlendiğini çok iyi bilmemiz lazım, müdahalemizi ona göre uyguluyoruz. Tabii burada zehirlenmede öncelikle zehrin tipine göre karar verip eğer midenin yıkanması gerekiyorsa midenin yıkanması. Ki mide yıkaması ilk bir saat içerisinde, eğer mideyi yavaşlatan ilaçlarsa iki üç saat içerisinde olması gerekiyor. Olaydan bir saat geçtiyse mide yıkamanın çok fazla önemi yok, çünkü o midede eriyip sıvılara karışıyor, kana karışıyor ve etkisi kalmıyor. Mide yıkamak için en önemli olay ilk bir saat. Kusturmak için de en önemli kilit nokta ilk yarım saat. İlk yarım satı geçtiyse artık kusturmaya da gerek kalmıyor. Eskiden çok kullanılan kusturma yöntemleri vardı. Kişiye tuzlu su içirmek ve şurup içirmek gibi, artık onların hiç birisi kullanılmıyor. Çünkü yan etkisi çok daha fazla. Özofagus yırtığına kadar gidebiliyor kusturma yahut tuzlu su içirdiğinizde hipernatremi dediğimiz elektrolit imbalansları meydana gelebiliyor. Bu nedenle ilk yarım saat geçtiyse artık kusturma yöntemi çok tercih edilmiyor. Bir iki sat geçtiyse de mide yıkama yöntemi tercih edilmiyor. Ondan sonra artık kana karışan ilacın antigonos dediğimiz ve kandan temizlenmesi dediğimiz metotlar kullanılıyor. Bu, bekleyip idrar sökücü şeyler verilebilir yahut antidot dediğimiz başka bir kimyasal maddeyle bağlayıp kanın temizlenmesi olabilir. Yine aktif kömür dediğimiz mide bağırsak sistemindeki partikülleri temizleyip hiç kana karışmasını engellemeyecek şekilde olabilir. Veyahut da daha ileri denemde de eğer diyaliz gerekiyorsa genel durumu çok bozuksa diyaliz alınabilir. Bu şekilde kandan en hızlı şekilde uzaklaştırılmasını sağlamamız gerekiyor. Tabii tüm bunları yaptıktan sonra hasta zehirlenme dediğimiz etkiden çıktıktan sonra psikiyatriye göstermemiz gerekiyor. Psikiyatri görüp gerekirse psikoloji tedavisini bir şekilde almasını sağlamamız lazım. Çünkü bunların çoğu tekrardan intihara meyilli oluyor. B,r de kendinin neyle zehirlendiğini bilmeyen kişiler oluyor. Bir kısmı intihar oluyor bir kısmı neyle zehirlendiğini bilmeyen kişi oluyor. Özellikle karbon monoksit dediğimiz durum çok önemli. Bu, hekimlerin de korku rüyası diyebilirim. Çünkü sessiz ölüm ve evde bulunan herkesi etkiliyor. Özellikle bacaları uygun olmayan yahut kombilerde yahut eskiden çok daha fazlaydı şofbenlerden sızan zehirli tam yanmamış gazın etkisiyle karbon monoksit ortaya çıkıyor. Sessiz kokusuz çok hızlı yayılan, bunu inhalasyonla nefes alıp-vermekle kana karış ve oksijenle çok daha hızlı bağlanıyor, hemoglobin de oksijeni taşıyan molekülümüz, oksijenle hızlı bağlanıyor ve oksijenle yer değiştirmiyor. Bu şekilde kişi kendi kanıyla kendi nefesiyle boğuluyor, nefes alamıyor. Bu durumda da uyanık olmamız gerekiyor. Özellikle ailede birden fazla kişi şuur değişikliğiyle, baş ağrısıyla geldiyse hemen karbon monoksiti düşünmemiz gerekiyor, ona göre müdahale etmemiz gerekiyor.

 

EREL AKSOY: Kişi nefes alıp-verirken bir zorluk hissi oluşuyor mu bu tip durumlarda?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Hiçbir zorluk olmuyor, boğazda yanma olmuyor. Kokusuz ve renksiz bir gaz olduğu için kişi zaten fark etmiyor onu. Yavaş yavaş uykuya meyli artıyor, bilinç kaybı oluyor. Ondan sonra tamamen solunum ve kalp durmasıyla devam ediyor.

 

PINAR AKKAŞ: Peki Hocam, gıda zehirlenmelerinde nasıl müdahale gerekiyor hemen?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Gıda zehirlenmelerinde özellikle ilk iki saatte ortaya çıktıysa biraz daha rahat oluyoruz gıda zehirlenmelerinde. Tabii burada mantar zehirlenmelerini ayır tutmak gerekiyor. O besin zehirlenmesi dediğimizi, mantar da besindir ama o apayrı bir şey. Çünkü onun zehirlenme mekanizması ve kana karışma mekanizması çok farklı. Onun haricinde ilk zaten normal tavuktan yahut yenilen yemekten oluşan zehirlenmeler genellikle bulantı, kusma ve ishalle meydana geliyor. Hayati tehlikesi çok olmuyor. İlk iki saatteyse hayati tehlikesi çok fazla olmuyor. Bunların semptomatik tedavi dediğimiz bulantı kesici ilaçlarla veya sıvı tedavisiyle hasta rahatlayabiliyor. Daha geç dönemde ortaya çıktıysa o zaman daha ciddi tehlikeler ortaya çıkıyor. Çünkü o zaman zehirlenmenin mekanizması basit bir zehirlenme değil, mantar olabilir başka bir şey olabilir. O nedenle bu tip zehirlenmelerde mantarı hemen sormamız lazım. Çünkü mantarda hızlı hareket edersek tedavi erken başlarsa o zaman hayatı kurtarma şansımız yüksek. Ama gecikirse risk artıyor. Mantarın belirtileri 12 ile 24 saat veya 48 saat sonra ortaya çıkıyor hemen çıkmıyor. Hatta bazen 72 saat sonra ortaya çıkıyor. Her şey normal, 72 saat sonra bir anda karaciğer iflas etmiş, hızlı bir şekilde sarılık artmış, hasta ciddi nefes darlığı, ciddi karaciğer yetmezliği ve endikasyon ortaya çıkıyor ve hızlı bir şekilde karaciğer trans plantasyonu yapıp düzeltmek gerekiyor mantar zehirlenmesinde. O nedenle gıda zehirlenmelerinde mantarı özellikle sorgulamamız gerekiyor.

 

EREL AKSOY: Zehirlenmelerde hızlı müdahale gereken konulardan bir tanesi de herhalde hayvanların sokmaları, akrep, yılan, arı sokmaları var. Bu tip durumlarla karşılaşıldığı zaman ne yapılması gerekiyor?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Bu tip durumlarda eğer kişi atopik dediğimiz alerjik bir bünyeye sahip değilse çok fazla korkmaya gerek yok. O bir şekilde hastaneye gidip hastanede gerekli tedaviyi alması gerekiyor.

 

EREL AKSOY: hepsi için bu geçerli mi yoksa sadece arı için mi geçerli?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Arı, karınca tüm böcek sokmalarında, akrep içinde. Çünkü buradaki önemli olan, sokmalarda anaflaksi dediğimiz alerjik reaksiyon. Akrep de, bu bölgede yaşayan zehirli akrep yok. O nedenle akrepte nörotoksik ve hemotoksik ajanlar da var aslında. Özellikle Güneydoğu’da yaşayan akreplerde ciddi şekilde nekrozlar, ciddi şekilde hematolojik hastalıklar veya nörolojik semptomlar ortaya çıkabiliyor, ölümle sonuçlanabiliyor. O nedenle akrep sokmasında bölgesel değişikliklere çok dikkat etmemiz gerekiyor. Ama bu bölgede zehirli akrep olmadığı için orada alerjik reaksiyonlara dikkat edip ona göre müdahale etmemiz lazım. Eğer atopik bünyeye sahip bir kişiyse, daha önceden herhangi bir böcek soktu ve ölümden döndü, nefes durdu, nefes darlığı gelişti şu oldu bu oldu deniyorsa o zaman bu kişilerin bu arı sokmasından önce yahut diğer böcek sokmalarından önce alerji ünitelerine gidip tedavi olmaları gerekiyor. Ve bu tip durumlarda kullanması gereken bazı ilaçlar var, epinefrin dediğimiz bir ilaç var. Türkiye’de var mı bilmiyorum ama yabancı ülkelerde var. Türkiye’de de olması lazım, o ilacı yanında taşıması lazım. Arı sokmasıyla ölümden dönmüş kişi yanından o ilacı ayırmayacak. Hemen soktuğu anda kendisine o ilacı yapması gerekiyor. Kalem şeklinde epinefrin içeren bir ilaç. Ve kendisine hemen yapması gerekiyor. Bu epinefrini yaptığında hayatını kendisi kurtaracak. Burada ilkyardımın öneminde geliyor, ilkyardımı kendisi yapması gerekiyor. Çünkü o kişinin hastaneye yetişmesi çok zor.

 

PINAR AKKAŞ: Hızlı gelişen bir surum mu oluyor?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Tabii çok hızlı. Özellikle boğaz bölgesinde gıcık oluşuyor, dili şişebiliyor yahut gırtlak bölgesinde vokal kortlar ses telleri var, orada ödem meydana geliyor ve nefes almak istese bile oradan nefes geçmiyor ve nefes alamıyor, bu nedenle nefes alamadığı için ölüyor. Yahut tansiyon çok düşüyor, tansiyon düşüklüğüne bağlı şuur değişikliği oluyor. Burada tansiyon düştüyse epinefrin yapmak gerekiyor artı sıvı tedavisine gitmek gerekiyor. Eğer boğazı şiştiyse o durumda yapılması gereken gırtlak bölgesine hızlı bir şekilde trikostümü dediğimiz havayolunun açılması lazım boğaz bölgesinden.

 

PINAR AKKAŞ: Yani alerjik bünyesi varsa kişinin, atopik durumu varsa böyle bir böcek sokmasıyla karşı karşıya kalıyorsa anaflaktik şok geçirme ihtimali de çok yüksek anladığım kadarıyla.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Tabii.

 

EREL AKSOY: Her alerji için de demiyoruz herhalde.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Alerjik bünyeye sahip kişilerin alerji doktorlarına veya alerji konusunda danışmaları gerekiyor ve takiplerini yaptırmaları gerekiyor. Neye alerjisi var, alerjen durumla karşılaştığında ne yapması gerekiyor, ona göre ilk müdahaleyi kendisi vermesi gerekiyor. Çünkü alerjik bünyeye sahip kişilerin tedavi edecek kişiler yine kendileri. Bu alerjenden kaçmaları gerekiyor.

 

EREL AKSOY: Yılan sokmaları için de akrep gibi benzer düşünebilir miyiz ülkemiz için, tehlike açısından ne durumda Hocam?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Yılan sokmaları da özellikle viper dediğimiz çıngıraklı yılanlar ciddi şekilde zehirli. Yine bu bölgede nadir bulunuyor ama Güneydoğu ve doğu bölgelerinde çok daha fazla. Bunlarda da ısırdığı bölgede özellikle şişlik, kızarıklık ve siyalaşma ediğimi doku nekrozu meydana getiriyor. Ve kana karışıp kanda ciddi hemotolojik hemotoksik sorunlara yol açabiliyor ve ölümle sonuçlanabiliyor bunlarda da. Burada da yılan özellikle tehlikeli bölgedeyse veya zehirli bir yılan olduğunu düşünüyorsak hemen yılan antiserumu yapmamız lazım, ona göre müdahale etmemiz gerekiyor. Akrep antiserumundan bahsetmedim çünkü akrep antiserumunda şöyle bir şey var; eğer zehirli akreplerin oldu bölgedeyse akrep serumunu da yapmak gerekiyor ama zehirli olmayan akreplerin olduğu bölgede akrep serumu daha zararlı. Çünkü alerji yapma riski yüksek, daha fazla alerji yapıyor. Bunun üzerinde yapılmış bir sürü çalışma da var. Zehirsiz akreple ısırılan kişiler akrep serumu yaptığında çok daha fazlasını alerjik reaksiyon gelişebiliyor, anaflaksi gelişebiliyor. O nedenle akrep serumunu endemik bölgeye göre uygulamak lazım. Endemik olmayan bölgede çok fazla tercih edilmemesi gerekiyor.

 

EREL AKSOY: Zehirlenmelere değinmişken alkolü de aslında anmadan geçmemek lazım. Yüksek oranda alkol tüketimine bağlı olarak zehirlenmeler de olabiliyor değil mi Hocam?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Tabii. Alkol zehirlenmeleri deyince iki çeşit alkol zehirlenmesi düşünmemiz lazım. Birisi normal sarhoş olmak için kullanılan etil alkol dediğimiz alkol yani rakıda, şarapta bulunan alkol çeşidi. Burada çok fazla içince şuur değişikliği veya şuur kaybı olabiliyor. Daha da fazla içilirse özellikle sızmalara bağlı olarak hipoglisemi, hipoglisemi koma meydana gelebiliyor veya beyin ödemi meydana gelebiliyor. Ama bizim daha korktuğumuz etil alkol olmayan kişi sarhoş olmak için daha ucuza kullandığı kaçak alkoller var. Yahut başkaları kaçak metil alkolle yapılmış normal alkol şişelerinde satılan alkolü içen kişiler var. Yine kolonya ispirto içen kişiler var, onlarda metil alkol zehirlenmesi görüyoruz. Bu metil alkol zehirlenmesi normal alkole göre çok daha ölümcül. Ve özellikle kör kalma ihtimali körlük ihtimali çok fazla artıyor. Bu metil alkolü içenler öncelikle basit semptomlarla geliyor. Baştan karın ağrısı olabiliyor, bulantı-kusma olabiliyor. Ondan sonra körlük meydana geliyor. Bir anda gözleri görmüyor. Eğer gözleri görmüyorsa, karın ağrısı varsa alkol içtiyse hemen metil alkolü düşünmemiz lazım. Daha sonra solunum sıkıntısı dediğimiz daha doğrusu asidoz dediğimiz solunum sıkıntısına neden olan durum ortaya çıkıyor, hasta hızlı nefes alıp-veriyor, şuur etkilenebiliyor veya tamamen kapanabiliyor. Böyle durumda hemen hızlı bir şekilde antidotunu vermemiz lazım ve gerekirse diyalize almamız gerekiyor. Ve ölüm tehlikesi çok çok yüksek. Yani kaçak alkolden zehirlendi dediğimiz yahut ucuz alkolden zehirlendi dediğimiz kişiler bu metil alkolden zehirlenenler.

 

EREL AKSOY: Kolonyalar kaçak olarak metil alkolden yapıldığı zaman bunların cilt üzerinden kullanılmasının tehlikesi var mı?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Tabii, cilt üzerinden bunlar emiliyor. Devamlı bir kişi çok fazla miktarda döküp eline sürerse günde 10-15 defa aynı odada, çünkü bu solunumla da kana karışabiliyor. Aynı odada üzerine döküp döküp devamlı kullanıyorsa beli süre sonra metil alkol zehirlenme bulguları ortaya çıkabiliyor. O nedenle kolonyalara da dikkat etmemiz gerekiyor. Ucuz kolonyalar, ‘ucuz etin yahnisi kötü olur’ dedikleri gibi onlar da dikkat etmemiz gerekiyor. Mümkün olduğu kadar etil alkolden yapılmış olanları kullanmamız lazım. Aslında hiç kullanmamakta fayda var. Çünkü her ikisi de zararlı.

 

EREL AKSOY: Son günlerin popüler konusu özellikle bonzaiyle ilgili bir şeyler demek ister misiniz? Onunla ilgili konuşmak istiyorum. Halkı bilinçlendirmek, özellikle küçük genç yaştakileri daha fazla ilgilendiren bir sorun. Söylemek istediğiniz bir şeyler olabilir mi?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Bonzai korkulu rüyamız. Niye korkulu rüyamız? Hastaların nasıl geleceği belli değil. Her sosyal ekonomiye sahip kişi bonzai içip gelebiliyor. Yani sosyal ekonomi derken ekonomisi çok yüksek olan bir kişi de bonzai içip gelebiliyor. Sosyal ekonomisi çok düşük olan bir kişi de gelebiliyor. Çünkü dışarı da bunun 1 TL.- 2 TL. ye satıldığını duyuyoruz gelen hastalardan. Bu bonzainin içerisinde ne olduğunu hala belli sabit etken maddesi var ama bu sabit etken maddenin içerisine bir sürü kimyasal madde karıştırılıyor. Bir arkadaştan aldığım bilgiyi aktarayım; içinde organel fosfat dediğimiz bitkilerdeki böcekleri öldüren zehir tespit edilmiş bonzainin içerisinde. Bu dahi olabiliyor. Yahut çok ciddi ölümcül bir madde eklenebiliyor. Bir kısmına basit nişasta şu bu eklenebiliyor. O nedenle kimyasal formülü her zaman tespit edilemiyor. Bonzainin sabit sentetik kromoidi tespit ediliyor ama onun yardımcı maddeleri tespit edilemiyor ve hepsinin etkisi farklı farklı. Dediğim gibi organel fosfat zehirlenmesiyle gelebiliyor. Yahut kalbi durdurup gelebiliyor yahut şuurunu etkileyip gelebiliyor, solunum sıkıntısı yapıp gelebiliyor.

 

PINAR AKKAŞ: Ama hepsinin net etkisi ölümle sonuçlanıyor, değil mi?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Tabii. Hepsinin sonucu ölüm. Bir kısmı tansiyonu yükseltip  beyin kanaması yapıyor, bir kısmı solunumu durduruyor, bir kısmı akciğerlerde ödem dediğimiz su toplanmasına neden olup ölüme neden olabiliyor. Bir kısmı kalbe direk etki edip kalbi durdurabiliyor. Bonzai içtim geldim diyen kişiye yaklaşırken sınırlı bir yaklaşım şekli olmuyor, olamıyor. Yani bunun acaba hangi sistemi etkilenecek diye bekliyoruz takipte. Akciğeri mi etkilenecek, karaciğeri mi, böbrekler mi, şurası mı burası mı etkilenecek diye bir tereddüt yaşıyoruz bu durumda.

 

PINAR AKKAŞ: Bizim duyduğumuz genelde gençlerin kullandığı yönünde ama hakikaten o şekilde mi?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Servislere gelen genellikle gençler oluyor ama daha ileri yaşlar da özellikle erken yaşlı dediğimiz 40-50 yaşlarında da görülebiliyor bunlar. Daha küçük çocuk acil kısmına bakmadım bilmiyorum. Biz 18 yaş ve üzerine bakıyoruz ergenlik döneminden sonra. Çocuk bölümünde durum nasıl bilmiyorum onu.

 

EREL AKSOY: Hocam, çok değerli bilgiler verdiniz. Ben son olarak yine popüler konulardan bir tanesi özellikle acil serviste yaşanan şiddet olayları var. Bunlarla ilgili demek istediklerinizi de almak istiyoruz. Halkımıza vermek istediğiniz bir takım bilgiler olabilir mi?

 

PINAR AKKAŞ: Hasta memnuniyeti çok önemli, hasta yakınının memnuniyeti de çok önemli ama hekimlerin acil tıpta çalışan onların da memnuniyeti çok önemli. Bu dengenin tutturulması için neler yapılabilir?

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Bu dengeli bir şekilde tutturulması gerekiyor. Buradaki en önemli adım iletişim. İletişimi güzel kurabilirsek hekim olarak veya sağlık camiasından sağlık ekibi olarak yahut hasta tarafından baktığımızda hasta grubu veya hasta yakınları tarafından iletişimin çok iyi sağlanması gerekiyor. Burada en masum kişiler hastalar. Çünkü hiç sesleri çıkmıyor, hiçbir problem yok, kendisine yapılan iyiliği de fark ediyorlar. Canı acıyor, canı acıdığında ağrı kesici yapıyorsun düzeliyor. Yahut diyorsun ki; bu ağrıyı kesmemem gerekiyor çünkü ağrıyı kesersem şu şu meydana gelebilir. Çünkü her türlü ağrıda ağrı kesme endikasyonu yok. Bazılarında ağrıyı takip etmemiz gerekiyor. Çünkü ağrının gidişatı bize yol gösteriyor. Durumun aciliyetini veya stabile olup olmadığına karar vermemiz gerekiyor. Hastayla bunu konuştuğumuzda hasta çok rahat anlıyor. Ama hasta yakınlarıyla çok ciddi iletişim sorunları yaşanıyor. İşte, benim hastam şurada, şu yapılmadı, bu yapılmadı diyen, ciddi sorunlar yaşanabiliyor. Tabii onlar da haklı çünkü bizim acil servisin en büyük sıkıntısı şu; hiç bir hasta ve hasta yakını planlı bir şekilde ağrı içersinde gelmiyor, tabii nadiren oluyor da. Gerçek acillerde kişi evinden işine giderken eşiyle vedalaşıyor çocuğunu öpüyor yola çıkıyor. Bir anda kaza oluyor yahut göğsü ağrıyor yahut karnı ağrıyor, hemen 112 geliyor veya yakınları acil servise götürüyor, orada müdahale yapılıyor. Ve durumuna göre gerekli tedaviler uygulanıyor. Ve hasta kendini hiç ummadığı anda acil serviste buluyor ve orada yapılanları görüyor. Hasta yakını da eşini işte biliyor ve telefonla ulaşıldığında, eyvah hastam öldü şu oldu bu oldu falan deyip kafasında çok fazla şeyler kurup acil servise geliyor. Ve eşini sedyede yatarken yahut çocuğunu arkadaşını sedyede yatarken gördüğünde bir anda ne yapacağını bilmiyor. Çünkü bilinçli olsa o hareketleri yapması zor. Çünkü orada hiç kimse, ben bugün bir hasta öldüreyim diye acil servise gideyim doktorluk yapayım demez. Veya bir hasta bakıcı, bugün ben hastaları sakat bırakayım diye acil servise gelmez. O oraya geliyorsa ekmek parası kazanıyorsa hepsi can kurtarmak için geliyor ve yaralıların yaralarına merhem olmak için, yaralıların yaralarını sarmak için ve onlara yardımcı olmak için geliyor. Oradaki ölme tehlikesi olan hastaların sayısını azaltmak, yaralanma tehlikesi olan kişiye yaralanmalarını azaltmak için orada çalışıyor. Ve aslında hastalar için orada müdahale yapıyor ve hasta yakınları da eğer bu bilinçle yaklaşırsa iletişim çok daha faklı olur. Şiddetin temel nedeni iletişim. Hekim ve sağlık camiası, hasta, varsa yakınına ne olduğunu ne gittiğini anlatması gerekiyor. Hasta yakınının da, eğer anlatmıyorsa bir sebebi vardır. çünkü kalp masajı yapılırken gi-dip hasta yakınına da hemen bilgi verilmez. Önce hayatını kurtaracaksın, gerekli müdahaleleri yapacaksın, ona göre yapılması gerekiyor. Bir de gereksiz hastalar acil servislerden azalırsa o zaman bu şiddet oranları daha da azalacaktır. Çünkü gereksiz olan yani acil şikayeti olmayan sırf rapor almak için, sırf sıra beklememek için polikliniklerde durmak istemeyen kişiler acil servisleri doldurduğu sürece gerçek acillere bakılacak olan süre azalıyor. Bir hekimin bakabileceği süre poliklinikte bellidir, 6 dakika, 10-15 dakika hastaya göre değişiyor ama bir süresi var. Acil serviste böyle bir süre yok. 24 saatin var yahut 12 saatin var acil servistesiniz, kaç hasta gelirse gelsin hastalara bakmak zorundasınız, hastaları çözmek zorundasın. Eğer dakikada 1 hasta geliyorsa o zaman 1 hastaya 1 dakika ayrılır. Dakikada 10 hasta geliyorsa ona göre müdahale edilir. O nedenle iletişim ve gereksiz acil servislerin meşgul edilmemesi gerekiyor.

 

EREL AKSOY: Hocam, çok teşekkür ederiz verdiğiniz bilgiler için.

 

PINAR AKKAŞ: Gerçekten hem ilkyardımı, acil tıbbı çok detaylı anlattınız. İzleyenlerimiz için de mutlaka öyledir. Çok değerli bilgilerinizi bizimle paylaştınız çok teşekkür ederiz.

 

İBRAHİM İKİZCELİ: Ben teşekkür ederim.

 

PINAR AKKAŞ: Bir programımızın daha sonuna geldik. Bu hafta Prof. Dr. İbrahim İkizceli Hocamızı ağırladık. Bizlere acil tıpla ilgili çok detaylı bilgiler verdiler. Haftaya yeniden başka bir konuğumuzla buluşmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.

 

http://a9.com.tr/izle/192039/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---40-Bolum---Prof-Dr-Ibrahim-Ikizceli-Acil-Tip-Uzmani-

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Acil Tıp Uzmanı
Bedenimizdeki Ayetler
Doktor
Hastalık
Hastane
Prof. Dr. İbrahim İkizceli
Sağlık
Sağlık Bakanlığı
Tıp
Tıp Bilimleri
Yaşam ve Sağlık
insan bedeni
sağlık hizmetleri
sağlık sektörü
tedavi
İnsan Vücudu